İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

03.10.1990 - Haccın Faziletleri, Tebliğ Etmek

03.10.1990 - Haccın Faziletleri, Tebliğ Etmek
Hadisler Deryası

03.10.1990 - Haccın Faziletleri, Tebliğ Etmek

10.06.2024
18 dk 29 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Ve'l-mücavirîne en yuhallû beyne'l-huccâci ve beyne't-tavâfi ve'l-haceri'l-esvedi ve makâm-ı ibrâhîme ve saffe'l-evvel min aşrin yebkayne min zilka'deti ilâ yevmi's-sadr.

Hacla ilgili hadis-i şerifi Deylemî, Enes radıyallahu anh'ten rivayet etmiş. Allah hacca gidenlerin haclarını kabul etsin, sebeb-i duhul-u cennet eylesin, tekrar gitmelerini nasip etsin. Hiç gitmemiş olanlara da hem haccın şartları olan zenginlik versin, sıhhat versin hem de o mübarek beldeleri görmeyi, Resûlullah'ın gezdiği yerleri gezmeyi, kabrini ziyaret etmeyi, o ibadeti, o farizayı de yerine getirmeyi nasip eylesin.

Hac kalabalık bir toplulukla olan bir ibadet. Hacda hava daha sıcak olur, burası gibi değil. İnsanlar terler, sıkışır, izdiham olur; ister istemez gönlü razı gelmese bile itilme kakılma, yere düşme olabilir.

Peygamber Efendimiz diyor ki;

Ebliğû ehle mekkete ve'l-mücavirîne en yuhallû beyne'l-huccâci ve beyne't-tavâfi ve'l-haceri'l-esvedi ve makam-ı ibrâhîme ve saffe'l-evvel. "Mekke'nin ahalisine ve Mekke'ye yerleşmiş oraya mücavir olmuş kimselere benden tebliğ edin bildirin ki Mekke'nin yerli ahalisi ile buraya yerleşmiş olup da burada mukim durumunda olan, mücavir olan kimselere benden bildirin ki hacılara fırsat versinler. Hacılarla tavafı, Hâcer-i Esved'i, Makâm-ı İbrahim'i ve ilk saf arasını kendileri işgal etmesinler, aradan çekilsinler. Hacılara onlara kavuşmaya fırsat hazırlasınlar, [hacıların] onları yapmalarına yardımcı olsunlar!"

Şöyle denmiş oluyor: Ey Mekkeliler! Siz zaten bu Beyt-i Şerif’i her zaman tavaf ediyorsunuz bu Hacer-i Esved'i tenha zamanda kaç defa öpmüşsünüzdür. Bu hacı zavallı; ömründe bir defa buraya geldi bir daha ya gelir ya gelemez. İzdiham etmeyin, siz kenarda arkalarda durun, bu hacı efendiler gelsin tavafı rahatlıkla yapsınlar. Siz izdiham yapmayın. Tavafı bunlar rahatlıkla yapsın, Hacer-i Evsed'i rahatlıkla öpsünler, Makam-ı İbrahim'de bulunsunlar, namaz kılsınlar ve ilk safları bunlara verin. Biz Mekke ahalisiyiz, filan diye böyle yapmayın.

Hakikaten mühim bir tavsiye-i Nebeviyye. Onlar izdiham edince misafirlere yer kalmaz, misafirlere bu işleri yapma imkânı kalmaz. Onlar biraz anlayış gösterecek. Evet, ilk safın sevabı çok ama geriye çekilip Resûlullah'ın tavsiyesini tutmanın sevabı daha çok! Hem kardeşini tercih etmek, ona ikramda bulunmak, gelen ziyaretçiye ikramda bulunmuş olmak; o da bir fedakârlık olması dolayısıyla onun da sevabı daha fazla. O bakımdan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem böyle bir tavsiyede bulunmuş.

Bilinmeyen bazı kelimeler olabilir: Mücavir ne demek?

Mücavir, Mekke'ye veya Medine'ye oranın ahalisi değilken dışardan gelip yerleşmiş kimseye derler. Kendisi Yemen'den, Irak'tan, Şam'dan veya Türkiye'den ömrüm burada geçsin filan diye gitmiş oraya yerleşmiş. Ona mücavir derler.

[Mehmed Zahid Kotku] Hocamız rahmetullâhi aleyh'te son senelerinde böyle bir arzu izhar etti, cennetmekân. Geçen gün babam anlattı:

Hatta bir gün camiden çıkmış, eve doğru gidecek yerde aksi istikamete kapıya doğru gitmiş. Sonra birden dönmüş, cemaat de halka olmuşlar:

"Biz Medine-i Münevvere' ye gidelim yerleşelim, mücavir olalım." demiş. Âcizane bendenizi zikrederek de "Esad da burada bu vazifeyi yapsın." diye [konuşmuş]. Babam da;

"Efendim, sizsiz bu olur mu? Siz giderseniz bu iş olur mu? Esad bu işi yapar mı yapabilir mi?.."

"Hem de pek âlâ olur hem de pekâlâ olur hem de pekâlâ olur!" demiş.

Niyeti öyleydi. Bir de ben en son seneler onunla beraber hacca gidenlerden duydum. Kendim Ankara'daydım, bilemiyorum. Vefat ettiği senede [Mehmed Zahid Kotku] Hocamız rahmetullâhi aleyh şöyle demiş:

"Bu Medine'de kalmak da güzel ama insanın kendi beldesinde arkadaşlarının, yakınlarının ziyaretine mazhar olması da fena değil." demiş.

Medine-i Münevvere' den hasta geldi. Mübarek, bir perşembe günü geldi. Ayakta geldi, bir hafta içinde hastalığı şiddetlendi. Ertesi perşembe Hakk'ın rahmetine kavuştu. [Kabri] Süleymaniye'de, elhamdülillah şimdi onun bütün sevenleri Türkiye'nin neresinden gelse ziyaret ediyor, görüyor.

[Medine-i Münevvere' de] nasıl olacaktı?!..

Uzak diyarlarda olsaydı birçok kimse mahrum olacaktı. Yine bizi sevdiğinden orada kalmak yerine burayı tercih etmiş oluyor. Allah büyüklerimizin şefaatlerine nail eylesin.

Efendimiz hadis-i şerifte buyuruyor ki;

Ebliğû hâcete men lâ yestetîu iblâğa hâcetihî. Fe men ebleğa sultânen hâcete men lâ yestetîu iblâğehâ sebbetallâhü kademeyhi ale's-sırâti yevme'l-kıyâmeh.

Hz. Ali Efendimiz' den ve Ebû'd-Derdâ Efendimiz'den radıyallahu anhümâ rivayet edilmiş bir hadis-i şerif, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;

Ebliğû. "Tebliğ edin, duyurun, haber verin!" Hâcete men lâ yestetîu iblâğa hâcetihî. "İhtiyaçlılık durumunu, muhtaçlık durumunu ilgili mercilere duyurmaya güç yetiremeyen, imkânı olmayan, söyleyemeyen, hakkını arayamayan, isteyemeyen insanların ihtiyaç durumunu ilgili mercilere gidin duyurun, haber verin!" Fe men ebleğa sultânen. "Çünkü kim bir valiye, devlet başkanına, sorumlu kişiye, müdüre veya bir güç kuvvet sahibi kişiye [bildirirse]…"

Sultan: "Elinde sulta olan, güç kuvvet, iktidar, mal mülk olan, emir ve ferman kendisinde olan kimse" demek.

Kim böyle bir mercie, böyle bir şahsa kendi ihtiyacını bile götürüp söyleyecek durumda olamayan, hacetini, ihtiyacını bildiremeyen kimsenin hâlini götürüp bildirirse Allah bu bildiren kulun iki ayağını kıyamet gününde sırat üzerinde kaydırmaz, sağlam bastırtır, sıratı sağlam geçer, cennete varır!"

Muhterem kardeşlerim! İnsan düşünebilir ki; "Ah zengin olsam neler yapardım. Kesem dolu olsaydı ne hayırlar yapardım…"

İnsanın parası olmadığı zaman da hayır yapma imkânı var. Her zaman parayla değil; birisinin ihtiyacını o ihtiyacı karşılayacak yere söylemek bile sıratta ayağının kaymamasına, sıratı geçmesine, cennete girmesine sebep oluyor. Allah; Müslüman kardeşine yardım etti, muhtacı bildirdi diye ayağını kaydırmayacak. Onun için siz de bizlere ve başka imkânı olan kimselere; "Bizim mahallemizde gerçekten namuslu bir fakir var; istismarcı değil, yalancı, uydurmacı değil…" filan diye bildirin. Biz de zenginlere, imkânı olanlara nakledelim, böylece aracılar da sevap kazanıyor. İnsan parası olmasa bile böyle bir aracı olduğu için sevap kazanıyor.

Bir de latife yollu bir şey anlatayım:

Sahabeden bir zât-ı muhterem varmış. Diyelim ki Medine-i Münevvere'nin çarşısında pazarında turfanda bir meyve çıktı. İlk defa hurma çıktı, üzüm çıktı ilk defa incir çıktı geldi veyahut o zamana kadar bahçelerde yoktu, daha olmamış fakat birisi getirmiş, turfanda bir meyve. Onu kaparmış aldığı gibi Resûlullah'a getirirmiş:

"Buyur yâ Resûlallah!"

"Kapar." Dediği tabii, görmeden değil; eline alırmış, Resûlullah'a gelirmiş:

"Buyur yâ Resûlallah." Arkasından mal sahibi de geliyor:

"Yâ Resûlallah, parasını mal sahibine ver. Benim gücüm yetmiyor, param yok ama bu turfanda şeyin sizin tarafınızdan yenilmesini istiyorum."

Efendimiz de gülermiş, tabii getirilen şeyin parasını da ödermiş. Ona da herhalde sevgi izhar ediyordu. Sevgiden olunca insan hani elinde parası pulu olmasa bile bak neler yapabiliyor, sevgisini jestiyle gösteriyor. Bakışıyla bile belli eder.

Seven insanın bakışından belli olur, davranışından, duruşundan belli olur.

"Bu adam falancayı seviyor, bu adam filancaya kızıyor…"

Kızgınlık da belli olur, nefret de kin de sevgi de belli olur. Allah iyi insanları sevmeyi, doğru sevgilerle içimizi doldurmayı bizlere nasip etsin. Demek ki yardım edeceğiz.

Ebliğhüm annî erbaa hısâlin lâ yesıhu şartâni fî bey'in ve lâ bey'a ve selefe ve lâ bey'a mâ lem yemlikü ve lâ rıbhu mâlen yadman.

Abdullah b. Amr b. Âs radıyallahu anh, daha başka kaynaklar ve râviler radıyallahu anhüm ecmaîn rivayet etmişler. Peygamber Efendimiz burada da buyuruyor ki;

Ebliğhüm. "O gittiğin yerdeki Müslümanlara, insanlara benden bildir."

Demek ki Peygamber Efendimiz' in sahabesinden bir kişi bir kabileye filan gidecek, bir yere gönderiliyor. Diyelim ki buradan kalkacak falanca kabileye gidecek, köyüne gidecek, kabilesine kavminin arasına gidecek. Peygamber Efendimiz;

"Onlara benden bildir ki benim emrettiğimi, söylediğimi onlara bildir."

Erbaa hısâlin. "Dört konuyu onlara söyle." Lâ yesıhu şartâni fî bey'in. "Bir alışverişte iki tane şart olmaz."

Alışverişte iki tane şart olmaz, bir sürü şart da olmaz. Alışveriş; aldım, sattım dersin biter.

"Ben bunu alacağım da sen de bana evini şu kadar kiraya vereceksin; ben bunu alacağım da sen de benim şu malımı şu fiyata alacaksın…"

Olmadı! İşleri birbirine karıştırma, iki şart olmaz. Bu iş bitsin; aldım, verdim. Fiyatını konuş, al ver bitsin. İslâm her şeyi sade yapmayı seviyor. Karşılıklı bir alışverişte birtakım şartlar koşmak…

Ankara'ya gittiğim zaman kiralık ev arıyorum -ben öyle bilmiyordum, ilk defa duydum- bulamadım. Ayaklarımın altı kabardı, ayaklarıma kara sular indi. Birisi dedi ki:

"Bu ev yirmi bin liraya." Ben de;

"Ne kadar ucuz bir apartman dairesi, ben bunu borçlanır alırım…" filan dedim.

Sonra akşam arkadaşlara anlattım: "Yirmi bin liraya bir apartman dairesi buldum." filan dedim. Dediler ki:

"Hocam, o öyle değildir. Nasıl, anlat bakalım…"

"O senden borç para istiyor, ev parasız, ev kira verilmeyecek, borç faizsiz olacak…" filan, bir karmaşık şey. Böyle şey yok! Bir alışverişte iki şart veya daha fazla şart olmaz. Bir şartla şu fiyatla şunu verirsen şu şöyle olur, diyecek, işi bitirecek.

Alışverişin faize kaymaması, başka şeylere bulaşmaması için net olması bildirilmiş oluyor.

İkincisi;

Ve lâ bey'a ve selefe. "Borç vermek suretiyle alışveriş de olmaz."

İzahta; Ke kavlike bi'tu hâzâ sevbe bi-aşreti nakten alâ en yeslüfinî miete dirhemin fi sâin ebî'uhû minke ilâ senetin. "Ben sana bu elbiseye on dirhemle sattım ama sen de önümüzdeki seneye bana kadar şu kadar dirhem, şu kadar sa' şeyi vermen şartıyla!" filan diye ilerde parasını vermek suretiyle alışveriş de olmaz.

Ama bu, taksitle alışverişten farklı. Taksitle alışveriş oluyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bizzat kendisi de parasını peyderpey ödemek şartıyla bazı mallar almış.

Üçüncüsü;

Ve lâ bey'a mâ lem yemlikü. "Kişi sahip olmadığı şeyi satamaz."

Mesela; "Avı sattım." Av ortada yok ki! Buna benzer şeyler yapılıyor.

"Bu ormanın avını sana sattım, bu gölün avlanma hakkını şu kadara sattım."

Ortada ne kadar olduğu belli değil, bu satış câiz olmuyor. Elde olmayan bir şeyi satmak olmuyor. Mesela adamın kölesi kaçmış, firar etmiş:

"Kölemi sana sattım."

Kölen elinde değil ki, satamazsın. Kaçmış ya yakalanır ya yakalanmaz, böyle bir şey olmuyor.

Ve lâ rıbhu mâlen yadman. "Bir de elde etmediği, zâmin olmadığı şeyden fayda ve kazanç da sağlayamaz."

Mesela bir inek aldı. Henüz daha kendisine teslim edilmeden sütünden istifade edemez. Mesuliyet kendisine geçecek, kendisi zâmin olacak ondan sonra istifade eder. Onu almadan faydasından istifade etmeye devam etmek olmaz.

Bunların hepsi faize kaçan, haksız birtakım kazançların tatbikatları olan Araplar arasındaki bozuk alışveriş şekilleri. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bunları uygun görmediğini bildirmiş oluyor.

Dımaşk'ın, Şam'ın Emeviye Camii var, o caminin Abdurrezzak Efendi diye çok muhterem bir imamı var. Türkçe de biliyor, zaman zaman buralara da ziyarete geliyor. Medine-i Münevvere' de de karşılaştık. Hanefî fıkhını gayet güzel biliyor; gayet alim, fazıl, hafızasına kitapları yerleştirmiş, ezberinde çok malumat olan mübarek bir zât. Allah razı olsun. O bana dedi ki:

"Hocam, sizin caminizde fıkıh kitabı da okutsanıza!"

Fıkıh ne demek?

Hangi şey helaldir hangi şey haramdır? Zekât nasıl verilecek? Ticaret nasıl yapılacak? Borçlanma, miras vs.

"İslâm hukukunun ahkâmını da ders olarak anlatsana!" Dedim ki:

" Hadis-i şerifin anlatım usulüne uygun olarak biz bu şeyi böyle yapıyoruz. Öyle bir dersi başlatmak uygun olabilir ama bundan vazgeçemeyiz. Bu hadis-i şerifleri okuyacağız." Ayrıca da dedim ki:

"Hadis-i şerifleri anlamak, dinlemek, anlatmak tatlı ve kolaydır. Çünkü Peygamber Efendimiz' in hayatından bir sahne söylüyorsun, o da anlıyor. Söyleyen kolay söylüyor, anlayan kolay anlıyor. Ama fıkıh incedir. Uzun detayı vardır ve mücerrettir. Onları anlamak biraz zor olur. Biz fıkıh dersi anlatmaya kalksak bizim caminin cemaati onda bire iner. Anlamaz ki! Dinler. 'Esad Hoca bir fıkıh dersi verecekmiş galiba.' filan diye bir kere gelir, ikincide üçüncüde; 'Vallahi aklım almıyor, neyse ben hadis dersine gideyim de bu fıkıh dersi başkasına kalsın…' demeye başlar. Onun için okutmuyoruz."

"Yok, siz her ne pahasına olursa olsun okutursanız iyi olur." dedi. Ben de aynı kanaatteyim.

"Fıkıh, insanın lehine ve aleyhine olan ahkâmı bilmesidir." diye tarif ediyorlar.

"Sen cenneti kazanacaksın, Allah'ın rızasını kazanacaksın veya kaybedeceksin. Ticaret yapıyorsun, alışverişin doğru mu? Maaşın hak mı bâtıl mı? Helal mi yiyorsun haram mı yiyorsun? Yaptığın iş doğru mu yanlış mı? Hayır yapıyorum diye yaptığın şeyler iyi mi kötü mü? Mum yakmak var mı yok mu, hurafe mi?.."

Bunların hepsini tabii fıkıhtan okumakta öğrenmekte büyük faydalar var. Tabii yaşlılar Arapça bilmeyen insanlar belki zorluk çekebilir ama gençlerin hiç olmazsa muhtasar dediğimiz küçük bir fıkıh kitabını okuması çok yerinde olur.

Ben ilk önce sizlere -eğer hiç bilginiz yoksa- eski Diyanet İşleri başkanlarından Ahmed Hamdi Akseki merhumun, İslâm Dini diye bir kitabı var. Bir parmak, Müslüman bir kere bunu bitirsin. Baştan sona bir okusun, İslâm neymiş bunu bir anlasın.

İkincisi: Bizim Fikri Yavuz kardeşimizin, dostumuzun Muamelâtlı İslâm Fıkhı ve Hukuku diye bir kitabı var. Baştan sona içinde bütün bahisler, fıkhın bahisleri yer almış oluyor. Onu da bir öğrensin. Bakalım malı nasıl taksim etmek lazım, zekât nasıl verilecek, kim verecek kim vermeyecek, kim alabilir, nerelere nasıl verilebilir?..

Mesela zekâtta -bizim Hanefî fıkhımızda şarttır- zekâtı mutlaka fakirin eline vereceksin. Temlik şartı var. Zekât eline geçecek, fakirin malı olacak. Eline vermezsen zekât olmuyor. Ölünün kefenlenmesine harcanamıyor, camiye harcanamıyor, falanca şeye harcanamıyor.

"Mutfakta ben kazan kaynatırım, çocukların işleri görülür…"

Olmaz. Fakire vereceksin, temlik şartı var. Mesela şimdi birçok kimse bu şartı bilmiyor:

"Ver bana zekâtı, sen ver de ötesine karışma!"

İyi ama bak Hanefî fıkhına göre olmuyor, kişiye verilmeyince olmuyor.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA