İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

10.07.1983 - Zemzem, Hac

10.07.1983 - Zemzem, Hac
Hadisler Deryası

10.07.1983 - Zemzem, Hac

18.05.2026
19 dk 4 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Mâu zemzeme limâ şüribe lehû fe in şeribtehû testeşfî bihî şefâka'llâhu ve in şeribtehû müste'îzen e'âzeka'llâhu ve in şeribtehû li yakta'a zamaeke kata'ahû.

Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.

Metnini okumuş olduğum ilk hadis-i şerif zemzem suyuyla ilgili. Malumunuz olsun ki zemzem suyu dünya üzerindeki suların en şereflisidir. Ondan daha şerefli bir su yoktur. Hadis-i şerifle sabittir şerefi. Bu zemzem suyu çok şayan-ı dikkat, çok garip, acayip bir sudur. O şerefi yanı sıra kendisine mahsus hususiyetleri, başka sularda bulunmayan halleri vardır. Bu hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz onlardan bahsediyor.

İbn Abbas radıyallahu anhümâ rivayet eylemiş ki Peygamber Efendimiz bir keresinde buyurmuşlar;

Mâu zemzeme limâ şüribe lehû. "Zemzem suyu kendisi ne maksatla içilmişse o işe yarar."

Sonra izah ediyor: Fe in şeribtehû. "Eğer sen onu içersen." Testeşfî bihî. "Ondan şifa umarak, hastalığıma deva olsun, içimdeki derdim, sıkıntım, hastalığım veya vücudumdaki rahatsızlığım geçsin diye şifa umarak içersen." Şefâka'llâhu. "Şifayı veren Allah ondan şifa verir sana. O zemzem suyundan şifa bulursun."

Ve in şeribtehû müste'îzen. "Eğer şeytandan Allah'a sığınarak, 'şeytan beni aldatamasın, günahlara düşüremesin' diye Allah'a sığınarak öyle içersen." E'âzeka'llâhu. "Allah seni hıfz-u himayesine alır, korur. Şeytan tesir edemez."

Ve in şeribtehû li yakta'a zamaeke. "Susuzluğun gitsin diye içmek istersen." Kata'ahû. "O susuzluğunu da giderir, keser Allah."

Gelelim birincisinin olmuş misaline. Benim yakınımdan bir zât, adını söylesem sizin de bileceğiniz bir kimse; kulağının üstünde bir cilt rahatsızlığı çıktı. Derisi kabarıyor, patlıyor kabuk bağlar gibi. Gitmedik doktor bırakmadı, yapmadık çare bırakmadı. Kaşınıyor da… Kaşınınca sulanıyor. Abdest alan bir insan için de böyle bir sulanan yara çok büyük bir eza verici şeydir. Çünkü ibadetlerinde insanın tadını kaçırır ağzının.

Bir zaman sonra gördüm, baktım, hiçbir şey yok. Eli oradan gitmezdi, kaşırdı orasını çünkü böyle ikide bir de. Baktım bir şey yok. Dedim:

"Ne oldu? Kulağınızın üstünde geçmeyen bir rahatsızlığınız vardı."

Güldü, dedi:

"Onu Hicaz'da bıraktık."

"Nasıl bıraktınız?" dedim.

"Zemzem suyu ona şifa olsun diye o niyetle sürdüm, içtim, geçti, orada kaldı." dedi. Seneler senesi geçmeyen şeyi zemzem geçirdi.

Dikkat ederseniz hadis-i şerifte şefâka'llah diyor, Allah veriyor şifayı.

Şifa kimden?

Dert de deva da Allah'tan. Her şey Allah'tandır. Başkasından sanırsan daha çok okuman gerekiyor, çok cahilsin demek. Her şey Allah'tandır. Şifa da Allah'tan, dert de Allah'tan, deva da Allah'tan, üzüntü de Allah'tan, sevinç de Allah'tan; hepsi Allah'tan... Hepimiz Allah'ın âciz, naçiz mahlûklarıyız, kullarıyız.

Mevlânâ Celaleddîn-i Rûmî'nin dediği gibi çömlekçinin elindeki çömlekçi çamuru, kili gibiyiz. O bize şekil veriyor. Hâlâ da "Nerede bize bu şekli verenimiz?" diye arayıp duruyoruz. Her şey O'ndandır.

Yuhricü'l-hayye mine'l-meyyiti. "Ölüden diri çıkartır. Diriden ölü meydana getirir." Yuhyî'l-arza ba'de mevtihâ. "Şu yeryüzü kupkuru olur, dallarda hiç kuru odun gibi hal kalmaz, hayat kalmaz. Ondan sonra envai çeşit türlü çiçeklerle bezer."

Yeryüzü kar, buz olur; ondan sonra yemyeşil çimenlerle halı gibi döşer. Her şey O'ndandır.

Hâfid ve Rafî'dir; "İnsanları yükselten de O'dur, alçaltan da O'dur."

Tu'izzü men teşâü ve tüzillü men teşâü.

"Yâ Rabbi dilediğini aziz kılarsın, dilediğini hor, zelil kılarsın."

Allah bir kimseyi aziz kıldı mı kimse onu zelil kılamaz. Cümle cihan halkı bir araya gelse zelil kılamaz! Cümle cihan halkı bir araya gelse Allah'ın zelil kıldığı bir kimseyi de aziz edemez. İsterse İran şâhı olsun, isterse dünyanın mülkünün yarısı kendisinin olsun. İsterse tamamı kendisinin olsun…

Saffân İbn Ümeyye ile Umeyr İbn Vehb, müşriklerin azılıları ikisi de konuşuyorlar Harem-i Şerîf'te. Umeyr dedi ki:

"Eğer aile derdim olmasa, bir de ödemem gereken borç olmasa. Bir başımda aile efradı var, hanım var, çoluk çocuk var. Bir o düşünce. Bir de ödemem gereken borçlar var. Onlar olmasa gider şu Muhammed'i öldürürdüm." diyor, sallallahu aleyhi ve sellem. Ötekisi de fırsatı ganimet biliyor. Kureyş'in zenginlerinden, Emevî sülalesinden meşhur Saffân İbn Ümeyye de diyor ki:

"Merak etme, ben senin ailene bakarım senden sonra, yeter ki öldür. Bütün borçlarını ödemeyi de tekeffül ediyorum. Git hazırlığını yap."

Umeyr İbn Vehb'in çocuğu da esir düşmüş Medine'de, Müslümanların elinde.

"Oraya gitmek için elimde bahane de var. Çocuğumu bahane ederim, 'esirdir çocuğum' diye ona şefaat etmek bahanesiyle giderim, öldürürüm." diyor. Saffân İbn Ümeyye de;

"Peki yap bu işi, senin ailene bakacağım, borçlarını da ödeyeceğim, arkandan kefil olacağım, hiç merak etme." diyor.

Umeyr evine gidiyor, kılıcını güzelce biliyor, keskinleştiriyor iyi kessin diye. Bir de kesmesi kâfi değil, üstüne zehir sürüyor. Kestiği zaman zehir de tesir etsin diye. Devesine atlıyor, gidiyor Medîne-i Münevvere' ye.

Hz. Ömer görmüş devesinden inerken Umeyr'i, gitmiş, bakmış, belinde kılıcı kuşanmış, öyle gelmiş oraya. Kılıcın kuşağından sımsıkı tutuyor;

"Bu Allah düşmanı buraya hayra gelmez, kılıcını da kuşanmış gelmiş." diyor Hz. Ömer.

İttekû firâsete'l-mü'mini fe innehû yenzuru bi nûri'llâh.

"Müslümanın ferasetinden kork, Allah'ın nuruyla bakar çünkü."

"Bundan hayır gelmez." diye düşünüyor ve cemaate seslenerek:

"Bu hain buraya boş yere gelmemiştir, Resûlullah'ı etrafınıza alın, zarar vermesin." diyor. Ve kemerinden de tutarak, hor hakir görerek, hakaret ederek mescide getiriyor.

"Sen niye geldin buraya?" diyor ilk önce kendisi sorguya çekiyor. Peygamber Efendimiz diyor ki:

"Yâ Ömer, bırak onu. Bırak yâ Ömer onu. Yaklaş yâ Umeyr!"

Öldürmeye gelen kimseye diyor ki:

"Yaklaş, gel buraya."

Yaklaşıyor, yaklaşıyor, yaklaşıyor. Diyor ki:

"Niçin geldin yâ Umeyr? Yâ Umeyr, niçin geldin buraya?"

Diyor ki:

"Çocuğum sizde esir, biliyorsunuz."

"Değil. Neden geldin yâ Umeyr?"

"Söyledim ya çocuğum esir de ondan geldim."

"Niye kılıcını kuşandın yâ Umeyr?"

"Bir işe yaramaz ki zaten." diyor. Hz. Ömer tutmuş çünkü yakasından, mümkün mü bir şey yapması?

"Yâ Umeyr! Sen ve Saffân İbn Ümeyye, ikiniz Kâbe'de oturuyordunuz sen; 'Eğer evde karım olmasa ve borçlarım olmasa gider Muhammed'i öldürürüm.' demiştin. O da 'Ben sana kefil olurum, şu ailene de senden sonra bakarım.' dedi. 'Bahane de var.' dedin onun için geldin buraya." diyor.

Umeyr allak bullak oluyor. Diyor ki:

"Yâ Resûlallah bunu böyle konuştuğum zaman Saffân ile benim aramda başka hiç kimse yoktu. Allah sana bildiriyor. Sen Allah'ın hak Resûlü'sün." diyor, kelime-i şehadet getiriyor, Müslüman oluyor.

Elinde mi öldürmek?

Allah'ın dirilttiği insanı bir âciz beşer öldürebilir mi?

İstediği kadar kılıcını bilesin. İstediği kadar zehir sürsün. Allah dilemiş, o Resûlullah hükmünü icra edecek, İslâm'ı öğretecek. İnsanlara Allah'ın ahkâmını bildirecek. Vazife de bitince Allah-u Teâlâ hazretleri; "Gel kulum." diyecek de öyle gidecek. Ötekiler göndermek istedikleri için değil.

Müslüman oluyor. Ondan sonra diyor ki Peygamber Efendimiz:

"Bunun çocuğunu da serbest bırakın."

Çocuğunu da serbest bırakıyorlar. Diyor ki:

"Yâ Resûlallah müsaade buyur, Mekke'ye gideyim, Müslümanlara çok eza, cefa etmiştim, gideyim de müşriklere eza, cefa edeyim. İslâm'ı orada tebliğ edeyim."

Öbür taraftan Saffân İbn Ümeyye çıkarken demiş ki:

"Size Bedir harbinden sonra çok müthiş, mühim bir havadisim var, yakında bekleyin."

Her gelen kervandan soruyor;

"Umeyr nerede? Aranızda Umeyr var mı? Umeyr İbn Vehb var mı?" diye soruyor. Umeyr geliyor Mekke-i Mükerreme'ye, İslâm'ını ilan ediyor.

"Ben Müslüman oldum." diyor. Saffân İbn Ümeyye'nin yanına çıkıyor;

"Yahu elle yapılmış taşlara, putlara tapılır mı?" diyor, İslâm'ı tebliğ ediyor ve çok kimsenin Müslüman olmasına sebep oluyor. Her şeyi yapan Allah-u Teâlâ'dır, şifa da O'ndandır.

Zemzem de öyledir. Bakın hayatımızda sadece kitaplardan misal getirmiyorum. Yakınlarımdan misal veriyorum size; geçmeyen hastalık geçti.

Geçen de bir hadis-i şerifte okudum, onu da anlatayım şifa deyince... Şifanın Allah'tan olduğunu ifade eden bir hadis-i şerif. Bir operatör doktor arkadaşımız var, onun da bulunduğu mecliste gözüne baka baka latife ederek söyledim; böyle hadis okurken bir münasebetle geçmişti de o bilgiyi ona naklettim. O hadis-i şerifi de söyleyeyim.

Ashabdan bir zât diyor ki:

"Yâ Resûlallah, benim anam öldü. Hiç vasiyette de bulunmadı. Acaba onun namına hayr-u hasenat yapsam faydası olur mu?"

"Olur." diyor Peygamber Efendimiz. O da çeşme yaptırmış anasının adına, hayr-u hasenatı anasına göndermiş.

Bu hadisin izahında geçiyor da Abdullah İbn Mübarek diye bir muhterem alim var. Hem hadis alimi hem tasavvuf erbabından, evliyâullahtan bir zât-ı muhterem. Abdullah İbn Mübarek isimli o muhterem zata birisi gelmiş, demiş ki:

"Benim yedi senedir dizimde bir yara var, akıyor, akıntı yapıyor. Kan, irin akıyor. Ne ilaç yaptıysam kâr etmedi. Hangi tabibe, hekime gittiysem faydasını bulamadım. Yedi senedir bu derdi çekiyorum. Sen ne tavsiye edersin?" diyor. Abdullah İbn Mübârek de;

"İnsanların suya çok muhtaç olduğu yerde git, bir kuyu kaz, umulur ki su çıkar, insanların susuzluğu gider, sen de şifa bulursun." diyor. Hakikaten o da aramış taramış, çok susuz bir yer bulmuş, kazmış, su çıkmış. Yedi senedir geçmeyen dizinin akıntılı yarası geçmiş. Bizim operatör arkadaşa baktım;

"Bu da başka tedavi işte." dedim. Hadis alimi Beyhakî yazmış kitabında.

Zemzemi de şifa niyetiyle içersen şifa bulursun. Şeytandan sığınarak içersen, şeytandan korur Allah. Seni her türlü şerlerden korur. Susuzluğun gitsin diye içersen susuzluğun geçer. Açlığın geçsin diye içersen, bu hadis-i şerifte yok, açlığı da geçer insanın.

Ebu Zerr-i Gıfârî İslâm'ın ilk devirlerinde Mekke-i Mükerreme'de Müslüman olmuş. Peygamber Efendimiz' i dinlemiş; "Bu söz doğrudur." demiş, kelime-i şehadet getirmiş, Müslüman olmuş. Başka yerde de İslâm'ını söylemeye başlayınca Mekkeliler dövmüşler. Ufak tefek zaten kendisi, iri değil, babayiğit de değil. Kavmi, kabilesi de kalabalık değil demek ki dövmüşler.

O kadar dövmüşler ki ancak Kâbe'nin örtüsüne sığınarak kurtulmuş. Kâbe'nin örtüsünün altına girip sığındı mı o zaman dokunmuyorlar. Onlar Kâbe'ye hürmet ediyorlar "muhterem yer" diye, o yüzden dokunmuyorlar. Oraya sığınmış, bir ay orada kalmış. Dışarı çıksa dövecekler. Orada kalmış mecburen.

Peygamber Efendimiz soruyor. Demek ki geceleri de kapatıyorlardı herhalde, açık olduğu zaman var, kapalı olduğu zaman var herhalde. Peygamber Efendimiz diyor ki:

"Ne yedin ne içtin?"

"Yâ Resûlallah, sadece zemzem suyu içtim." diyor, kilo da almış, şişmanlamış. Zemzem böyle bir sudur.

Münafıklar doya doya içemezlermiş. Ağır mı gelirmiş, nasıl olursa. "Mü'minler doya doya içer; münafıklar böyle içemezler." diye de hadis-i şeriflerde vardır.

Açsa açlığı gider, susuzsa susuzluğu gider; bir mübarek sudur. Allah gidip oradan içmeyi nasip eylesin. Başından kana kana içmeyi. Kanmak da mümkün olmuyor, bir acayip su…

Bir gün boynumu büktüm, merdivenlerden indim zemzem suyunun olduğu yere. O zaman yeni inşaatı yok. Kalabalık, giren çıkan, yerler sırılsıklam ıslak. İndim aşağıya. Yanaştım parmaklıklara. Hortumu tutuverdi adam. Ben de avucumu açtım, içtim, içtim, içtim… Ne kadar içtiğimi bilmiyorum. Utandım artık, arkamda bekleyenler, kalabalık var. Çok içtim, utandım. Kandığımdan değil de utandığım için. Ama çok fazla içtim, bıraktım.

Merdivenlerin yarısına geldim, baktım hiç içmemiş gibiyim, tekrar geriye dönme ihtiyacı duydum. Ya ne şişirdi ne bir başka şey yaptı; mübarek su! Allah orada içmek nasip etsin. Şöyle sıcakta tavafı yapıp ter döküp, ondan sonra zemzem kuyusundan kana kana içmeyi nasip etsin.

İkinci hadis-i şerif de yine zemzem suyu ile ilgili;

Mâu zemzeme şifâun min külli dâin.

"Zemzem suyu her hastalığa şifadır."

"Her" deyince maddî hastalık da giriyor, manevi hastalık da giriyor. Onun için biliyorsunuz zemzem ikram edildiği zaman ayakta içmek hürmeten vardır. Ve diyecek ki;

Allâhümme ve'rzuknâ. Veya müfred sîgasıyla: Allâhümme ve'rzuknî ilmen nâfi'an; "Yâ Rabbi! Sen bana faydalı ilim ihsan eyle." Ve rızkan vâsi'an. "Geniş rızık ver, açlık, sıkıntı, üzüntü, gam, keder çekmeyeyim." Ve şifâen min külli dâ'in ve sekâmin. "Her çeşit hastalıktan şifa ihsan eyle." diye dua etmeli. Duası da öyledir.

Şimdi, herkes gitsin diyoruz ama bir giden içinden diyordur ki:

"Bir daha nasıl gideyim."

Ötekisi diyordur ki:

"Nasıl gideyim, orada vize meselesi var."

Allah'a ibadeti engellemek çok tehlikelidir. Hac ibadettir, umre ibadettir. Kur'ân-ı Kerîm'de ayet-i kerimede buyuruluyor ki;

Ve men ezlamu mimmen mene'a mesâcida'llâhi en yüzkere fîhâ ismühû ve se'â fî harâbihâ.

"Mescitlerde Allah'ın adını anmaktan insanları meneden ve mescitleri harabeye çevirmeye gayret edenlerden daha zalim kim vardır?!"

Ayet-i kerime böyle bildiriyor.

Mânası ne?

"Bundan daha zalim kimse olamaz! Mescitlerde namaz kılmayı engellemek ve onları harabeye çevirmeye çalışmaktan daha büyük zulüm olmaz!" diyor.

Namaz her yerde kılınır. Mescitte kılmazsan toprakta kılarsın, toprakta kılmazsan asfaltta, taşta, duvarın üstünde kılarsın. Temiz her yerde kılınır. Yeryüzünün her yerinde insan namaz kılar. Ama hac bir yerde yapılır. Umre bir yerde yapılır. Oraya gitmeyi engellemekten daha büyük hangi zulüm olur?

En büyük zulüm budur. Bak, oraya gitti mi insan hastalıktan şifa bulacak, manevi rahatsızlıkları geçecek, maddî rahatsızlıkları geçecek, terbiye olacak. İmanı kâmil olacak, ihlası artacak, içi nurlanacak. Dönecek, pırıl pırıl gelecek.

Ondan sonra dünyaya hırsı kalmayacak. Kazandığı paralardan çeşme, han, hamam yaptıracak. Etrafına hayrı, faydası dokunacak. "Çoluk çocuklarım, yakınlarım, akrabalarım sıkıntı çekmesin, al bakalım sen dulsun, sen yetimsin." vesaire diyecek, hayr-u hasenatta bulunacak. Kafası düzelecek adamın, hırsı kalmayacak.

Daha ne istiyorsun? O engellenir mi?

Çok yazık. Fakirlik parayla izale olmuyor, istediği kadar parası olsun adamın.

Ne dedi Yavuz Sultan Selim, o celaletli padişah, burma bıyıklı padişah?

Şurasına bir halka takmış kulağına.

"Niye taktın?" demişler.

"Ben Hâdimü'l-Haremeyn-i Şerîfeynim, Mekke ve Medîne-i Münevvere' nin hizmetçisiyim, kölesiyim de ondan." diye cevap vermiş. Osmanlı padişahı ama;

"Mekke'nin, Medine'nin, Hicaz'ın kölesi olduğumdan bu kölelik alametini burama taktım." diye öyle demiş. Tarih kitapları öyle yazarlar. Zihniyet bu.

Hacılar kim? Hacılar, Allah'ın misafirleridir.

Oradakiler kim? Allah'ın misafirlerini ağırlamakla vazifeli hizmetliler.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA