13.12.1981 - Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimizin Beyaz Giymesi

13.12.1981 - Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimizin Beyaz Giymesi
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Aleyküm bi'l-Kur'âni fe't-tehîzûhu imâmen ve kâiden fe-innehû kelâmu Rabbi'l-âlemîn ellezî hüve minhu ve ileyhi yeûdu.
Bu hadis-i şerif bize Kur'ân-ı Kerîm'i tavsiye ediyor. Allah-u Teâlâ hazretlerinin Resulü buyuruyor ki:
"Size tavsiye ederim..."
"Boynunuza borç olsun, dikkat ediniz, sımsıkı sarılınız." mânasına...
Ne? Bi'l-Kur'ân. "Kur'ân-ı Kerîm."
"Kur'ân-ı Kerîm okumaya dikkat ediniz, sarılınız, riayet ediniz."
Fe't-tehîzûhu imâmen ve kâiden. "Kur'ân-ı Kerîm'i kendinize imam ve komutan, rehber edininiz."
Nasıl imam olacak?
Nasıl ben camide önümde bir zât-ı muhterem mihraba geçiyor da Allah-u Ekber dediği zaman eğiliyorum, semia'llâhu li-men hamideh dediği zaman kalkıyorsam; Kur'ân-ı Kerîm "yap" dediği zaman yapacağım, "yapma" dediği zaman bırakacağım; emrini tutacağım, yasağından kaçacağım. İmam öyle.
Kur'ân-ı Kerîm imam olur mu? Olur tabii... Emirleri var, yasakları var; ona aynen uyacaksın.
"Onu imam edin." diyor, bir.
İkincisi; "Rehber edin." diyor. Ona iktidâ edeceksin, uyacaksın, onun peşinde gideceksin.
Neden böyle diyor, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz?
Fe-innehû kelâmu Rabbi'l-âlemîn. "Çünkü bu, Rabbü'l-âlemîn'in kelâmıdır."
Kur'ân-ı Kerîm Allah-u Teâlâ hazretlerinin sözüdür. Uydurma bir söz değil, senin benim sözüm değil, şahsî bir kanaat değil; kâinatın sahibi, bizim halikımız, râzıkımız, bizi yaşatan, bizi öldürecek olan, bizi huzuruna çekecek olan, bizden hesap soracak olan Allah-u Teâlâ hazretlerinin kelâmı.
Biz neye göre hesap vereceğiz?
Kur'ân-ı Kerîm ile biz mesul olacağız. "Sana Kur'ân-ı Kerîm'i göndermedim mi? Onunla ne amel ettin?" diye Allah-u Teâlâ hazretleri soracak.
Onun için, Allah-u Teâlâ hazretlerinin kelâmı olan bu Kur'ân-ı Kerîm'e sımsıkı sarılın, onu kendinize imam edinin, rehber edinin.
Başka hadis-i şeriflerde rivayetin devamı da var.
Kur'ân-ı Kerîm Allah-u Teâlâ hazretleri tarafından gönderildi. Tekrar ona dönecek. Bir rivayette deniliyor ki;
Fe-âminû bi-müteşâbihihî. "Müteşabih âyetlerine inanınız." Fa'tebirû bi-emsâlihî. "İçinde anlatılan kıssalardan gerekli hisseleri çıkartıp ibretlerinizi alınız."
Bu hadis-i şerifi Hz. Ali radıyallahu anh ve kerremallâhu veche rivayet etmiş.
Burada Hz. Ali Efendimiz' in râvi olmasında bir ince nokta, nükte var. Ankara'da birisi bana; "Bizim mahallede bir kişi var." dedi. Diyormuş ki:
"Elinizdeki Kur'ân-ı Kerîm yanlış, eksik; saklanmış, bazı şeyleri kaçırılmış."
Sübhanallah! Böyle bir iddia Kur'ân-ı Kerîm'in kendisine aykırı. Çünkü;
İnnâ nahnu nezzelne'z-zikre ve innâ lehû le-hâfizûn.
Kur'ân-ı Kerîm'i indiren Allah-u Teâlâ hazretleri bu ayet-i kerimede garantisini de veriyor.
İnnâ nahnu nezzelne'z-zikre. "Kur'ân-ı Kerîm'i bizzat biz indirdik." Ve innâ lehû le-hâfizûn. "Onu biz hıfzedeceğiz."
Velev tekavvele aleynâ ba'de'l-ekâvîl. "Eğer Kur'ân-ı Kerîm'in kendisine inzâl edilmiş olduğu Resul-i Ekrem bile bazı sözleri Allah-u Teâlâ söylemediği halde söylemiş gibi isnat etse, kendisi uydursaydı..." Le-ehaznâ minhu bi'l-yemîn sümme le-kata'nâ minhü'l-vetîn. "Damarlarını koparırdık!" diyor Allah-u Teâlâ hazretleri...
Resûlullah Allah'ın emin peygamberi; Muhammedü'l-Emîn, emniyetli peygamber. Peygamberlik öncesi hayatında emniyetle şöhret yapmış. Kendisine nasıl geldiyse, titreyerek, "Bir âyeti yanlış [ezberlemeyeyim.]" diye hızlı hızlı, tekrar ede ede vahiy geldiği zaman aynen [söylemeye, hıfzetmeye] çalışırdı. Teselli sadedinde; "Sen telaşlanma Resulüm, onun hıfzı, hatırlatılması, nakledilmesi bize ait." diye Allah-u Teâlâ garanti veriyor.
Allah-u Teâlâ hazretlerinin bir ayetini bile değiştirilmeyeceğine, bir isnat yapılmayacağına dair garanti verdiği Kur'ân-ı Kerîm'e bir insan nasıl olur da "eksiktir, fazladır" der?
Neden der? Cahilliğinden der! Çok cahil, çok zalim, çok zavallı, çok şaşkın bir kimse!
Dedim ki:
"O arkadaşa git benden haber ver. Ben şimdi üniversitede bir çalışma yapıyorum, sıkışık bir durumum var. Ben çok zengin bir insan değilim. Ben ortaya 100 bin lira koyayım, o 5 bin lira koysun. Onun da kalbinin ikna olacağı şekilde Kur'ân-ı Kerîm'de hiçbir eksik olmadığını ispat edeceğim. O da ikna edecek, 'doğru' diyecek. Var mı böyle bir iddiaya? Git haber ver, ben ispat edeceğim." dedim.
Ondan sonra oradan ses gelmedi.
Çünkü elimizde Hz. Ali Efendimiz' in bizzat kendi imzasını taşıyan, onun eliyle yazılmış Kur'ân-ı Kerîm var. Müzemizde, altında Hz. Ali Efendimiz' in imzası olan Kur'ân-ı Kerîm var, elhamdülillah. Onu gösterecektim. Ensesinden tutup; "Bak, bu Resûlullah'ın damadı, senin de beğendiğin, Hz. Ali'nin imzasını taşıyan Kur'ân-ı Kerîm! Bak bakalım, başından sonuna kadar bizim şimdi okumuş olduğumuz Kur'ân-ı Kerîm'e göre bir kelimesinde bir fark var mı?" diyecektim, alacaktım 100 bin lirasını ama gelmedi.
Hz. Ali Efendimiz Kur'ân-ı Kerîm'e uymayı tavsiye ediyor. Onun için, kim Hz. Ali Efendimiz'i sevmek iddiasında ise, Hz. Ali Efendimiz' in şefaatine mazhar olmak istiyorsa bu hadis-i şerife daha dikkatli bir şekilde baksın.
Bulacaksın! Nasıl yemeğini buluyorsun, nasıl ekmeğini buluyorsun, akşama aç kalmıyorsun, nasıl yağmurdan barınacak bir yer buluyorsun; öyle Mevla’nı bulacaksın. Bu hayat da fırsat, işte kaç sene yaşayacaksan bu fırsat içinde Allah-u Teâlâ hazretlerini bileceksin, bulacaksın, O'nun rızasını kazanacaksın. Başka çaren yok!
Hz. Ali Efendimiz' in bir sözü var, çok hoşuma gitti ve hepimizin bunu çok iyi bilmesi lazım. Çünkü insanlara tâbi olmak insanları çok aldatıyor. Bir insanı seviyorlar, tâbi oluyorlar. Ama sevgi yanlışsa… İnsanın kimi seveceğini, neye inanması gerektiğini iyi tayin etmesi lazım. Onu tayin edemeyince gönlünden bağlanıverdiği insan onu şaşırtabilir.
Ya Şer'i Şerif’e, Kur'ân-ı Kerîm'e, hadis-i şerife aykırı şeyler söylüyor da onları yanlış yola çekiyor ise, o zaman ne olacak?
Onun aksakalı, başındaki koca kavuğu kâr edecek mi?
Etmeyecek. Hem dalâlete düşüren hem dalâlete düşen, ikisi birden cehenneme gidecek!
Onun için, Hz. Ali Efendimiz' in şu tavsiyesini kendinize hayatınızda prensip edinin:
İ'rifi'l-hakka ta'rif ehlehû. "Önce hakkı öğren, ondan sonra kimin hak ehli olduğunu anlarsın."
Önce hakkı öğren. Hak neresi, gerçek nerede, kim [hakta], onu anla. Kur'ân-ı Kerîm'i öğren, hadis-i şerifi öğren, dinin aslını sapasağlam öğren; ondan sonra kimin Kur'an ehli, kimin hadis ehli, kimin hak yolda, kimin bâtıl yolda, kimin hâdî, kimin yol gösterici rehber, kimin yol sapıtırıcı mudil olduğunu çok iyi anlarsın.
Bu devirde başka hiçbir çare yok!
Önce hakkı öğreneceğiz.
Bu dünya üzerinde hiç kimse; "Benim yoğurdum, ayranım ekşi." demiyor; "Benim yolum en güzel yol." diyor. O zaman kimin doğru yolda kimin eğri yolda olduğunu anlayacağız. Başka hiçbir çare yok.
Kur'ân-ı Kerîm'i bugünden tezi yok, okuyacaksınız.
Bak, Peygamber Efendimiz ne dedi?
Aleyküm bi'l-Kur'ân. "Kur'ân-ı Kerîm'i okuyun." dedi.
Peygamber Efendimiz' in hadis-i şeriflerini okuyacaksın. Karşına bir emir geldi mi hemen o gün yapmaya başla. Çünkü bildiği ile amel eden insana Allah-u Teâlâ hazretleri bilmediği ilimlerin hazinesini açar. İnsan bildiği ile amel etti mi insana bilmediğinin kapıları açılır.
Şimdi bak burada bir hadis-i şerif okudun:
Aleyküm bi'l-Kur'ân. Peygamber Efendimiz Kur'ân-ı Kerîm'i tavsiye etti. Bugünden tez yok, açacaksın Kur'ân-ı Kerîm'i, her gün üç sayfa, beş sayfa, bir cüz, kabiliyetine ve hızına göre biraz Kur'ân-ı Kerîm okuyacaksın, biraz mânasını [öğreneceksin.] Bir hadis-i şeriften başla.
İşte başlangıç noktasını gösteriyorum, buyur:
İşe Kur'ân-ı Kerîm'i okumaktan başla ve onu kendine imam edin. "Uydum Kur'an'a!" de. Hani imam efendinin arkasına geçiyorsun; "Niyet ettim ikindi namazının farzını kılmaya, uydum hazır olan imama." diyorsun. "Uydum Kur'an'a!" diyeceksin. Kur'ân-ı Kerîm'e uy.
Kur'ân-ı Kerîm'i okurken ne diyor orada?
"Yalan söyleme." diyor; yalan söyleme. "Oruç tut." diyor; oruç tut. "Namaz kıl." diyor; namaz kıl. "İçki içme." diyor; içkiyi bırak.
İmam, rehber edineceksin kendine ki Allah-u Teâlâ hazretlerinin rızasına eresin.
İşte başlangıç noktası; bugünden başla.
Allah kolaylık versin. Allah yolunu açık etsin. Füyûzat, fütûhat versin. Berekâtını ihsan eylesin. Sevdiği razı olduğu yüksek mertebeli bir kul eylesin.
Aleyküm bi'l-beyâdi mine's-siyâb.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki;
Aleyküm bi'l-beyâdi mine's-siyâbi. "Size elbiselerin beyazlarını tavsiye ederim."
"Beyaz elbise giymenizi tavsiye ederim."
Hiç olmazsa burada şu hadis-i şerife uymuş olayım diye... Bir defacık bile olsa "Uydum yâ Resûlallah." diyeceğim, "O hadis-i şerifini duydum da onun için beyaz giydim." diyeceğim hiç olmazsa... Belki mazeret olur, belki olmaz, bilmiyorum.
Müslümanlık çok daha zordur, kolay değil... Melekler cennete giden insana şaşacaklarmış; "Ya bu kadar badireyi nasıl atlattın da sen nasıl buraya gelebildin?" diye... Cennete girmek kolay değil. Çok çalışmak lazım. Oyuncak değil. Dünya hayatı oyuncak değil. Bir kere, insanın bir defa fırsatı var. Bir defa yaşayacağız, bir fırsat. Ya cennete girmeyi hak edeceksin, kazanacaksın; veyahut gittin, mahvoldun! Ya cennete gideceksin ya da mahvoldun! Öteki ihtimali düşününce bile insanın tüylerini diken diken edecek bir ihtimal... Ya cennete gittin; oh ne âlâ, sefa süreceksin. Uçmak istersen uçacaksın, yemek istersen yiyeceksin, yatmak istersen yatacaksın... Akılların almadığı, kulakların duymadığı, gönüllere sığmayan lezzetleri, nimetleri elde edecek. Ne güzel... Veyahut da... Aman orasını hiç söylemeyelim. Veyahut da mahvolacaksın, perişan olacaksın, helâk olacaksın! Bu ne kadar ciddi bir iş!
Onun için, iki elimizin arasına başımızı alıp kara kara düşünmemiz lazım; "Nasıl olur da şu cehennemden kurtulurum, nasıl olur da şu cennete girerim; bunun çaresi, yolu nedir?" diye düşüneceğiz. Başka hiç çare yok!
Ticaretine bir tehlike geldiği zaman düşünmüyor musun?
Şimdi bir haber çıksa; "Yarın paranın değeri düşecek." Herkes hemen cebindeki parayı düşmeyecek bir şeye bağlamak için uğraşmaz mı?
"Altın pahalanacak, gramında 800 lira fark edecek."
Kuyumcuların önü dolar, herkes tedbir alır, değil mi?
Onun için, işte cennet yolu, işte cehennem yolu; buradan kazanılıyor, başka hiçbir fırsat yok. Bir defa fırsat verdiler bize; şu dünyaya geldik, bir fırsat... Elhamdülillah o fırsat elimizde. Akıl nimeti de var. Çok şükür, avantajlıyız da... Çok şükür, Müslüman doğmuşuz.
Mübarek, elindeki nimeti kaçırma! Elinde bir elmas var, bir pırlanta var, büyük bir nimet var; bari bunu kaçırma! Müslüman doğmuşsun. Ya bir de diyar-ı küfürde doğsaydın?
Arayıp bulacaktın. Bulduktan sonra "Ben Müslüman oluyorum." diyecektin. Daha zor...
Bak, elhamdülillah Müslümansın. Hiç olmazsa elindeki nimetin kadr-ü kıymetini bil de onu ömrünün sonuna kadar koru.
Yâ Rabbi! Ey bize İslâmiyet'i nasip etmiş olan Mevla’m! Bizi bu Müslümanlık ile yaşat, bu Müslümanlık ile emaneti teslim eden bahtiyarlardan eyle. Allahümme yâ veliyye'l-İslâm messiknâ bi'l-İslâm hattâ nelkâke bih...
Aleyküm bi'l-beyâdi mine's-siyâbi fe'l-yelbeshâ ahyâüküm. "Size beyaz elbiseyi tavsiye ederim." diyor Peygamber Efendimiz.
"Dirileriniz, canlılarınız, hayatta olanlarınız bu beyazı giysin."
Ve keffinû fîhâ mevtâküm. "Ölülerinizi de bu beyaza sarınız."
Kefen beyaz oluyor, neden? Bak, hadis-i şerifte sebebi çıktı.
Ve innehâ min hayri siyâbüküm. "Çünkü beyaz renkli elbise en hayırlı elbisedir." buyurmuş.
Tabii giyimi biraz zor. Çabuk kirlenir, çabuk yıkarsın. Temiz tutarsın, pırıl pırıl uzaktan görüldüğü zaman, "İşte Müslüman tertemiz..." diye herkes hayran kalır.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
14.06.1981 -
Ameli Heba Eden
13.12.1981 -
Doğru Sözlülük, Oruç
