İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

01.11.1990 - Hac, Arife Orucu

01.11.1990 - Hac, Arife Orucu
Hadisler Deryası

01.11.1990 - Hac, Arife Orucu

21.07.2020
15 dk 11 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

El-Mütimmü's-salâte fi's-seferi ke'l-müksıri fi'l-hadari.

Sübhanallah! Ebu Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. Bu hadisi duymadıysanız şaşıracaksınız.

Biliyorsunuz sabah namazının farzı iki rekâttır, öğle dört rekâttır, ikindi dört rekâttır, akşam üç rekâttır, yatsı dört rekâttır değil mi? –Farzları sayıyorum.- İnsan seyahate çıktığı zaman dinimiz bir kolaylık gösteriyor; Allah müsaade etmiş, Peygamber Efendimiz bildirmiş, Kur'ân-ı Kerîm'de de var; "Dört rekâtlı namazlar iki kılınacak." Yolcu öğleyi iki rekât kılacak. "Misafir" deniliyor. Arapça' da misafir, "eve gelen konuk" mânasına değil, "sefere çıkmış olan yolcu" mânasına; yani sefer mesafesi kadar uzağa giden, sefer şartına haiz kimse. Dört rekâtlık öğle namazını dört kılmayacak, iki kılacak. İkindi namazını da iki kılacak, yatsı namazını da iki kılacak. Bir kolaylık. Sünnetleri kılmak mecburiyeti yok. Çünkü yolcudur; otobüsü kalkar, kervanı gider, su bulamaz, sıkıntısı olur. Allah böyle bir kolaylık vermiş.

Sefer halinde, seferîlik halinde dört rekâtlı namazlar iki kılınır. Yalnız kıldığı zaman! Veyahut misafirler, seferiler birbirleriyle cemaat yaptıkları zaman, imam da misafirse iki kılarlar. Ama camide ezanı duydu, camiye girdi, imama uydu; o zaman dört kılacak. Çünkü imama tâbi oldu. Cemaat imamdan ayrılamaz. "Ben iki rekât kıldım, ayrılırım." diyemez. İmama uymaya niyet ettikten sonra dönülmez. Yalnız olduğu zaman, misafirler kendi aralarında oldukları zaman iki kılacaklar. Bir insan; "Ben dört kılacağım." dese ne olur? Şimdi bu hadis-i şerifi dinleyelim:

El-Mütimmü's-salâte fi's-seferi. "Sefer vaktinde, seferîlik durumunda, namazı dört rekât kılanlar." Ke'-l-muksıri fi'l-hadari. "Evindeyken, buradayken, yolculuğa çıkmamışken dört rekâtı iki kılsa nasıl kusur işlemiş olur, nasıl eksik kalmış olur; işte onun gibi olur."

Çünkü burada Allah; "Dört rekât kıl!" dedi. Orada iki kılmaya müsaade etti. Allah'ın ikramını mı reddedeceksin? Allah'ın ikramını kabul etmemek gibi olur." diye, başka bir hadis-i şerifte de Peygamber Efendimiz bildiriyor. Dinimizin haline bakın.

Muhterem kardeşlerim! Bu neden böyle?

İnsanın içinde bir vesveseci vardır; şeytan vesveseleri, nefis vesveseleri. "Benim dört rekât namazım ne oldu? Neden iki oldu?" der, içi rahat etmez, şeytan vesvese verir.

Ya mübarek! Sen de çok mu ibadet etmiş birisin de böyle düşünüyorsun? Ben senin her hâlini biliyorum.

Hayır! "Dört rekâtı iki kıldım." diye içi huzursuz olur. Onun için Peygamber Efendimiz diyor ki:

"Allah'ın ikramıdır. ‘İki kıl' dediği yerde iki kılarsın, ‘dört kıl' dediği yerde dört kılarsın. ‘Malını ver!' dediği yerde verirsin, ‘Oruç tut!' dediği zaman tutarsın, ‘Tutma!' dediği zaman tutmazsın."

Söz dinlemeyi öğren; kendi başına gitmek, vesveselerle vehimlerle hareket etmek değil de söz dinlemeyi öğren!

Konya'da Veyiszâde hazretleri var, vefat etmiş. O zatın bir menakıbını okumuştum; çok hoşuma gider. Hocasıyla beraber camiden çıkıyorlarmış, kadının birisi gelmiş;

"Bizim kuyuya bir hayvan düştü, kuyu pislendi ne yapmamız lazım?" diye sormuş.

"Kuyudan 200 kova su çekmek lazım. Sonra suyu temiz olur." demiş.

O hayvanı çıkaracak; ondan sonra 200 kova suyu dışarıya çekecek. O zaman kuyu temiz olur.

"Ama daha fazla çeksen daha iyi olur." demiş. Yanına hocası varmış; sakallı, arif zât.

"Dur kadın!" demiş, kadını durdurmuş.

"200 kova su çekeceksin! 201. kovayı bana getir, ben içeceğim." demiş.

Kadın sevinerek gitmiş. Ondan sonra talebesi olan zata;

"Evladım! Bu halka eğri büğrü laf söyleme, tam söyle. Çünkü halk bu sefer şaşırır." demiş.

"200'den fazla da olsa olur." deyince, 300'e çıkarır. Bir başkası; "Ben ondan daha takva ehliyim." der, 400'e çıkarır. Bir başkası gelir, 500'e çıkarır. Millet artık kovayla su çeke çeke bir hal olur. Birisi ötekisine bir şey ekler, ötekisi berikisine bir şeyler ekler; din çığırından çıkar.

Dinin ölçüleri bıçak gibi sağlam olacak. Fıkıh onun için çok önemlidir.

"Ben dört rekât kılacağım!"

Dört rekât kılmak kârlı değil, beyefendi! Seferde dört rekât kılmak kârlı değil, fıkha uygun değil. Onun için bizim imamımız İmam-ı Azam hazretleri, bizim mezhebimizin büyükleri;

"Seferde dört rekât namazları iki rekât kılmak azimettir." diyor; ruhsat değil azimettir, takva yoludur, doğru olan yol odur. İşte bu hadis-i şerifler onun misali.

Muhterem kardeşlerim! Dinimizi tam öğrenelim. Dinimizin aslını esasını güzel öğrenelim. Ne az ne çok. Eklemek de doğru değil, çıkarmak da doğru değil. Her şeyin sünnet-i seniyyeye uygun olması güzel. Allah ne emretmişse onu dinlemek güzel.

"Ben seferde oruç tutacağım."

Peygamber Efendimiz;

Leyse mine'l-birri es-sıyâmü fi's-seferi. "Yolculukta oruç tutmak takva değildir."

Boşuna uğraşmayın. Bir defasında Ramazan'da sefer halindeler, hava sıcak. Ordusuna;

"Oruç tutmayın." demiş.

Söyleyen kim? Peygamber Efendimiz.

E tutma mübarek! Kimisi; "O bize acıdığı için ‘tutmayın' dedi, halbuki ben dayanıklıyım, tutacağım." demiş, tutmuş.

Kimisi; "Çok sevap kazanacağım." diye oruç tutmuş, kimisi de tutmamış. Ama oruç tutanları güneş çarpmış; susuz kalınca, bir de hava sıcak olunca insan bitiyor, buharlaşıyor, terliyor. Hastalanmışlar, sedyelik olmuşlar. Ötekiler onlara bakmışlar, ordunun işlerini oruç tutmayanlar yapmışlar. Bunlar gölgelikte yatmışlar; yüzlerine su serpilmiş, yelpazelenmişler. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

"Bugün oruç tutmayanlar sevapları aldı, götürdü." Sevapları kaldırıp götüren oruç tutmayanlardı.

Niye? Çünkü söz dinlediler.

Ben bir keresinde Arefe günü oruç tutmanın sevabını kitaplarda okumuştum. Yarım hocalık iyi olmuyor. Kitaplarda okudum, arefe gününde oruç tutmak çok sevap; "Ben tutabilirim." dedim; demek ki insanın içyapısında biraz kabadayılık da var. "Tutabilirim." dedim ama hacda. Arafat'a çıktık, ben oruçluyum. Bayılmaktan zor kurtuldum. Bayılma raddesine kadar yanaştı, geldi; zor döndüm. Buzlar, ıslatmalar, yelpazelemeler hepsi bana oldu. Ondan sonra zor toparladık, bayılmadık ama anladım ki Resûlullah'ın tavsiyesi tavsiye. Hacda, Arafat'ta oruç tutmak tavsiye edilmiyor. Çünkü orası ibadet yeri; kuvvetli olacaksın. Zaten Müzdelife'den, Mina'dan kalkmış yürümüş, oraya gelmişsin. Akşam da gideceksin, tekrar Müzdelife'de konaklayacaksın. Enerjiye çok ihtiyaç olan bir gün. İnsan orada oruç tuttu mu tükeniyor, bitiyor ve bayılıyor. Suya ihtiyaç var, su içeceksin, güneş çarpmayacak, ibadetini yapacaksın.

Onun için dini iyi bilmek çok önemli. İnsanın ne aşırı gitmesi lazım ne eksik yapması lazım. Tam Resûlullah'ın tavsiye ettiği şekilde hareket etmeyi öğrenmesi lazım. İşte bu da "fıkıh" dediğimiz dinde incelikleri bilmek. Tek tek hükümleri herkes bilir ama meseleyi derli toplu ölçülü bir tarzda bilen "fakihler"dir. Onun için dışarıdaki insanlar alimlere ve fakihlere tâbi olacaklar.

Bir kere insanda "fıkıh misyonu" diye bir şey vardır. Mesela hukukçunun bir mantığı vardır. Hukukçu olmayan, Hukuk Fakültesi'nde okumayan onu bilemez. Doktorluğun bir mantığı vardır, bir meslek kültürü vardır. Dışarıdan olmaz. O kültürü almayan insan o işi yapamaz. Yönetimin bir inceliği vardır, her ilmin böyle püf noktaları vardır, dışarıdan yapıyorum sanan insan yapamaz; o, mesleğin inceliğidir.

El-Mütehâbbûne fi'l-lâhi fî zılli arşihî yevme lâ zılle illâ zıllıhî yûdau lehüm kerâsîyye min nûrin yağbituhüm bi-meclisihim mine'r-rabbi'n-nebiyyûne ve's-sıddîkûne ve'ş-şühedâ.

Bu hadis-i şerif, Muaz b. Cebel radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. Müslümanların birbirleriyle dost olması, muhabbet etmesiyle ilgili bir hadis-i şerif.

Bakalım ne buyurulmuş? Dinleyelim.

El-Mütehâbbûne fi'l-lâhi. "Birbirleriyle Allah rızası için ahbap olup muhabbet edenler."

Dünya menfaati için değil, şirket kurmak için değil, başka bir sebeple değil, Allah rızası için Allah yolunda, Allah uğrunda, Allah'ın rızasını kazanmak için birbiriyle muhabbetleşen, dost olan kimseler.

Bu nasıl bir şeydir? Eskiden var mıydı?

Vardı. Eskiden insanlar birbirleriyle ahiret kardeşi oluyorlardı. Çok muhabbet ediyorlardı, birbirlerinin köylerine ziyarete gidiyorlardı. Hediyeler veriyorlardı, tatlı tatlı konuşuyorlardı, ahbaplıkları samimi oluyordu. İhtiyacı olduğu zaman birbirlerinin yardımına koşuyorlardı, çocuklarına bakıyorlardı; duymuşsunuzdur. Hatta bazı köylerde "ahretlik" tabiri vardır. Çok yakın ahbaba, yakınlığı ifade etmek için "Nasılsın ahretlik?" derler. Yani "Ben seni ahiret dostu edinmişim, çok samimiyiz." demek. Böyle dinî bir duyguyla o muhabbeti yürütenler vardı.

Şimdi de var mıdır?

İnşaallah vardır. Şimdi de Allah'ın lütfuyla izniyle erbâb-ı tasavvufun, ehl-i hâlin birbirlerine muhabbeti bu gruba girer.

"Birbirlerini böyle Allah için seven insanlar."

Fî zılli arşihî yevme lâ zılle illâ zıllühû. "Başka hiçbir gölgelik olmayan günde Allah'ın Arş'ının gölgesinde oturacaklar."

Bu hangi gün?

Mahşer günü, hesap günü. Yevmü'd-dîn dediğimiz ceza günü. İnsanların ettiklerini bulacakları, haklarında hükmedilecek olan gün. Arasat meydanına insanlar mahşer yerinde toplanacaklar. Bir izdiham, bir ter, bir güneş, bir sıkıntı, bekleyiş. Canlarına tak edecek. O sıkıntıda güneş tepelerine yanaştırılacak, beyinleri kaynayacak, terler boşanacak. "Sadaka verenlerin sadakaları, başlarının üstüne gölge olacak." diye bildiriliyor.

Başka hiçbir gölgenin olmadığı o günde, Allah, birbirleriyle Allah rızası için dostluk edenleri –yukarıda- Arş-ı Âlânın gölgesinde gölgelendirecek. Mahşer halkı aşağıda, onlar Arş-ı Âlânın gölgesinde gölgelenecek. Mahşer halkı onları, bizim yıldızları seyrettiğimiz gibi aşağıdan yukarıya bakıp seyredecekler.

Yûdau lehûm kerâsiyye min nûr. "Onlar için nurdan kürsüler konulacak."

Kürsü dediğimiz, oturup size vaaz ettiğim yer gibi. Artık oranın kürsüsünün mahiyetini Allah bilir. Arş'ın gölgesinde bu mübareklere nurdan kürsüler, oturmaları için koltuklar konulacak.

Yağbituhüm bi-meclisihim mine'r-rabbi. "Rablerinin makamına yakınlıkları dolayısıyla, Rablerine yakınlıkları, kurbiyetleri dolayısıyla bunlara gıpta edecekler."

Kimler gıpta edecek?

En-Nebiyyûne ve's-sıddîkûne ve'ş-şühedâ. "Peygamberler, sıddıklar ve şehitler bunlara gıpta edecek."

Allah'ın peygamberleri, sevgili kulları; sıddıklar, Allah'ın en yüksek kulları; şehitler, Allah yolunda cihat etmiş, savaşmış, kıtal eylemiş, harp etmiş, gazâ etmiş, canını vermiş, şehadet rütbesini kazanmış insanlar bile onlara Rablerinin indindeki iltifatı görünce, kurbiyetlerini görünce gıpta edecekler.

Muhterem kardeşlerim! Onun için bu, benim en çok söylediğim şeylerden birisidir; mü'minin mü'mini böyle sevmesi lazım, kardeşliğimizin böyle olması lazım; göstermelik değil. Biz İngiliz değiliz ki biz Alman değiliz ki. Biz Müslümanız; bizim kardeşliğimizin böyle olması lazım. Allah rızası için, Allah yolunda, böyle candan olması lazım. Sevgimizin, bağlılığımızın, muhabbetimizin böyle imrenilecek tarzda olması lazım. Eskiden böyleymiş. Bunları bilen, bu hadisleri bilen eski Müslümanların birbirleriyle ahbaplıkları, muhabbetleri böyleymiş.

Allah bizim de aramızda böyle muhabbetler nasip eylesin.

Birbirinizi böyle sevin, birbirinizle böyle ahbap olun da Allah-u Teâlâ hazretlerinin indinde makamınız, mekânınız, kurbiyetiniz; peygamberlerin, sıddıkların, şehitlerin gıpta ettiği kadar kıymetli ve yüksek olsun.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA