14.11.1996 - Mekke, Üç Ayların Başlangıcı

14.11.1996 - Mekke, Üç Ayların Başlangıcı
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Kemâ yenbeğî li-celâli vechihî ve li-azimi sultanih. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ecmaînet tayyibînet tâhirîn. Emmâ ba'd:
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Üç Aylarınız mübarek olsun.
Recebin... Biliyorsunuz, Receb’in kendisi mübarek aylardan birisidir. Allahu Teâlâ Hazretleri Kur’an-ı Kerim’de yılın on iki ay olduğunu; bu on iki aydan dört tanesinin haram ay olduğunu bildiriyor.
Haram ay demek minhâ erbaatün hurum, içinde ceng ü cidâlin, fısk u fücûrun yapılmadığı, önlendiği yasaklandığı ay demek oluyor. Bunlardan üçü Zilkâde, Zilhicce, Muharrem peş peşe gelirler. Bunların içinde hac yapılır, hacca gidilir, hacdan dönülür. Hacılara kimse dokunmaz. Düşmanlar birbirlerini görseler bile, hacca gidiyor diye dokunmazlar. Onun için, haram ay denmiştir.
Bu Receb ayı ise, onlardan ayrı olarak beş ay ötede gelmiştir. Muharremden beş ay ötede, tek başına bu da bir haram aydır. Yâni içinde mücadele edenlerin, düşmanlık edenlerin birbirleriyle husumet yapanların bile birbirlerini görmezlikten geldiği, isyandan, kavgadan, gürültüden sakındıkları mübarek bir aydır.
Peygamber sallallahu aleyhi vessellem Efendimiz buyuruyor ki:
Recebü şehrun azîmün. “Receb ayı ulu, büyük bir aydır.” Demek ki öbür ayların içinde bunun bir husûsiyeti olduğunu, Peygamber Efendimiz hadis-i şerifinde beyan buyurmuş oluyorlar, bu rivayete göre.
Yudâifu’llâhu fîhi’l-hasenât. “Bu ayda yapılan haseneleri, hasenâtı Allahu Teâlâ Hazretleri kat kat mükâfatlandırır.” Bunu bilmek bizim için çok önemlidir. Çünkü ayın içinde girmiş bulunuyoruz. Yâni bu ayda yaptığımız her türlü ibâdât ve tâat, hayrât ü hasenât, onun için kat kat muza’af mükâfatlı olacağından, ona göre hareket etmemiz lâzım! Bu ayda, hayır hasenât yapmaya daha çok gayretlenmemiz lâzım! Hayır hasenâtımızın miktarın artırmağa çalışmamız lâzım!.. Biliyorsunuz, bu mübarek günlerle, gecelerle ilgili ileri geri konuşanlar çok oluyor ama, haklı değillerdir. Çünkü, bu mübarek gecelerden birisi olan Kadir Gecesi hakkında, Elhamdülillâh Kur’an-ı Kerim’de sûre vardır:
Leyletü’l-kadri hayrun min elfi şehrin. (Kadir, 97/3) diye, bir Kadir gecesinin bin aydan daha hayırlı olduğu ayet-i kerimeyle sabit olduğundan, bir kere o, itirazcıların ağızlarını tıkıyor. Demek ki mübarek bir gece olabiliyor. Bu gece, mübarek olan gece çok büyük, sevaplı bir gece olabiliyor. Burada da, hadis-i şerifte de Peygamber Efendimiz: “Receb muazzam bir aydır, ulu bir aydır. İçinde sevaplar kat kat fazla mükâfatlı olarak verilir.”
Yine, bu mükâfatın kat kat verilmesi hususunda, kimsenin itiraz edemediği, yâni mübarek gecelere itiraz edenlerin bile itiraz edemediği hadis-i şerif var. Tâ Peygamber Efendimiz’in mescidinde, birinci avlunun alınlığına, yukarıya yazılmıştır. Sahih rivayetler hâlinde gelmiştir, bize kadar ulaşmıştır:
“Peygamber Efendimiz’in mescidinde kılınan bir namaz, başka yerde kılınan namazdan bin misli daha sevaplıdır.” diye hadis-i şerifte bildiriliyor. Mescid-i Haram’da ise, yâni Mekke’deki mescidde ise yüzbin mislidir.
Şimdi demek ki, Allahu Teâlâ Hazretleri bir geceye öteki gecelerden farklı bir mükâfat, büyük bir bereket, büyük bir sevap verebiliyor. İşte Kadir Sûresi’ndeki Kadir Gecesi hakkındaki ayet. Ramazan ayının da yine böyle çok mübarek, çok sevaplı bir ay olduğunu biliyoruz. Ramazan ayı hakkında ayet-i kerimeler var. Receb ayı da böyle bir muazzam aydır. Burada yapılan iyilikler kat kat fazla verilir. Yâni başka ayda yapıldığından daha fazla verilir.
Tabii Allahu Teâlâ Hazretleri’nin hikmetini, herkes her zaman anlamak durumunda olmayabilir. Herkes anlamayabilir. Allah’ın hikmetleri, bazen gözle görülebilecek gibi âşikârdır; bazen de, sonunda anlaşılacak gibi gizlidir, örtülüdür. Herkes anlar veya anlamaz ama, Allahu Teâlâ Hazretleri bu aya böyle hasenâtın kat kat verilmesiyle, insanların bir gayrete gelmesini murâd etmiş. Bir hikmeti var. Çünkü, hani bir araba bile çalıştırıldığı zaman, sıfırdan yüz kilometre sürate gelinceye kadar belli bir zaman geçiyor. İnsanların da şöyle istenilen kıvama gelmesi için, bu işin bir başlangıç devresi olması lâzım, bir ısınma devresi olması lâzım; çalışma devresi... Bir de sonuç devresi olması lâzım!
İşte bu benzetmeyle anlatmak istediğim gibi, Receb ayında Allahu Teâlâ Hazretleri sevapları kat kat fazlalaştırarak, hasenâtı kat kat fazlalaştırarak kullarını şevklendiriyor. Yâni, hayırlı bir şeyler yapmaya aşklandırıyor.
Peygamber sallallahu aleyhi vessellem Efendimiz buyurmuştur ki:
“Receb Allahu Teâlâ Hazretleri’nin ayıdır. (Recebü şehru’llâh).
Ve şa’bânü şehrî. Şa’ban ayı benim ayımdır.
Ve ramadânu şehru ümmetî. Ramazan da ümmetimin ayıdır.”
Şimdi biliyoruz ki, her şey Allah’ın:
Lillâhi mâ fi’s-semâvâti ve mâ fi’l-ard.
“Yerde gökte ne varsa, her şey Allah’ındır.” (Bakara, 2/284)
Ama Receb ayının Allah’ın ayı olması ne demek?
Bunun üzerinde biraz düşünmek lâzım!.. Bazı hadis-i şeriflerden biliyoruz ki, Allah’ın kullar üzerindeki hakkı, onlardan talebi, isteği; onun varlığını, birliğini anlaması ve kulların Rablerine ibadet etmesidir. Allah kullarından bunu istiyor. Yaratıklarından, kendisinin yarattığı mahlûkâtından istediği bu... Binâen aleyh, kulun Allah’ı bilmesi lâzım ve Allah’a yönelmesi lâzım ve ona ibadet etmesi lâzım!..
Şimdi recebü şehru’llâh dediğine göre Peygamber sallallahu aleyhi vessellem Efendimiz, Allah bu ayda kullarından hakkını istiyor:
“Benim hakkım neydi sizin üzerinizde? Neyi farz kılmıştım ben, neyi istiyordum ey kullarım? Hatırlayın bakalım!.. Benim varlığımı, birliğimi bileceksiniz, tasdik edeceksiniz.” Tamam.
“Bu ayda haydi bakalım yönelin, imanınızı tazeleyin, imanınızı takviye edin!” Başka?..
“Bana itaat edecektiniz, ibadet edecektiniz. Haydi bakalım! O dünyevî yollardan, nefsânî yollardan, şeytânî yollardan, kusurlu yollardan, günahlı yollardan dönün bakalım! Vazifenizi idrak edin, hatırlayın bakalım! Bana rücû eyleyin!” Bu olabilir. Yâni Allah’ın ayı ne demek?.. Allah kullarından hakkını isteği ay... Yâni, kulların Allah’a yönelmesi, tevbe etmesi gereken ay.
Demek ki, bu ayda kendi kendimizi şöyle bir muhasebeye tâbi tutacağız. Sene sonunda dükkânların kendilerinin kârlarını, zararlarını hesap ettikleri gibi, mallarının sayımını yaptıkları gibi, muhasebelerinin sonuçlarını gözden geçirdikleri gibi, biz de düşünelim:
Ramazan’dan itibaren kaç ay geçti?.. Sekiz ay geçti. Ramazan’da ne güzel geceleri ibadete kalkıyorduk. Gündüzleri oruç tutuyorduk Allah rızası için... Kur’an-ı Kerim’i daha çok okuyorduk. Camiye daha çok gidiyorduk, vaktimizi ibadete daha çok ayırıyorduk. Hayrı, hasenâtı daha çok yapıyorduk, sadakayı daha çok dağıtıyorduk. Arkadaşlarımızı daha çok çağırıyorduk birbirimize...
Sonra ne oldu? Yavaş yavaş, yavaş yavaş, bütün bu Ramazan’daki alışkanlıklarımızı birer ikişer, birer ikişer unuttuk, gevşedik, zayıfladık.
Ramazan’daki güzellik, Ramazan’daki ibadete aşk ve şevk azaldı. Bahaneler, vesileler, tembellikler, meşguliyetler, ticaretler vs. Herkesin bin bir çeşit bahanesi var.
Şâirin birisi diyor ki:
Li-külli şey’in mâniun, ve li’l-ilmi mevâniun. “Her şeyin mânisi var ama ilme, ibadete, hayırlı şeye gelince mâniler çoklaşıyor, bir sürü mâni oluyor.”
Şimdi biz Ramazan’da öyleyken, demek ki epeyce gevşemişiz, epeyce tozlanmışız, epeyce paslanmışız, epeyce güzel şeylerimizden kayıplar olmuş. Şeker fabrikaları bile, bir mevsim çalışır, ondan sonra pancar alımı durur, fabrika tatile girer. Bütün borular sökülür, her şey tepeden tırnağa tamir görür. Bir dahaki mevsime cilâlanır, hazırlanır, temizlenir, bir daha çalışacak hale gelir. Fabrikalarda böyle olduğu gibi, her şeyde de böyle bir tazelenme gerektiğinden diye düşünüyorum ben, Receb ayında Allah-u Teâlâ Hazretleri mükâfatı çok vererek kulları, varlığını, birliğini düşünmeye, kendisini zikretmeye teşvik ediyor, ibadete teşvik ediyor, tevbeye teşvik ediyor. Bunu anlayacağız. Mademki hasenat daha çok sevaplıymış, o halde hasenâtımızı arttıracağız. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vessellem böyle buyuruyor.
Biliyorsunuz, Allahu Teâlâ Hazretleri biz aciz, nâçiz, günahkâr, kusurlu kulların yaptığı ibadetleri tam değeriyle ölçüp, tam karşılığını vermiyor. Yâni beş paralıksa bizim ibadetimiz, çıkartıp beş para vermiyor; fazla veriyor. Yâni şöyle kusurlu ibadete, kereminden, Ekremü’l-ekremîn oluşundan, cömertliğinden, gayb hazinelerinden çok mükâfat veriyor. Kul, “Estağfiru’llâh ve etûbü ileyh” diyor, tevbe ediyor; siliyor günahlarını... “Allah, Allah, Allah...” diye zikrediyor; derecesini yükseltiyor. Bir küçük sadaka veriyor. Ne olacak yâni, kendisini sarsmıyor, mühim bir şey değil, azıcık bir şey; ama, mükâfatı çok veriyor.
Ama, Receb ayı girdiği zaman, hasenâtın mükâfatını daha da arttırıyor. İbadet ve taatin karşılıklarını daha da arttırıyor. O halde kendi kendimize geleceğiz, müteyakkız olacağız, uyanacağız. Uyuklamayı bırakacağız, gevşekliği bırakacağız, Cenâb-ı Mevlâ’ya yöneleceğiz.
Tabii, hasenâtın çeşitleri çoktur. Yâni hasene dediğimiz, hasenât dediğimiz, Allah’ın sevdiği iyi işler bin bir çeşittir, sayılamayacak kadar çoktur. İnsanın iyi bir niyetle başka insanları sevindirecek, başka insanların faydasına veya Cenâb-ı Mevlâ’nın emrine uygun yaptığı her şey hasenedir. Yoldan bir çöpün kenara kaldırılması, ayağa takılacak taşın kenara atılması dahi bir iyi iştir. Allah buna dahi mükâfat veriyor. Hatta müslümanın, müslüman kardeşinin yüzüne mütebessim bir çehre ile bakması, tebessüm etmesi bile bir sadakadır.
Onun için, iyiliklerin tabii hepsini birden saymak mümkün değil ama, en sevaplı iyilikler nelerdir onları bir hatırlayalım: Biliyorsunuz, sevaplı ibadetlerin başında zikrullah geliyor.
O halde ne yapacağız?.. Zikri çok yapacağız. Biliyorsunuz zikir, en harc-ı âlem, en kolay ibadettir. Zikirden daha kolay ibadet yok... “Allah” diyorsun ibadet oluyor, zikir oluyor. Zikirden daha kolay bir ibadet yoktur. Kolaylığına mukâbil, sevabı da en çok olan ibadettir. Zikre hiç bir mazeret yoktur. Çünkü zikri hasta olan da yapabilir, yatalak olan da yapabilir. Felçli olan da yapabilir, çalışan da yapabilir.
“Yâ işim var, bırak şimdi hocam!” diyemez. Çünkü çalışırken de zikir yapar. Eli çalışır, dili zikreder, kalbi zikreder. Onun için, zikir için ne iş mânidir, ne hastalık mânidir, ne başka bir şey mânidir. Harc-ı âlemdir, kum gibidir, hava gibidir, su gibidir, en bol bulunan şeydir amma; çok bulunan şeyler ucuz olduğu halde, zikir çok sevaplıdır. Allah’ın hikmeti. Neden? Allah zikredildiği için. Allah’ın zikri en kıymetli oluyor. Allah zikredildiğinden, Allah’ın büyüklüğünden dolayı, Allah’ın zikri de en kıymetli oluveriyor.
Evliyaullahtan birisi, Allah adı yazılı bir kağıt parçasını yolda görmüş. Çamurun arasından çıkarmış, “Bu Allah’ın adıdır!” diye silmiş, yıkamış, hürmet etmiş. Ondan sonra evliyâ olmuş. Yâni Allah’ın adına hürmetten dolayı.
Demek ki en sevaplı iş zikir olduğuna göre, o halde zikri çok yapacağız. Zikrin çeşitleri de çoktur. Kur’an-ı Kerim de zikirdir, “Allah” demek de zikirdir, “Lâ ilâhe illa’llah” demek de zikirdir, salât ü selâm getirmek de zikirdir, ilim öğrenmek de zikirdir. İlmî meseleleri okumak, karşılıklı müzâkere etmek de zikirdir. Onun için meselâ kendi kendimize, ben kendim söylüyorum burada:
“Receb ayı girdi mâdem, ilmihali bir kere Receb ayında hızlı bir şekilde devredin! Yâni hangi ilmihali devredebiliriz, gözümüze kestirelim daha Receb’in birinci haftası evimizde bir ilmihal kitab var mı? Var... Büyük İslâm İlmihali var, Nimet-i İslâm var, Ahmed Hamdi Akseki’nin İslâm Dini kitabı var, Asım Köksal’ın kitabı var. Büyüklü küçüklü...
Tamam. Yâni bu ilmihal kitaplarından hangisini göze kestiriyorsak, en küçüğünü ele alalım, bitirelim! Neden? İlim öğrenmek çok sevap. Recebde hasene yapacağız ya, ilim öğrenmiş olalım! Şöyle bir ilmihali devredelim! Bakalım nasılmış? Yâni namaz nasılmış, zekât nasılmış, hac nasılmış, diğer ibadetler nasılmış. Bakalım ilmihal kitapları nelerden bahsediyormuş?
“Hocam, ben de hiç baştan sona ilmihali okuyup da bir hatmetmedim. Kur’an-ı Kerim’i hatmetmeye alışmışız sevap diye. Fâtihâ’dan başlıyoruz, ‘Kul eûzü bi-rabbi’n-nâs... Sadaka’llâhü’l azîm.’ diyoruz. Hiç ilmihali hatmetmek aklıma gelmedi hocam!”
Böyledir. Çünkü insan bildi mi, bildiğini uygular, sevap kazanır diye şeytan ilmin karşısına bin bir türlü mani diker. İlim öğrenelim, yâni çoluk çocuğumuzla öğrenelim. Evde şöyle oturtalım karşımıza, en küçük kitaptan başlayalım. En küçük ilmihal kitabı, Köy Hocası İlmihali’dir. Serçe parmağı kalınlığındadır, cep kitabı boyundadır. Yâni o nasıl olsa biter. İstersek biter. Şeytana uymazsak biter. Nefse yenilmezsek biter. Buradan döndükten sonra Mekke’yi, Medine’yi unutmazsak, biter. Unutursak, işe cup diye dalarsak, boğuluruz. O zaman gene imdat çekmeye başlarız, o ayrı...
Ama en küçüğü Büyük İslâm İlmihali’dir. Onu bir bitirmeli! Ondan sonrası, Ahmed Hamdi Aksekili’nin İslâm Dini kitabıdır. İtikad, ibadet, ahlâkı şöyle derli toplu, kısaca anlatıyor. Onu bitirebilirsiniz. Asım Köksal’ın kitabı vardır, biraz Türkçesi anlaşılır bir Türkçedir. Onu bitirebilirsiniz...
Bakın bakalım, ilmihal kitaplarından kütüphanenizde hangisi var?.. Belki haberiniz yok, onlar orada duruyor. Benim şahsen kütüphanemde, haberim olmayan çok kitap var. Bugün bana bir sürü kitap geliyor. Ben bir bakıyorum, “Ay bu kitap çok mühim!” diyorum, kenara koyuyorum masamın üstüne. Sonra masamın üstündekiler böyle yığılıyor. Ondan sonra, okumadan rafa gidiyor. Okuyamıyorum. Yâni şikâyet değil ama, özlemim bu benim; okumaya imkân kalmadan raflara kalıyor. Yâni hâlini hatırını soramadığım, bilemediğim bir sürü kitap var. Buraya kitap almadan geldim yanıma. Bir âlim zâtı ziyaret ettik. Otuz kırk tane kitabı bir naylon torbaya doldurdu, verdi bize. E onlardan bir tanesini, iki tanesini, üç tanesini, beş tanesini okudum. Devrettim, kontrol ettim, içindekiler kısmına baktım vs. filân Epeyce bir şey oldu yâni.
Kitap okumaya gayret edelim, o da hasenâttır.
Sonra tabii, sen ne kadar hasenât yapsan, komşun aç olduğu zaman, Peygamber Efendimiz: “Komşusu aç iken, onun açlığını bilmeyen, kendisi tok yatan bizden değildir.” dediğine göre, öteki müslümanlarla da ilgilenmek gerekiyor, icap ediyor. Onların hâlini anlamak lâzım! Kur’an öğrenme ve ezberleme bilgisini arttıralım!.. Yâni üç tane, beş tane sûreyle ömür geçiyor. Eğer Amme cüzünü ezberlememişsek, Amma cüzünü ezberleyelim!.. Amme cüzünü ezberlemiş de, daha başka eksikler varsa, geriye doğru bir iki cüz daha ezberleyelim! arttırmaya çalışalım!
Kur’an-ı Kerim ile ilgili ezberimizi arttıralım! Bu da hasenâtın güzellerindendir.
Bildiğimiz Kur’an-ı Kerimleri unutmayalım! Çünkü Peygamber Efendimiz: “Bildiği Kur’an-ı Kerimi unutmaktan daha büyük günah yoktur.” diyor. Canlı tutmak lâzım, ezberinde tutmak lâzım Kur’an-ı Kerim’i. Sonra tabii sadaka vereceğiz, hayır yapacağız, para vereceğiz bir yerlere. Yâni kesemizdeki paraların bir kısmını vereceğiz bir yere... Ayıracağız, en hayırlı yer, en sevaplı yer neresi diye arayacağız, bulacağız. Paraların bir kısmını hayra ayıracağız ki, oradan da sevap kazanalım!
Sonra, Allahu Teâlâ Hazretleri gece ibadetini çok seviyor. Geceleyin ibadete kalkmaya, teheccüd namazı kılmaya çalışalım bu vakitte. Yâni saati kurup, imsak kesilmezden önceki bir vakitte, geceleyin kalkıp ibadet etmeye kendimizi alıştıralım! Sonra, oruç. Orucu rahat yapabiliriz. Zâten hepimizin ihtiyacı vardır. Oruç tutmaya ihtiyacımız vardır. Elhamdülillâh, gıda sıkıntısı yok da, gıda fazlalığı olduğundan, oruç tutmaya ihtiyaç vardır.
Allahu Teâlâ hazretleri tevfîkini cümlemize refîk eylesin. Sevdiği razı olduğu amelleri işlemeye muvaffak eylesin. Hülâsa ilmihal işin sonunda sevdiği kul olmayı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği razı olduğu kul olarak varmayı nasip eylesin. Cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin.
09.01.1992 -
Recep Ayının Faziletleri,
01.03.1985 -
Zikir, Nafile Namaz,
