İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

07.06.1981 - Makul Meclisler, Kıyamet Alametleri

07.06.1981 - Makul Meclisler, Kıyamet Alametleri
Hadisler Deryası

07.06.1981 - Makul Meclisler, Kıyamet Alametleri

13.05.2026
21 dk 57 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Sittü mecâlise el-müminü dâminun 'alallâhi teâlâ kâne fî-şey'in minhâ fî-mescidi cemâ'atin en 'ınde marîdın ev fî-cenâzetin ev fî-beytihî ev 'ınde imâmin muksıtın yü'azziruhû ve yüvakkıruhû.

Sadaka Resûlullah fî-mâ kâl ev kemâ kâl.

Metnini okuduğum hadis-i şerifte Peygamber aleyhisselâtü ve's-selâm Efendimiz bize makbul olan toplulukları, yerleri, meclisleri beyan ediyor. Şöyle buyurmuş:

Sittü mecâlise. "Altı meclis vardır." Arapça' da meclis, "oturulan yer" demek. Yani topluluktan, insanların toplanmalarından kinaye olur. Altı toplantı, insanların toplaştığı altı yer vardır ki;

El-Mü'minu dâminun 'alallâhi teâlâ mâ kâne fî-şey'in minhâ. "Bunların içinde herhangi bir şey olursa, mü'min orada Allah'ın hıfz-u emânındadır." Mü'min bu toplulukların birisinin içinde bulunursa hıfz-u emânda olur. Yani Allah-u Teâlâ hazretleri onu korur, onun kefili olur. O meclislerde yapılan şeyleri de Allah-u Teâlâ hazretleri bağışlar.

Bu meclisler nedir?

Kitabın kendisinden takip eden arkadaşlarım için söylüyorum, burada bir kelime atlanmış. Fî-şey'in minhâ'dan sonra fî-sebîlillah kelimesi geçecek, bir. Bir de dâminun 'alallâhi teâlâ mâ kâne fî-şey'in minhâ diyor. Men başka bir rivayette 'ma' diye geçmiş. Yani 'min' olursa; "O kimse ki bu meclislerden birisinde olur." demek. Mâ olursa; "O şey ki bu meclislerin birisinde vuku bulur." demek. Manada küçük bir değişiklik oluyor. Biz her ikisini de başında açıklamıştık. Yani "Bu meclisler bu topluluklar makbul topluluklardır, Allah-u Teâlâ bu topluluklara katılanları sever ve o topluluklara katılmış olan insanlara büyük hayırlar gelir." gibi bir mâna anlayacağız.

Şimdi bunları sıralıyor.

Birisi burada atlanmış olan, şerhte mevcut bulunan fî-sebîlillah. "Allah yolunda bir toplulukta bulunursa insan, Allah onu korur." Allah onun kefili olur, onu hıfz-u himaye eder, o kimsenin vekili olur.

İnsan nasıl Allah yolunda olur? Fî-sebîlillah nasıl olur?

Bi-ribâtin. "Ya bir kalenin, bir hudut karakolunun içinde Müslümanların bekçiliğini yapar, kâfire karşı elinde silah bekler," öyle olur. Ev kıtâlin. Veyahut fiilen düşmanla çarpışan bir grubun içinde vazifesini, yerini almış olur, çarpışmakta olur." Allah'ın hıfz-u emânında, Allah onun kefili, vekili olmuş bir kimse oluyor bu, bir. Böyle altı tane sayacak. Birisi, "Allah yolunda bir toplulukta savaşta veyahut bekçilikte olan Müslüman." İkincisi;

Fî-mescidi cemâ'atin. "Bir cemaatle namaz kılınan mescitte olan kimse."

Yani şurası cemaatle namaz kılınan bir mescit mi? Evet.

Cuma kılınan bir mescit mi? Evet.

İşte böyle bir mescitte bulunan bir kimse. Yani bir köşeye çekilmiş, herkesin bilmediği bir yer değil de cemaatle namaz kılınan, Cuma namazı kılınan bir mescitte insan bulundu mu Allah-u Teâlâ hazretleri de onun kefili, vekili olur. Ona da ne mutlu!.. [Üçüncüsü;]

Ve 'ınde marîdın. "Bir hastanın yanında bulunduğu müddetçe..." Yani bir hastayı beklemek suretinde... Ona hizmet etmek gerekir. Hastalar yatar; altı temizlenecek, gıdası verilecek, ilaçları içirilecek, başında beklenecek. Geceleyin o uyur ama sen uyanık beklemen lazım ki belki uyanıverir de bir şey olur diye. İşte o beklemek makbul bir bekleyiş oluyor. Allah-u Teâlâ sevdiği için insan bu altı zümrenin içine giriyor. Veyahut da sırf ziyaret için gitmiş olursun. Demek ki insan bir hastayı ziyarete gitse, o hastane odasında ziyaret müddetince Allah'ın hıfz-u emânında oluyor, makbul bir halde bulunuyor. [Dördüncüsü;]

Ev fî-cenâzetin. "Bir cenazeye yapılan hizmette bulunuyor ise..." Yani cenaze namazını kılmak, alıp onu kabristana kadar götürmek, alıp kabristanda kabre indirmek, gömüvermek, son hizmetini yapmak. Müslümanın Müslüman üzerinde bazı hakları vardır, bu o haklardan birisidir. Bir Müslümanın cenazesi ortada kalsa, kimse meşgul olmasa, o beldede ne kadar Allah diyen, lâ ilâhe illallah diyen, Muhammedun Resûlullah diyen Müslüman varsa hepsinin yakasına yapışılır, "Sen bu Müslüman kardeşinin son vazifesini niye yapmadın?" diye hesap sorulur. İşte böyle bir cenaze merasiminde bulunan kimse de Allah'ın kefil olduğu kimselerdendir. [Beşincisi;]

Ev fî-beytihî. "Yahut evinde bir köşeye çekilmiş..."

Neden çekilmiş?

İnsanlardan uzlet ediyor da kendi ibadetini yapmayı, ahiretini kazanmayı düşündürerek köşeye çekilmiş, uzlette... Ona da Allah kefil olur. [Altıncısı;]

Ev 'ınde imâmin muksıtın yü'azziruhû ve yüvakkıruhû. Bir adaletli liderin, adaletle tebaasını idare eden önderin, hükümdarın, hüküm sahibinin, güç sahibinin, sultanın, bir saltanat sahibi zatın yanında adaletle hükmetmek..."

Nasıl olur?

Allah-u Teâlâ hazretlerinin emirlerine uygun hükmetmekle olur. Öyle yapan bir kimsenin emrinde bulunuyor ve ona tazim ediyor, onu tevkir ediyor, ona hürmet gösteriyor. Onun maiyetinde bulunduğu müddetçe -Bak, İslâm nasıl bir itaat şuuru [vermiş]- Allah-u Teâlâ hazretlerinin kefil olduğu bir kimsedir.

Bu "kefil olmak"tan maksat nedir?

Kefil olmaktan maksadı şöyle izah etmiş;

İnnehû yuncîhi min ehvâli'l-kıyâmeti ve yudhiluhû dâre's-selâme. "Allah-u Teâlâ kıyametin sıkıntılarından, üzüntülerinden, tehlikelerinden o kimseyi korur da dâru's-selâm olan, selamet, esenlik diyarı-yurdu olan cennet-i âlâya dahil eder, cennete sokar." Kefalet o. Yani ondan murat netice itibariyle, "Bu meclislerde olan insan cennetlik insan olur." demek oluyor.

O halde neymiş?

Allah yolunda cihat eden, hudutta bekleyen veya fiilen çarpışan, bir. İkincisi; cemaatle namaz kılınan bir mescitte bulunan, yani namaz kılmak veya ibadet için oraya giden kimse. Üçüncüsü; bir hastayı bekleyen veya ziyaret için yanında bulunan. Dördüncüsü; bir cenazeyi takip eden, cenazenin son hizmetlerini yapmakta olan, o grupta bulunan. Beşincisi; kendi evine çekilmiş tek başına uzlet edip ibadetle, zikirle, fikirle meşgul oluyor. Altıncısı; adaletli bir liderin, hükümdarın mahiyetine girmiş, ona hürmet ediyor, buyruğunu tutuyor. Bu altı sınıfa Allah-u Teâlâ hazretleri ahiretin sıkıntılarını göstermez, korktuklarından emin eder, cennetine dahil eyler.

Allah-u Teâlâ hazretleri bu güzel hasletleri cümlemize nasip eylesin.

Diğer hadis-i şerif kıyametin alâmetleriyle ilgili. Peygamber aleyhisselâtu ve's-selâm Efendimiz şöyle buyurmuş:

Sittün min eşrâti's-sâ'ati. "Altı şey vardır ki, bunlar kıyametin şartlarındandır, alâmetlerindendir." Bir şart olur, ondan sonra arkasından meşrut gelir. O halde "kıyametin eşrâtı" demek; "onlar vuku bulacak, ondan sonra kıyamet gelecek" demek. Onun için biz "kıyamet alâmetleri" deriz. Arapça' da eşrât, "şartları" diyor. Sâ'at diyor. 'Saat'ten maksat, elif-lamla gelmiş, malum saat; dünyanın bozulma saati, bozulma vakti. "O vakit" diye geçiyor yani, "belirli o vakit" diye geçiyor. O vaktin şartları, alâmetleri altı tanedir. Altı tane şey bu kıyametin emareleridir. Bunlar olmadan o olmaz. Yani şart olmayınca öteki arkasından meşrut gelmiyor ya. Bunlar olmamışsa kıyamet kopmayacak, bunlar olacak da ondan sonra olacak.

Birisi mevti. "Benim vefatım." Ben hayattayken kıyamet kopmayacak. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor. "Benim vefatım şartlardan bir tanesi." Yani kıyamet Resûlullah zamanında kopmayacak; Resûlullah ahirete irtihal edecek, artık ne kadar zaman geçecekse ondan sonra. Birinci şart bu.

Ve fethu beyti'l-makdis. "Beytü'l-Makdis'in fetholunması." Beytü'l-Makdis'e biz Türkçe "Kudüs" diyoruz. Kudüs şehri fetholacak.

Kimden?

Şerhte diyor ki; min yedi'l-küffâri'l-muharibîn. "Savaşmakta olan kâfirlerin elinden kurtarılacak, fethedilecek."

Demek ki bu hadis-i şerifin bu cümlesinde iki tane istikbale ait gerçek var. Birisi; bir zaman gelecek bu [Kudüs] kâfirlerin elinde olacak, ondan sonra kâfirlerin elinden bu alınacak. Şimdi Kudüs onların elinde ama alınacak, kâfirlerden alınacak. O da ikinci şart.

Ve en yu'tâ'r-racülü elfe dînârin fe-yeshatuhâ. Üçüncü şartı söylüyor; "Kişiye bin dinar verilecek de kızacak." Hiçbir şey yok, birdenbire "Al sana bin dinar para veriyorum." diye para verilecek. Dinar da malum, o zamanın altın parası. Bin dinar verilecek de kızacak.

Neden kızacak? Az bulacak, "Bin dinar da neymiş!" diyecek. Az bulacak, küçümseyecek.

Bu cümle neyi gösteriyor?

Kıyametten evvel mal çoğalacak. Ve hâzâ kinâyetun an kesreti'l-mâli ve't-tisâ'il-hâl. "Malın çokluğundan, refahın artmasından, insanların ahvâlinin genişlemesinden, zenginleşmesinden kinaye."

Bugün beş kuruş çıkartıp versen bir kimseye ne yapar? İstersen 50 tane beş kuruş ver, ona çok bir şey gibi gelmez. Ne olacak, beş kuruşun ne kıymeti var? Kuruş unutuldu. Eskiden beş kuruşa bir simit alınırdı, şimdi bilmiyorum simit kaça alınıyor? Yani onun gibi bin dinar verildiği zaman kişi kızacak. İnsanlar o derecede zenginleyecek, mal çoğalacak, halleri iyileşecek. Bu da kıyametin şartlarından, emarelerinden, alâmetlerinden birisi.

Ve fitnetün yedhulü harruhâ beyte külli müslimin. "Her Müslümanın evine hararetinin sokulacağı bir fitne..." Yani bir fitne zuhur edecek ki o fitnenin sıcaklığı, harareti, ateşi her Müslümanın evine gelecek.

Ne demek?

Her Müslüman o fitneden biraz acı çekecek, canı yanacak. Büyük bir fitne çıkacak, her Müslüman o fitneden yanacak, yakılacak; meşakkatli bir durum olacak.

Ve mevtün ye'huzü fi'n-nâsi ke-ukâsi'l-ğanemi. "İnsanlar ölmeye başlayacaklar, insanları bir ölüm tutacak tıpkı koyunların öldüğü gibi..." Sakağı hastalığı mı, ruam hastalığı mı diyorlar; burunları akar akar, ondan sonra ölüverir. Şiddetli bir salgın hastalık geldi mi ondan sonra o sürüden hayır çıkmaz. O koyunların tutulduğu o hastalık gibi insanları tutup öldüren, bütün insanlara sâri bir hastalık; bu olmadan kıyamet yine kopmayacak.

Ve en tağdira'r-rûmu ve bi-nakdı'l-ahdi. "Rumlar ahitlerini bozarak Müslümanlara zulmedecekler, gadrecekler." Fe-yesîrûne bi-semânîne benden. "Seksen bayrak ile gelecekler." Tahte külli bendin isnâ 'aşera elfen. "Her bayrağın altında 12 bin insan olacak." Müslümanlara hücum edecekler. Bir bayrağın altında 12 bin kişi olacak. Bunların hepsi de 80 tane olacak. Müslümanlara 960 bin kişi hücum edecek. Şartlarından birisi de buymuş.

Kıyamete ait alâmetleri bu hadis-i şerifte öğrendik.

Öğreneceğimiz bir şey daha var; bir insan öldü mü onun kıyameti koptu [demektir.]

İnsanın kendi kıyameti ne zaman?

Kendisinin ölmesi. İnsan, insanın kendi kıyametinin alâmetlerine baksın. Bu şartlar ya kendi zamanında olur ya olmaz. Saç sakal ağarmaya, bel bükülmeye, ayak tutmamaya başladı, dizde romatizmalar başladı. Bunlar ne?

Bunlar işte o kıyamet alâmetleri. Bir gün gelecek, o olmayacak bu olmayacak derken kıyamet kopacak.

O zaman ne yapalım? Ahirete hazırlan.

Hz. Ömer radıyallahu anh, her gün gelip kendisini ikaz eylesin, nasihat etsin diye maaşlı bir insan tutmuş. Üstelik para da veriyor; nasihati kendisine parayla ettirtiyor. Eskiden herhalde bu âdete bağlı olarak padişahlar Cuma namazına gidip gelirken orada, "Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var!" diye bağırırlarmış. Hz. Ömer mührüne bir de yazdırmış ki;

Kefâ bi'l-mevti vâizan yâ Ömer. "Ölüm sana nasihatçi, vaiz olarak yeter ey Ömer!" diye. Vesikayı yazıyor, mührünü altına bastığı zaman o cümleyle karşılaşıyor. Her zaman gözü önünde olsun diye o cümleyi mührüne kazıtmış. "Ölüm sana nasihatçi yeter. Ölümden ibret almıyor musun? Gözünü açsana! Etrafındaki insanlar ölüp ölüp gidiyorlar, sen sanki burada ebedî mi kalacaksın? Bir gün gelip sen de gideceksin." mânasını daima hatırlasın diye...

Bir de bir talebem vardı; saatinin üzerine el-mevtü hakkun yazmış. "Saat kaç?" diye saatini çevirip baktığı zaman "Ölüm haktır." Ölüm bir gün başına gelecek; bunda hiç tereddüt yok, muhakkak başına gelecek mânasına.

Onun için biz kendi kıyametimize bakıp [ona hazırlanalım.] Tabii bunlarda da büyük ibretler var. Kıyametin bir büyük alâmetleri vardır, bir de küçük alâmetleri vardır. Bunlar çeşitli hadis-i şeriflerde mufassalan bildirilmiştir. İnsan bu kıyamet alâmetlerini okuduğu zaman zamanımızda kıyametin yaklaştığını anlıyor. Kıyametin zamanı çok yakın. O küçük alâmetleri insan okuyunca, "Demek ki artık ahir zamandayız, kıyametin gelmesi yakın." diye [düşünüyoruz.]

Ahirete hazırlanmak nasıl olur?

Hz. Ömer maaşlı bir adam tutarmış... Orayı bağlamadım. Sonra sakalında ak belirmiş. Sakalında ak belirince, bir gün o adam yine nasihate gelince;

"Sen bundan sonra bana gelme artık." demiş.

"Ne oldu ya Ömer? İlk önce sen söylüyordun, vazifelendirmiştin beni; ne oldu, ben bir kusur mu işledim?" gibi herhalde sormuş.

"Yok. Artık saçıma sakalıma ak düştü; besbelli ki işte ölüm yakın, artık senin bana ayrıca ölümü hatırlatmana, nasihat etmene lüzum kalmadı." gibi bir şekilde izah etmiş.

Bizim saçımız, sakalımız bembeyaz oluyor da âlem yine o âlem, devran yine o devran.

Allah uyanıklık nasip eylesin.

Ölüm birdenbire gelir. Önceden haberdar olan bahtiyarlar var ama onlar zaten ölüme hazırlıklı olduğu için Allah onlara önceden bildiriyor. Gafil insana ölümü birdenbire gelir.

Burada camimize devam eden bir hacı ağabey anlattı. Eski Tekirdağ müftüsü, bizim hocalarımızdan... Hocamızın hocasının da erkek kardeşiymiş. "Filanca gün öleceğim." diye vefatını kaç gün önceden söylemiş ve o gün ölmüş! Demek iyi insanlara Allah-u Teâlâ hazretleri kavuşma zamanını da bildiriyor.

Ama kötü insanlara ansızın gelir, ansızın! Çünkü o Allah-u Teâlâ hazretleriyle dost değil ki, Allah'ın yolunda gitmiyor ki Allah-u Teâlâ hazretleri ona bildirsin. O yürüyüp giderken birdenbire bir günah üzerinde ölüm geliverir; artık, "Beni biraz daha yaşatın da bundan sonra tevbe edeyim de iyi insan olayım." demek kâr etmez. Firavun bile dillere destan... Bir insana kızdık mı "Firavun gibi" deriz. Dillere destan adam, o bile denizde gark olacağı zaman;

Lâ ilâhe ille'llezî âmenet bi-hî benû İsrâîl dedi. Benî İsrail'in inandığı Allah'tan başka bir mabut olmadığını o da kabul etti ama iş işten geçtikten sonra, tam boğulacağı zaman!

Onun için kendi kıyametinin şartlarına dikkat etsin, gözlesin de tevbe etsin. Accilû bi't-tevbeti kable'l-mevt. "Ölümden evvel tevbeye acele edin." Ölüm 80 yaşından sonra gelir diye bir şart yok.

Alır yiğidin âlâsın, divane eyler anasın.

Gelinlik kızların saçın, teneşirde yıkar ölüm, diye bir ilahi söylerlerdi. Babası dedesi durur da küçük çocuk gider. Hastanın başında bekleyen ölür de hasta sağ salim çıkar. Kimin öleceği belli olmaz.

Onun için yarına çıkacağımıza garantimiz yok, daima tevbe üzere olalım. Daima abdestli, şuur üzere, Allah-u Teâlâ hazretlerinin istediği hal üzere olalım. Günah üzere ölümün bize gelmesinden sakınalım, çekinelim, hazer edelim. Günahlara dalmayalım. Tam o günah anında insan yakalanırsa, Allah korusun, insan nasıl ölürse öyle ba's olacak, nasıl ölürse ahirette o hal üzere kalkacak. Ne kadar fena; bir günah üzere ölmüş, o günah hali üzere kalkıyor...

Napoli diye bir şehir var. Yanında bir yanardağ var, o patlamış. Onun yakınında eskiden bir tarihî şehir varmış, Pompei diye adını veriyorlar. Yanardağın bütün lavları, külleri, ateşleri birden çöküvermiş, şehrin üstünü örtüvermiş. Birden, bir an içinde! Yani çarşıdaki çarşıda, evdeki evde, işteki işte... Hepsi öyle donmuş olduğu gibi kalmışlar. Şimdi kazı yapıyorlar, külleri süpürüyorlar, ayıklıyorlar; insanlar çıkıyor çarşıda, elini ötekisine uzatmış, berikisi teraziyi tutuyor, ötekisi oturmuş, ötekisi berikisiyle konuşuyor. Aynen anında dondurulmuş gibi... Hani bazen böyle bir film çevrilirken şu sahnede durduyorsun, aynen öyle duruyor ya; aynen öyle durdurulmuş gibi. Öyle kötü şeyler de anlatıyorlar ki, öyle günahlar üzerine Allah-u Teâlâ hazretlerinin azabı öyle birden tepelerine inmiş...

Allah insanları yanıltmasın, şaşırtmasın, uyanıklık nasip eylesin.

Daima ölüme hazırlıklı olmak lazım.

Rabiatü'l Adeviyye rahmetullâhi aleyhâ sabahleyin çıktı mı kendi kendisine dermiş ki:

"Ey Rabia! Bak, bugün son günün. Akşama erişmeyeceksin. Akşama gelinceye kadar öleceksin. Hadi bakalım, ona göre hazırlık yap."

Tabii "Artık akşama sağ çıkmayacağım, öleceğim." diye abdest alır, namaz kılar, oruç tutar, ibadet-taat edermiş. Akşama tabii ölmedi, akşamleyin de bu sefer;

"Hadi akşama sağ çıktın ama sabaha çıkmayacaksın, gece öleceksin." dermiş. Öyle öyle vaktini ibadetle geçirmiş.

Allah-u Teâlâ hazretleri cümlemize uyanıklık ihsan eylesin. Rızasına uygun ömür geçirmek, salih ameller işlemek nasip eylesin. Hüsn-i hâtime nasip eylesin. İnsanın sonunun iyi olması cümlemize nasip olsun.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA