22.02.1981 - Rüyanın Önemi, Sahih Rüyalar

22.02.1981 - Rüyanın Önemi, Sahih Rüyalar
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Rü'ye'l-mü'mini cüz'ün min erbaîne cüz'en mine'n-nübüvveti ve hiye alâ ricli tâirin mâ lem yuhaddis bihâ fe-izâ tehaddese bihâ ve lâ yuhaddis bihâ illâ lebîben ev habîben.
Sadaka Resûlullâh fîmâ kâl ev kemâ kâl.
Peygamber aleyhi's-salâtu ve's-selam Efendimiz şöyle buyuruyorlar:
Rü'ye'l-mü'mini cüz'ün min erbaîne cüz'en mine'n-nübüvveti. "Müslüman mü'min kimsenin uykuda görmüş olduğu rüya peygamberliğin 40 cüz' ünden, bölüğünden bir cüzdür, bölüktür." Ve hiye alâ ricli tâirin. "Ve bu rüya bir kuşun ayağındadır." Mâ lem yuhaddis bihâ. "O rüyayı gören kimse onu başkasına anlatmadığı müddetçe..." Fe-izâ tehaddese bihâ. "O rüyayı başkasına anlattığı zaman..." Sakatat. "Düşer."
Kuşun ayağında duran düşecek bir şey nasıl düşerse düşer.
Ve lâ yuhaddis bihâ illâ lebîben ev habîben. "O halde o rüyayı gören kimse bu rüyayı ancak akıllı, arif bir kimseye söylesin veyahut habib, sevilen, sevgili, dostu olan bir kimseye söylesin."
Kelimelerin mânası bu.
Burada rüyanın peygamberliğin 40 cüz' ünden bir cüz' ü olduğu ifade ediliyor. Ne demek?
Yani peygamberlik, Allah-u Teâlâ hazretlerinin kendi emirlerini, yasaklarını tebliğ etmek üzere vazifelendirmiş olduğu insanlara kendi ahkâmını bildirme yolları 40 kadardır, 40 çeşittir. Bunlardan bir çeşidi de rüyadır. Peygamberler, gördükleri rüyalar sureti ile de Allah-u Teâlâ hazretlerinin emirleri kendilerine gelmiş olur.
Onun için, mü'min kul için rüya asılsız esassız bir şey değildir. Rü'ye'l-mü'mini diyor. "İnanmış mü'min kul için peygamberliğin 40 cüz' ünden bir cüzdür." Ne demek?
Bu rüyada manevi birtakım hakikatlerin izleri, işaretleri, emareleri vardır.
Rüyanın menşe'leri çeşitlidir. İnsanoğulları rüya görür. Bunun çeşitli kaynakları vardır. Nefsani olur, insanın nefsinden gelir. Şeytani olur, melekî olur, rahmânî olur. Mü'min olan kimsenin rüyasının bir aslı esası vardır. Ve bu rüya...
Mesela Peygamber aleyhi's-salâtu ve's-selam Efendimiz' e birisi gelmiş, bir rüya anlatmış. Ebu Bekr-i Sıddık radıyallahu anh diyor ki:
"Müsaade buyur ya Resûlallah, ben tabir edeyim."
O rüyayı tabir edince;
"Bir kısmını doğru tabir ettin, bir kısmı doğru olmadı." diye söylüyor Peygamber aleyhi's-salâtu ve's-selam Efendimiz.
Demek ki rüyanın işaretlerini çözmek, onu anlamak, rüyayı tevil etmek veya tabir etmek ince bir [iş.] Bunun pek çok incelikleri vardır. Şerhte: "Aynı rüyayı iki şahıs görse, şahıslara göre, şahsiyetlerin değişikliğine göre başka türlü tabir olunabilir." diyor.
"Bu rüya bir kuşun ayağındadır." diyor. Ne demek?
Bir kuşun ayağına düşecek bir şey koysanız nasıl durur?
Kuş hareket etmediği müddetçe o koyduğunuz şey koyduğunuz yerde ayağında durur. Ama ürküttüğünüz, kaçırdığınız zaman o yere düşer. Onun gibi, bu rüya da söylediğiniz zaman adeta o durduğu yerden düşer. Yani söylenen şey yapılan tevile göre bir kesinlik kazanır. Onun için, kişi gördüğü rüyayı olur olmaz kimseye anlatmasın. Alay edilecek bir kimseye, sözünün kadrini kıymetini, nereye varacağını bilmeyen bir kimseye rüya anlatılmaz. Olmadık bir şekilde yoruverir, ondan sonra o kuşun ayağından düşer. Yani o şekilde takdir oluverir, ondan sonra kişi onun zararını görür.
Onun için, rüyayı kime anlatacağız, aleyhi's-salâtu ve's-selam Efendimiz ifade ediyor: Lebîb, "lüb sahibi, yani akıl sahibi, ilim irfan, anlayış sahibi" bir kimseye anlatacağız. Dengeli, aklı başında, rüyanın kadr-ü kıymetini, değerini bilen ve sözünün kadr-ü kıymetini bilen bir kimse olacak.
İkincisi; ev habîben. Yahut da sevdiğimiz, aramızda sevgi bağı bulunan bir kimseye söyleyeceğiz. Çünkü seven insan sevdiği kimsenin zarara uğramasını istemez, dikkat eder. Rüyayı dikkatle dinler. Rüyanın yorumuna göre bir hüküm kazanacağını bildiği için de onu hayra yorarak o rüyayı gören sevdiği kardeşini korumaya çalışır.
Bu hadis-i şeriften çıkan ders:
Gördüğümüz rüyayı herkese söylememek; ancak aklı başında, ârif kimseye söylemek ve sevdiğimiz bir kimseye söylemek. Düşmana söylersin, inadına sana olan husumetinden, düşmanlığından dolayı yanlış bir şekilde tabir ediverir. O zaman zararı görünür.
Burada bu kadar izahat kâfi.
Aşağıdaki hadis-i şerif de yine rüya ile ilgili.
Rü'ye'l-raculi'l-müslimi's-sâlihi cüz'ün min seb'îne cüz'en mine'n-nübüvveti.
Ebu Sâid el-Hudrî radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş.
"Müslüman, salih kimsenin, kişinin, adamın rüyası peygamberliğin 70 cüz' ünden bir cüzdür."
Ne dedi burada?
"Müslüman ve salih" dedi.
Müslim ne demek? Müslim, "İslâm olmuş olan kimse" demek.
"İslâm olmak" ne demek?
"Kendisini Allah-u Teâlâ hazretlerine vermiş, teslim etmiş kimse" demek. Yani bir kimse; "Ben kendi aklımı bıraktım, başka yerlere, kaynaklara bağlanmayı, başka yerlere tâbi olmayı bıraktım; yâ Rabbi sana teslim oluyorum, senin iradene tâbi oluyorum, sana kul olmaya karar verdim." dedi mi, işte müslim o.
Peygamber aleyhi's-salâtu ve's-selam Efendimiz İslâm'ı bildirmek için çeşitli diyarlara mektup yazdı. Bizans'a mektup yazdı. Ta Hicaz'dan -İstanbul'un Araplar arasındaki o zamanki adı Konstantiniyye- Konstantiniyye'ye mektup yazdı. Veyahut hükümdar nerede ise o sırada, Suriye'ye mi geldi, nasıl olduysa elçi gönderdi, İslâm'ı ona tebliğ etti. İran'a mektup gönderdi, elçi gönderdi. Tabii mektup o zaman postayla gitmiyor, bir elçinin elinde mutemet bir adam vasıtasıyla gönderiliyor. Habeşistan'a gönderdi. Mısır'a gönderdi.
Bundan ne ders çıkıyor?
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Allah'ın emirlerini insanlara bildirmek için ne kadar büyük gayret sarf etmiş.
O zamanın imkânsızlıklarını düşünün. Biz bugün bir mektubu atıyoruz, bir hafta veyahut iki-üç gün sonra Amerika'daki ahbabımızın elinde, Almanya'daki şahsın elinde... Avustralya'dan mektup geliyor. Afrika'nın güneyinden kısa zamanda mektup kalkıp bize geliyor. Dünyanın her yeri daralmış, küçülmüş. O devirde ise bir mektubun sıhhatle gitmesi için bir adamı vazifelendireceksin, aylar boyu gidecek, o senin istediğin şahsa o mektubu verecek. O kadar güçlükler içinde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz eski dünyanın bilinen bütün merkezlerine haber gönderdi, Allah'ın emirlerini tebliğ etti. "Allah'ın selâmı hidayete tâbi olanların üzerine olsun. Ben Allah'ın hak elçisiyim. Allah-u Teâlâ hazretleri beni elçi seçti, benimle ahkâm gönderdi, bana tâbi ol. Eslîm, teslem." diye, hepsine mektup yazdı. Yani "Müslüman ol, selâmete erersin; dünya ve ahiretin selâmetini o zaman bulursun." dedi.
Buradan, bu mânadan bize çıkan ders nedir?
Biz bu dinin fertleri değil miyiz? Biz o Resûlullah'ın ümmeti değil miyiz?
Müslümanız, onun ümmetiyiz. O halde, bizim aslî vazifemiz de tıpkı Resûlullah gibi Allah-u Teâlâ hazretlerinin emirlerini, yasaklarını, buyruklarını insanlara duyurmaktır.
Allah-u Teâlâ hazretleri bize uyanıklık versin. Basiretimizi açsın.
Bu sözleri "Müslümanlık, İslâm" sözünden çıkarttık.
Hadis-i şerifte bir de sâlih ifadesi var. Sâlih, "salah sahibi, iyi" demek. Rü'ye'r-raculi'l-müslimi's-sâlih. "Salih olan, İslâm olan, Müslüman olan bir adamın rüyası." diyor. "Adamın rüyası" diyor ama, buradaki racül sözü her ne kadar "adam" mânasına geliyorsa da maksat "insanoğlu" demek; kadına da büyüğe de küçüğe de şamil. Yani "Müslüman ve salih olan her kişi" demek.
Onun gördüğü rüya nedir? "Nübüvvetin 70 cüz' ünden bir cüzdür." Demin "40 cüz' ünden bir cüz." demişti. Burada "70 cüz' ünden bir cüz." dedi.
Bunun izahı nedir? Bunun izahı açıklamada, şerhte iki şekilde yapılmış:
Bir; muhatap, hitap edilen şahsın durumuna göre, onun kabiliyetlerine, meziyetlerine göre o rakam söylenmiş.
İki; Peygamber aleyhi's-salâtu ve's-selam Efendimiz, kendisine 40 yaşındayken nübüvvet geldi, ondan sonra 63 yaşına kadar peygamberlik vazifesini hakkıyla ifa etti, Allah'ın emirlerini, yasaklarını insanlara tebliğ etti. 23 senenin başındaki durum ile sonundaki durum arasında bir fark muhakkak var. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde buyurmuş ki;
Men istevâ yevmâhu fe-hüve mağbûnun. "İki günü müsavi olan bir kimse bile ziyandadır."
Allah Allah... Demek ki benim dünümle bugünüm eşitse ben zarar ediyorum. Nasıl olacak?
Benim bugünüm dünümden biraz daha kârlı, biraz daha fazla çalışmak, fazla iş yapmak, ibadet etmek, sevap kazanmak şeklinde biraz daha ileride olacak. Yarınım da bugünümden biraz daha ileride olacak.
İslâm'daki şu terakki fikrine bak! İnsanların aynı yerde durmasına bile razı olmuyor!
Halbuki şu bizim memleketin hâline bir bakacak olursak; ecdadımız hanlar, hamamlar, medreseler, hayr-u hasenat eserleri yaptırmış. Gezin dolaşın İstanbul'u... Ben gezerim, yüreğim parçalanır. Eyüp taraflarına bir gidin bakın, onların bıraktığı bu gül-gülistan memleketi böyle perperişan hâle getirmişiz!
Bir Anadolu kasabasına gittim. Orada yazma eserleri incelemek üzere kütüphaneye girdim. Bir vezir güzel kesme taştan bir medrese yaptırmış. Kütüphanesine girdim. Her bir kitap göz nuru ile, sanat ile icra edilmiş; cildi bir şaheser, yazısı başka bir şaheser. Altın yaldızlarla çerçeveletilmiş mükemmel kitaplar var. 400 kadar kitap... Ben onların hepsini kendim inceledim, listesini hazırlıyorum, bir taraftan yazıyorum. Kasabadan birisi geldi;
"Ah hocam, bu kitaplar daha ne kadar çoktu bilsen!.."
"Nerede, ne oldu?" dedim.
"Biz bu kitapların üstünde çocukların koşmaca oynadığını biliriz." dedi.
Vah hayırsız evlatlar vah!
Ecdat kütüphane bırakmış, ilim irfan bırakmış... O kitaplar her birisi 100 binlerce lira para eder. Amerikalı' ya satsan, Amerikalı senden iyi kıymetini bilir! 100 bin lirayı verir, o kitabı alır. Altın yaldızla çerçevelenmiş, yazılmış nadide eserler...
"Bunun üzerinde çocukların koşmaca oynadığını biliriz." dediler.
"Hatta bunların bir kısmı da leblebicilere külâh oldu." dediler.
El yazması eserler!
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri affetsin, bizlere uyanıklık versin.
Bu dine kim sahip olacak Müslüman sahip olmazsa?..
Şeyhülislam’ın çocuğu Mısır'da ayakkabı tamirciliği yapmış. Şeyhülislâmın çocuğu, o da alimmiş, kitap yazmış bir kimse; önüne önlük takmış, Mısır'da eski ayakkabı tamiri yapmış.
Bunları nereden açtık?
İki günü bir olmaktan çıkarttık. “Müslümanın iki günü bir olmaması lazım.” dedik. Tabii Peygamber Efendimiz de muhakkak ki bize bu işareti verdiğine göre, "İki gününüz bile bir olmasın, daima terakki edin." buyurduğuna göre kendisi de terakkideydi. Peygamberlik, manevi makamların, nübüvvet makamlarının içinde de seyir halindeydi, daha yukarı doğru gidiyordu. Onun için, "Müslümanların rüyaları nübüvvetin şu kadar cüz' ünden şu kadarıdır..." diye hadislerin rakamlarındaki ihtilaflar oradan. İlk zamanlarda nübüvvetin cüzleri onun için şu kadarken, terakki etti; mesela 25'ken 40 oldu, 40'ken şu kadar oldu, ondan sonra 70 oldu, diye rakamların farklılığı bu tarzda izah edilmiş.
Rü'ye'l-mü'mini kelâmun yükellimu bihi'l-abde rabbuhû fî'l-menâmi.
Ubâdetü'bnü's-Sâmit radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş olan bu hadis-i şerif de yine rüya ile ilgili. Peygamber aleyhi's-salâtu ve's-selam Efendimiz buyurmuşlar ki:
"Mü'min kişinin rüyası..." Kelâmun. "Bir konuşmadır." Yükellimu bihi'l-abde rabbuhû. "Bu konuşmada Mevlâ, Rabbimiz, Rab kulu ile konuşur."
Nerede? Fi'l-menâmi. "Uyku esnasında."
"Müslümanın rüyası Mevlâ'nın kulu ile rüyada konuşmasıdır." diyor.
Daha önce de söylemiştim, rüyanın çeşitleri var. Burada da "mü'minin rüyası" dediğine göre, el-mü'minu diyor, belki harf-i tarifle gelmesinden de hâlis mü'mini kastediyor. Yani iyi, halis, terakki etmiş Müslüman, mü'min kulun, imanında sağlamlık peyda etmiş kimsenin rüyasını kastediyor. Böyle kimsenin rüyası Mevlâ ile adeta mükâlemedir, bir konuşmadır. Yani doğrudur, haktır, içindekiler çıkar ve o rüyalar vasıtasıyla o mü'min-i kâmil kul, olmuş olacak şeylere dair malumat sahibi olur.
Bizim biraz hocalığımız olduğu için bize herkes gelip rüyasını anlatıyor.
Ne esrarengiz bir âlem bu rüya âlemi... İnsan neler görüyor...
Rüyasında insana bir şahsı gösteriyorlar. Daha ömründe hiç görmediği bir şahıs.
"Git filanca şahsı bul."
"İşte o şahıs budur." diye rüyasında gösteriyorlar. Bir ay, bir buçuk ay sonra gidiyor, o söylenen yerde o şahsı arıyor, buluyor. Kadın soruyor:
"Rüyada gördüğün mü?" diye.
"Evet, aynen bunu gördüm." diyor.
Ne kadar evvelden -isterseniz ismini vereyim, adresini vereyim, gidin sorun- rüyada birisini görüyor, daha hiç tanımamış. Diyor ki:
"Ben rüyada şöyle şöyle bir şahıs gördüm. Boyu şu, eni şu, evsafı bu." Tarif ediyor.
Allah Allah... Diyor ki:
"Bu şahıs bana şu şu şu şeylerde yardımcı olacak."
Ondan sonra aradan bir aydan fazla zaman geçiyor, o şahısla karşılaşıyor; "Tamam, rüyada gördüğüm şahıs bu." diyor.
Ama nasıl bir kadın?
Cuma günleri oruç tutmazmış, sair günler hep oruçlu geçirirmiş. "Melek gibi bir kadın" diye anlatıyorlar.
Kâmil mü'min olunca Allah-u Teâlâ hazretleri böyle yardım eder.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
24.05.1981 -
İbrahim As. Kurban
22.02.1981 -
Namazda Saf Tutmak,
