04.03.1990 - Şaban Ayı, Kurban

04.03.1990 - Şaban Ayı, Kurban
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Kâne yesûmu min ğurreti külli şehrin selâsete eyyâmin ve kallemâ kâne yuftiru yevme’l-cumuati.
İbn Mes’ûd radıyallahu anh’ten Tirmizî rahmetullahi aleyh rivayet etmiş.
“Peygamber Efendimiz her ayın başında üç gün oruç tutardı. Bazen çok nadir olarak cuma gününe rastlarsa terk ederdi, o zaman oruç tutmazdı.”
Cuma günü Müslümanın bayramı oluyor, o gün oruçlu geçirmemeyi tercih ederdi. Ama üç gün tutardı.
Niye üç gün tutardı?
Çünkü genel bir kaide olarak İslâm’da Allah-u Teâlâ hazretleri yapılan bir iyiliği en aşağı on mislisiyle mükâfatlandırılıyor. Üç gün oruç tutarsa, bir ay oruç tutmuş olacak, o ayın tamamını oruçlu geçirmek için güzel bir düşünce.
Ğurre, bir ayın başlangıcı. Bir de her Arabi ayın 13-14-15’ine eyyâm-i biyz derler, “ak günler” derler, “parıltılı nurlu günler” derler; çünkü geceleri mehtaplıdır, gündüzleri de geceleri de mü’minler için hayırlı, uğurlu ve feyizlidir. O zamanlarda da -Arabî ayların 13-14-15’inde- Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem üç gün oruç tutarmış.
14’ünde ne oluyor? Ayın 14’ü, mehtap.
Peygamber Efendimiz mehtaplı zamanda oruçlu olmaya dikkat edermiş.
Kâne yesûmu tis’a zilhicceti ve yevme âşûrâ’e ve selâsete eyyâmin min külli şehrin: Evvele’sneyni mine’ş-şehri ve’l-hamîse ve’l-isneyni mine’l-cumuati’l-uhrâ.
Bu üçüncü rivayette;
“Peygamber Efendimiz Zilhicce’nin 9’unda oruç tutardı.” buyuruluyor.
Zilhicce’nin 9’u hangi zamandır?
Zilhicce’nin 9’u, hacıların Arafat’a çıktığı gündür. Hacılar, oraya gitmiş olanlar, Zilhicce’nin 9’unda Mina’dan kalkarlar, -Mina’da gecelemişlerdir- Arafat’a giderler; boyun bükük, baş açık, yalın ayak o mübarek yerde Allah-u Teâlâ hazretlerine tazarru niyaz ederler. Çok muhteşem bir gün, çok mübarek bir gün, Allah’ın çok kullarını affettiği bir gün.
Hacca gidemeyenler ne yapacak? Gidemeyenler de bulundukları yerlerde oruç tutsunlar. Çünkü çok sevaplı bir gün.
“Madem çok sevaplıymış, hacılar da tutsun.”
Yok, o kadar da uzun değil. Orada hacıların oruç tutması mekruh. Dinimiz hikmetli, güzel bir din. Her şeyin yeri zamanı var. Sen burada tutabilirsin çünkü zamanın müsaittir. Hacı orada güneşin alnında, çadırın içinde susuz aç durdu mu güneş vurur, yıkar yere, hastanelik olur, vazifelerini yapamaz. Onun için hacının o gün oruç tutması mekruhtur.
Ama hacı olmayanlar, durumu müsait olanlar tutacaklar. Tutarlarsa Zilhicce’nin 9’u Allah’ın rahmetinin cûşa geldiği müstesna günlerdendir. Çok kulların affedildiği zamandır. Hatırınızda tutun; “Hacılar şu sırada şimdi Arafat’tadır, ben de oruca niyetleneyim.” diye -şahsî, cebinizdeki- takviminize yazın, o gün oruçlu olmaya gayret edin.
Sonra, başka ne zaman tutarmış Peygamber Efendimiz?
Yevme âşûrâ’. Onu söyledik; Muharrem’in 10. günü.
Sonra ve selâsete eyyâmin min külli şehrin. “Her ayda üç gün oruç tutarmış.”
Üç gün, on mislisiyle bir ay ettiğinden, bütün seneyi oruçlu tutma sevabı kazanayım diye demek ki öyle yaptığını seziyoruz.
Sonra; evvele’sneyni mine’ş-şehri ve’l-hamîse. “Her ayın ilk pazartesi ve perşembe günlerini de oruç tutardı.”
Ve’l-isneyni mine’l-cumuati’l-uhrâ. “Öteki cumadan sonra yine pazartesi gününün orucunu tutardı.” diye Hafsa radıyallahu anhâ böylece hangi günler oruç tuttuğuna dair bilgi vermiş, Efendimiz’ in zevcât-ı tâhirâtından, hane-i saadetinden, özel hayatına ait bilgiye sahip büyüklerimizden birisi olduğu için.
Oruçla ilgili sonuncu rivayet:
Kâne yesûmu mine’ş-şehri es-sebte ve’l-ehade ve’l-isneyne ve mine’ş-şehri’l-âhari’s-sülesâ’e ve’l-erbiâ’e ve’l-hamîse.
Burada da Hz. Âişe anamız radıyallahu teâlâ anhâ rivayet ediyor, Tirmizî anlatmış.
“Peygamber Efendimiz her ayda cumartesi, pazar, pazartesi oruç tutardı. Öteki ayda da salı, çarşamba, perşembe tutardı.”
Demin de dedik ya, “Cumadan salıya kadar tutardı.” diye bir önceki rivayette vardı.
Muhterem kardeşlerim! Şunu sezinliyorum ki; Peygamber Efendimiz günleri kaydırmak suretiyle haftanın her gününe bir oruç tutmak şerefini vermek istiyor. Ayın da günlerini kaydırmak suretiyle, bu ay bu vakitte, öteki ay öbür vakitte tutmak suretiyle her günün oruçlu geçmesini, o güne o şerefi, ibadet sevabını vermek suretiyle değerlendirmek istiyor. Bu hafta cumartesi, pazar, pazartesi tutmuş; öteki hafta pazartesi bitti, bu sefer salı, çarşamba, perşembe tutuyor, haftanın bütün günleri tutulmuş olsun diye. Böylece döndürüyor, hepsine hakkını veriyor. Gün boynunu büküp; “Yâ Resûlallah, başka günlerde oruç tuttun, bende tutmadın.” demesin diye adeta hepsini şereflendirmiş, değerlendirmiş oluyor.
Böyle şey olur mu? Olur.
“Bir dağın üzerinde bir âbid, zahid kimse namaz kılsa...” diyor Peygamber Efendimiz, “o dağ, öteki dağlara, ‘Bugün benim üzerimde Allah’ın bir sevgili kulu ibadet etti, haberiniz var mı?’ diye iftihar eder.” diyor.
Mekân ibadet eden kişiden iftihar eder. Zaman içinde ibadet eden kimseden iftihar eder. İbadet eden kimse herkesin makbulü oluyor, herkesin el üstünde tuttuğu, sevdiği oluyor, sevgilisi oluyor. Allah’ın sevgilisi oluyor, Allah’ın mahlukatının sevgilisi oluyor, zamanın sevgilisi oluyor, mekânın sevgilisi oluyor, dağların taşların sevdiği insan oluyor.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
“Bir insan ilim yoluna girerse gökteki varlıklar ona dua eder.” Melekler, bilmediğimiz mahluklar, cinler vesaireler dua ederler.
“Yerdeki mahluklar dua eder.” Böcekler, çiçekler, ağaçlar, yapraklar...
“Hatta denizdeki balıklar dua eder.” diyor.
Demek ki insan Allah yoluna girdi mi herkesin, her şeyin dostu oluyor. Herkes onu biliyor.
“Bir insan abdestli yatarsa geceleyin, abdestli yattı uyudu, gökten melekler onun vücudunun ışıltısını görür.” diyor Peygamber Efendimiz.
Abdestli uyudu ya...
“Canım ne olacak, fosfor mu süründü bu adam, fosforlu boyayla mı boyandı?”
Manevi bakımdan. Abdest aldı, abdest aldığı için nurlandı.
Gökteki melekler onu görürler, ta ne kadar mesafelerden başına toplaşırlar. “İzdiham ederler.” diyor Peygamber Efendimiz. Nurlu diye bu, abdestli diye başına yığılıyorlar; bir yığılma, bir izdiham... “Ne var ya ne oluyor? Çekilin, ben de göreyim! Ne varmış burada?” deriz. Ne olacak; abdestli bir kul yatıyor orada, mışıl mışıl uyuyor, başında melekler...
Onun için ibadetli olmak lazım.
İbadet, insanın en büyük şerefidir. İbadette ve taatte olmak, en güzel haldir.
Allah bizi daima ibadette taatte eylesin. Hayırda hasenatta eylesin. Şerde günahta etmesin.
Muhterem kardeşlerim! Peygamber Efendimiz niye oruca bu kadar sarılmış? Niye oruç tutmuş, aç durmuş? Mutfağında yemek mi yokmuş? Zengin mi değilmiş?
Bir kere Peygamber Efendimiz para biriktirseydi dünyanın en zengin insanlarından biri olurdu. Hazineler geliyordu, yığınla altın geliyordu, hemen dağıtıyordu. Geleni bir günün gecesine bırakmıyordu, gece gelirse sabaha bırakmıyordu. Avuç avuç dağıtırdı. Herhangi bir şeyi evinde depo etmezdi; gelen yiyeceği de gelen parayı da dağıtırdı. Onun için, onun yaptıkları yokluktan değildi; ahlâkının güzelliğindendi ve bize örnek olsun diye idi.
Muhterem kardeşlerim! Bir insanın arabası olabilir, atı olabilir, bineği olabilir ama binmeyip de yaya yürürse -camiye, cumaya giderken- attığı her adımdan dolayı büyük sevap alıyor. Arabası var ama yaya giderse sevabı çok oluyor. Haccı yaya yaparsa her adımına 700 Mekke hasenesi veriliyor.
700 Mekke hasenesi ne demek?
Mekke’de bir şey 100 bin misli sevaplı; bir iş başka yerlere göre 100 bin misli daha fazla sevaplı oluyor. Burada bir namaz kılsan, Mekke’de bir namaz kılsan; Mekke’de namaz 100 bin misli oluyor. Orada adım atıyorsun, her adımına 700 Mekke hasenesi veriliyor. Başka yerlerinin hasenesine göre 100 bin misli olan bir hasene. 100 bin misli, 1 milyon, 70 milyon... Yaya haccettiği zaman her adımına 70 milyon hasene kazanıyor. Şu coşkunluğa bak!
Allah-u Teâlâ hazretleri o sevapları, o yolunda olmayı cümlemize nasip eylesin.
Peygamber Efendimiz bunları ibadet olsun diye yapıyordu. Aç duruyordu.
Aç durmak ne yapar? Aç durmak mideyi boşaltır, nefsin gücünü kırar, kalbi nurlandırır, ruhu kuvvetlendirir.
İnsanın içinde kötülükleri yaptıran nesi vardır? Nefs-i emmâresi vardır.
İnne’n-nefse le-emmâretün bi’s-sû’i illâ mâ rahime rabbî.
Herkesin içinde nefsi vardır. Bu nefis kuvvetli oldu mu insanı günaha sürekler.
Bana yığınla mektup yazıyorlar; açıyorum, okuyorum. Dertleniyor, diyor ki:
“Hocam çok üzülüyorum, çok pişmanım, çok perişanım! Tevbe ediyorum, niyet ediyorum, yapmayayım diyorum, yine günaha düşüyorum! Yapmayacağım dediğim şeyi yine yapıyorum.”
Neden? Nefsi kuvvetli de ondan.
Neden?
Bu devirde bu zamane insanının işi gücü; nefsi kuvvetlendirmek! Gelsin kebaplar, gitsin baklavalar, yesin, içsin, yatsın, gezsin, tozsun, istirahat etsin, yazın denize gitsin, halter kaldırsın, lobut çevirsin, jimnastik yapsın, pazusu kuvvetlensin, sırf pirzola et yesin, yağsız et yesin, herkesten kuvvetli olsun, şampiyon olsun...
Ne yapıyoruz?
Hep nefsi güçlendirecek, kuvvetlendirecek şeyler.
Nefis de kuvvetlendi mi, ejderha gibi oldu mu insanı avucunda oynatıyor, her şeyi yaptırtıyor; içki içtirtiyor, kavga ettirtiyor, zina ettirtiyor, her türlü günahı yaptırtıyor.
Bu nefsin zayıflaması neyle oluyor?
Yemeği kesti mi nefis zayıflar. Aç kaldı mı nefis, günaha takati yok.
“Kalk.”
“Benim dermanım yok, bana dokunma. Sen gideceksin git.”
“Hadi gel.”
“Yok, benim bugün hâlim yok.”
Neden? Oruçlu, karnı aç. Dermanı olmaz.
Karnı doydu mu günahı gözlemeye başlar, şehveti ayağa kalkar, nefsi kabarır, günahlara kendisini tutamaz.
Onun için, Peygamber Efendimiz diyordu ki:
“Ey gençler! Evlenin. Size evlenmeyi tavsiye ederim. Evlenmeye mali bakımdan güç yetiremeyen, imkân bulamayan da oruç tutsun.”
Neden? “O da insanın arzusunu keser ve nefsi dizginler.” diyordu.
İşte ondan dolayı Peygamber Efendimiz orucu tavsiye etmiş, kendisi sık sık oruç tutmuştur ve bize de tavsiye etmiştir.
Oruç sadece Ramazan’da değildir. Ramazan’daki oruç farz oruçtur. Herkes bir ay kampa girecek, nefsini yenmeyi öğrenecek. Bundan sonra da Ramazan’ın dışında her ayda; Zilhicce’de, Şevval’de, Muharrem’de, Aşure’de oruç tutarak nefsini yenmeyi öğrenecek, nefsini zayıflatacak. Kalbi ışıldar...
İnsan yemek yemediği zaman, ikindiden sonra çekildi bir caminin köşesine; başını önüne eğip ne güzel tefekkürlere dalar ne kadar sevap kazanır ne güzel ibadetler yapar. Aç olduğu zaman...
Tok olduğu zaman;
“Hocam feyz alamıyorum.” Neden?
Miden dopdolu, tıklım tıklım mideni doldurdun; kalp çalışmıyor. Tık tık atıyor da gönül çalışmıyor. Yani maneviyat çalışmıyor, maneviyat tıkanıyor.
Maneviyat açlıkta çalışır. Mide boş olunca maneviyat çalışır. Mide dolu olunca mide çalışır, maneviyat söner.
O bakımdan açlığa dikkat etmişler.
Biz de Şaban ayı içindeyiz. Şaban bitecek, Ramazan gelecek, bir ay oruç tutacağız.
Peygamber Efendimiz bu Şaban içinde de çok oruç tutardı. Geçtiğimiz Receb ayında da oruç tutmak hakkında çok tavsiyeleri var.
Neden?
Kullar bu aylarda oruç tuta tuta nefsi yenmeye yavaş yavaş kendilerini alıştırsınlar. Ramazan'a girdikleri zaman adamakıllı, günahları yapmayan, nefsine hâkim olabilen, ibadetleri yapabilen, melek gibi, evliya gibi insanlar olsunlar. Ramazan’ın feyzinden bereketinden istifa etsinler. Ramazan’ın sonunda al sana pırıl pırıl, tornadan çıkmış, yepyeni, salih, kâmil bir Müslüman. Tevbe etmiş, Kur’an okumuş, namaz kılmış, oruç tutmuş, iyi insan olmuş... Artık bundan sonra da devam etti mi, Ramazan’da bir iyi insan kazanmış oluyor. Herkes iyi insan olabilir; Ramazan’da bu fırsat var, bu eğitim var.
Ama Ramazan bitti mi, millet sanıyor ki ibadet taat sadece Ramazan’da, ondan sonra kendisini koyuveriyor, salıveriyor. Salma, sıkı dur! Tutunduğun dalı bırakma, devam et, ibadet alışkanlığını sürdür! Bırakıverince tekrar günaha gidiyor, tekrar sigaraya başlıyor, tekrar arkadaşlara, kumara, içkiye derken Ramazan berbat oluyor.
Bir acı şey söyleyeyim size, hatırınızda çok iyi kalsın, muhterem kardeşlerim!
Eğer bir insan Ramazan’dan sonra Ramazan’daki hâlini koruyamamış ise, bozulmuşsa, dejenere olmuşsa tekrar, bu onun Ramazan’daki ibadetlerinin kabul olmadığının işaretidir, boşa gitti demek. Ramazan’daki ibadetleri Allah kabul etmemiş. Etseydi tesiri olacaktı. Tesiri olmadı; demek ki teravihi laubali kılmış, demek ki orucu gerçek mânasıyla tutmamış. Hem oruç tutmuş hem gözüyle harama bakmış. Hem oruç tutmuş hem diliyle haramı söylemiş. Hem Ramazan’da ibadet yapıyorum sanmış hem de günahları devam ettirmiş de Allah Ramazan’dan sonra hâlinin devamını nasip etmedi. Demek ki Ramazan’da ibadetlerinin kabul olmamış olduğu buradan anlaşılıyor. Bunu Peygamber Efendimiz söylüyor.
Allah saklasın. Allah bizi Ramazan’daki hâlini koruyanlardan, Ramazan’dan sonra bozulmayanlardan eylesin.
O, Ramazan ibadetinin kabul olduğunun alâmeti olmuş oluyor.
Bu hadis-i şerif ile Peygamber Efendimiz’ in Ramazan’ın dışında da oruçlar tuttuğunun, çeşitli günlerde, çeşitli zamanlarda nasıl tuttuğunun rivayetlerini görmüş olduk. Oruç tutmanın sevabından bahsetmiş olduk, faydasını söylemiş olduk.
Allah bizi oruç ibadetinin feyzinden bereketinden de azamî istifa edenlerden eylesin.
Kâne yudahhî bi-kebşeyni akraneyni emleceyni ve kâne yüsemmî fe-yükebbiru.
Buhârî, Müslim ve diğer kaynaklarda Enes radıyallahu anh’ten rivayet edilmiş.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz;
Kâne yudahhî. “Kurban keserlerdi.” Bi-kebşeyni. “İki tane koç kurban ederlerdi.” Akraneyni. “Boynuzlu.”
Boynuzlusunu seçerdi, koç olmasını tercih ederdi.
Emleceyni. “Siyahlı beyazlı...”
İzahta: Ey beyâduhû ekseru min sevâdihî demiş. “Tüylerinde beyazı daha çok olanı seçerdi.” Öyle kurban keserdi.
Kâne yüsemmî. “Bismillâhi Allah-u ekber derdi.” Fe-yükebbiru. “Tekbir getirirdi.”
Allah’ın adını anardı, Bismillah ve tekbir getirirdi, Allah-u ekber derdi.”
Kurban kesilerek böyle denir; Bismillâhirrahmânirrahîm denmez, Bismillah denir, Allah-u ekber denir.
Bıçak keskin olacak, güzel olacak, hayvana eza ceza verilmeyecek ve öylece Allah yolunda kurban edilecek.
Böyle iki tane kurban ederdi.
Acaba boynuzsuz olsa kabul olmaz mı? Olur.
Koç olmasa da koyun olsa kabul olmaz mı? Olur.
Bu, Efendimiz’ in efdaliyetini, tercihlerini gösteriyor. Efdal olan boynuzlu olmasıdır, malın iyi olması, güçlü kuvvetli olması, kıymetli olmasıdır. Çünkü;
Len tenâlü’l-birre hattâ tünfikû mimmâ tuhibbûn. “Kişi sevdiğini Allah yolunda feda etmedikçe hakiki has güzel Müslüman seviyesine çıkamaz.”
Allah yolunda sevdiğini, güzelini verebilecek.
Seç bakalım şu sürünün en güzel koyununu, getir bakalım... Allah yoluna para veriyor; sevabı 700 misli! Allah yoluna harcandı mı sevabı 700 misli. En iyisini seçecek.
Tabii benim gibi bazı cahiller bilmediğinden seçiyor. Ben gidiyorum sürünün içine, bir tane seçiyorum, bana boynu poslu gibi geliyor, “Tamam, bunu alıyorum...”
Ankara’da iken -kendi başıma tabii, etrafta başka [kimse] yok- bir kurban aldım, getirdim. Sonra, kendim boğazlıyorum da Peygamber Efendimiz kesmiş diye, zorlanıyorum ama kendim kesiyorum. Dersini yüzmek bir tecrübe işi, kasap çağırıyorum. Kasap şişman bir adam, ben Bismillâhi Allah-u ekber diyerek kestikten sonra o tamamladı işi de sakin sakin, yumuşak yumuşak bana diyor ki:
“Hocam bu kadar zayıf havyanı nereden aradın buldun?”
En zayıfını bulmuşum. İsteyerek değil de... Tüylü diye ben bir şey sandım ama seçmesini becerememişim.
“Bu kadarı kolay bulunmaz, sen nereden buldun bu kadarını?” diyor.
Allah kabul etsin.
İyisini, güzelini seçmek lazım. Çünkü o ibadet, yani ibadet maksadıyla kesiliyor. Allah yoluna verilen paralar feda olsun.
Hacca gitmişsin, harca; ne harcarsan 700 misli sevabı fazla olacak. Burada harcadığına göre kat kat fazla sevap. Harca harcayabildiğin kadar hak yola; sevap kazan, gel.
Oraya ne diye gidiyorsun? Paraları biriktirmeye mi gidiyorsun?
Hayır, Allah yolunda harcamaya gidiyorsun.
Kâne yudahhî bi’ş-şâti’l-vâhideti an cemîi ehlihî.
“Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bazen tüm ailesi adına bir kurban keserdi.”
Bunlar imkânlarla ilgilidir; parayla pulla, mali imkânla ilgilidir. Kurban kendisine farz olmayınca [kesmez], olduğu zaman fazla yapar.
Peygamber Efendimiz vefatı senesinde 100 deveyi kurban etmiş. Kurban edilenleri dağıttırmış, hayır hasenat oluyor. 63 tanesini kendisi kesmiş, gerisini başkası kesmiş. Oradan 63 yaş yaşayacağı da seziliyor. Her sene Ramazan’da Kur’ân-ı Kerîm’i Cebrail aleyhisselam ile bir defa okurmuş, mukabele edermiş, o sene iki defa mukabele etmişler. Anlayan, sezen işaretlerden sezer, anlar.
Allah-u Teâlâ hazretleri cümlemizi yolunda daim, zikrinde kaim etsin. Peygamber Efendimiz’ in sünnet-i seniyyesine uyanlardan eylesin. Sünnet-i seniyyesini icra eyleyip şehit sevabı kazananlardan eylesin. Rabbimiz bizi burada şöylece topladığı gibi Peygamber Efendimiz’ in Havz-ı Kevser’i başında da Peygamber Efendimiz’ e kavuşturup toplasın. Livâü’l-hamd’i aldında haşr-u cem’ eylesin. Cennette, ahirette Peygamber Efendimiz’ e komşu olmayı cümlemize nasip ve müyesser eylesin.
03.10.1990 -
Haccın Faziletleri, Tebliğ
04.04.1996 -
Arefe, Hac, Kurban
