17.03.1985 - Zilhiccenin On Günü, Arife Günü Oruç Tutmak

17.03.1985 - Zilhiccenin On Günü, Arife Günü Oruç Tutmak
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtuve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahûbi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inneefdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selemle ennehû kâl:
مَنْ صَامَ يَوْمَ عَرَفَةَ، غَفَرَ اللهُ لَهُ سَنَتَيْنِ: سَنَةً أَمَامَهُ، وَسَنَةً خَلْفَهُ
Men sâme yevme arefete ğafera’llâhu lehû seneteyni: seneten emâmehû ve seneten halfehû.
Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.
Ebû Saîd el-Hudrî hazretlerinden bize nakledilmiş. Sahih bir hadîs-i şerîf olduğu, kitaplarımızda kaydedilmiştir.
Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
Men sâme yevme arefe.“Kim arefe gününde oruç tutarsa...”Ğafera’llâhu lehû seneteyni. “Allah, onun iki senesinin günahlarını bağışlar.”Seneten emâmehû. “Bir senesi önündeki sene.”Ve seneten halfehû. “Bir senesi geçmiş senesi.”
“Geçmiş ve gelecek iki senesinin günahlarını bağışlar.”
Arefe günü hangi gündür?
Kurban Bayramı’ndan bir gün önceki gündür.
Kurban Bayramı; Arabî aylardan Zilhicce’de olur. Zilhicce’nin ilk on günü, çok mübarek günlerdir.Allahu Teâlâ hazretleri Kur’ân-ı Kerîm âyetlerinde; onun mübarekliğine yemin buyurmuş,yani o on günün, o mübarek Zilhicce’nin ilk on gününün; mübarekliği üzerine yemin buyurmuştur.
Allahu Teâlâ hazretleri âyetlerinde.
Çok kıymetlidir.
Şimdi herkesin cebinde takvim bulunuyor, açsın, hemen o günleri işaretlesin.
Maksat nedir? Bu hadisleri niçin dinliyoruz?
Tatbik edelim diye.
Madem sahih bir hadîs-i şerîfmiş, madem bu kadar da kârlıymış, herkes takvimini cebinden çıkarsın,“Kurban Bayramı’ndan bir gün önce, bugün oruç tutacağım.” diye yazsın. Bak hadîs-i şerîfte buyuruluyor ki;
“Arefe gününde, kim oruç tutarsa Allah onun geçmiş ve gelecek senesinin günahlarını bağışlar.”
Müslüman metotlu olacak.Cümle hasımlarımız metotlu. Hepsi her şeyi kaydederek,ölçerek, biçerek ince hesaplarla yapıyorlar.Matematikte ilerlemişler, fende ilerlemişler. Aya füze gönderiyorlar, uzaya füze gönderiyorlar,düşmanın kendisine atacağı bombaları; daha kendi memleketlerine gelmeden, havada patlatalım da bizim memleket zarar görmesin diye âletlerini ona göre hazırlıyorlar. Yıldızlar savaşına göre hazırlıyorlar.
Bizim hesaptan, kitaptan, intizamdan haberimiz yok. Nerede kaldı bizim Müslümanlığımız?
Bir kere şunu çok iyi öğreneceğiz:
-Her derste ben keşke, besmele çeker gibi arkasından hemen söylesem.-
Müslümanlık sadece namaz kılmaktan ibaret değil. Allah’ın emirleri çok. Çünkü hayatta yaptığımız işler çok. Her işimizin İslâm’a uygun veya uygun olmama durumu olabilir.
Kalkıp bir yere gidiyorsun. Nereye gidiyorsun? İslâm’a uygun yere mi gidiyorsun? İslâm’a uymayan yere mi gidiyorsun?
Açtın ağzını konuşuyorsun.İslâm’a uygun mu konuşuyorsun? Günaha girecek tarzda mı konuşuyorsun?
Gözlerini diktin, bakıyorsun. İslâm’a uygun mu bakıyorsun?İbretle mi bakıyorsun? Harama bakıp günaha mı giriyorsun?
Her anımız ibadet olabilir,Aklımızı başımıza devşirirsek, her ânımız kazanç ve ibadet olabilir. Aklımızı toplamazsak, savruk olursak her ânımız ziyan olur, her tarafımızdan dökülür gideriz. Onun için intizamlıysak intizam..
Bizim büyüklerimiz, Kur’ân-ı Kerîm’i hıfzetmişler, ezbere biliyorlarmış.Ama hafızlığın ne kadar zor şey olduğunu hafızlar bilir.İnsan biraz çalışmasa unutuverir.Kur’ân-ı Kerîm’den bir kelime geçti; bil bakalım hangi sûrenin hangi âyetiydi? Bir de benzeyen âyetler var; bazen başlangıcı benzer başlıyor, sonu başka bitiyor.İnsan karıştırıverir.Çok kuvvetli hafızlar olacak da hiç şaşırmadan okuyacak, yoksa insan unutuyor.Kendinizden pay biçin ki siz üç beş tane sûre biliyorsunuz, onu bile bazen şaşırırsınız. Hafızlar da şaşırır.
Mesela arıcı arıyı tutar;ama öyle bir yerinden tutar ki sokturtmaz. Bilmeyen insan avuçlar, sokturur, her tarafı davul gibi şişer.Bunun zararı nerede?.. Akrep;zararı kuyruğunun ucunda, aman dikkat et! Yoksa onun kıskacında,ağzında bir [zarar] yok. Bazı mahluk vardır;zararı ağzındadır, bazısının kuyruğundadır, bazısı başka türlü bir şeydir...Her birisini tanımak lazım.
Onun için, ilk iş tanımak. Tanıdıktan sonra insan, tedbir alacak.
Onlar, bizim Kur’anımız’ı bizim kadar okumuşlar.Bizim içimize papaz göndermişler, bizim kadar Kur’an biliyor, âyet okuyor.
Nasıl yapmışlar?
Kur’an’ın her âyetini, her kelimesini fişlemişler, liste yapmışlar. Hele bir dinî kitabın kenarında, bir kelimesi geçsin, o geçen kelimeyi cetvelden bakıyorlar, tamam şu âyette, buluyorlar.Âlet yapmışlar, kolayca biliyorlar.
Bizim hafız efendi şaşırır...
Biz kitap yazıyorduk; Hocamız sağlığındayken, vazife vermişti; “Şu kitabı yazın.” Babamla beraber oturduk, ben daktilo yazıyorum, babam söylüyor. Âyet-i kerîme geliyor; hangi sûrenin hangi âyeti olduğunu yazalım. Hangi sûredeydi?Araştırıyoruz, karıştırıyoruz, insan şaşırıveriyor.“Ya dur bakalım, En’âm sûresinde miydi?..Çevir. Yok, bu değilmiş. A’râf’ta mıydı, Nuh sûresinde mi?..”
Ama adam cetvel yapmış. Âlet yapar, el öğünür.Âlet yapmış adam, ondan sonrada işlerini çabuk götürüyor, yürütüyor. Biz intizamsızız.
170 kişilik, 200 kişilik, 300 kişilik uçak... Bakıyorsun tekerleği var, kanadı var,kuyruğu var, içine de 300 kişi biniyor,alt tarafına istediğin kadar da bavul yüklüyor. Kuş gibi yerden kalkıyor,kuş gibi yere iniyor. Bu birden olmaz ki... Resim yapar gibi yapmakla olmaz. Bu çalışa çalışa olur, dikkat ederek olur, etrafını inceleye inceleye olur.
Dünya üzerinde petrol bitiyormuş, öyle diyorlar. Petrolü hesaplıyorlar, ölçüyorlar, biçiyorlar...Su olsa dayanmaz. Denizler petrol olsa dayanmaz. Yollardan vasıta akıyor, her birisi homur homur yakıt kullanıyor. Dünyanın her yerinde böyle. “25, 50, 75 yıl [içinde] bu petrol bitecek.” diyorlar. Ama Avrupalılar kutuplarda araştırma yapmış,bir dergide okudum: Orada su molekülleri donarken, içine metan gazını da hapsedip öyle donuyormuş.Metan hidrat meydana geliyormuş. Bu metan hidratın içinde o kadar çok gaz varmış ki; bunu bir ısıtıp bir çözüp içinden gazı alıp kullanmayı becerdin mi, çaresini buluverdin mi, o zaman 300 sene daha dünyayı idare edecek enerji çıkar, diyorlar.Bu petrolümüz, dünya üzerinde insanoğlunun kullanacağı petrol 25-50 sene kalmış, o 300 sene yetecek. Bak, ilim nasıl [yol gösteriyor...]
Bizim memlekette petrol bitecek, adamlar ilimleri sayesinde bu sefer yine ileri gidecekler.
Osmanlılar’ın yaptığı kılıçların, emsâli yokmuş. Selahaddin Eyyûbî, havaya tülbendi atmış, kılıcı altına tutmuş da kılıç tülbendi ikiye bölmüş. Havadan nazlı nazlı inen tülbendi ikiye bölmüş. Usturadan keskin kılıçmış demek ki... Ne güzel yapmışlar.
Bir zaman Osmanlılar çalar saat yapmış. Avrupa’ya, Avrupa padişahına,kralına hediye göndermişler. “Bunun içinde cin mi var, böcek mi var?..”bilmem ne mi var,kıyısını kenarını kurcalarken bozmuş. Yani o zaman çalar saati anlayamamış.
Sonradan iş dönmüş dolaşmış, şimdi biz onların yaptığı işlere, akıl erdiremiyoruz.“Allah Allah...Ankara’dan yayın yapıyor, televizyonun ekranından, buradan seyrediyorsun. Allah Allah... Koca demir parçası suyun üstünde yüzüyor. Koca demir parçası, kuştan daha hızlı havalarda gidiyor...” diyoruz. Biz şaşırıyoruz.
Adamlar bu muvaffakiyeti nasıl sağlamış?
İnce ince,çalışa çalışa...
Onlar kadar çalışmadan bu iş olur mu?
Olmaz.Onlar kadar çalışmakla da olmaz. Onlardan daha çok çalışmakla olur. “Yâ Allah!” diyeceğiz, Bismillâhirrahmânirrahîm diyeceğiz, işin içine bir gireceğiz,laboratuvarımıza gireceğiz, “Yâ Rabbi! Sen bana yardım et!” diyeceğiz; onların bilmediği şeyleri bulacağız,onların yapmadığı şeyleri yapacağız.
Ama işte mü’min gerekiyor, kalbi olan, mü’min lazım. Diri Müslüman lazım, ölü değil...
Yığın, bir sürü müslüman; işe yaramıyor.İslâm’dan uzaklaşmışlar, edepten, ahlâktan, insaftan,merhametten uzaklaşmışlar.Karşındaki zâtın da canı var, onun da acısı var, sevinci var. Onun da içinde arzuları var, o da bir ananın evlâdı, kuzusu... Onun da öldüğü zaman arkasından ağlayacak karısı var, yakınları var.
Nasıl kıyarsın bir cana?!
İnsanlar canavarlaşmış. Tankı yürütüveriyor üstüne, otomobiliyle beraber içindekileri ,çatır çatır ezip geçiyor. Köyden topluyor;“İntikam alıyorum.” [deyip] şu kadarını öldürüyor.
İslâm gitti mi kâinatın cildi kopar, tesbihin ipi kopmuş demektir.
Melekler ne demiş?
اِنّ۪ي جَاعِلٌ فِي الْاَرْضِ خَل۪يفَةًۜ قَالُٓوا اَتَجْعَلُ ف۪يهَا مَنْ يُفْسِدُ ف۪يهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَٓاءَۚ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَۜ
İnnî câilün fi’l-ardi halîfeten. “Ben yeryüzünde halife olacak, insan neslini yaracağım.” deyince Allahu Teâlâ hazretleri,melekler demişler ki; e tec’alü fîhâ men yüfsidü fîhâ ve yesfikü’d-dimâ’.“Orada fesat çıkartan, kanlar döken insanoğlunu mu yaratacaksın yâ Rabbi? ”Ve nahnu nüsebbihu bi-hamdike ve nükaddisü leke. “Biz sana zikrü tesbih ediyoruz, seni takdîs eyliyoruz, sana kulluğumuzu, güzel yapıp dururken o kan dökücü, o âsileri, o fesatçıları mı yaratacaksın yâ Rabbi?”
O hâle gelmiş, o meleklerin söylediği canavarlar...
O canavarlıktan insan nasıl kurtulur? Bunun çaresi, tedavisi, ilacı ne?
Bunun tedavisi İslâm! Bu menhus hastalığın, bu uğursuz hastalığın,bu korkunç hastalığın, bu cemiyet kanserinin ilacı İslâm!
Hiç kimse o ilaca yanaşmıyor, ödleri patlıyor. Hastalar “iyi olacağız” diye ödleri patlıyor, iyi olmak istemiyorlar. O kadar delirmişler ki, o kadar şaşırmışlar ki;
“Gel şifa var burada.” diyorsun.
“Şifa istemem,başına çalınsın şifa! Ben hastalıktan memnunum, böyle yaşayacağım.” diyor.
Çünkü hastalık kafasını da bozmuş, kafaya da girmiş. Hastaya ilacı verirsin; “İç... Ya iç şunu, iyi olacak.” Ağzına alır, kumkurur...
“Ya niye içmedin? Tüh! Şu kadar ilaç ziyan oldu.”
Hasta, şuuru yerinde değil.
İnsanlık deli... Bu hastalığın tedavisi İslâm; ama gel de anlat...
Onun için,
Kim yapacak bu işleri?
“Bulutların arkasından Allah melekleri saf saf indirsin, düzeltsinler.”
Utanmıyor musun sen?
Bizim vazifemiz ne?
Allah’ın sayılamayacak kadar nimetlerinin şükrünü nasıl ödeyeceğiz biz?..
İşte bak el, ayak, sıhhat,âfiyet vermiş. Açlıktan öleniniz var mı içinizde?
Varsa söylesin...“Açım, ölüyorum.” diyen varsa çaresini buluruz; evvel Allah memleketimiz bolluk,
Allah’ın lütfu çok...
Peki,çalışsana!İslâm için çalışsana!
Yok!
“Hocam Allah’ı düşünmem benim karnım doyuncaya kadar,bir de hasta olduğum zaman düşüneceğim. Hasta olursam;‘Yâ Rabbi! İyi et.’derim. Acıktığım zaman da;‘Yâ Rabbi! Acıktım.’ derim. Karnım doydu mu o zaman unuturum. O zaman ne ibadet aklıma gelir... Hele biraz zenginlersem, hele biraz para pul sahibi olursam, o zaman nerede eğleneceğim? Cebimde para dolu, 200 bin lira harcarım, 2 milyon harcarım... Denizde kum, bende para. Bende para var; gelsin eğlence, gitsin eğlence...”
İnsan böyle yapıyor.
Halbuki insan rahat zamanında Allah’a kulluk etmezse, darlık zamanında Allah duasını kabul etmeyeceğini, hadislerde buyuruyor.
Sen şimdi rahat zamanındasın, dua etmiyorsun; ya başına Allah bir felaket gönderirse
Kime yalvaracaksın? Başka kim var?..
Onun için, bu güzel günlerde Allah’ın dinine; sıhhatle âfiyetle yardım edeceksiniz.
Gönüller bir olunca neler neler olur... İki gönül bir oldumu samanlık seyran olur. Gönüller bir oldu mu herşey yapılır.
Allah bize böyle bir dikkatli Müslümanlık versin. İyi, dikkatli müslüman olmayı nasip etsin.
Cebimizde kalemimiz, yapacağımız işleri yazacağız. Yazın bakalım:“Arefe gününde oruç tutacağım, iki senelik sevap var.” diye defterimize yazın bakalım.
Arife günü ne güzel bir gündür. Allahu teala hazretleri en yakın semaya rahmetiyle nüzul buyurur.
Arife günü dediği nedir?
Kurban Bayramı'nın bir evvelki günüdür.
Hacıların Arafat'a çıktığı gün.
Hem gün mübarektir, hem de Arafat'ın mahalli mübarektir.
Hacılar oraya gitti mi?
Yerde mübarek, zaman da mübarek. Artık esinler duaları. Rabbinin rızasına eli eri versinler.
Çünkü bugün gözüne, kulağına, diline sahip olan hayra erer diye Peygamber Efendimizin hadisi şerifi var. Gözüne sahip olacak, harama bakmayacak, diline sahip olacak, kimseyi incitmeyecek, duayla meşgul olacak filan. Mübarek bir gündür.
Ama hacca gidememiş insan da zamanın mübarekliğinden faydalansın. Yani Arafat'a gidemiyor ama
burada da var arefe günü. Bugün de arife gününde oruç tutmak çok sevap.
Yani geçmiş senenin ve gelecek senenin günahına kefarettir diye hadisi şerif var. İki senenin günahını bağışlattırır diye hadisi şerif var. Arife gününde oruç tutmayı yazın defterlerinize kaydedin gayret edin.
Ama hacıların oruç tutması mekruh.
Neden?
Hacı güneş'in altında Arafat'ta vazife yapacak.
“Ben tutuvereyim de o sevabı ben sağlayayım.” Mekruh. Efendimiz tavsiye etmemiş. Duymadın mı mekruh? Yani söz dinlemek iyi. Daha iyi yapayım dediği zaman iyi yapmıyor. Bayılıveriyor bu sefer. E kaldı. Bütün tespihat dualar kaldı.
Allahu teala hazretleri bizleri hayırlı günlerin hayrından ve bereketinden faydalandırsın. Haclara, umrelere sıhhat ve afiyetle varmayı nasip etsin. Mağfirun zümresine dahil eylesin. Sevdiği, razı olduğu kul olarak kendisine varmayı nasip eylesin.
Bir hürmeti, esrarı suretil Fatiha.
01.11.1990 -
Hac, Arife Orucu
04.04.1990 -
Aşure Orucu, Pazartesi,
