22.02.1981 - Namazda Saf Tutmak, Hudut Bekçiliği

22.02.1981 - Namazda Saf Tutmak, Hudut Bekçiliği
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Râssû sufûfeküm ve kâribû beynehâ ve hâzû bi'l-a'nâki.
Enes b. Mâlik radıyallahu anh'ten. Efendimiz buyurmuşlar ki:
"Saflarınızı perçinleyin, kenetleyin..." Bu, namazda saf bağlamakla ilgili bir hadis-i şerif.
"Saflarınızı sımsıkı birbirine kenetleyin."
Ve kâribû beynehâ. "Safların aralarını yakınlaştırın." Ve hâzû bi'l-a'nâki. "Omuzlardan, boyunlardan hiza alın."
İnsan ayağına bakarsa; kimisinin ayağı 38 numaradır, kimisinin 44 numaradır, kimisi şişmandır, kimisi zayıftır. Demek ki insan omuzlardan bakarak hizayı oradan sağlayacak.
Bu hadis-i şerif, namaz için cemaate gelmiş olan insanların dizilişiyle ilgili bir hadis-i şerif. İnsanlar camiye geliyorlar, yan yana diziliyorlar, o esnada nasıl hareket etmeleri lazım gelir, diye Peygamber Efendimiz bildiriyor.
Ne ibret çıkıyor bundan?
Bundan çok ibret çıkıyor: Her şeyde intizam. Peygamber aleyhi's-salâtu ve's-selam Efendimiz namaza durmadan, namazı kıldırmaya başlamazdan önce herkesi düzeltirmiş. Askerdeki gibi... Geriye itermiş, geridekileri öne çekermiş. İp çekilmiş [gibi] muntazam bir şekilde saf bağlamalarını temin edermiş.
Sevvû sufûfeküm fe-inne tesviyete's-saffi min tamâmi's-salati buyurmuş.
"Saflarınızı düzenleyiniz, çünkü intizamlı saf namazın tamamıyla ilgilidir."
Yani "Saf eğri büğrü olursa namaza menfi tesiri olur." buyuruyor.
Demek ki her şeyimizde intizam olacak. Evimizde, işimizde, sözümüzde intizam olacak. Namazımızda saf bağladığımız zaman ip çekilmiş gibi muntazam olacak.
Râssu-ras-murâssa fiili Saff suresinde geçiyor.
İnna'llâhe yuhibbu'llezîne yukâtilûne fî sebîlihî saffen ke-ennehüm bünyânun mersûs âyet-i kerîmesinde; "Allah-u Teâlâ hazretleri kendi yolunda sanki kerpiçleri birbirine sımsıkı kenetlenmiş bina gibi, bir kale gibi çarpışan kulları, cihat edenleri sever." buyuruyor. Orada da mersûs kelimesi geçiyor, yani "taşları, kerpiçleri, malzemesi birbirine kenetlenmiş" mânasına.
Burada da râssû diyor; "Saflarınızı kenetleyiniz." Saflar sımsıkı olacak.
Ashâb-ı kiramın elbiseleri omuzlarından eskirmiş. Ne kadar sıkışık duruyorlar saflardaki omuzlardan eskirmiş. Hiç kimse de ötekisine; "Sen benim rahatımı ne bozdum, burada gevşek gevşek ne güzel duruyordum!" diye ötekisine ters ters bakmazmış.
Ama şimdi Müslümanlar rahatına çok düşkün oldu. Hadis-i şerifteki tavsiyelerin tersine de olsa geniş geniş kurularak namaza öyle duruyor. Kimsenin de yanına sokulmasına razı olmuyor. "Hadi bu madem razı olmuyor, ben bunu zorla yapayım." diye safı gevşek görüp de arasına girsen, bu sefer de kızıyor, kendisi geriye çekiliyor. "Sen geldin, ben çıkarım bu sefer." diyor. İlle orası gevşek olacak diye... Demek ki bu doğru değil. Demek ki Peygamber Efendimiz kenetlenmesini istiyor.
Neden?
Çünkü; "Saflarınız gevşek olursa aradan şeytan geçer." diyor. Muhabbet gevşiyor, azalıyor. Çünkü sen ona değmekten tiksiniyorsun, o sana yaklaşamıyor derken kalpler birbirinden farklılaşıyor.
Halbuki Müslümanların birbirine muhabbetli olması lazım. Müslümanların bir binanın malzemesi gibi birbirlerine kenetlenmiş olması lazım. Bir vücudun hücreleri gibi birbirlerine bağlantılı olması lazım. Bir vücudun ayağına diken batsa geceleyin bütün vücut uykusuz kalır. Ayağı zonklamaya başlayınca uyku gider, ateş başlar, her tarafı ateş sarar.
Neden?
Ayağa battı; ayak ne yaparsa yapsın, ayak şişsin, ateşlensin, zonklasın ama öbür taraflar rahat etsin. Hayır, bütün vücut zonkluyor.
Bu ne demek?
Bütün Müslümanlar birbirleri ile muhabbetli olacak, birbirleriyle irtibatlı olacak, birbirlerinin dertleriyle dertlenecek. "Komşusu açken tok yatan bizden değildir." diyor, Peygamber aleyhi's-salâtu ve's-selam. Açlığıyla, tokluğuyla, derdiyle ilgilenecek. Saflar gevşek olduğu zaman o muhabbet kalmıyor.
Hocamız rahmetullâhi aleyh söylerdi ki:
"Bazı kimselerin omuzlarında ağrılar olurmuş. Uzun saflarla tedavi ederlermiş."
Safların uzunluğu ve insanların omuzlarının birbirine sık değmesi, oradan elektrik mi geçiyor, manevi birtakım şeylerle mi oluyor, hastalıklara şifa olurmuş.
Onun için, Resûlullah Efendimiz' in bu tavsiyesine uygun saflarımızı sımsıkı yapacağız, kenetleyeceğiz, bir.
İkincisi; araları açık olmayacak. İki safın arası mesafeli olmayacak, başka bir saf sığacak gibi olmayacak. Öne doğru mümkün olduğu kadar yakın yapacağız. Tabii secdemizi düşüneceğiz. Takkemiz karşı tarafa takılmayacak kadar bir mesafeyi düşüneceğiz. Ama mümkün olduğu kadar safları sık yapacağız, aralarını yakın yapacağız.
Ondan sonra da ölçüyü alırken omuzlardan ölçü alacağız. Mesela ön safta hiza meselesi… Herkes istiyor ki yanındaki arkadaşı kendi hizasına gelsin. Kendisi öndeyse; "Kardeşim öne gel biraz." diyor. Yahut kendisi arkadaysa; "Kardeşim biraz geri çekil." diyor, onu çekmeye çalışıyor. Herkes bir şey söylerse o safta intizam olmaz.
Peki nasıl olacak?
Safın ölçüsü ortadaki şahıstan alınır. Yani imamın arkasındaki şahsa bakacaksınız, ona göre, o nasıl durmuşsa... Önünüzde de duvar var, o duvar ile mesafe de belli, duvara paralel hiza oradan alınarak o tarzda yapılacak.
"Ben bu kenardan yapsam?" Olmaz, ortadan alınır. Safın [hizası] ortasıdır.
Safın intizamı da namazın tamamına tesir eder. Mühim bir husustur. Çünkü her ne kadar bu şekil ise de şekillerin altında ruhlar yatar. Dış kalıpların içinde mânalar yatar. İnsan bu şekillere dikkat ede ede sonra mânasına da ermeye başlar. Safı muntazam yapan insan, her şeyi titiz yapan insan sonunda her işinde düzenli bir insan olur çıkar.
Peygamber Efendimiz' in bir tavsiyesi hiç hatırımdan çıkmıyor, her zaman da söylüyorum. Mezar kazılmış. Mezar eğri kazıldı diye mezar kazan şahsa; "Ey filanca, niçin bunun burasını eğri kazdın? Allah-u Teâlâ hazretleri bir iş yaptığı zaman iyi yapan kulu sever." diyor. Demek ki orasını kalem ile yontulmuş gibi muntazam, dümdüz yapılsın istemiş. Mezar biraz sonra toprakla kapatılacak. Öyle de olsa muntazam yapılacak.
Onun için, bu saflarla ilgili hadis-i şerif de her işimizi muntazam yapmaya bir işaret.
Diğer hadis-i şerif:
Rıbâtu yevmin fî sebîlillâhi hayrun min elfi yevmin fîmâ sivâhu mine'l-menâzîli.
"Allah yolunda bir günlük hudut bekçiliği, hudut beklemek başka yerlerde bin gün beklemekten daha hayırlıdır."
Bunu biraz izah edelim.
Rıbat, "murabata" demek. Hudutlarda ne olur?
Askerlerin durduğu hudut karakolları veyahut kaleler olur. Oralarda silahlı askerler bekler. "Düşman hücum etmesin, hücum ederse karşı koyalım." diye oralarda bekçi dururlar. Çünkü bekçisiz yere herkes dalar. O hudut kalelerine rıbat adı verilir. Oralarda kalmaya, beklemeye de murabata denir. Orada kalan kimselere de murâbıt fî sebîlillâh denilir. Yani "hudut bekçisi" demek. Çünkü rıbat hudutta olur. İslâm âleminin hududu neresi [ise] orada kale yaparlardı, beklerlerdi; "Hele gelsin bakalım düşman askeri..." diye, Müslümanları korumak için orada bekçilik ederlerdi.
İşte böyle bir rıbatta bir gün beklemek, gözcülük yapmak, hudut bekçiliği yapmak... Allah yolunda ama, Allah rızası için... Demek ki başka maksatla değil, ihlasla, Allah rızası için yapılacak, bir. Belki bir de fî sebîlillah'dan kasıt; bunu bir maaşlı mecburî hizmet olarak değil de Allah'ın rızasını düşünerek yapmak. Böyle [bir günlük hudut gözcülüğü yapmak] başka bir yerde bin gün durmaktan daha hayırlıdır. Demek ki başka yerlerde de yine hayırla durulacak. Çünkü hayırlar mukayese ediliyor. İkisi de hayırlı bir şey ama başka bir yerde durup bin gün durmaktan burada bir gün durmak daha hayırlıdır.
Bundan ne çıkıyor?
Müslümanların, Müslümanlığın korunmasının ehemmiyeti ortaya çıkıyor. Çünkü sen o hudut kalesinde bekleyeceksin, gözünü açacaksın, elinde silah nöbet tutacaksın; bütün İslâm âlemi senin arkanda rahat rahat vakit geçirecek, uyku uyuyacak, uyanacak, ibadet edecek, ticaret yapacak, ziraat yapacak. Her şey ona bağlı. Başka Müslümanların rahat ve emniyetini temin ettiğin için...
Bir hadis-i şerif var, herkes bilir:
Hayru'n-nâsi enfeuhum li'n-nâsi. "İnsanların en hayırlısı, insanlara en çok faydalı olanıdır."
Bu şahıs da en faydalı olmuş oluyor. Neden?
Onların emniyetini sağlamak suretiyle hayat faaliyetlerini rahatlıkla yapmalarını temin ediyor. Hudutlarda emniyet olmasa, düşman gelse gitse, vursa kaçsa, yağmalasa, o zaman orada ne ziraat yapabilir ne ticaret yapabilir ne yaşayabilir ne durabilir.
Eskiden mesela Ege Bölgesi'nde -bizim memleketimiz- köyleri tutmuşlar tepelerin üstüne, taşların arasına yapmışlar. Sahile, yalıya yapmamış. Şimdi tabii herkes yalıya denize girmek için gidiyor da... Ta yukarıya yapmış.
Neden?
Korsanlar gelirmiş, askeri çıkartırlarmış; orada yakında hangi köy hangi ev varsa, basarlarmış, yağmalarlarmış, giderlermiş. Venedikliler, Cenevizliler, neyse hepsi böyle yaparlarmış. Onun için, onların kolayca gelemeyeceği, geldiklerini gördüğü zaman da kaçılabilecek kadar yukarılara, tepelere, yüksek taşlık yerlere köyleri yapmışlar.
Neden?
Bekçisiz oldu mu böyle olur, memleket yağmalanır. Bekçili oldu mu da o bekçiliğin bu sevabı var.
Bu tabii biraz askerlikle ilgili bir şey. Askerlik ne kadar mübarek bir meslek oluyor ki, imanla olursa ve Müslümanları korumak maksadıyla olursa başka yerde bin gün durmaktan daha hayırlı oluyor, insana büyük sevap kazandırıyor.
"Şimdi hudut filan kalmadı."
Hudut var; mesela Yunan, Bulgar, Rus hududu var. Orada bekleyen asker bu şuur ile beklerse Allah'ın izniyle bu ecri alır.
Rıbâtu yevmin fî sebîlillâhi hayrun mine'd-dünyâ ve mâ fîhâ ve lekâbu kavsi ehadiküm fî'l-cenneti hayrun mine'd-dünyâ ve mâ fîhâ.
Selman el-Fârisî radıyallahu anh Efendimiz' den nakledilmiş. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuşlar:
"Allah yolunda bir günlük murabıtlık yapmak, hudut kalesinde bekçilik yapmak..." Hayrun mine'd-dünyâ ve mâ fîhâ. "Dünyadan da hayırlıdır, dünyanın içindekilerden de hayırlıdır."
Dünyanın içinde neler var?
Köşkler, göller, nehirler, ormanlar, ovalar, altın gümüş hazineler, evler, barklar, insanlar, hayvanlar var.
Peygamber Efendimiz; "Dünyada ne varsa hepsine sahip olmaktan daha hayırlıdır." buyurmuş. Bir günlük murabıtlık...
Mümkün olsa da hudutlarda bekçilik yapsak... Ben bazı askerler biliyorum; arkadaşının nöbetini rica edip kendisi tutarlardı, bu duyguyla, bu sevabı kazanayım diye arkadaşının nöbetini de alırlardı.
İşte "Bir günlük murabıtlık dünyadan da hayırlıdır, içindeki her şeyden de hayırlıdır." diyor, Peygamber Efendimiz, bir.
İkincisi ve lekâbu kavsi ehadiküm fî'l-cenneti. "Sizden birinizin cennette bir ok yayı kadarcık, o miktar bir yere sahip olması..." Hayrun mine'd-dünyâ ve mâ fîhâ. "Dünyadan ve dünyadaki her şeyden daha hayırlıdır."
Hani küçük dükkâncıklar vardır, aktar dükkânı filan; içinde adam ancak döner, o kadarcık, başka bir şeyi yok.
Bir ok, yay ne kadar olur? [Küçücük] bir şey olur.
"O kadarcık cennette insanın bir yeri olması, dünyadan ve dünyadaki her şeyden daha hayırlıdır." diyor.
Cennetin kıymetini bildiren bir hadis-i şerif. Bizi ona teşvik ediyor.
Cenneti elde etmek için çalışmak lazım. Oturduğu yerden nasıl insana bu dünyada maaş vermiyorlarsa ahiret için de çalışmak lazım. Ahiret için gayret sarf etmeden, çalışmadan, uğraşmadan, didinmeden, aklını fikrini "Allah'ın rızasını kazanacağım." diye yormadan insan cenneti nasıl kazanacak?
"Allah-u Teâlâ hazretleri Erhamü'r-râhimîn'miş, öyle diyorlar, hocalar söylüyorlar; O'nun rahmeti çoktur, beni de sokar."
Acaba bu mantık doğru mu yanlış mı?
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Bir hadis-i şerif daha var, onu da okuyalım. Bu da murabıtlarla ilgili olduğu için mevzu tamam olsun.
Rıbâtu yevmin fî sebîlillâhi. "Allah yolunda bir günlük hudut bekçiliği, murabıtlık yapmak." Efdalu. "Daha faziletlidir, daha üstündür." Min siyâmi şehrin. "Bir aylık oruç tutmaktan." Ve kıyâmihî. "Ve bir ay boyunca namaz kılmaktan."
Kıyam, "namaz için ayakta durmak" demek.
"Gecesini namaz kılıp gündüzleri de oruç tutmak suretiyle bir ay ibadet etmekten, bir güncük Allah yolunda murabıtlık yapmak daha hayırlıdır."
Ve men mâte murâbıtan. "Kim murabıt olarak vefat ederse..."
Yani hudut bekçiliği yapıp dururken eceli geldi, ruhunu teslim etti, vefat etti.
Murâbıtan fî sebîlillâhi. "Allah rızası için, Allah yolunda murabıtlık yaparken vefat etti." Ücîre. "Ücretlendirilir, kendisine ecir verilir." Min fitneti'l-kabri. "Kabir azabından, fitnesinden halâs olur, kurtarılır."
Yani kendisine bu ihsan olur.
Kabir fitnesi nedir? Kabirde meleklerin sorgusu veyahut kabrin insana dar gelmesi.
Peygamber aleyhi's-salâtu ve's-selam Efendimiz buyurmuş ki:
"Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe olur ya da cehennem çukurlarından bir çukur."
Kişi salih kimse ise kabir cennet bahçesi olur. Eğer mücrim, kâfir bir kimse ise o zaman cehennem çukuru olur. Kabirde azap başlar.
Bir kitapta okudum. Büyük bir sahabe var. Onun ne kadar faziletli bir kimse olduğuna dair pek çok haberler ortada. Vefat ediyor da vefat edince kabre konuluyor. Peygamber Efendimiz ashabına haber veriyor;
"Kabir sizin bu arkadaşınız Mu'âz'ı bir sıktı ki kemikleri birbirine geçti." diyor.
Allah'ın o kadar sevgili kulu o kadar sıkılmış...
Allah bizi kabir azabından halâs eylesin, korusun.
Demek ki kabrin fitnesi ne ise artık, sorgusu suali midir, insanı sıkması mıdır, daha başka tehlikeleri midir; [murabıt olarak ölen bir kimse] kabir fitnesinden halâs oluyor, kurtarılıyor, Allah kurtarıyor.
Ve yecrî lehû sâlihu mâ kâne ya'melu ilâ yevmi'l-kıyâmeti. "Yapmış olduğu salih amellerin çeşitleri nelerse, bütün o yapmış olduğu salih amellerin sevapları kıyamete kadar onları aynen yapmaya devam ediyormuş gibi onun defterine yazılır durur."
Namaz kılardı; sanki kıyamet kopuncaya kadar o sağmış da o namazı kılıyormuş gibi... Tesbih çekerdi, Kur'an okurdu, sadaka verirdi, şu hayrı yapardı, bu hayrı yapardı... "Bütün o yapmış olduğu işler kıyamete kadar cereyan eder, aynen o sevaplar işleniyormuş gibi ona verilir." diyor, Peygamber aleyhi's-salâtu ve's-selam Efendimiz.
Râvi de meşhur sahabe, sâdâtımızdan Selmânü'l-Fârisî radıyallahu anh. Selmânü'l-Fârisî de, hayatını ayrıca muhakkak incelemek, ibret almak gereken ashabın mümtaz simalarından birisi ki küçük yaşında terk-i diyar etmiş, diyar diyar dolaşıp hak dini aramış, sonra matlubuna kavuşmuş bir zât-ı muhterem.
Allah şefaatine nail etsin.
Allah bizi O'nun dini uğrunda, dini yolunda, Resulünün yolunda yaşayıp, çalışıp dinine ve insanlara, Müslümanlara faydalı hizmetler yapmak şerefiyle şereflendirsin. Hüsnü hâtimeler nasip eylesin. Cehennemden halâs ve azat eylesin. Duhûl-u evvelîn ile cennetine dâhil olan bahtiyarlardan eylesin. Peygamberimiz Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e komşu eylesin. Livâü'l-hamd'i altında cem' eylesin. Cennet içre cemâli bâ-kemâlini müşahede eden bahtiyarlar arasına biz âciz kullarını da dâhil eylesin.
22.02.1981 -
Rüyanın Önemi, Sahih
21.06.1981 -
Cehenneme Gidecekler
