28.07.1991 - Umre, Hac

28.07.1991 - Umre, Hac
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Edîmü'l-hacce ve'l-umrete fe-innehümâ yenfiyâni'l-fakra ve'z-zünûbe kemâ yefni'l-kîrü hubse'l-hadîd.
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Câbir radıyallahu anh, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' den rivayet etmiş; bize hac ve umreyi tavsiye ediyor.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyorlar ki;
Edîmü'l-hacce ve'l-umrete. "Hacca ve umreye gitmeye devam edin."
Bunu bir vazife edinin, hac ve umreye daima gidin. Sebep?
Fe-innehümâ. "Çünkü bu hac ve umre." Yenfiyâni'l-fakra ve'z-zünûb. "Hem insanlardan fakirliği giderir, uzaklaştırır, hem de günahları siler." Kemâ yefni'l-kîrü hubse'l-hadîd. "Çeşit çeşit, paslı demir parçaları ocağa girdiği zaman, körük üfürüp de ocakta işlem gördükten sonra, nasıl o pislikleri gidiyor da pırıl pırıl, taptaze, ışıl ışıl bir demir olarak ortaya çıkıyorsa, hac da insanın pisliklerini, günahlarını öylece giderir ve fakirliğini de giderir."
"Onun için bunlara devam edin." buyuruyor, Peygamber Efendimiz.
Aziz ve muhterem kardeşlerim! Bizim zamanımızda, etrafımızda yaşayan insanlar kâfir mi?
Çoğu değil. Bir kısmı da bilmeden küfre kayıyor. Yanlış adım atıp yanlış söz söyleyip küfür uçurumuna yuvarlanıyor. Ötekiler de cahilliğinden ileri geri konuşuyor.
İnsan hacca bir defa gitse de başka gitmese daha iyi olurmuş!
İyi ama bu dinin sahibi sen misin? Bu dinin koruyucusu sen misin? Allah'tan bu dini getiren sen misin, Hz. Muhammed-i Mustafa mı?
Peygamber Efendimiz getirmiş, Allah'ın elçisi o. Kur'ân-ı Kerîm onun üzerine inmiş.
Sen Kur'an mısın? Sen Kur'ana karşı çıkabilir misin?
"Çıkmam, estağfirullah ben Müslümanım, anam da Müslüman, babam da Müslüman, dedem de Müslüman. Zaten benim büyük dedem vaizmiş, onun babası şeyhmiş, ben de müslümanım!"
O zaman haddini bil, bilmiyorsan da sus, bir bilene sor!
Bak Peygamber Efendimiz ne buyuruyor? Edîmü'l-hacce ve'l-umrete.
Edîmû ne demek?
"Devam edin, devam ettirin." demek. Gümüşhaneli hocamız hazretleri rahmetullahi aleyh şerhinde ne demiş?
Muvazara edin, muntazaman yapın, yapmaya devam edin.
Ve't-tâbiu. "Bu işi peş peşe yapın."
"Bir kere yaptım." diye kenara oturmayın, imkânımız varsa yine gidin; çağrımız var.
"Ama hocam, para?"
Bak, Peygamber Efendimiz; "Fakirliği giderir." diyor.
İnsana parayı Allah vermiyor mu?
"Yürü yâ kulum!" dedi mi fakir bir insan, yürüyor zengin oluyor.
"İn yâ kulum!" dedi mi yüksek bir insan da yüksekten aşağı iniyor, kapı kapı dolanan dilenci hâline geliyor.
Öyle değil mi? Öyle olmuyor mu?
Öyle oluyor.
Zenginliği veren kim? Allah.
Peki fakirliği nasip eden kim? Allah.
Şifayı veren kim? Allah.
Derdi veren kim? Allah.
Tamam. Bunu böyle demezsen zaten mü'min olamazsın. Her şeyin sahibi Allah.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
"Hacca ve umreye devam edin, devam ederseniz fakirliğiniz de gider."
"Hoppala!" diyecek şimdi inanmayan bir insan. "Akıl var, mantık var." diyecek. Çıkacak benim karşıma, akıl mantık hokkabazlığı, düzenbazlığı yapacak; ben onu anlamam!
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in sözü, benim başımın tacıdır, ben onu bilirim, ben onu dinlerim.
Hacca gittim mi param artacak, fakirliğim geçecek; öyle diyor. Çünkü "Fakirliği de giderir, günahlarını da siler, götürür." diyor.
Muhterem kardeşlerim! Demek ki ne yapacağız?
Dini kendi aklımıza göre eğip bükmeye çalışmayacağız, dine yeni ahkâm koymaya çalışmayacağız. Herkesin anlayacağı tabirle; kimse dini konuda ukalalık yapmayacak!
Ne yapacak?
"Acaba bu konuda Peygamber Efendimiz ne buyurmuş?" diyecek.
Bak büyüklerimizin dini anlayışı ne kadar sağlam. Karşılarına bir mesele geldi mi diyorlar ki:
"Bakalım bu konuda Kur'ân-ı Kerîm'de bir emir var mı, yok mu?
Varsa akan sular duruyor. Allah-u Teâlâ hazretleri, Kur'ân-ı Kerîm'de; "Şunu yasakladım." Demişse dedelerimiz ondan uzaklaşmışlar. "Rabbü'l-âlemîn yasaklamış, ben ona gitmem!" demiş, bitirmiştir işi. Şimdiki zamanın insanı; "Niye yasaklamış, nasıl yasaklamış? Yasaklamasaydı nasıl olurdu da azıcık kıyısından, kenarından, köşesinden, ısırsam yesem de tadına baksam da bilmem dokunsam da olmaz mı da azcık işlesem ne olurmuş da bilmem ne de…"
Bu, meraklı balığın oltanın kenarında dolaşırken, oltaya tutulmasına benzer. Şeytan denizin içerisine sana bir olta atmış; "Acaba bu nedir, ucundaki yemi kenarından yesem mi?" falan derken, hop tutulursun, canından olursun. Veya uçurumun kenarında yürürken, çürük taşların kaymasıyla ateşin, cehennemin içine yuvarlanmaya benzer.
Onun için büyüklerimiz kendi aklından hüküm söylememiş.
"Ayet var mı?"
"Var."
"Baş üstüne, tamam."
Ona uymuşlar. Hoşuna gitse de gitmese de her emrine uymuşlar.
Almışlar teçhizatlarını Orta Asyalardan çıkmışlar, buralara gelmişler. Buralara İslâm'ı yaymışlar.
"Müslümanlar Anadolu'yu nasıl fethetti?" diye bir tarihçi kardeşimiz incelemiş de kitap yazmış, doktora tezi yapmış; "Anadolu çok zor Müslüman oldu" diyor.
Çok diretmiş adamlar, çünkü burada muntazam bir devlet vardı, büyük bir imparatorluk vardı. Bir imparatorluğu hücum ede ede yenmek kolay değil. Oyuncak değil, lafla olacak bir şey değil. İki tane küçük çocuk olsa höt falan dersin kaçırırsın, olur biter. Karşında düzenli bir imparatorluk var, yüz binlerce askeri var, kalesi var, ordusu var. Medenî insanlar, yüksek surlar yapmışlar, büyük binalar yapmışlar, kemerler yapmışlar.
Bozdoğan Kemeri, falanca yerden filanca yere suyu getirmek için yapılmış. Bak bir su için ne kadar kemer yapmış adamlar. Antalya'nın Side ilçesine 27 km. uzaktan, dağları aşıp delip vadileri doldurup, Oymapınar'dan su getirmişler, medenî insanlar. Çok çalışmışlar.
Böyle güçlü, kuvvetli, medenî insanlar. Çarpışmışlar şehit olmuşlar, çarpışmışlar şehit olmuşlar, çarpışmışlar şehit olmuşlar… Şehit olmayı şeref bilmişler. Gazi olmuşlar. Nice nice seferler yapmışlar. Yavaş yavaş, söke söke, bastıra bastıra, buraları Müslüman yapmışlar.
Buralardan Balkanlar'a geçmişler, Macaristan'a geçmişler, Avusturya'ya geçmişler, Yugoslavya'ya geçmişler. Karadeniz'i kuşatmışlar, Kırım'a geçmişler, Bosna'ya gelmişler, Balkanlar'ı geçmişler, İtalya'nın güneyine gelmişler. Afrika'ya, İspanya'ya geçmişler, Afrika'nın aşağısına geçmişler; dünyanın her yerinde "Allah'ın emri" diye, tutturmuşlar.
Tamam, ayet varsa tamam; hadis varsa o da tamam! Yalnız Kur'ân-ı Kerîm'in ayetleri mahfuz, herkes tarafından çok çabuk ezberlenmiş, iyi korunmuş.
Hadis-i şeriflerin doğruluğunu tahkik için bir müessese kurmuşlar; hadis ilmi. Hadis ilmi, "rivayetlerin cerh ve tadil ilmi, râvilerin sıhhati ilmi." İncelemişler; adam yalancı olmasın, rivayet zayıf olmasın, yanlış olmasın. Ama rivayetin sağlamlığı ortaya çıkınca onu da tutmuşlar.
"Efendimiz böyle buyurdu." demişler, tutmuşlar.
Ayet okuyorsun, hadis okuyorsun, tınmıyor, aldırmıyor, yolundan şaşmıyor.
"Senin bu yaptığın yanlış!" diyorsun.
"Yalnız sen mi Müslümansın?" diyor, kavgaya kalkışıyor.
Müslümanlığı da bırakmıyor; o da iyi. Yine Müslümanlığı kimseye bırakmıyor. Kızıyor...
Bizim akrabadan birini anlattılar. Hanımına kızmış.
Nasıl kızmış?
"Evimden git, bir daha seni görmek istemiyorum." diyecek kadar kızmış.
Ne yapmış kadıncağız, neymiş kabahati?
Teheccüde kalkmış. Kadıncağız teheccüde kalkmış, eline tesbih almış, zikrediyor, ibadet ediyor. Kocası gelmiş bir bakmış, ibadet ediyor, fesübânallah, gitmiş.
Biraz sonra bir daha gelmiş, yine bakmış, yine zikrediyor, yine ibadet ediyor. Tepesinin tası atmış.
Bu kadıncağız kötü bir şey mi yapıyor? İbadet ediyor. Ne kızıyorsun?
İnsanlar şaşırmış. İnsanlar çok büyük ölçüde şaşırmış.
Ne yapacağız? Ölçü ne?
Biz de mantıkî, aklî, hukukî çizgiye geleceğiz. Ayet varsa tamam, hadis varsa tamam.
Peygamber Efendimiz ne diyor? "Hacca ve umreye devam edin durun."
"Bir kere yapın. Ondan sonra o tarafa sakın uğramayın!" demiyor ki.
Ama bizimkiler;
"Pis Arap'a para mı yediriyorsun?" diyor.
"Pis Arap, temiz Arap..."
Senin memleketinde de pislik var, onun memleketinde de… O da senin kardeşin, bir zamanlar senin yönetimindeydi. Yanlış fikirler bunlar.
Peygamber Efendimiz ne buyuruyor?
"Hacca ve umreye devam edin."
Hac ne demek?
"Belli zamanda belli vazifeleri yaparak Beytullah'ı ziyaret etmek, Arafat'ta vakfeye durmak ve o Kur'ân-ı Kerîm'de bildirilen şekilde, o mübarek beldenin ziyaretini ifa etmek."
Umre ne demek?
Hac mevsimi zamanının dışında, aynı beldeye gidip malum usullerle ziyaret yapmaya da "umre" deniliyor.
Hac ve umre insana sevap kazandırır. Allah'ın rızasını kazandırır. Allah sever. Sevince kesesini de doldurur, fakirlikten de kurtarır, hastalıktan da şifa verir.
Geçen gün anlatıyorlar. Doktorlar muayene ediyorlarmış;
"Sakın ha! Hacca gitme; orada ölürsün, kalırsın!"
"Tamam, ölürsem orada öleyim."
Hacı amca koca sakallı, kahraman kahraman yürüyüp hacca gidiyormuş. Hiçbir şey olmuyor, gidiyor, dönüyor. Bir daha gidiyor, bir şey olmuyor. Bir daha gidiyor, bir şey olmuyor.
Burada hasta arkadaşlar var, anlatıyorlar:
"Uçağa bindim, Türkiye semalarından, huduttan geçer geçmez hastalığım geçti."
Neden?
Şifayı veren de Allah, başkası değil ki! Sen şifayı hapta mı sanıyorsun? Doksan tane hap yutuyor insan, yine şifa bulmuyor. Şifa hapta değil, doktorda değil, tıpta değil, Allah'ta. Sen Allah'a kul olursan şifa bulursun.
Peygamber Efendimiz bir dua ediyordu, karşısındaki hasta iyi oluyordu. İsa aleyhisselam'ın iflah olmaz hastaları iyi ettiğini, Kur'ân-ı Kerîm bildirmiyor mu?
Cüzzam hastalığını iyi ediyordu. Allah'ın peygamberi, salahiyet vermiş. O cilt kanseri olan hastaları, eliyle mesh ediyordu, iyi oluyordu. Kur'ân-ı Kerîm'de Hz.İsa aleyhisselam'ın mucizesi var,.
Onun için aklın varsa Allah'a güzel kulluk et, aklın yoksa o zaman başına geleceği bekle. O zaman bakalım, Allah seni nasıl tepeleyecek? İbret- âlem olacaksın. Bakalım nasıl hakkından gelecek.
Azîzün züntikâm olan Allah nasıl hakkından gelecek? Öyle yapanları kenardan seyret bakalım.
Her gücünüz yettiğince hacca ve umreye gidin.
Eskiden Türkiye'de her hac mevsiminde yasaklıyorlardı.
"Suud'da bir kolera var!" diye rivayet çıkıyordu.
"Yalan!"
Ta, eski zamandan beri, Osmanlıların zamanından beri hac mevsimi geldi mi; "Suud'da kolera var!"
Kimse gık demiyordu. Şu memlekette pasaportlara; "Bu pasaport hac mevsiminde, Suud için geçerli değildir." diye damga vuruluyordu.
Mısır'a gidebilirsin. Mısır daha mı temiz, daha mı zengin?
Suriye'ye gidebilirsin; daha mı temiz, daha mı zengin? Değil.
İran'a gidebilirsin, Cezayir'e, Tunus'a gidebilirsin. Fransa'ya, İngiltere'ye, Almanya'ya gidebilirsin, her yere gidebilirsin; "Bu pasaport Suud'ta geçerli değil!"
Ne kadar yanlış!
Ama ne oldu? Her şey gelip geçiyor işte, hepsi geçiyor, hepsi geçti. Hacca mâni olanlar da haccı yapanlar da yaptıranlar da geçti. Hepsi Rabbü'l-âlemîn'in huzuruna geçti.
Birisi Rabbü'l-âlemîn'in huzuruna vazifesini yapmış olarak gitti, ötekisi Allah'ın emirlerini engelleyici olarak gitti. Berikisi Allah'ın emirlerini kolaylaştırıcı olarak gitti. Kâr eden kar etti, ziyan eden ziyan etti. Allah akıl versin. Geride kalanlara akıl fikir versin.
"Hac ve umre fakirliği de giderir, günahları da affettirir; demirin ocağa girdiği zaman kirinin pasının gidip de halis cevher hâline geldiği gibi."
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
27.07.1986 -
Yemek Yeme Adabı,
01.08.1982 -
Kurban Kesme, Duha
