09.06.1996 - Hacerul Esved, Makam-ı İbrahim, Kıyamet Alametleri

09.06.1996 - Hacerul Esved, Makam-ı İbrahim, Kıyamet Alametleri
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İnne'r-rükne ve'l-makâme yâkûtetâni min yâkuti'l-cenneh, tamasallâhu nûrahumâ ve lev lem yatmis nûrahumâ liedââ mâ beyne'l-meşrıkı ve'l-mağrib.
Ahmed b. Hanbel'den, İbn Hibban'dan, Tirmizî'den, Beyhakî'den, Hâkim'den rivayet edilmiş bir hadis-i şerif. Abdullah b. Amr b. As radıyallahu anhümâ'dan rivayet edilmiş.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
Rükün; aslında "köşe, direk" demek.
Buradaki rükün, Kâbe'nin Hacer-i Esved konulmuş olan yeri demek. Hacer-i Esved kastediliyor.
Ve'l-makâm; Makam'dan maksat da "Makam-ı İbrahim". İbrahim aleyhisselam Kâbe'yi bina ederken iskele gibi bir taş kullanmış, üstüne basarak inşaatı onunla yapmış. Onun adı da "Makam".
Rükün, Kâbe'nin kapısının sol tarafında. Kâbe'nin kapısı yüksektedir, yukarıda; aşağıda değil. İnsan ancak eşiğine elini uzatabilir. Kâbe'nin kapısı, elini kaldırdığı zamanki yerden daha yukarıdadır. Kâbe'nin kapısına geldiği zaman sol köşe Hacer-i Esved'dir. Hacer-i Esved orada. Sağ tarafta, biraz sağ geride de Makam-ı İbrahim vardır; İbrahim aleyhisselam'ın üstüne basıp da Kâbe'yi bina etmekte kullandığı mübarek taş.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz; "Rükn ile makam, cennetin yakutlarından iki yakuttur."
Hacer-i Esved de Makam-ı İbrahim olarak kullanılan taş da kıymetli yakut taşı, cennet yakutlarındandır.
Tamasallâhu nûrahumâ. "Allah onun, o cennet yakutu olan bu iki taşın nurlarını söndürdü, nurlarını kararttı, aldı!" Ve lev lem yatmis nûrahumâ liedââ mâ beyne'l-meşrıkı ve'l-mağrib. "Eğer nurlarını almasaydı, perdelemeseydi, bunların nuru, cennet taşı olduğu için doğu ile batının arasını ışıl ışıl parlatır, aydınlatırdı!" buyuruyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.
Her ikisi de kıymetli. Hacer-i Esved'i öpmek sevap. Hacer-i Esved, kendisine istilam eden, kendisine el süren, selam veren, kendisini öpen kimseler için ahirette şahitlik yapacak: "Yâ Rabbi, bu hacca geldi, umreye geldi, beni öptü, bana elini sürdü, bana uzaktan selam verdi, istilam eyledi, şahidim." diye şahitlik edecek. Her Kâbe'ye gidene, Hacer-i Esved'i istilam edene şahitlik edecek. Bu hususta hadisler var. Onun için önemli bir taş.
Peygamber Efendimiz; "İnsan Hacer-i Esved'e elini sürdüğü zaman veyahut uzaktan selamladığı, Bismillahi Allah-u Ekber diye istilam ettiği zaman Allah-u Teâlâ hazretleri ile musafaha yapmış demektir!" diyor. Söz vermiş oluyor. "Yâ Rabbi, ben sana bundan sonra istediğin gibi kulluk edeceğim. İyi kulluk edeceğim. Kulluğumu kusursuz yapacağım. Söz veriyorum." demiş oluyor. Çok mühim!
Allah bizi orada söz verip de burada sözünden cayanlardan, günahlara dalanlardan eylemesin. Onun için, insan hacca, umreye gitti mi arkasından artık frenleri iyice tutmalı, iyice kendisini kontrol altına almalı, kötülüklerden korumaya dikkat etmeli.
Hacer-i Esved'in kıymetiyle ilgili, Makam-ı İbrahim'in kıymetiyle ilgili çok hadis-i şerifler var. Makam-ı İbrahim eskiden Kâbe'nin duvarı yanındaymış, sonra tavaf rahat olsun diye biraz geriye almışlar. Şimdi biraz arkada, bir camdan mahfaza içindedir.
Makam-ı İbrahim'in olduğu yerde namaz kılmak da çok sevaptır. Kâbe'nin kapısına karşı, orta yerinde, geride namaz kılmak çok sevaptır. Tavaftan sonraki vacip olan tavaf namazını eğer durum müsaitse orada kılmak iyidir. Durum müsait değilse orada kılmamak iyidir! Çünkü izdiham olduğu zaman tavaf edenleri engeller, o bakımdan o zaman sakin bir yerde kılmak daha sevaplı. Orada kılacağım diye halka eza cefa vermek günahtır, vebaldir. Bunu bilmek lazım.
İnne's-saate lâ tekûmu hattâ yekûne aşru ayâtin ed-duhânu, ve'd-dâbbetu, ve'd-deccâlu, ve tulûu'ş-şemsi min mağribihâ. Ve selâsetu husûfin hasfun bi'l-maşrıki ve hasfun bi'l-mağribi ve hasfun bi-cezireti'l-arab, ve nuzûli ise'bi meryem, ve fethi ye'cûce ve me'cüc, ve nârun tahrucu min ka'ri aden, fesûku'n-nâse ile'l-mahşer, tebîtu maahum haysu bâtu ve tekûlu maahum haysu kâlu.
Sadaka Resûlullah fî ma kâl ev kemâ kâl.
Peygamber Efendimiz; "On emare, on işaret, on olay olmadıkça kıyamet kopmaz. Kıyamet bu on olay olduktan sonra kopacak." diyor. Onları sayıyor.
1. Duhân. "Duman."
2. Dabbe. "Dabbetü'l-arz."
3. Deccâl. "Deccalın çıkması."
4. Tulûu'ş-şemsi mağribihâ. "Güneşin doğudan değil de batıdan doğması."
5. Ve selâsetu husûfin hasfun bi'l-maşrıki. "Üç tane yere batma olayı olacak, birisi maşrıkta."
6. Ve hasfun bi'l-mağribi. "Birisi mağripte, batıda."
7. Ve hasfun bi-cezîreti'l-Arab. "Birisi Arap Yarımadası'nda."
8. Ve nuzûli ise'bi Meryem. "İsa aleyhisselam'ın yeryüzüne inmesi."
9. Fethi ye'cûce ve me'cüc. "Ye'cüc ve me'cücün seddinin yıkılıp açılıp ye'cüc ve me'cücün yeryüzüne dağılması."
10. Ve nârun tahrucu min ka'ri aden. "Aden ülkesinin derinliğinden bir ateşin çıkıp insanları mahşere doğru sevk etmesi. Onlarla beraber nerede gecelerlerse onlarla beraber geceliyor, nerede gündüzlerlerse orada gündüzlüyor. İnsanları önüne katan bir ateş!"
Bu on alamet olmadıkça kıyamet kopmaz!
Muhterem kardeşlerim! Şunu biliyorsunuz, biz de açıkça söyleyelim!
Bu dünya bâki değil. Bu dünya bu hâli üzere kalmayacak, dünya bozulacak, kıyamet kopacak. Bu, Allah'ın vermiş olduğu bir haber. Peygamberler bunu söylemişler. Bizden önceki peygamberler de Peygamberimizden önceki peygamberler de bunu beyan etmişler. Yahudiler de biliyor, Hristiyanlar da biliyor, Müslümanlar da biliyor, Budistler de biliyor vs. de biliyor. Kıyamet kopacak. Alametleri var.
Gazetede okudum. Bize gazeteler geliyor, inceliyoruz, tetkik ediyoruz:
Amerika'da Katoliklerden bir grup kıyamet kopacak diye çok korkmuşlar. Çünkü kitaplarında yazılıymış ki işte şu alamet şöyle şöyle olursa o gün kıyamet kopacak! O alametleri görmüşler, kiliselerin bahçelerinde titreyip bekleşmişler. Basına intikal etmiş bir haber. Amerika'da onlar da bekliyorlar, kıyamet kopacak diye onlar da biliyor, kıyamet kopacağını biliyorlar.
Ne zaman kopacak? Peygamber Efendimiz diyor ki; "Bana yakın!"
Tabi dünyanın yaşına göre, Peygamber Efendimiz ahir zaman peygamberi. Zaten ondan sonra peygamber yok. Peygamberimize yakın dediği, ondan sonra kopacak demek.
Ama ne zaman?
O belli değil. Alametleri, işaretleri, belirtileri var. Ama zamanı kesin olarak belli değil. Fakat herkesin heyecanla beklediği, korktuğu bir olay!
Türkiye'de de Türkiye dışında da bu işin meraklıları var. Zaman zaman haberler çıkar, kıyamet alametleri hakkında birtakım heyecanlandırıcı haberler yayılır. Amerika'da da bunlar oluyor. Bakıyorsun bir haber yayılıyor:
Jesus is coming. "Hz. İsa indi, Hz. İsa geliyor." Hristiyanları bir heyecan alıyor filan. Has come… "Geldi, indi…" filan diye haberler. Bunları buradan duyanlar da heyecanlanıyor, Türkiye'de; "Amerika'da böyle bir haber var." [Diye] herkes heyecanlanıyor. Çünkü kıyamet ne zaman kopacak diye bu işin meraklıları var. Böyle hadisler var, bu hadislerin toplandığı kitaplar var, onları okuyan insanlar heyecanlanıyor. Heyecanlanmamak da mümkün değil, belki siz de heyecanlanıyorsunuz. Ben de heyecanlanıyorum, heyecanlanmayacak bir şey değil!
Bu arkadaşlar, bu vatandaşlar, benî Âdem'den kardeşlerimiz bir şeyi dikkate almıyor. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki; "Bir insan öldü mü onun kıyameti kopmuştur!"
İnsanın ölümü kendisinin kıyametidir. Dünyanın kıyametinden artık ona bir şey yok, o bitti; o ölünce onun kıyameti koptu. İşte millet bu hakikati düşünmüyor.
Ölüm bize ne kadar yakın? Çok yakın.
Ne zaman olacak? Kim bilir nerede, nasıl, kaç yaşında.
Belki bugün, belki yarın, belki yarından da yakın. Bilmiyoruz ama ölüm herkesin başında! Bakarsın bir trafik kazası olur, insan ölüverir.
Ölüm insanın özel kıyametidir. Millet bunu bilmiyor. Biliyor da buna göre kendisini ayarlamıyor. Büyük kıyamet alametlerinden heyecanlanıyor da ölümden heyecanlanmıyor! Hâlbuki ölüm kendisinin başında. Azrail ne zaman gelecek belli değil. Hastalanıyor, iyi oluyor. Onların hepsi işaret, sinyal. Sana geliyor, ölebilirsin, dikkat et, bu hastalıktan kalkmayabilirdin. Şimdi kurtuldun, paçayı kurtardın ama bir dahaki sefere paçayı kurtaramayabilirsin… Millet bunu düşünemiyor.
Onun için kıyamet alametleriyle ilgili konularda çok heyecanlanıyorlar. Ve bunların zamanıyla, tarihiyle ilgili çeşitli heyecanlı konuşmalar yapılıyor. Evet, bu gibi hadis-i şerifler var.
Duhan çıkacak.
Duhân, "duman" demek. Kıyamete yakın bir duman çıkacak, onu koklayan mü'minler vefat edecekler. Böyle bir duhan meselesi var.
Dâbbetü'l-arz çıkacak. Yerden bir mahlûk çıkacak, Mekke-i Mükerreme'den, Safa tepesinin olduğu yerden bir mahlûk çıkacak ve insanlara hitapta bulunacak, konuşacak.
Ahrecnâ lehüm dâbbeten mine'l-arzi tukellimuhüm enne'n-nâse kânû bi-âyâtinâ lâ yûkinûn.
Ayet-i kerimede var, dabbetü'l-arz konuşacak.
Dâbbe, "yeryüzünde yürüyen, hareket eden bir canlı" demek. Dâbbetü'l-arz, yerden böyle bir canlı çıkacak, bu kıyamet alameti. Mekke'den, Safa'dan, Safa tepesinden. Hadis-i şerifler öyle!
Deccal çıkacak. Bir gözü kör olacak. Alnında Hâzâ kâfir, "Bu kâfirdir." diye yazacak ama onu mü'minler okuyabilecek. Cenneti olacak, cehennemi olacak. Ama cehennem diye gösterdiği aslında cennete götüren, cennet diye gösterdiği aslında insanların cehenneme düşmesine sebep olan şeyler. Olayları insanlara çarpık gösterecek. Saptıracak. Ölüleri diriltecek. "Bak diriltiyorum, ben sizin Rabbinizim." diye insanları kandırmaya çalışacak. Mü'minler; "Hayır, sen deccalsın, kâfirsin, bizim Rabbimiz Allah'tır!" diyecekler, mü'minler kanmayacak. Böyle bir şey. Deccal çıkacak.
Küçükten beri bunu duyarız. Rahmetli annem anlatırdı: Deccal sokaklarda çalgıyla dolaşacak. Bu çalgı neymiş filan diye camlara çıkanların boynuzları çıkacak! Camlarda donup kalacaklar, yapışıp kalacaklar diye anlatırdı. Ödümüz patlardı, biz sokaktan bir çalgı sesi duysak cama çıkmaktan korkardık. Ödümüz patlardı. Heyecan verici bir olay, olacak, çıkacak.
"Deccaldan evvel otuz kadar Deccal gelecek!" diye de başka hadisler var. İşler biraz esrarengiz.
Güneş batıdan doğacak. Üç gün, batıdan battıktan sonra güneş doğmayacak. Ertesi gün güneş doğacak mı doğacak mı diye doğudan bekleyecekler. Üç gün güneş doğudan doğmayacak, batıdan doğacak.
Bu ne demek?
Bu, dünyanın ekseninin yüz seksen derece dönmesi demek. Bir şey olacak, dünya fırt dönecek. Kuzey kutbu güney kutba gelince olur bu, başka türlü olmaz!
Kuzey kutbu, güney kutba nasıl gelir?
Mıknatısîye kanunlarına göre kuzey kutba bir kuzey kutup mıknatısiyeti tesir etti mi onu iter, döndürür; güney kutup oraya gelir. Demek ki, gökten büyük bir cisim geçecek de o mu tesir edecek nasıl olacaksa eksen bir döndü mü, bu sefer batıdan; ondan sonra dünya dönmesine devam ediyor, bu sefer güneş batıdan doğacak.
Hatta soruyorlar;
"Yâ Resûlallah, bu üç gün güneş doğmayacak, biz namazları ne yapacağız?"
Bak, namazı düşünüyor! En heyecanlı olayda bile sahabe-i kiram namazı düşünüyor.
O zaman ne yapacağız?
Peygamber Efendimiz; "Kıyasen kılarsınız." diyor.
Evvelki gün nasıl kılıyordun? 12'de kılıyordun, 3'te kılıyordun, 5'te kılıyordun. İşte ona kıyasen kılacaksın.
Buradan alimlerimiz bu hadis-i şeriften kaide çıkartıyor, diyorlar ki:
“Kuzey kutbunda, güneş doğmuyor batmıyor, altı ay gündüz altı ay gece; nasıl namaz kılacak?”
Kıyasen kılacak! Niye?
Peygamber Efendimiz, güneşin batıdan dönmesi hadisesinde üç gün "Namazı kıyasen kılın." dedi diye kaideyi oradan çıkartıyorlar.
Güneşin batıdan çıkması olacak. Yere batma olayları olacak, doğuda bir şeyler yere batacak, batıda bir şeyler yere batacak, Arabistan'da bir şeyler yere batacak.
İsa aleyhisselam inecek. Domuzu öldürecek, İsa aleyhisselam Peygamber Efendimiz' e tâbi olacak, Müslüman olarak, İslâm'ı benimsemiş olarak namaz kılacak!
Yecüc ve mecüc çıkacak, her tarafı istila edecek, suları kurutacak. Müthiş bir bela! Sonra onlara Allah bir hastalık, hepsi kırılacak! Yoksa kimse baş edemeyecek. yecüc ve mecüc insanları sıkıştıracak. Çinliler midir, bilmiyoruz... Çinlilerin bir buçuk milyar nüfusu var, boyuna gelişiyorlar.
Kazakistan'ın Çin'le hududu var, Çin'den Kazakistan'a bir milyon insan geçiyormuş, yerleşiyormuş. Kazakistan bir şey yapamıyormuş. Hudutlar laçka! Bir milyon Çinli Kazakistan'a geçiyormuş. Mehir de ucuzmuş, nikâhlanma ücreti ucuzmuş.
Kazakistan'dan bir profesör geldi, o anlattı.
Bir milyon kişi geçiyormuş, evlenmek de kolaymış. Parasını veriyormuş, nikâh için gerekli mehir, ücret elli dolarlık filan bir şeymiş. Ev tutmak kolaymış.
Ne oldu?
Kazakistan oldu Çin! Oradaki kızlarla da evleniyor da... Rusya filan önünde duramıyormuş. Hudutlar filan laçkaymış, gevşekmiş. Oradan gelenler anlatıyorlar. Her tarafta yayılıyor.
Amerika Vietnam'a yayılmasın diye orada harp etti; pek başarı sağlayamadı. Hindistan'ı biraz güçlendirmeye çalışıyor, kıyıdan kenardan tutmaya çalışıyor ama işte yecüc mecüc çıkacak! Çinli midir bilmem ne midir, bilmiyoruz. Çinli diye tahmin ediliyor. O çıkacak.
Sonra, Aden'den bir ateş çıkacak, insanları önüne katıp koyun güder gibi götürecek. İnsanlar nerede durursa başlarında duracak, ne zaman hareket ederlerse arkasından hareket edecek.
Böyle kıyamet alametleri olacak, ondan sonra kıyamet kopacak. Bunlar olmadan kıyamet kopmaz, diyor.
Allah-u Teâlâ hazretleri bizi mutlu, huzurlu, ibadetli, taatli, güzel bir ömür sürmeye muvaffak etsin. Başımıza böyle musibetler, belalar getirmesin. Rızasına uygun hareket eden kullar olmayı nasip eylesin.
Bir hadis-i şerifte bildiriliyor ki; "Kıyamet insanların en kötülerinin başına patlayacak!"
Neden?
Duhan çıkacak, iyiler ölecek. İyi insanlar ölecek artık, ondan sonra kıyametin belaları kötü insanların başına yağacak.
Allah, bizden uzak eylesin. Biz iyi Müslüman olursak uzağa gider; biz bozulursak yakına gelir. Kıyametin gelmesi elastikidir. Millet bozulursa kıyamet çabuk kopar; millet âbid, zahid, salih, ibadet ehli olursa ne olur?
Uzağa gider.
Mübarek kardeşlerim! Allah bizi ibadet ehli, sevdiği kullardan eylesin. Allah hepinizi dünya ve ahiretin her türlü kötülüklerinden korusun. Hepinizi cennetiyle cemâliyle müşerref eylesin. Hem dünyada hem ahirette aziz ve bahtiyar eylesin.
Fatiha-i Şerife mea'l Besmele.
07.06.1993 -
Hacının Duası
10.07.1983 -
Zemzem, Hac
