İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

08.11.1981 - Hastalığa Sabır, Cennetin Dereceleri, Şaşılacak Şeyler, Gaflet

08.11.1981 - Hastalığa Sabır, Cennetin Dereceleri, Şaşılacak Şeyler, Gaflet
Hadisler Deryası

08.11.1981 - Hastalığa Sabır, Cennetin Dereceleri, Şaşılacak Şeyler, Gaflet

02.11.2025
18 dk 59 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Acibtü li'l-mü'mini ve ceze'ıhî mine's-sakami lev kâne ya'lemü mâ lehû fi's-sekami le-ehabbe en-yekûne sekîmen hattâ yelkâ rabbehû azze ve celle.

Sadaka Resûlullâh fîmâ kâl ev kemâ kâl.

İbn Mes'ud radıyallahu anh'in bize bildirdiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz; hastalığın insana sağladığı sevapları, manevi kazancı bildiriyor.

Acibtü li'l-mü'mini ve ceze'ıhî mine's-sekami. "Ben mü'min kulun hâline; hastalıktan üzülüp korkup çekinmesine, sakınmasına şaşarım. " Lev kâne ya'lemü mâ lehû fi's-sekami. "Eğer o kul, hastalık dolayısıyla kendisine neler gelmiş olduğunu bilseydi." Le-ehabbe en-yekûne sekîmen hattâ yelkâ rabbehû azze ve celle. "Mevlâ azze ve celle hazretlerine mülaki oluncaya kadar hasta kalıp O'na öyle hasta bir hâlde kavuşmayı temenni eder, isterdi."

Burada hastalara büyük bir müjde var. Allah-u Teâlâ hazretleri bu dünya hayatını, elemlerle, zevklerle, lezzetlerle, üzüntülerle karışık yaratmış. Bu dünya hayatında insan bazen sevinir bazen üzülür. Bazen nimetlere mazhar olur bazen imtihanlara duçar olur. Bazen fitnelere uğrar; malında, canında, evladında, çevresinde, sevdiği kimseler hususunda kendisine çeşitli sıkıntılar gelir.

Getiren kim?

Bi-yedihî melekûtü külli şey'in. "Her şey kudret-i kabzasında olan Allah-u Teâlâ hazretleri..."

Neylerse o eyler ve neylerse güzel eyler. Hepsinde bir güzellik vardır. Kulun boyun büküp hepsine de;

"Pekâlâ yâ Rabbi! Madem senden gelmiş ister gonca gül ister diken, ister nimet ister nikmet olsun. Mademki senden geliyor, razıyım." diyerek -kadere- rıza göstermesi lazım.

"Kadere rıza göstermezse benden başka bir Mevlâ arasın. " buyurduğunu Peygamber Efendimiz naklediyor.

"Kulum benim takdirime razı değil mi?

Hadi dolaşsın o zaman, kendisine bir başka Mevlâ arasın!" Başka kapı var mı?

İbrahim b. Edhem rahmetullahi aleyh ne güzel söylemiş:

İlâhî abdüke'l-âsî etâka. "Yâ Rabbi! Âsi kulun senin huzuruna geldi, kapına geldi. El açıyor, istiyor."

Mukırren bi'z-zenbi kad deaka. "Günahını mu'terif, kusurunu biliyor. Sana el açmaya, senden bir şey istemeye yüzü yok. Ama yine de dua etmeye geldi."

Fe-in tağfir fe-ente ehli'l-lizâkâ. "Affedersen affetmek senin şanındandır. Kerem sahibisin, lütuf sahibisin, Afüvv'sün, affedersin, bağışlarsın."

Ve in tatrut fe-men yerham sivâkâ. "Bir de kapından kovarsan senden başka kim merhamet eder? Hangi kapıya gidilir? Hiçbir kapı yok."

Onun için takdire rıza göstereceksin. Allah-u Teâlâ hazretleri ne takdir etmişse imtihan! Bu dünya da karışık. Lezzetle, nimetle, sıkıntı ve üzüntü ile karışık bir imtihan. Ahirette ayrılacak. Çırpıldığı zaman sütün kaymağıyla suyunun ayrıldığı gibi... Cennette nimetler, cehennemde cezalar, sıkıntılar, meşakkatler, ayrılacak. Cennette;

Lâ yeravne fîhâ şemsen ve lâ zemherîrâ. "Orada ne aşırı güneş ne şiddetli soğuk görecekler; her şeyi nimet..."

Mâ lâ aynün raet lâ üzünün seme'at ve lâ hatare alâ-kalbi ehadin. "Gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, kimsenin hatırına hayaline gelmeyen, hayaline sığmayacak nimetler orada toplanır."

Ya öbür tarafta?

Öbür tarafa da akıl ermez. Çünkü kudret-i külliye sahibi Allah-u Teâlâ hazretleri. Sonsuz kudret sahibi Allah-u Teâlâ hazretleri:

Azîzün zü'ntikâm. "Düşmanına muhakkak galip gelen ve intikam sahibi olan..."

Allah-u Teâlâ hazretleri orada, âsi kullarından hesap soracak, ceza verecek. Oradaki cezalara da akıl ermez; tahammülü mümkün değil. Onun için Allah-u Teâlâ hazretleri bizi cehenneminden azat eylesin. Lütfuyla, keremiyle cennetine dâhil eylesin. Oraya girdikten sonra, oranın sıkıntısına tahammül mümkün değil.

Ama Allah-u Teâlâ hazretleri buyuracakmış ki:

"Kulum! Ben senden dünyada çok şey istemedim ki emirlerime itaat etseydin, işte cennet."

Zor değil. Biz hakikaten çok kafasızız. İnsan nesli olarak çok şaşkınız. Üstelik peygamberler de gelmiş, haber de vermişler. Orada birden karşılaşsak o zaman belki derdik ki:

"Bu olacağı önceden bilseydim, böyle yapmazdım." Peygamberler bildirmiş.

"Ey kulum! Ben senden çok şey istemedim ki bana itaat edecektin, namaz kılacaktın, doğru olacaktın, haram yemeyecektin; onların hepsinin faydası yine sana, başkasına değil."

Allah-u Teâlâ hazretlerinin bizim ibadetimize ihtiyacı var mı? Hâşâ ve kellâ, sümme hâşâ! Öyle şey yok! Hiçbir şeye ihtiyacı yok. Biz neyiz ki?

"Ol" dediği zaman olan, "olma" dediği zaman yok olan, âciz, naçiz varlıklar...

Çölde kumun hesabı sorulur mu? "Şu kumu nereye koydun, zayi ettin." diye kimse kimseye kumdan hesap sorar mı?

İşte biz o kadar âciz, naçiz, zerre, bî-çare mahlûklarız.

Bizim Allah-u Teâlâ hazretlerine ne faydamız olur?

Bütün ibadetlerin kârının hepsi bize hem şahsen hem sıhhaten hem bedenen hem ruhen hem cemiyeten bize. Biz Allah'ın emrine uyduğumuz zaman vücudumuz sıhhat bulacak, ruhî hastalıklardan kurtulacağız.

Mevkiimiz dolayısıyla, ister istemez insanların ahvâliyle meşgul oluyoruz. Geliyorlar, dert açıyorlar, "Bunun çaresi nedir?" diye mesele soruyorlar. İnsanların büyük bir kısmı ruhen hasta.

Neden? Hak yolda gitmeyince, Allah-u Teâlâ hazretlerinin emirleri dinlenmeyince ruhen sıhhat olur mu?

İnsanın parası olur; apartmanı, yazlık köşkü, açık kapalı otomobili, her şeyi olur ama ruhî sıhhat olmaz, saadet, huzur olmaz. İnsanlar çeşit çeşit şeylere duçar olurlar.

Ruhî bakımdan sıhhat de İslâm'da! Bedenî bakımdan sıhhat de İslâm'da! Cemiyetin güzelliği, sıhhatli, yağlanmış makine gibi, tıkır tıkır işleyişi de İslâm'dadır. Çünkü İslâm insanın gedik tarafını bırakmıyor.

Şimdi bugünün dünya nizamı, insanların koyduğu nizamlar ortada. Mesela polis evin içini bilmez ki ne yapsın? Evin içinde adam ne yaparsa yapar. Sonra evin içini bilse kalbini bilmez ki nasıl bilsin, kalbine nasıl karışsın?

İnsanın aklına, kalbine karışmak mümkün değil! Ama Allah-u Teâlâ hazretleri insanın hem kalbinin hem aklının ahkâmını bildiriyor, emrediyor. Hem ruhunun ahkâmını emrediyor, bildiriyor hem dış şartların ahkâmını bildiriyor, emrediyor. Böylece iç ve dış ihmal olmuyor.

Dünya nizamları, acizliğinden dolayı, insanın içine, aklına, kalbine karışamaz. Orası eksik kalınca gediğini bulurlar. Bu insanlar şeytandan beterdir, istediğin kadar mükemmel nizam getir, her nizamın gediğini bulurlar. En mükemmel nizamın, en büyük kusurlarını görürler, o kaçacak noktalardan kaçarlar.

İslâm hiçbir yerde gedik bırakmamıştır. İnsanı sadece maddî yapısıyla değil, her yönüyle ihata etmiştir. Allah-u Teâlâ hazretleri yaratıcımız olduğu için bize neyin yaradığını bildiğinden, bizi her yönden tedbirlerle çevirmiştir. Yarısını yapıp yarısını yapmayan insan hasta olur. Tamamını yaparsa kurtulur. Tamamını yaptığı zaman bakarsın kale gibi, çelik gibi olur. Yaşlı demezsin, delikanlı dersin. Belki ihtiyarlıktan beli iki kat olmuştur ama zihni dinçtir. Bazı hacı nineler gözlük takmadan iğneye ipliği geçirir. Ona "ibadet kuvveti" derler; öyle hacı nineler vardır. İnsan hep ibadetle çelik gibi olur.

Demek ki bazen de Allah kullarına hastalık verir.

Takdir O'nun değil mi? Bu dünya imtihan dünyası değil mi? İmtihan dünyası.

"Acaba hastalık, ceza olarak mı geliyor?"

Öyle diyemeyiz. Allah hastalığı sevdiği kullara da verir, kötü kullara da verir.

İmtihan sorusu; "Bakalım nasıl cevap verecek?" diye, bazen sıhhatten açılır.

Peki, hastalık gelince ne yapacağız? Başından, hastalığı temenni etmek yok.

"İnşaallah hasta olayım da çok sevap kazanayım." demek yok, öyle mantık yok! Biz Allah'tan afiyet dilemekle emrolunmuşuz.

"Ya Rabbi! Sen bana dünyada, ahirette, dinimde afiyet ihsan eyle. Dinim sağlam olsun, fitneli fesatlı olmasın. Akidem dürüst olsun, aklım yanlış yerlere saplanmasın. Dünyam, ahiretim afiyetli olsun; dertlerden de uzak olayım, hastalıklardan uzak olayım." Dememiz gerekir.

Allah-u Teâlâ hazretlerinin hak Resulü bize; "Allah'tan bir şey istediğiniz zaman afiyeti isteyin." diye bildirmiş. Hastalık, dert, musibet, bela istemek yok!

Geçenlerde hadis-i şerifte geçmişti, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bir sahabeyi ziyarete gitmiş. Adam hastalıktan kuş yavrusu gibi kalmış; erimiş, ufalmış, küçülmüş. Hani "bir deri bir kemik" deriz ya, demek ki öyle bir hâle gelmiş.

Resûlulah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz diyor ki:

"Ey filanca! Sen hiç Allah'a dua etmez misin?"

"Ederdim yâ Resûlallah! 'Bana ahirette vereceğini, dünyada ver. Ahirette çekmek zor olur, bu dünya hayatı nasıl olsa gelip geçici, ne vereceksen bu dünyada ver de ahirette rahat edeyim.' Diye dua ederdim." deyince, Efendimiz; "Hayır" diyor, "Öyle dua etmeyeceksin, afiyet isteyeceksin; 'Dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver.' diyeceksin."

Allah-u Teâlâ hazretlerinin hazinesinin sonu yok ki! Sana dünyada da verince sanki hazinesinden bir şey mi eksilecek?

Peygamber Efendimiz; "Ayakkabınızın bağı kopsa Allah'tan isteyin." diyor. Muhabbet öyle olacak; sevgi, bağlılık, yakınlık öyle olacak.

El-İhsânü en-ta'büda'llâhe ke-enneke terâhü fe-in lem-tekün terâhü fe-innehû yerâke. "İbadette ihsan mertebesi, Allah-u Teâlâ hazretlerini görüyormuş gibi ona ibadet etmektir. Çünkü sen onu görmüyorsan da o seni görüyor."

Ve hüve me'aküm eynemâ küntüm. "Siz nerede olursanız olun, O sizinle beraber."

