05.01.1986 - Ashabın Önemi, Kurban Arifesinin Önemi, Öze Sahip Olmak

05.01.1986 - Ashabın Önemi, Kurban Arifesinin Önemi, Öze Sahip Olmak
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Mehmâ ûtitüm min-kitâbillâhi fe'l-amelü bi-hî lâ uzra ve fî-terkihî fe-illem yekün sünneten minnî mâdiyeten fe-mâ kâle ashâbî İnne ashâbî bi-menzileti'n-nücûmi fi's-semâi fe-eyyühâ ehaztüm bi-hî ihtedeytüm ve'htilâfü ashâbî leküm rahmetün.
Bu hadîs-i şerîfte Efendimiz ortaya bir usul koymuş oluyor.
Mehmâ ûtitüm min-kitâbillâhi fe'l-amelü bi-hî. Yani "vâcibun" demektir. "Size Allah'ın kitabından ne verilmişse emir olarak ne tavsiye ne emir varsa veyahut yasak olarak şunu yapmayın tarzında ne hüküm varsa onunla amel etmek sizin boynunuza borçtur yani farzdır."
Allah kitabında buyurmuş; içki içmeyin, tamam bitti. Hırsızlık etmeyin, tamam bitti. Zina etmeyin, tamam bitti. Yalan söylemeyin. Bak ötekileri yapmıyor da Müslümanlar yalana gelince yalan kıvırabiliyor. Halbuki yalan da söylemeyecek. Gıybet etmemek, o da var âyet-i kerîmede ama gıybet ediyor. Yani Allah'ın emirlerinde hiç ayrım yapmadan Kur'ân-ı Kerîm'de Allah bir şeyi emretti mi onu tutacak.
Lâ uzra ve lâ hadde fî-terkihî. "Bu emri terk etmenin bir özrü olmaz, bir sınırı da olmaz." Yani mutlaka Allah'ın emrini yapmak lazım. Fe-illem yekün fî-kitâbillâhi. "Eğer bir meselede Kur'ân-ı Kerîm'de açıkça bir işaret yoksa, bir delil bir ayet yoksa..." Fe-sünnetün minnî mâdiyetün. "O zaman benim cârî olan sünnetime uyun." demiş oluyor Peygamber Efendimiz. Fe-illem yekün sünneten minnî mâdiyeten. "Eğer cârî, benden nakledilmiş, tahakkuk etmiş, hüküm hâline gelmiş bir sünnet çıkmamışsa, ortada yoksa..." Fe-mâ kâle ashâbî. "O zaman benim ashabımın dediğini tutun." diyor Peygamber Efendimiz.
Demek ki biz dini işlerimizi dünyevi işlerimizi Allah'ın rızasına uygun yapmamız gerektiği zaman Kur'an'a bakacağız, Kuran'ı öğreneceğiz, ahkâmına uyacağız. Kur'an'da bir mesele hakkında teferruat, bir sarahat göremezsek Efendimiz' in sünnetine bakacağız. Sünnetinde göremezsek Efendimiz' in ashabının o hususta nasıl hareket ettiğine bakacağız.
İnne ashâbî bi-menzileti'n-nücûmi. "Çünkü benim ashabım yıldızlar gibidir." Fi's-semâi. "Gökte yıldızlar nasılsa benim ashabım da gökteki yıldızlar gibidir." Fe-eyyühâ ehaztüm bi-hî ihtedeytüm. "Nasıl gökteki yıldızlara, yıldızları tanıyan bir insan baktığı zaman istikameti bilir de yolunu bulursa..."
"İşte bak şurada kutup yıldızı var, işte şurada falanca yıldız var o halde istikametimiz şöyle olacak şuradan dolanalım şöyle gidelim." diye yolunu nasıl yıldızdan biliyorlarsa… Eskiden öyle bilirdi insanlar. Ne yapsınlar, yollar yok, levhalar yok, karayolları yok.
Dağın başına çıktı, çöle çıktı uçsuz bucaksız her tarafı aynı olan bir düz arazi, nereden bilecek? Veya denize çıktı, istikameti nereden bilecek?
Yıldızlara bakarlardı oradan istikameti bulurlardı. İşte onun için ashabını da Peygamber Efendimiz yıldızlara benzetiyor. "Benim ashabım yıldızlar gibidir. Nasıl yıldızlardan hangisine uyarsanız doğru yolu buluyorsanız benim ashabıma da uyunca yolu bulursunuz."
Ve'htilâfü ashâbî leküm rahmetün. "Eğer benim ashabım bir meselede ihtilaf etmişlerse, birisi şu şöyle olsun demiş ötekisi de bana göre böyle olması daha iyi demiş. Bu da rahmettir."
İsteyen onu tutsun isteyen onu tutsun, kolaylıktır, bir genişliktir. İki taraflı söylenmesi bir kolaylık olmuş oluyor. "Ümmetimin ihtilafı rahmettir, buyurdu Peygamber Efendimiz. Bu cins kanaatteki içtihattaki fark zarar vermez, o bir rahmettir, Allah'ın rahmetidir. Hangisine kani olursa senin gönlün oradan gidersin yine aynı sevabı alırsın.
Rabbimiz bizi Peygamber Efendimiz' in sünnetine mütemessiklerden eylesin. Ashabını iyi tanıyıp bilenlerden eylesin, onların yolundan ayırmasın, âhirette de onlara komşu eylesin.
Meh yâ ğulâm fe-inne hâzâ yevmün men hafize fî-hi basarahû ğufira le-hû ya'nî yevme 'arafete.
İbn Abbas radıyallahu anhuma rivayet etmiş, arafe günü ile ilgili bir hadîs-i şerîf. Peygamber Efendimiz buyurdu ki;
Meh yâ ğulâm. "Ey delikanlı yapma!"
Kime hitabı?
Abdullah b. Abbas'a, raviye. "Ey delikanlı yapma!" dedi. Yani kendine dikkat et, kendine hâkim ol, dikkat et dedi. Fe-inne hâzâ yevmün. "Çünkü bugün öyle bir gündür ki..." Men hafize fî-hi basarahû. "Kim gözüne sahip olursa..." Ğufira le-hû. "Bu mübarek günde günahları afv-ü mağfiret olunur." Aman gözüne hâkim ol, namahreme bakma. Bakılmaması gereken yere bakma ey delikanlı diye böyle şey yaptı, arafe gününü kastederek.
Arafe günü nedir?
Kurban Bayramından bir gün önce yani hacıların Arafat'a çıktığı gündür. O gün fevkalade kıymetli günlerden birisidir. Orucunun sevabı çoktur ve dualar makbuldür. Allah-u Teâlâ hazretleri hem Arafat dağına çıkmış hacılara hem de ümmetin hacca gidememiş olanlarından yolunca yürüyenlere o gün çok çok ihsanlarda, ikramlarda bulunur. Günlerin en şereflilerinden birisidir. Amma kendisine sahip olacak insan. Günaha devam edip dururken, harama bakıp dururken olmaz.
Efendimiz o sahabeye öyle buyurmuş. Bizim için de aynı şey. Biz de gözümüze sahip olacağız. Bu devirde sizin ve bizim en çok tehlike gözdendir. Haydi bakalım babayiğitsen gözüne hâkim ol, bakma!
Hanımların görünmesinde haram olmayan yerleri eli, yüzü ve ayaklarıdır. Yüzü, çehresi, elleri ondan sonra ayaklarıdır. Öbür taraflarını hep örtmesi lazım Müslüman [hanımlar.]
"Hocam ben örtüyorum şeffaf naylon giyiyorum." O örtmek olmaz ki! Şeffaf naylonla örtmek olmaz.
Arada hatırımıza gelen bir şeyi söyleyelim. Peygamber Efendimiz diyor ki; "Âhir zamanda yani bu dünyanın bozulduğu zamanda kadınlar olacak; kâsiyâtün 'âriyâtün." Tabir böyle geçiyor; "Giyinmiş ama çıplaklar." Giyinmiş çıplaklar.
Nasıl giyinmiş çıplak olacak? Şeffaf bir elbise olur altını gösterir veyahut elbisesi var ama uzun aferin maşaallah, uzun etek giymiş beline kadar yırtmacı var. Veyahut bilmem şurası kapalı beline kadar arkası açık.
Ya burasını niye böyle açtın?
İlle bir yeri açık, kusurlu. Naylon çorap da örtmez, altı belli oldu mu olmaz. Bol olacak, belli olmayacak, görünmeyecek, uzvun şekli belli olmayacak. Örtünme öyle olur.
"Çok kalın bir kumaştır hocam muşamba gibidir, çadır bezi gibidir."
Altı görünürse olmaz, kalınlığı mühim değildir ne kadar kalın olursa olsun, altı da görünmeyecek şeklide belli etmeyecek. Bol olacak öyle giyinecekler.
Vay vay vay bu zamanın insanlarının hâline…
Mehlen 'anillâhi mehlen fe-innehû levlâ şebâbün huşşe'un ve şuyûhun rukke'un ve behâimü rütte'un ve etfâlün rudda'un le-subbe 'aleykümü'l-'azâbu sabben.
Okuduğumuz Ebû Hüreyre radyallahu anh'ten öteki hadîs-i şerîf. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Mehlen 'anillâhi mehlen. "Allah mühlet vererek tehir ediyor." Yani birden cezanızı vermiyor buyurmuş. Mehlen, "biraz duraklama" demektir. Arapça' da bir insana mesela derler ki; Mehlen. Yani, "Dur, acele etme, sana söyleyecek şeyim var, hareket etme." filan mânasına gelir. Burada da mehlen geçmiş yani Allah acele etmiyor, hemen cezayı vermiyor. Mehlen 'anillâhi mehlen. "Allah'tan yana böyle bir mühlet vererek, acele etmeyerek bir ruhsat hali var insanlarda."
Eğer böyle Allah acele etmemesi olmasaydı suçlunun cezasını hemen verme âdet-i ilahiyesi olsaydı o zaman ne olurdu?
İnsanlar mahvolurdu ama Rabbimiz acele etmiyor. Niçin acele etmediğini de bu hadîs-i şerîfte buyuruyor ki, "Allah'tan bir mühlet ile böyle insanlar azaptan uzak duruyorlar, başlarına azap inmiyor."
Neden?
Levlâ şebâbün huşşe'un. "Eğer Allah'tan korkan gençler olmasaydı." Dikkat edin, genç ama huşşa'. Yani hâşi' Allah'tan huşû üzere, korku üzere olan, Allah'a saygısından dolayı günaha sapmayan pırlanta gibi gençler olmasaydı...
Ve şuyûhun rukke'un. "Secdede, rükuda ibadet eden ihtiyarlar olmasaydı..." Âbid gençler olmasaydı, Allah'tan korkan takvâ ehli gençler olmasaydı, namazlı niyazlı âbid ihtiyarlar olmasaydı...
Ve behâimü rütte'un. "Otlayan masum hayvancıklar olmasaydı..." Ve etfâlün rudda'un. "Süt emen küçük tıfıl çocuklar olmsaydı..." Le-subbe 'aleykümü'l-'azâbu sabben. "Allah'ın azabı sizin üzerinize bardaktan boşanan yağmur gibi boşanırdı." Ama Allah mühlet veriyor yani cezanızı birden başınıza indirmiyor.
Kimin hatırına? Allah'tan korkan gençler, ibadet ehli ihtiyarlar, otlayan hayvancıklar, süt emen çocuklar hürmetine azap tehir oluyor.
Ama bazen de nasıl geliyor! Şeyde resmini gördüm de yüreğim parçalandı. Boğazına kadar, göğsüne kadar hayvan yanardağın, lavın içine girmiş. Günlerce orada kalmış, lav akmış, yağmur yağmış, çamur olmuş böyle kıpırdaması mümkün değil. Öyle durmuş kalmış. Hayvanın duruşu gözümün önünde, yüreğimi parçaladı. O insanlar, kimisi orada başı çıkmış günlerce uğraşmış uğraşmış kendisini kurtaramamış. Ne kadar büyük bir azap!
Yanardağ patlıyor lavlar bütün insanları örtüyor. Yani azap öyle inebilir insanların başına.
Neden inmiyor? İşte iyi kulları var da Allah onlar için affediyor. İyilerin en başında dikkat ederseniz gençleri sayıyor, Allah'tan korkan gençleri.
Niye?
Çünkü ihtiyarlayınca insan şehveti azalır. Zaten evlenmiştir hayatta evlilik denen şeyin ne olduğunu da bilir. Canım çok da büyütülecek bir şey değilmiş der. Ama delikanlı kanı cıvıl cıvıl kaynıyor, ateşli. İşte onun Müslümanlığı daha önemli. Onun namazında niyazında olması, onun Allah'tan korkması daha önemli, onun harama bakmaması daha önemli, onun Allah yolunda yürümesi daha önemli. Allah onu seviyor yani Allah yolunda yürüyen gençlere müjdeler olsun, Allah'ın en sevdiği kimseler. Ondan sonra ihtiyarları zikretti burada. İhtiyar belki de hep ibadet ederek böyle ihtiyarladı gitti ömrü namazda, camide, eh… Bir de küçük çocukların hatırı çok oluyor. Küçük yavruları Allah koruyor.
Büyüklerimiz söylemişti; eski senelerde Uludağ'da bir otobüs uçmuş uçuruma. 39 yolcusu -mesela kaç yolcusu varsa içinde- hepsi ölmüşler. Otobüs tangır tungur uçurumdan yuvarlanırken annesinin babasının kucağından yavru karların üstüne düşüyor yumuşacık, bir o sağ kalıyor. Allah koruyor.
Bizim de yeğenimiz vardı 6. kattan betonun üstüne düştü, ertesi gün koşturuyordu yine evde. Paraşütle mi indin mübarek 6 kat yukarıdan. Ertesi gün de evde koşturuyordu annesi de "Aman koşma bir şey olur!" diye yani daha belli olmaz filan diye. Biraz şurası morlaşmıştı o kadar. Hiç keyfinde bir keder yoktu yani.
Yine büyüklerimiz anlattılar. Vapur gidiyor bir gürültü bir patırtı, bir feryat çığlık filan.
"Ne oldu?" diyorlar.
"Kundaktaki çocuk denize düştü." diyorlar. Kundak çocuğu düşmüş yani küçük yavru düşmüş. Kaptana;
"Gemiyi durdur!" diyorlar. Marmara'dan Çanakkale'ye doğru giden bir gemide oluyor bu hadise.
"Durdurayım ama şimdi onu bulamayız bile!"
"Olsun, n'olur durdur!" filan.
Gemiyi durduruyor, kim bilir ne kadar uzakta durur gemi o hızla. Kayığı indiriyorlar, filikayı. Küreklerle geriye doğru tayfalar asılıp gidiyorlar. Çocuk böyle cump diye denize düşünce aşağıdan tulumu şeyi bir şişmiş hava yapmış çenesini böyle havaya kaldırtmış, çocuk suyun üstünde ciyak ciyak bağırırken sudan alıp getiriyorlar gemiye.
İbret; denize düşüyor da sonra neden sonra filika indirip şey yaptıktan sonra getiriyorlar.
Allah bizi sevdiği kul eylesin. Günahlardan korusun. Güzel kulluğunda muvaffak eylesin, salih ameller işlemek nasip etsin. Huzuruna çıktığımız zaman yüzü ak alnımız açık olmayı nasip eylesin. Azabından da korusun, dünyada âhirette gazabından da korusun hışmına uğratmasın, ateşinde yakmasın.
Sonuncu hadîs-i şerîf.
Mehlen yâ kavmi bi-hâzâ heleketi'l-ümemü min-kabliküm bi-ihtilâfihim 'alâ enbiyâihim ve darbihimi'l-kütübe ba'dahâ bi-ba'din inne'l-kur'âne lem yenzil yükezzibü ba'duhû ba'dan bel yusaddiku ba'duhû ba'dan fe-mâ araftüm minhu fa'melû bi-hî ve mâ cehiltüm min-hü fe-reddûhu ilâ âlimihî.
Sadaka Resûlullah.
Peygamber Efendimiz dini konuda âyetleri okuyarak birbirleriyle mücadele eden etrafındaki insanların münakaşa yaptığını gördü. Yok o öyle değil, şu ayette şöyle deniyor bu ayette böyle deniyor diye münakaşa ettiğini, onların o halini görünce dedi ki;
Mehlen. "Durun!" Mehlen "durun demek" dedim ya demin. Mehlen. "Durun, alıkoyun kendinizi, bırakın bu işi!" Yâ kavmi. "Ey topluluk!" Bi-hâzâ heleketi'l-ümemü min-kabliküm. "Sizden önceki ümmetler şu işten dolayı helâk oldular." Yani sizin şu yaptığınız işten dolayı helâk oldular.
Nasıl o, ne işi?
Bi-ihtilâfihim 'alâ enbiyâihim. "Peygamberlerine karşı ihtilafa düşmek yüzünden..." Ve darbihimi'l-kütübe ba'dahâ bi-ba'din. "Kitabının ahkamını birini ötekisine karşı çıkarıp vuruşturmak sureti ile helâk oldular." Birisi kitabın bir kısmını aldı, okudu ötekisi öteki kısmını aldı, okudu, iki fırka birbirleriyle çekiştiler, bundan helâk oldular.
İnne'l-kur'âne lem yenzil yükezzibü ba'duhû ba'dan. "Kur'an içindeki bazı âyetler öteki âyetleri yalanlayıcı olarak inmedi ki!" Birisini ötekini tekzip edici olarak inmedi ki... Bel yusaddiku ba'duhû ba'dan. "Aksine hepsi birbirini tasdik eder, hepsi birbirini teyit eder hepsi bir uyum içindedir." Hepsi bir hakikatin birer vecihesini gösterir veya muhtelif vechelerini gösterir.
Fe-mâ araftüm minhu fa'melû bi-hî. "Bu ayetlerden bildiğiniz varsa, net olarak manasını anladığınız varsa onunla amel edin." Ve mâ cehiltüm min-hü. "Bu ayetlerden bilmediğiniz, manasını anlamadığınız varsa..." Fe-reddûhu ilâ âlimihî. "Bilen kimseye havale edin kendiniz ileri geri konuşmayın." dedi Peygamber Efendimiz. Kur'ân-ı Kerîm ile insanların karşı karşıya geçip o âyeti okuyup o öteki âyeti okuyup münakaşa etmesini istemedi. "Eski ümmetler böyle helâk oldu." buyurdu.
Nâdânî cibrîlu min tilkâi'l-'arşi fe-kâle yâ Muhammedü yekûlu le'ke'r-rahmânu azze ve celle men zükirte beyne yedeyhi fe-lem yusalli 'aleyke dehale'n-nâre.
Bu hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Nâdânî cibrîlu. "Cebrail aleyhisselam bana seslendi, nida etti."
Nereden? Min tilkâi'l-'arşi. "Arşın tarafından bana seslendi."
Ne buyurdu?
Fe-kâle yâ Muhammedü. "Ey Muhammed buyurdu." Yekûlu le'ke'r-rahmânu azze ve celle. "Aziz ve celil olan Rahman Rabbimiz sana buyuruyor ki..." Men zükirte beyne yedeyhi. "Her kimin yanında senin adın geçerse..." Fe-lem yusalli 'aleyke. "O sana salât-ü selâm etmezse..." Dehale'n-nâre. "Cehenneme girer."
Allahumme salli alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi ihsan salâten ve selâmen dâimeyni mütelâzimeyni ilâ yevmi'd-din.
Allah-u Teâlâ hazretleri Resûlullah'ın muhabbetini içimizde coştursun. O'nu her anışımızda cân-u gönülden ona salât-ü selâm etmeyi, dua etmeyi, yolunda yürümeyi nasip eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
04.04.1996 -
Arefe, Hac, Kurban
05.12.1987 -
Borç, Kevser Havuzu,
