30.08.1981 - Mehdi, Kıyamet Alametleri

30.08.1981 - Mehdi, Kıyamet Alametleri
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Se-tetlu’u aleyküm râyâtün sûdun min kıbeli Hurasâne fe’tûha velev habven ale’s-selci, fe-innehû halîfetullahi’l-Mehdiyyü.
Bu hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz, Mehdi ile ilgili bir bilgi veriyor.
“Size Horasan tarafından siyah bayraklar çıkıp gelecek. Eğer onları görürseniz onlara katılın, buzun üstünde de olsanız, emekleyerek de gidiyor olsanız yine onlara katılın. Çünkü o Allah’ın halifesi olan Mehdi’dir.”
Malum, kıyamet alametlerinden birisi de Mehdi’nin çıkmasıdır. İşte bu Mehdi Horasan taraflarından çıkacak, siyah bayrakları olacak ve ona insanların-Müslümanların tâbî olması gerekecek diye hadis-i şeriflerde anlatılmış. Bunu da kıyamete ait alametlerden birisi olarak kısaca geçiyoruz. Horasan, malum İran’ın şimal-i şarkîsi yani kuzeydoğu tarafındaki bir mıntıka; oradan çıkacak. Mehdî Resûllullah’ın soyundan-sülalesinden olacak, O’nun adını taşıyacak. Babası O’nun babasının adını taşıyacak.
Se-tüftehu aleykümü’d-dünyâ hattâ tüneccidû buyûtekum kemâ tüneccidû’l-ka’betü fe-entümü’l-yevme hayrun min yevmi izin.
“Size dünya açılacak, fetholunacak.”
Resûlullah Efendimiz bunu ne zaman söylüyor?
Ashab-ı kiramın yoksulluk çektikleri, üzerlerine örtecek elbiseleri olmadığı zaman. Hatta bir tanesi vefat etmiş-şehit olmuş da mezara koyuyorlar. Örtüyü yukarı doğru çekerlerse ayakları açılıyor, aşağı doğru çekerlerse başı açılıyor. Yani yoksulluk, bir kıtlık-sıkıntı yılı oluyor. Hurmaları beraber yığıyorlar, tekrar taksim ediyorlar. Bir hurmayı, bir sefere gittikleri zaman, birisi ağzından çıkartıyor, biraz o emiyor biraz ötekisi emiyor. Açlık çok zor şey.
Böyle sıkıntılı zamanlarda Peygamber Efendimiz, o zamandan diyor ki; “Size dünya fetholunacak, açılacak.” Yani dünyevî imkanlar, maddî imkanlarınız artacak.
O zaman ne yapacaksınız?
“Siz evlerinizi Kâbe’yi süsler gibi süsleyeceksiniz.” Böyle süslü-ziynetli duvar kağıtları, mobilyalar, eşyalar, tablolar, biblolar derken; süsleyecek, her tarafı ziynetleyeceksiniz ama makbul değil.
Fe-entümü’l-yevme hayrun min yevmi izin. Resûlullah Efendimiz, “Şu günkü, şu fakr-u zaruret içerisindeki haliniz o zamanki halinizden çok daha hayırlı.” diyor.
Dünya insanı aldatır. Dünyanın süsü, ziyneti insanı aldatır da Allah’ın yolundan alıkoyarsa hiç kıymeti yok, başına çalınsın. Dünya, dünyalık, maddî imkân, para pul Allah yolunda bir kıymet ifade eder.
Ni’me’l-mâlu’s-salihu li’r-raculi’s-salih. “Hayırlı, salih bir insana helal-salih bir mal ne kadar güzel yakışır.”
Neden?
O mal ile hayır işler! O mal ile hayr-ü hasenat yapar, çeşme, han, hamam yapar, fakirlere yardım eder. O parayı Müslümanların hayrına-cihada sarf eder. Ama para şerli bir insanın eline geçti mi, ham bir insanın eline geçti mi, ehl-i dünya ve gafil bir kimsenin eline geçti mi o da evinin süsünü-ziynetini artırır.
Eve yatırılan, evi süslemeye yatırılan paradan hiçbir sevap-hasene yok, diye yazıyor kitaplar. Yani evin, böyle kat kat binaların yapılması, binaların yapımına paranın pulun yatırılması, taşa toprağa yatırılması bizim dinimizde hoş görülmemiş. Hatta Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in bir keresinde, ashâb-ı kiramdan, bir zât yanına gelmiş; Essalamu aleyke ya Resûlallah diye selam veriyor da Efendimiz selamını almıyor. Halbuki bizim dinimizin ahkamına göre, bir kimse selam verirse selâmı almak gerekir. Selâm vermesi sünnet, alması farzdır yani çok önemli oluyor, muhakkak yapmak lazım. Peygamber Efendimiz selâmı almamış.
O sahabe anlamış ki Resûlullah kızdı, bana kırgın. Etraftaki kimselerden;
“Resûlullah benim selâmımı almadı, acaba mübareğin gönlünü kıracak ne yaptım ki? diye soruşturuyor. Bir tanesi sorulduğu zaman diyor ki:
“Bilemem ama bir keresinde mescitte duruyorduk, şöyle bir doğruldu baktı, bir evin ikinci katı çıkmış. ‘Şu ikinci kat çıkılan ev kimin evi?’ demiş. Demişler ki; ‘Filanca sahabenin -o selam veren şahıs- evi.’ Belki ondan selamını almamıştır.”
O zât-ı muhterem de gitmiş hemen o yaptığı katı aşağıya indirmiş. Ondan sonra gelmiş selâm Resûlullah sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz'e vermiş; o da aleyküm selam diye selamına mukabelede bulunmuş.
Bizim dinimizde böyle taşa toprağa, inşaata para yatırmak makbul değildir. Onun için şimdi ihtiyaç bile varsa, yapılmış bir tanesini alıver, kendin böyle başını derde sokma diye Hocamız öyle tavsiye ederdi. İnsana da başını sokacak bir ev lazım; yapılmış bir şey al da bu işin sıkıntısı ile uğraşma, derdi. Bunun altında yatan manayı parmak basarak ortaya çıkarmak gerekirse, biz buraya bu dünyayı mamur kılmaya değil ahireti kazanmaya geldik. Bu dünyada bize yetecek bir sade ev yeter. Gerisini, paramızı pulumuzu Allah’ın rızasını kazanmakta sarf etmemiz lazım.
Ama anlatamazsın bu devirde. Allah paramızı pulumuzu Allah’ın rızasına uygun bir şekilde kullanmak nasip etsin. Tabii bizim bazı sözlerimiz hoşa gitmeyebilir, batabilir ama benim sözüm değil ki! Resûlullah sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz' in sözlerini de biz cemaate söyleriz, nasibi olan bundan hissesini alır, [kullanır]. Biz de “Söyledik yâ Rabbi! deriz; “Bizden vebal gitti.” deriz. Artık vebal geride dinleyenlere kalır.
Se-tuftehu aleykümü’d-dünya. “Size dünya feth olunacak.” Yani dünyevî, maddî imkânlara sahip olacaksınız. Fe-izâ huyyirtümü’l-menâzile fî-hâ fe-aleyküm bi-medinetin yukâlu lehâ dımaşk. “Burada, bu dünya feth olunduğu, çeşitli çeşitli imkanlar elinize geçtiği zaman istediğiniz yerde oturma imkanına sahip olursanız Dımaşk denilen şehri seçin.”
Dımaşk denilen şehir, bizim Şam dediğimiz şehirdir. Peygamber sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz orayı çok methetmiş. Orayı seçin, yani serbest oturma imkânınız olduğu zaman Dımaşk’a gidin, yerleşin.
Fe-innehâ ma’kilu’l-müslimîne mine’l-melâhim. “Çünkü bu belde Müslümanların, kavgalardan-şeylerden uzak yeridir.” Yani emniyetli uygun yeridir, burası düğüm noktasıdır.
Ve fustatuhâ minhâ bi-arzin yukâlu lehâ el-Ğûta. “Ve bunun hudutları-surları el-Ğûta denilen yere kadardır.” Ğûta da onun bağlık bahçelik, böyle köşkler olan yakın sayfiye yerleriymiş.
Se-tuftehu’l-İskenderiyyetü ve Kazvîn alâ ümmetî. “İskenderiye ve Kazvin şehirleri benim ümmetime fetholunacak, açılacak.” Yani oralarını benim ümmetim alacak.
İskenderiye Kahire’nin kuzeyinde, Akdeniz’in kenarında bir liman şehri. İskenderiye alınacak... O zaman daha Mısır başkalarının elinde. Peygamber sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz Mısır’a mektup gönderdi. Mısır’da Mukavkıs adında bir hükümdar vardı. Ona mektup gönderdi ve dedi ki;
Es-Selâmü ‘alâ meni’t-tebe’al-hüdâ. “Allah’ın selâmı hidayete tâbî olanların üzerine olsun. Allah’ın Resulü Muhammed’ten Mısır’ın hükümdarı, büyüğü, ulusu Mukavkıs’a.” Mektup böyle başlıyor. “Seni İslâm’a davet ederim, Müslüman ol selamet bul, Allah sana ecrini kat kat versin.” diye mektup yazmış. Mektubun sureti-fotokopisi, müzelerde mahfuzdur.
Peygamber Efendimiz peygamberlik vazifesini hakkıyla yaptı. O kadar yaptı ki, o günün imkanlarıyla, söyleyeceklerini binlerce, yüz binlerce insana söyledi. Veda Hutbesine kadar her yerde, her fırsatta, gelen kabilelere, heyetlere hepsine İslamiyet’i tebliğ etti. Ondan sonra da kendisi Bizans, Habeş, İran imparatoruna; Bahreyn’e, Mısır’a, çeşitli yerlere haberciler gönderdi, mektuplar yazdı. Bu mektupların bir kısmı Resûlullah’ın imzasıyla bugün elimizdedir. “Ben Allah’ın hak elçisiyim, İslâm’a gelin.” diye hepsini İslâm’a davet etti.
Bu uzun, tatlı bir bahistir. Mesela, o zaman Bizans hükümdarı da Heraklius isminde bir kimseydi. Ona o mektup geldiği zaman neler oldu, bu uzun bir hikayedir.
Bizim Güneydoğu Anadolu’da Süryaniler vardır. Güneydoğu Anadolu’da Hristiyan bazı kavimler vardır. Hatta bunlar ticarete filan [başlamışlar.] Şimdi İstanbul piyasasında filan da büyük ilerlemeler kaydetmişler. Şeker piyasasında filan epey etkileri var. Ankara’da Süryanilerin ileri gelenlerinden biri gelmişti, o diyor ki:
“Sizin peygamberiniz biz Süryanilere de mektup göndermişti, bizim arşivlerimizde mahfuzdur.”
O bir kitap yazmış. Kitabın arkasında da ondan bahsetmiş. Oraya da bugünkü Güneydoğu Anadolu mıntıkası olan Urfa Mardin taraflarına da, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz mektup göndermiş de bunların arşivlerinde, hazinelerinde hâlâ saklı duruyormuş.
Peygamber Efendimiz; “İskenderiye fetholunacaktır.” diyor.
Demek ki o zaman İskenderiye, Mısır başkalarının elindeydi; “Orası fetholunacaktır ve Kazzin fetholunacaktır.” diyor.
Kazzin de İran’da bir mıntıkanın adı. Kazzin’den pek çok alim yetişmiş. “İran’daki o mıntıka da fetholunacaktır.”
“Bu ikisi cennetin iki kapısıdır.”
Men rabata fîhimâ. “Kim buralarda murâbıtlık yaparsa, hudut karakollarında Allah rızası için bekçilik yapar da bu savaşlarda yardımcı olursa, gaza ederse, oralarda karakol vazifesi yaparsa” Ev fî ehadihimâ. “Ya ikisinde birden veyahut sadece bir tanesinde yapsa da olur.” Leyleten vâhideten. “Bir gece bile yapsa olur.”
“Allah rızası için bir kez orada bekçilik yapsa.”
Harece min zünûbihî. “Günahlarından çıkar.” Yevmi veledetühu ümmühû. “Anasının onu doğurduğu günde pak tertemiz günahsız olduğu gibi günahlarından sıyrılır.”
Peygamber Efendimiz o zaman ashâb-ı kiramı, ashabdan sonra gelecek kimseleri oralarda cihat yapmaya, oralarda çarpışmaya, oralarda bekçilik yapmaya, karakollarda kalelerde vazife görmeye böyle teşvik eylemiş.
Oraların da fetholunacağını önceden bildirmiş ve hakikaten de İskenderiye fetholunmuştur, Kazzin de fetholunmuştur.
Fetahtehûne ba’di medâine izâmen.
Peygamber Efendimiz bu hadis-i şerifte de yine buyuruyor ki:
“Benden sonra siz büyük şehirler fethedeceksiniz.”
Hakikaten Hz. Ömer zamanında fütuhat başladı. Orta Asya’ya, Afrika’ya yayıldı. Fütuhat Bizans’a ve Anadolu’nun bugünkü Doğu Anadolu mıntıkasına kadar geldi, Kafkasya’ya dayandı.
“Büyük şehirler alacaksınız.”
Me tattehüzune fi ahveniha mecâlise. “O büyük şehirler sizin bu Mekke Medine gibi küçücük şehirlere benzemez.”
Tabi o zamanlar oralar küçük, bunlar büyük şehirler.
“Siz onların çarşı pazarında oturacaksınız, kalabalık meclisler kuracaksınız, yolun kenarlarına oturacaksınız.”
Ve izâ kâne zâlike. “Böyle bir durum olduğu zaman.” Ve huddü’s-selâme. “Yolda, çarşıda oturmanın adabı vardır.”
Oturuyorsanız yapılacak işler neler; bak Peygamber Efendimiz burada bildiriyor.
“Öyle oturursanız.”
Ve huddüs selam. “Size birisi ‘es-selâmü aleyküm’ dediği zaman selamını iade ediniz, selama karşılık veriniz.” Vu huddû min ebsâriküm. “Gözlerinize sahip olun, gözlerinizi kapatın.”
“Gözlerinize sahip olun!” ne demek?
“Çarşı pazar olduğu için kadın geçer, genç delikanlı geçer, çoluk çocuk geçer filan gözlerinizi gelip geçene dikip bakmayın, bakıp da günaha girmeyin, gözlerinize sahip olun, gözlerinizi kapayın.”
Ve’hdü’l-ağmâ. “Kör kimse olursa yardım edin.”
“Gel, yol burada, bu tarafta.” diye kolundan tutun yardım edin.
Ve eiğnu’l-mazlûme. “Ve mazluma yardım eyleyin.”
Orada, çarşı pazarda baktınız birisi dövülüyor, sövülüyor, aldatılıyor, kandırılıyor, dolandırılıyor neyse zulme uğruyor; o zaman yardım edin.
İşte bu çarşı pazarda oturmanın adabındandır.
Bir insan sandalyeyi çıkarıp dükkânın önünde oturdu mu bir yerde gelen geçenin selâmına karşılık verecek, gelen geçen kadın çocuk çoluk kimse bakmayacak, gözüne sahip olacak. Ama ihtiyaç sahibi biri geçerse onlara yardım edecek; mazlum olursa mazlumu koruyacak, kurtaracak.
Setekûnü umerâü ve tahfirûne ve tüzkirûne. “İleride başbuğlar, hükümdarlar, emirler olacak başınıza geçecek.”
Peygamber Efendimiz yine idareye ait şeylerden bahsediyor:
“Bu emirler bu başbuğlar.”
Ve tahfirûne ve tüzkirûn. “Bazen sizin hoşunuza giden şeyler yapacaklar; iyi şeyler salih ameller işleyecekler bazen de kötü işler, nahoş şeyler yapacaklar.”
“Bazen hoş iyi şeyler bazen nahoş şeyler yapacaklar.”
Fe men araha berie ve men en here selime. “Kim ma’ruf, iyi iş yaparsa o berî olur, azaba müstahak olmaz, cezadan kurtulur, nifaktan kurtulur...”
O hükümdarlar, o başa geçen insanlar yalan yanlış şeyler yaptığı zaman siz emr-i ma’rûf, nehy-i münker yaparsanız onların yanlış yaptığı şeyi söylerseniz hatalarını güzelce açıklarsanız o zaman nifaktan, yaltakçılıktan, dalkavukluktan berî olursunuz ve salim olursunuz. Gücünüz yetmediği takdirde içinizden inkâr ederseniz o zaman bu da selamette olmanıza yeterli olur, cezadan kurtulmuş olursunuz. Ama;
Velakin men radiye. “Kim onların iyi kötü yaptığı o nahoş şeylere gönül hoşluğu gösterirse memnun ve razı olursa.”
Ve tâbea. “Onlara, onların sözlerine uyarsa o zaman berî olmaz, kurtulmaz, selamette olmaz.”
Allah-u Teâlâ Hazretlerinin cezasına müstahak olur.
Kâlû efelâ nukâtilüküm? “Ashab-ı kiram dediler ki: Onlarla çarpışmayalım mı, savaşmayalım mı?” Kâle lâ mâ sallû. “Hayır, o hükümdarlar namaz kıldıkları müddetçe çarpışmayın.” diye Peygamber Efendimiz buyurdu.
Demek ki Müslümanın adabındandır ki kötü bir şey gördüğü zaman emr-i ma’ruf nehy-i münker yapacak, çekinmeden, “Bu doğru değil, böyle yapmayın!” diye hakkı söyleyecek. Onu yapamazsa, içinden, “Yâ Rabbi! Ben bu işe razı değilim ama ne yapayım ses çıkartamıyorum! Adam zorba, zalim, başıma bir zarar gelir.” diyecek. İçten razı olmazsa ne âlâ! Fakat dalkavukluk yaparsa onlara tâbî olursa o zaman fena. Demek ki Müslümanın adaba, Müslümanlığın gereği, kötü bir şey gördüğü zaman emr-i bi’l ma’ruf nehy-i ani’l-münker yapmak, nasihat çekmek... Onu yapamazsa içinden buğz etmek, istememek. Ama dalkavukluk, müdâhane, baş eğmek, alkışlamak yok. Böyle yaparsa felaket...
Se-tekûnü ümerâü tüşğilühüm eşyâü yü’ahhirûne’s-salâte an vaktihâ fec’alû salâteküm ma’ahüm tatavvu’an.
“İlerde hükümdarlar olacak. -Onlara ümera, emirler diyor, herhangi bir yerin başkanı- Onları pek çok şeyler meşgul edecek, edecek de namazları tehir edecekler.” Halbuki namazı vaktinde kılmak en hayırlı amellerden olarak bildirilmiştir. “Siz onlarla namaz kıldığınız zaman, onu nafile namaz gibi kılın, ihtiyata riayet edin. O namaz ya olmuştur ya olmamıştır, onu bir kere daha kılın.” diye Peygamber Efendimiz bildiriyor.
Se-tekûnü li-veledi abbâse râyetün men tebi’ahâ raşede ve men halefehâ heleke ve len tahruce min eydîhim mâ ekâmü’l-hakka.
“Peygamber Efendimiz' in amcası Abbas’ın çocukları için bir bayrak olacak...” Men tebi’ahâ raşede. Yani onlar bir bayrak açacak. “Kim onlara tâbî olursa, doğru yolu bulmuştur. Ve men halefehâ heleke. “Onlara muhalefet eden helâk olacak, helak olmuştur.” Ve len tahruce min eydîhim mâ ekâmü’l-hakka. “Hakkı tutup kaldırdıkları, hakka riayet ettikleri müddetçe bu bayrak onların elinden düşmeyecek.”
Bu hadis-i şerifte Peygamber sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz’ in, taa kaç sene sonra Abbasilerin geleceğine dair [haberi verdiğini] gösteriyor.
Se-tekûnu fitnetün yüfâriku’r-racülü fî-hâ ehâhu. “Fitne çıkacak, adam o fitne esnasında kardeşini ve babasını terk edecek.” Öyle fitneler, karışıklar olacak ki baba evlat birbirinden, kardeş kardeşten ayrılacak.
Tetîru’l-fitnetü fî-kulûbi ricâlin minhüm ilâ yevmi’l-kıyâmeti. “O fitne kıyamete kadar o adamların kalplerinde uçuşacak.” hatta yu’ayyera’r-reculü fî-hâ bi-belâin kemâ tü’ayyeru’z-zâniyetü bi-zinâhâ. “Ve kişi bu fitneler dolayısıyla zina işleyenin zinasından ayıplanması gibi ayıplanacak.” Yani bu belanın çokluğundan ve ona karşı sabırla tahammülün azlığından dolayı ayıplanmaya maruz kalacak.
Allah-u Teâlâ hazretleri cümlemizi bu fitnelerden, fesatlardan; kıyamet alametleri olan kötü hallerden hıfzeylesin. Şeytanın, kadınların, deccalın fitnesinden, ahir zamanın fitnelerinden halâs eylesin, hıfz-ü himaye eylesin.
Bir insanın kıyameti öldüğü zaman kopmuş demektir. Ama işte bu büyük kıyamet alametlerini bilmek lazım. Belki insan onlara erer, ona göre nasıl hareket etmek lazım geldiğini dinî bilgisi olanlar bilirler de öteki insanlar bilmezler. Bugün kıyametin alâmetlerinin pek çoğu zahir olmuştur. Resûlullah sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz’ in kıyamet ahvaline dair söylediği sözlerin çoğu zahir olmuştur. Çok korkulu olmak, tevbe etmek lazım. Hemen bugün yarın kıyamet kopacakmış gibi tevbe üzere insan hazırlıklı olarak fitnelerden imanını koruyacak, kendisini emniyete alacak şekilde yaşaması; dünyaya, dünyanın lezzetlerine, günahlarına dalmaması lazım.
Allah-u Teâlâ hazretleri cümlemize uyanıklık nasip etsin.
Fâtiha-i Şerife mea’l Besmele.
31.05.1981 -
Dünya Ahiretin Tarlasıdır
30.08.1981 -
Kıyamet Alametleri, Besmele