O zaman iste. Çoluğun çocuğun olsa yakında ne dersin? "Oğlum bana şunu getiriver." dersin. Allah-u Teâlâ hazretleri yanında. "Yâ Rabbi! Sıkıştım, bana şunu ihsan ediver." dersin. "Ayakkabının bağını bile isteyin." diyor, küçük büyük istemekten çekinmeyin. Onun için:

Rabbenâ âtinâ fi'd-dünyâ haseneten ve fi'l-âhireti haseneten ve kınâ azabe'n-nâr. "Ya Rabbi! Sen bize dünyada da iyilik ver, âhirette de iyilik ver. Şu korkunç cehennem azabından bizi koru."

Kur'ân-ı Kerîm'de bize talim edilen dualardan. Hastalık istenmeyecek, afiyet istenecek.

Peki, gelirse ne yapacağız?

Ceza yok; korkmak, çırpınmak, itiraz yok. Nereden geldiğini bileceksin! Allah'tan geldi, sabredeceksin. Şimdi senin imtihanın sabırdan açıldı. Evvelce sıhhatteydin, o zaman imtihan şükürdendi. Bakalım sıhhatini hak yolda mı kullandın? Kim bilir neler yapmıştır? İnsanlar o gençliğini nerelerde harcıyor. Sıhhatli olduğu zaman pazusu yerindeyken gücü kuvveti yerindeyken o vücudu ne kadar hor kullanır. Nerelerde harcar. İşte o zaman imtihanı kaybettin. Sıhhat imtihanı, şükür imtihanıydı, şükredecektin. O sıhhatin, o nimetin şükrünü eda edecektin. Allah'a iyi kulluk edecektin; o gitti. Şimdi yerine hastalık geldi, sabır imtihanın başladı. Şimdi de sabredersen kazanırsın, sabretmezsen sen bilirsin. Allah-u Teâlâ hazretleri sana muhtaç değil, sen O'na muhtaçsın. Sen O'nun huzuruna gideceksin. Hepimiz O'na döndürüleceğiz.

Ve ileyhi türce'ûn. "Hepimiz O'nun huzuruna dönüp gideceğiz."

İnsan Allah-u Teâlâ hazretlerinin huzuruna iki türlü gider. Bir; sevenin sevene kavuştuğu gibi. Allah cümlemize onu nasip etsin. Bir de efendisinden kaçmış kölenin yakalanıp zincirlenip kelepçelenip efendisinin huzuruna korka korka geldiği gibi. Hangisi iyiyse ona göre gitmeye çalış.

Hastalandın. Allah-u Teâlâ hazretleri hastalığa öyle ecirler veriyor ki hastanın iniltisi tesbih, uykusu ibadet, duası makbul. Sıhhatteyken yapmış olduğu amellerin hepsini yapıyormuş gibi kabul ediliyor. Allah-u Teâlâ hazretleri meleklere emrediyor:

"Yazın! Sıhhatteyken ne yapardı?"

"Yâ Rabbi! Geceleyin kalkar, teheccüd namazı kılardı, şu kadar tesbih çekerdi, gözyaşı dökerdi, istiğfar ederdi."

"Yazın o sevabı!"

Aynen yazılıyor. Hastalandı, yapamıyor ama aynen yazılıyor.

"Yâ Rabbi! Duha namazı kılardı, İşrak namazı kılardı, insanların hayrına koşardı. Sıhhatli olduğu zamanı bir görseydin, pervane gibiydi, hizmet ehli, tatlı dilli idi, güler yüzlüydü."

"Yazın o sevapları!"

Allah-u Teâlâ hazretleri sıhhatteyken yapmış olduğu amellerin hepsinin sevabını yazacak. Sonra hastalıktan kalktığı zaman da ona fe'ste'mili'l-amel denilecek.

"Hadi, defter-i a'mâlin, amel defterin kirlerden temizlendi, paklandı, defterinde günah kalmadı. Yeni bir defterle amele yeniden başla! Aman günah tarafını doldurma, sevap tarafını doldur. Aman günah yazdırma!"

İnsan öyle bir ağır hastalıktan kalktı mı kendisine fe'ste'mili'l-amel " Amele yeniden başla, hadi bakalım sıfırdan başlıyorsun, günahlar gitti, tertemiz bir deftere yeniden başlıyorsun." denilecek.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz burada da;

Acibtü li'l-mümini. "Mü'mine şaşarım." buyuruyor. Dikkat ederseniz "mü'mine" diyor. Mü'min olacak, Allah'a iman edecek. İman etmiş insanla, etmemiş arasında bir fark olacak.

"İnanmış, Allah'ın varlığını birliğini anlamış bir insanın hastalıktan korkmasına şaşarım." buyuruyor.

Neden?

Hastalıkta çok sevap var. O kadar çok sevap var ki "İnsan o faydaları bilseydi; 'Keşke hep hasta olsam da o hasta hâlimle Allah'a kavuşsam.' diye temenni ederdi." Bu hadisi hatırınızda tutun da hasta ziyaretinde hastalarınıza söyleyin.

Adedü dereci'l-cenneti adedü âyi'l-Kur'âni ve men dehale'l-cennete min ehli'l-Kur'âni fe-leyse fevkahû derecetün.

Hz. Âişe-i Sıddîka radyallahu anhâ anamızdan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlar:

"Cennetin mertebelerinin adedi, Kur'ân-ı Kerîm'in ayetlerinin adedincedir."

Cennette kaç mertebe var?

Kur'ân-ı Kerîm'de kaç ayet varsa o kadar mertebe var. Kim Kur'ân-ı Kerîm'den bir ayet bilirse bir derece. Bir ayet daha bilirse iki derece. Öyle...

Ve men dehale'l-cennete min ehli'l-Kur'ân. "Kur'an ehlinden bir kimse cennete girerse." Fe-leyse fevkahû derecetün. "Onun üstünde başka derece yoktur."

Çünkü Kur'an ehli. Kur'an'ın hepsine aşina, hepsine sahip, hepsine vâkıf.

Burada hafızlara büyük müjde var. Kur'ân-ı Kerîm'in hepsini biliyorlar ama bir de ince nokta var ki onu büyüklerimizden hep duyduk, kitaplarda da okuruz; "Her Kur'an'ı okuyan, Kur'an'ı hıfzeden, Kur'an ehli değildir."

Rubbe tâlin li'l-Kur'âni ve yel'anühû. "Nice Kur'an okuyanlar vardır ki Kur'an ona lanet eder."

Öyle olmamalı, öyle olmamaya dikkat etmeli. Kur'an ehli olmalı, Kur'an'a ehil olmalı. Kur'an'ın lanet ettiği bir kimse olmaktan Allah-u Teâlâ hazretlerine sığınırız. Kur'ân-ı Kerîm ile ilgili bilgimizi arttırmazsak bizim Müslümanlığımızda, İslâm'ımızda, imanımızda hata var. Okumasını bilmiyorsak öğrenelim. Mealini okumadıysak mealine aşina olalım. Sureleri biliyorsak, yeni sureler ezberleyelim. Mümkünse kendimiz hafızlığa çalışalım, değilse çoluk çocuğumuzdan hafız yetiştirmeye çalışalım. Kur'ân-ı Kerîm'in ahkâmını öğrenelim, öğrendiğimizi tatbik etmeye çalışalım.

Kur'ân-ı Kerîm yalnızca, "Ölülerimize okuyalım." diye inmedi. "Mezarlıkta, ölülerimize okuyalım da kabirleri nurlansın" diye inmedi. Kur'ân-ı Kerîm, bize dünya hayatının yolunu göstermek için indi. Cemiyet hayatının, insan saadetinin yolunu göstermek için indi.

Kur'ân-ı Kerîm Allah-u Teâlâ hazretlerinin bize hitabıdır, bize mektubudur. Bize emirleri ve yasakları Kur'an'dadır. Hepsi Kur'ân-ı Kerîm'in içindedir. Onu bilmeliyiz, öğrenmeliyiz. Şimdi zaman, o zaman. Tam öğrenme zamanı. Bir zaman gelir de insan dizlerini döver, fırsat bulamaz; dizini dövmesin. Allah-u Teâlâ hazretleri, her işimizin önünü sonunu, hayır eylesin. Fırsatları ganimet bilmeyi nasip eylesin. Zaman ve fırsat büyük nimettir. İnsanlar bu nimetin kadrini bilmezler, elden gidince anlarlar.

Allah-u Teâlâ hazretlerinin ayetleri oyuncak değildir! Resûlullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem'in hadis-i şerifleri oyuncak değildir! Dinlenip de kulağın arkasına atılmak için değildir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in sözünü, Kur'ân-ı Kerîm'in ayetini ciddiye alıp tüylerimiz diken diken olacak şekilde dinleyip mucibince amel etmemiz lazım.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA