İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

27.07.1986 - Yemek Yeme Adabı, Mescid Adabı, Kurban Kesme Adabı

27.07.1986 - Yemek Yeme Adabı, Mescid Adabı, Kurban Kesme Adabı
Hadisler Deryası

27.07.1986 - Yemek Yeme Adabı, Mescid Adabı, Kurban Kesme Adabı

03.06.2025
20 dk 11 sn

Ves’salât-u ves’selâmu alâ hayra halkihî. Seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Lâ te'kül müttekien ve lâ alâ ğırbalin ve lâ tettehızenne mine'l-mescidi musallen lâ tusallî illâ fîhi ve lâ tetehattâ rıkâbe'n-nâsi yevme'l-cumuati fe-yec'alekallâhu cisren lehüm yevme'l-kıyâmeti.

Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.

Lâ te'kül müttekien. "Yan yatıp yaslanmış olarak yemek yeme!" Sofranın bir adabı var, kendini derle topla bakalım. Bir tarafa dayanmış, yaslanmış tarzda yemek yeme... Ve lâ alâ ğırbalin. "Kalbur gibi bir şeyin üstüne oturarak da yeme." O zamanlar için sandalye yok tabi.

Baş tarafta yemeğe saygı göstererek usulü ile yemeyi emretmiş. Sonra buyuruyor ki;

Ve lâ tettehızenne mine'l-mescidi müsallen lâ tusallî illâ fîhi. "Mescitte muayyen bir yer belleyip de orada namaz kılma." Hani başka bir yerde kılmaya gönlü razı olmuyor. İlle bir yer bellemiş, oraya gidecek; öyle şey yok. Mescidin her tarafı mescittir. Nerede yer bulursan orada kıl. "Yer belleyip de mescitte kendine özel yer edinme." buyurmuş.

Bunların hepsi bir bakıma bir saplantıyı veyahut bir saygısızlığı ifade ediyor. Yaslanarak yemek yemek filan... Sonra buyurmuş ki;

Ve lâ tetehattâ rıkâbe'n-nâsi yevme'l-cumuati. "Cuma gününde insanların omuzlarını adımlayıp adımlayıp atlayıp geçme."

Nasıl olur?

Cuma günü saflar bağlanır. Arkadan birisi gelir, adamların omuzlarından atlaya atlaya öne kadar gelir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bunu da yapmasını yasaklamış. Bu mevzuda başka hadîs-i şerîfler de var.

Burada da arkasından şöyle izah ediyor;

Fe-yec'alekallâhu cisren lehüm yevme'l-kıyâmeti. "Ceza olarak, Allah da seni kıyamet gününde onlara köprü yapmasın." Senin onları köprü gibi yapıp da omuzlarından atladığın gibi onlar da kıyamet gününde senin üstünden atlayıp seni köprü gibi kullanmasınlar istiyorsan cuma günü öyle yapma.

Peki nasıl yapacağız?

Yemeği güzelce oturup yiyeceğiz. Bir yere yaslanarak, ağalar gibi kasılarak, gerilerek filan yemeyeceğiz. Mütevazı ve ciddi bir tarzda yiyeceğiz. Mescitte özel yerler yapıp, özel şekiller yapıp özel tutumlara girmeyeceğiz.

Bir de şimdi hatırıma geldi; sandalye modası çıktı. Herkes bir sandalye kapmış; mescide getiriyor, kenara koyuyor, üstüne oturuyor, namaz kılıyor.

Sen bu sandalyeyi boynuna takıp her yerde taşıyacak mısın? "Taşıyamam hocam!"

Her yerde namaz borç değil mi sana? "Borç hocam."

"Peki, her yerde taşıyamayacağına göre mescide ne diye sandalye âdeti getiriyorsun?"

Bir yerde otur kıl, bitsin. Anladık eğilemeyeceksin, rükû ve secde yapamayacaksın, tamam. Kenarda oturduğun yerde kılarsın. Böyle bir adet yok. Şimdi herkes bir sandalye edinmiş, hem de evin yırtık sandalyesini… Benim kaldığım kasabada öyle. Bari güzel bir sandalye getir! Mescidin manzarasını da bozacak bir sandalye getiriyor oraya koyuyor, oturuyor. Lüzum yok! Dinde zorlama yok, ille bir âlet edevat gerekmez. Nasıl oturabilirsen, oturduğun yerde namazını kılarsın.

Çoğaldı, kimse de bir şey demiyor galiba. Ben söylüyorum ki böyle şeyler bidat. Yok böyle bir şey. Oturduğun yerden güzelce namazını kıl. Eğilemiyorsan eğilmezsin; gözünle, başınla ima edersin, kılarsın ama öyle şey yok.

Sonra saplantı halinde… Mesela adam sabahleyin kalkarmış, gidermiş, dükkânını açarmış. Dükkânını açıncaya kadar kimseyle konuşmazmış. Ondan sonra evine gelirmiş.

Niye konuşmazsın Efendim? "Öyle geliyor içimden."

Öyle geliyor yok! Dinimizin emri neyse o var. Onun dışında sana öyle geliyor, bana öyle geliyor, benim içtihadım öyle, senin içtihadın öyle; herkes bir âdet çıkartırsa bu işler çorba olur. Dinin aslı, özelliği yani Peygamber Efendimiz' in zamanındaki safiyeti, temizliği, pırıl pırıllığı kalmaz. Herkes bir şey eklemiş olur ve dinimizin emirleri darmadağın olur.

Selam verdi mi selam alacaksın. Birisi hatır sordu mu, sorgusuna cevap vereceksin.

"Efendim, ben öyle edindim kendi kendime, konuşmam."

Olmaz! Dinimizde konuşmamak diye bir şey yok, selam verdi mi almak var. Karşındaki darılıyor sana. "Bu adam nedir? Deli midir, divane midir? Selam veriyoruz, almıyor. Hatır soruyoruz, cevap vermiyor." diye onlar yadırgıyorlar.

Yadırganacak şeyi ne diye yapıyorsun?

Ölçülü olacağız. Burada Peygamber Efendimiz güzel söylemiş, her şeyi güzel de… Mescitte adam özel bir yer ediniyor. Başkası oraya geldi mi, yan yan bakıyor; gözüyle yiyecek neredeyse.

Vay, onun yerine niye o geldi?

Canım, o mübarek bilmiyor; affet, kusurunu bağışla. Oraya gelmiş, bu sefer senin yerinde kılacak, sen de şu tarafta kılıver.

"Yok, ille ben orayı bellemiştim, orada kılacağım."

Öyle şey yok! Buna "saplantı" veya "fikr-i sabit" derler. Bu saplantılara kapı açıldı mı insanı deliliğe divaneliğe kadar götürür. Öyle şey yok! Ölçülü Müslüman olacaksın.

"Efendim! Orası çok sevaplı yerdi."

Sevaplı yer de biraz da kardeşin kullansın. Ondan önce gelseydin, sen kapardın. İmamın arkası vs. en sevaplı yer ama… Tamam.

Bir de bir kardeşimiz var. Sabah namazlarında burada en önde namaz kılıyor. Güzel, dinliyor; ondan sonra kalkıp geriye gidiyor. Ona da lüzum yok. Hazır yeri kazanmışsın, en öndesin, sevaplı bir yer, geriye gitmene de lüzum yok. Yani sevaplı yeri de boş yere kaçırmana lüzum yok.

Bir de insan onu başkasına kızgınlıktan yapıyorsa o zaman günaha da girer. Kızgınlıktan olan şeyden günah; sevgiden olan şeyden sevap olur. "Haydi kardeşime benim ikramım olsun, sevabı o alsın." derse sevap alır da kızgınlıktan olursa günah olur. Gönlümüze dikkat edeceğiz.

Dinimizde, kendi kendimize âdetler çıkartmak yok.

"Şu ağacın etrafında yedi defa dönmeden işime gitmem. Hem işime gittiğim zaman rast geliyor."

Sen şimdi çok büyük, hatalı bir söz söyledin. İşini sana rast getiren Allah-u Teâlâ hazretleridir. Senin o ağacın etrafında yedi defa dolanman da bidattir. Bidatten hayır gelmez.

"Yıldız falına baktım, gazetedeki fala baktım; doğru çıktı." Büyük hatalı söz! Onu tasdik edersen çok büyük günaha girersin.

"Ama benim falımda bugün misafir gelecek demişti, misafir geldi."

Tesadüfen gelebilir, şeytan da getirtir. Seni doğru yoldan saptırtmak için, o fala inanasın diye şeytan da getirtir. Dinimizde fala inanmak, falcının sözünü tasdik etmek yok. Her şeyimizi hadise uygun yapalım. Efendimiz her şeyleri bize ne güzel anlatmış. Onun yolunda yürüyelim, sevabı kazanalım, iltifatına erelim. Peygamber Efendimiz' in teveccühünü kazanalım, has ümmeti olmaya bakalım. Böyle saplantılarla hareket etmeyelim.

Sonra, öteki kardeşlerimize de saygı gösterelim. Onlar saf bağlamışlar. Kimseyi incitme! Ne diye onun omzuna basarak, diğerinin ayağına basarak, onu iterek, bunu kakarak en öne geçiyorsun? Önce gelseydin en öne otururdun, önce gelmediğine göre arkada otur. Orada kıl namazını, ne yapalım… Başkasını rahatsız etme. İslâm'da rahatsız etmemek önemli oluyor. Hadiste böyle söylendiği halde her cuma bu iş olur. Çünkü dinimizi bilmeyenler var. En arkadan atlaya atlaya, atlaya atlaya en öne gelir.

Neden? Alışmış orada kılmaya, "bu benim yerim" diye düşünüyor. Mescitte yer edinmek yok.

Lâ te'küli'ş-şerîkate fe-innehâ zebîhatü'ş-şeytâni.

Ebû Hureyre radıyallahu anh'ten, Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;

İki rivayeti var; şerîka veya şerîta. "Bu cins hayvanı yeme, çünkü o şeytanın kesmesidir." Hocamızın rahmetullahi aleyh şerhini, izahını okudum. Şerhte diyor ki:

"Cahiliye devrinde adamlar hayvanın bir yerinden bir yerinden, birazcık birazcık keserlerdi. Asıl boynunun tam kesilecek yerini kesmezlerdi. Hayvan o halde ölürdü. Malum, iki taraftaki damarları keseceksin, omuriliğe kadar dayandıracaksın. Biraz kanı aktıktan sonra omuriliği de kesip ayıracaksın. Onlar derinden kesmeyip hafifçe kesip hayvana çok eza verdiklerinden dolayı o çeşit uygun olmuyor. Peygamber Efendimiz, 'Bıçağınızı bileyin.' diyor ve başka hadîs-i şerîflerde 'Hayvana eziyet etmeyin.' diye tavsiyeleri var. Yarısı kesilmiş, hafifçe kesilmiş, yarım bırakılmış bir halde, debelene debelene uzun zaman hayatta kalan yaralı hayvan, o halde tabii ölmüş gibi oluyor. Yani, 'Cahiliye devrinin âdetlerindendir, öyle yapmayın. Artık bizim zamanımızda böyle şeyler olmaz. Çünkü bu, şeytanın kesmesidir. Şeytanın kurbanıdır, öylesini yemeyin.' diyor."

Lâ te'külû bihâteyni ve eşâra bi'l-ibhâmi ve'l-müşîreti, külû bi-selâsin fe-innehâ sünnetün ve lâ te'külû bi'l-hamsi fe-innehâ ekletü'l-ağrâbi.

İbni Abbas radıyallahu anhümâ'dan, Peygamber Efendimiz baş parmakla işaret parmağını göstererek buyurmuş ki:

"Bu ikisi ile yemek yemeyin, üçüyle yiyin."

İkisi ile tutturup orta parmağı da [katarak] yenilecek, diye tarif buyurmuş. Üçüyle yemek sünnettir. Yani uygun olan ikisiyle tutup, üçüncüsüyle kolaylaştırıp lokmayı öyle almak, yemek sünnet oluyor. Hepsiyle birden almak da [uygun değil] … Araplar bazı yemekleri öyle yerler. Bizim memlekette dedelerimiz bize sünnet olan şekli güzelce öğretmişler de orada hepsiyle yemek bedevilerin âdetidir. Peygamber Efendimiz, "Öyle de yemeyin." diyor. İki parmağı ile tutturacak, üçüncüyle kolaylaştıracak, öyle yiyecek, diye tarif buyurmuş.

Lâ te'külû bi-şşimâliküm ve lâ teşrebû bi-şimalüküm.

Peygamber Efendimiz, "Sol elinizle yemeyin, sol elinizle içmeyin. Çünkü şeytan soluyla yer, soluyla içer." diyor.

Şimdi bizim ülkemizde lokantaya giderseniz, önünüze tabak koyarlar; sol tarafa çatalı, sağ tarafa bıçağı ve kaşığı koyarlar. Yani sağ eline bıçağı, sol eline çatalı alacaksın, keseceksin, batıracaksın ve sol elinle yiyeceksin.

Neden?

Avrupalının âdeti, töresi her şeyiyle bize geçmiştir. Halbuki bizim her şeyimizin markası başkadır. Bizim yememizin, içmemizin, selamlaşmamızın, oturmamızın, kalkmamızın, ailevi ve ticari işlerimizin hepsinin markası İslâm'dır.

Şimdi bu markaların hepsi bitmiş, yerine Avrupa'dan giyim gelmiş. Eskiden, dedelerimizin zamanında yakalı gömlekler yoktu. Şimdi hiç yakasız gömlek giyen yoktur. Bugün ben dahil -bana öyle rastlamış- yakalı gömlek… Bunun adı eskiden Frenk gömleğiydi. Dedelerimizinki böyle değildi, yaşlılar bilirler. Şimdi Frenk gömleğini herkes giyiyor.

Pantolon eskiden böyle değildi. Daracık! Birazcık diz çöktüğün zaman şurası çektirtiyor, burası çektirtiyor; terde, sıcakta yapış yapış oluyoruz. Frenk pantolonu bu. Dedelerimizinki boldu.

Bununla ata nasıl binsin dedelerimiz? Ayağını kaldırdığı zaman apış arası "cart" diye yırtılırdı, bu daracık pantolonla.

Nasıl düşmanla çarpışsın? Biraz şöyle yapsa, biraz böyle yapsa bir yerinden patlardı. Yani bol, güzel bir şalvar; ata atladığı zaman [rahat eder] … Bol güzel bir gömlek… Yani her şey kendi yaşayışımıza uygundu.

"Benim kendi şahsiyetim var. Ben başkasını taklit etmek zorunda değilim." diye yapmaması lazım.

Kaldı ki bir de inceliyoruz, bakıyoruz ki bizimki daha güzelmiş. Mesela Almanya'da bizim Süreyya Bey kardeşimize birisi sormuş:

"Benim pantolonum mu daha iyidir, yoksa bol şalvar mı?"

"Elbette pantolon daha iyidir." demiş. O da modern tahsil gören bir kardeş olarak… "O zaman ben öyle cevap verdim." diyor. Alman demiş ki:

"Yanılıyorsun! Şalvar daha iyidir. Şu faydası vardır, şu faydası vardır, şu faydası vardır…" Bilmem kaç tane fayda saymış. "İlk önce alay ediyor sandım, sonra baktım, gayet ciddi." diyor. Yani, "Eskimez, sıhhatli, vs." demiş.

Adamlar faydayı düşünüyorlar. Dikkat edilirse mesela, faydalı buldukları her şeyi alıyorlar. İcabında şalvar modasını bile alıyor. İcabında "şark usulü" diyor, "şark odası" diyor, "şark hamamı" diyor, "şark kahvesi" diyor; uygun gördüğü şeyi alıyor. Ama biz uygun gördüğümüz şeyi kontrol etmiyoruz. "Şu iyidir, şu kötüdür." demiyoruz.

Naylona herkes nasıl sarıldı bir ara! Naylon gömlekler, naylon çoraplar... Sonra hepimizin ayağı hastalandı, kaşıntı olmaya başladı. O zaman yün çorabın, pamuk elbisenin kıymetini anladık.

Dedelerimiz bir ayrı medeniyetti. Onlar dünyayı İslâmî esasa göre tanzim etmişlerdi. Batı ayrı bir medeniyet. Batı medeniyeti ve Osmanlı medeniyeti iki ayrı medeniyetti. Biz kendi medeniyetimizin içinde tutarlı bir durumdaydık. Evimiz, bahçe tarzımız, haremliğimiz, selamlığımız, büyüğe saygımız, küçüğe sevgimiz, yardımlaşma anlayışımız vesaire… Avrupa'da bu yoktu.

Biz, bizim iyi şeyleri tamamen bıraktık ve oranın kötü şeylerini aldık. Her şeyimiz onlara benzedi. Bu arada da sanki çok önemliymiş gibi sol elimizle yemeği aldık. Halbuki sol elini mi daha kolay kullanırsın, sağ elini mi?

"Sağ elimi kullanıyorum." Umumiyetle insanların %95'i, belki daha fazlası sağ elini kullanır. Taşı sağ eliyle atar, yazıyı sağ eliyle yazar, işi sağ eliyle yapar.

Peki, bu yemek işini niye sol elinle yaptırtıyorsun? Şaşırıp da çatalı, bıçağı yanlışlıkla dudağına batırasın diye mi? Yani niye? Mantık yok!

Biz mesela arabada yolun sağından gidiyoruz. Ben yolun sağından gidiyorum, karşıdaki de sağından gidiyor; her şeyimiz trafikte sağ. İngiltere solundan gidiyor. Huyunu bırakmıyor. Hep soldan gidiyor, yolun solundan gidiyor; karşıdaki de soldan geliyor.

Neden? Öyle tutturmuş, inat ediyor, bırakmıyor.

Bizim ondalık sistem ölçü sistemimiz var; metre sistemi, gram sistemi vs. Onun kendisinin başka bir ölçü sistemi var, onu inadından bırakmıyor. Şu kadar inç, şu kadar yarda, şu kadar fit filan diye kendi usulünü [koruyor]… Libre diyor, bilmem ne diyor; sen de "Allah Allah! Bu kaç grammış?" diye cetvelden karşılığını arıyorsun. Ama İngiliz, bırakmıyor.

Niye bırakmıyor?

Konuşuyorlar kendi aralarında ve "Biz, bunu bırakırsak kendi kültürümüzden fedakârlık yapmış oluruz." diyorlar. Biz bunları anlamamışız, bilememişiz; ne kadar güzel şey varsa bırakmışız.

Bizim yolumuz Peygamber Efendimiz' in yoludur, inşaallah her işimizi öyle yapalım.

Eskiden, çocukken bazı şeylere utanırdım ben. Mesela namaz vakti geçecek, namaz kılacak yer yok. Utanırdım; nerede kılacağım, ne yapacağım filan… Sonradan aklıma geldi, "Ben bu namazı kaçırsam, Allah'tan utanmam lazım! Çünkü vaktinde kılamazsam namaz kaçıyor. Ben bu çimende bu namazı kılarım."

"Allah-u Ekber!"

Çimende namaz kıldım sonra. Hastanede namaz kılma yeri yapmamışlar, ben de çimende namazı kıldım.

Eskiden başkası görecek diye utanıyordum. İnsan hak bildiği şeyi yapmakta utanmama durumuna gelmeli. Doğru bildiği şeyi yapma durumuna gelmeli. Buna Kurân-ı Kerîm'de, âyet-i kerîmede "mü'minlerin vasıfları" olarak deniliyor ki;

Ve lâ yehâfûne levmete lâimin. Müslüman hak bildiği yolda, şahsiyetle, vakarla, ciddiyetle, güzel ahlâkla, düşünceli, mütefekkirâne bildiği yolda dosdoğru yürür ve kınayanın kınamasından korkmaz, çekinmez.

"Sen aptal mısın niye bu parayı verdin? Çantayı bulmuşsun, sahibine niye verdin?"

"Ben veririm! Milyonlar da olsa veririm! Çünkü ben haram mal yemem. Ben başkasının hakkını çiğnemek istemem." gibi...

Elhamdülillah, yolumuz güzeldir. Biz bunu yaptığımız zaman, asırlar boyu dünya üzerinde mutlu yaşadık. Tecrübe ile sabit. Ve ahiretimiz de mutlu olacak. Onlar daha hala çalkantı halindeler. Hala kendi memleketlerinde nizamlarını doğru düzgün kuramadılar.

Komünizmi onlar çıkarttı. Komünizm Rusya'ya gitti de biz Batı'yı kapitalist biliyoruz. Komünizmin de babası Batı, başka değil ki. Ortaya başkası çıkartmadı, onlar çıkarttı.

Neden?

Kapitalizmin zulmünden komünizm zulmü doğdu. Bir aşırıdan öteki aşırı dünyaya geliyor. Çünkü kapitalizmde merhametsiz bir patron ve sömürebildiği kadar sömürebildiği işçi gurubu vardı. Bu sefer işçiler, patronlara karşı teşkilatlandılar. Bu sefer işçiler sömürebildiği kadar başkalarını sömürme durumunda... İnsanların şahsiyetlerini engelleme durumuna geldiler.

Bizim öyle değil! Bizde her şey hak ve ölçü esasına göre. Biz karşımızdaki adamı kendi yerimize koyarız, ona acırız. Biz merhamet eder, işimizi öyle yaparız. İslâm böyle... Onun için biz bu güzel yolu bırakmayalım. Hem dünyada kâr ederiz hem ahirette. Onların arayıp bulamadıkları nizam bizim elimizde.

Kardeşlerim! Onların bir kısmı bu nizamın iyiliğini anlayıp Müslüman oluyor. Onların bir kısmı Müslüman olup dururken senin burada elinde bulunan nimetin kadrini bilmeyip de gidip onların âdetini taklit etmenden büyük şaşkınlık olur mu?

Şimdi hadîs-i şerîfteki meseleye gelelim. Ben sağ elimle yiyorum, Avrupalı sol eliyle yiyor.

Ne olur? Kıyamet mi kopar? Ben sağ elimle yedim diye kıyamet mi kopar, geri mi kalırım?

Hayır! Hiç öyle bir şey yok. Ben hür düşündüğüm zaman ileri giderim. Ben ölçülü düşündüğüm ve güzel olanı bulup onu yaptığım zaman kendimi geliştiririm, ileri giderim. "İlle bu böyle olacak." diye saplandığım zaman geri kalırım. Onun için ölçülü, dengeli, düşüne taşına; elimizdeki nimetlerin, doğru yolumuzun kıymetini bilici olmalıyız.

Bizim bir kusurumuz, başka sistemleri incelememişiz.

Ortadoğu'da yapılanı gör, Amerika'da yapılanı gör...

Hıristiyanlık nedir? Görmemişiz. Dikkat edersen görürsün. İşte Avrupa! Asırlar boyu, İslâm'la karşılaşmadan evvelki halleri gün gibi ortada. İşte Hindistan; işte Budizm, işte Hinduizm… Hepsi ortada. İslâm en güzeli. Mukayese etsek o zaman âşık olacağız. Tekrar dönüp, "Vay benim elimdeki nimet ne güzelmiş!" diyeceğiz.

Allah cümlemizi elimizdeki nimetin kadrini bilenlerden eylesin.

Bir Sonraki

26.07.1992 -

Hac

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA