01.03.1985 - Zikir, Nafile Namaz, Recep Ayındayız

01.03.1985 - Zikir, Nafile Namaz, Recep Ayındayız
Bismillâhirrahmânirrahîm
Elhamdülillahi Rabbi'l âlemîne hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ves-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve sahbihî ve mentebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe inne efdale'l-kitâbi kitâbullâh ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetin bid'ah ve külle bid'atin dalâleh ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi's-sahîhi'l-muttasıli ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Men salle'l-işâe fî cemâatin kâne kekıyâmi nisfi leyletin ve men salle'l-işâe ve'l-fecre fî cemâatin kâne kekıyâmi'l-leyletin.
Sadaka Resûlullah fî-mâ kâl ev-kemâ kâl.
Bu hadîs-i şerîfler; hocalarımızın dervişlik, güzel Müslümanlık, tasavvuf diye bize öğretmiş olduğu şeylerin nasıl tamamen âyet-i kerîmeye, hadîs-i şerîfe dayandığını gösteriyor. Büyüklerimizden Allah razı olsun, Allah şefaatlerine nail eylesin, nur içinde yatsınlar. Bizlere doğru şeyler söylemişler, Kur'an'ı öğretmişler, Peygamber Efendimiz‘in hadîs-i şerîfini öğretmişler, bizleri o âdetlere, onların istediği istikamete uygun tarzda yetiştirmişler. Mekânları cennet olsun, Allah cennette bizleri onlarla beraber eylesin, kavuştursun.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuş ki:
Râvisi Osman ama hangi Osman; şerhte bir izahat, bir rivayet yok!
Tabii Osman olunca Hz. Osman radıyallahu anh olabilir, sonra sahabeden Osman isimli daha başka bazı şahıslar olması mümkün, burada baba adı zikredilmemiş, Allah cümlesinden razı olsun, o mübareklerin şefaatlerine bizi nail eylesin.
Tirmizî'de, Ebû Dâvud'da zikredilmiş, İbn Hibbân'da, İbn Abdilberr'de zikredilmiş hadîs-i şerîf; sağlam hadîs-i şerîf.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuş ki;
Men salle'l-işâe fî cemâatin kâne kekıyâmi nisfi leyletin. "Her kim ki yatsı namazını cemaatle kılarsa; Allah sanki bir gecenin yarı bölüğünü namaz kılarak geçirmiş gibi sevap verir!"
Gecenin evvelinde yatsı namazını cemaatle kıldı diye Allah mükâfat olarak, sanki o gecenin yarısını ileriye kadar hep namaz kılarak Allah yolunda ibadet ederek geçirmiş gibi sevap verir.
Evinde kılarsa var mı bu sevap?
Yok! Camide kılana bu sevap vardır!
"Kim cemaatle yatsı namazını kılarsa…"
Neden bu mükâfat?
Yatsı vakti hava kararmıştır, evden çıkıp da gelmek kolay değildir, o meşakkattin, o sıkıntının mükâfatı böyle! Kim Allah yolunda fedakârlık ederse, Allah onun fedakârlığına daha yüksek bir mükâfatla mukabele eder.
Allah-u Teâlâ hazretleri hem bizi yaratmıştır, her şeyimiz O'ndandır! Sıhhatimiz O'ndandır, aklımız O'ndandır, varlığımız, Müslümanlığımız, evlatlarımız, paramız pulumuz kazancımız O'ndandır, hepsi O’nun ikramıdır. Biz onun verdiği şeylerle ona biraz küçücük kulluk yapabildik mi onu da kat kat yine mükâfatlandırır. Biz onun kölesiyiz, kuluyuz, yaratığıyız, yine de bir küçücük bir iyilik yaptık mı Allah-u Teâlâ hazretleri üstümüze dağlar gibi sevaplar yığar. Elhamdülillah, İslâm nimeti çok büyük bir nimettir.
Hadîs-i şerîfin öbür tarafı daha da dikkat çekici!
Bakın ne buyuruyor:
Ve men salle'l-işâe ve'l-fecre fî cemâatin. "Her kim ki o gecenin yatsı namazını ve sabah namazını cemaatle kılarsa. Kâne kekıyâmi'l-leyletin. O zaman tam bir geceyi akşamdan sabaha, yatsıdan sabaha namaz kılarak geçirmiş gibi ecir alır, sevap kazanır!"
Demek ki; yatsı namazlarına camide olmaya dikkat edeceğiz, sabah namazlarını cemaatle kılmaya dikkat edeceğiz!
Yatsının tehlikesi nedir?
Adamlar umumiyetle evinde olur. Evinde olur ama yorgun gelmiştir, hemen gelir gelmez; "Açlıktan ölüyorum, sofrayı kurun!" der, sofra kurulur, yemeği yedi mi insana bir ağırlık çöker, şeytan çalışmaya başlar.
"Çok yoruldun, evde kılıver, çoluk çocuğun da cemaatten mahrum olmasın…"
Bak meluna, sanki cemaate çok meraklıymış gibi.
"Çoluk çocuğun da mahrum kalmasın!"
Maksadı kandırmak, camiye gidip de sevap kazanmasın. O daha büyük sevabı yaptırtmamak için daha küçük sevaba bile razı olur. Şeytanın işi öyle!
"Gitme gitme, evde kılıver, çok yorgunsun! Zaten Allah mazereti de kabul etmez mi canım; senin biraz mazeretin de var, bak ayakların şişti bugün sabahtan akşama…"
Niçin koştun?
Dünya için!
Hadi bakalım biraz da ahiret için koş.
"Gece, karanlık, yağmur yağdı, yollar biraz delik deşik, çukurlar var çamurlar var, evde kılıver çocuklar pabuçlarını yeni yıkadılar, çamurlarını sildiler, paçalarını yeni fırçaladılar, camiye gitme, gitme de gitme…"
İlle sevap kazanmayacak!
Sabahleyin de ne var?
Sabahleyin uykuyu bölmek zordur. Peygamber Efendimiz söylüyor:
İnsan uyuduğu zaman şeytan gözüne bir düğüm atar, kulağına bir düğüm atar, ağzına bir düğüm atar, insanın her azasına düğümler. Uyku hâli zordur. Uyku esnasında ezanı yarım yamalak duyar.
Hayye ale's-selâh.
Müezzin efendi minareden sesleniyor: "Namaza gelin! Haydin namaza, haydin felaha!"
Duyar:
"Tamam tamam, geliyorum ama sersem başım biraz açılsın, şöyle gözümü azıcık bir yumayım hemen kalkacağım…"
Gözünü kapattı mı gitti, gözünü bir kapatır kapatmaz bir daha bir açar; namaz kılınmış, güneş doğmuş, iş işten geçmiş!
"Tüh, o gözümü kapatmasaydım!.."
Geçmiş ola! Bir defa aldandın ikinci sefer niye aldanıyorsun ezanı duyar duymaz niye zıplamasın? Duyar duymaz kalkacaksın! Gözünü musluğun başında ovuştur. Hatta abdest alırken abdestin suları göze geldi mi şeytanın düğümü çözülür, ağza su verdiğin zaman şeytanın düğümü çözülür, burnuna su verdiğin zaman şeytanın düğümleri birer birer çözülür. Abdest bittikten sonra;
"Hadi git bakalım yatağa." desen,
"Tamam, uykumu almışım, dincim!" der.
"Abdestten evvel böyle demiyordun!.."
İşte o şeytanın oyunu!
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki; "Yatsı namazına sabah namazına cemaate devam edin!"
Emirleri, tavsiyesi böyle!
"Bizimle münafıklar arasında alâmet-i fârika sabah ve yatsı namazlarına gelivermektir. Çünkü o münafıklar o namazlara gelemezler!"
Neden?
Akşam yorgunluktan gelemez, sabah uykudan vazgeçip gelemez. İnsanın zevkini sefasını Allah yolunda terk etmesi için terbiye görmesi lazım. Nefsinin, edeplenmiş olması lazım, iradesinin kuvvetlenmiş olması lazım. İrade kuvvetli olmayınca insanlar yatı yatıverir, uyuyuverir. Ama onları yenip de yatsıyı sabahı caminde kıldığı zaman da sanki bütün gece uyumamış da yana yakıla Allah'a ibadet etmiş gibi Allah öyle sevap yazar, meleklerine öyle yazdırtır; bilmiş olasınız.
Men salle'l-fecre fî cemaatin ve celese fî mihrâbihî fe-karea mîete merretin Kul hüvallâhu ehadün ğaferallâhu lehü'z-zünûbelletî beynehû ve beynellâhilletî lem yettali' aleyhâ illallah.
Enes b. Mâlik'ten rivayet edilmiş bir hadîs-i şerîftir.
Şimdi demin ki hadîs-i şerîfte anlaşıldı mı hocalarımızın “yatsıya devam edin camiye, sabaha devam edin camiye” demesinin sebebi anlaşıldı. Doğru şey tavsiye etmişler.
Bizim yolumuz elhamdülillah -çok şükür ne kadar şükretsek o kadar azdır- Peygamber Efendimiz'in nurlu, pırıl pırıl yolunun takibidir.
Bu ikinci hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz ne buyurmuş?
Men salle'l-fecre fî cemaatin ve celese fî mihrâbihî fe-karea mîete merretin Kul hüvallâhu ehadün ğaferallâhu lehü'z-zünûb. "Kim sabah namazını cemaatle kılar, mihrabında oturur yüz defa Kul hüvallâhü ehad okursa Allah onun günahlarını bağışlar."
Ama nasıl günahlar?
Ez-zünûbelletî beynehû ve beynellâh. "Kendisiyle Allah'ın bildiği, arada başkasının bilmediği gizli günahlarını Allah bağışlar." Elletî lem yettali’ aleyhâ illâllâh. "O günahlar ki onları Allah kendisinden gayri kimseye bildirtmemiştir."
Kimse o günahlara muttali olamamıştır. Kim böyle oturursa o gizli günahları bağışlar, siler.
"Mihrap, kim mihrabında oturursa…" diyor.
Mihrap; "namaz kılma yeri" demek, ille bizim anladığımız manada bir mihrap olması şartı yok. Mihrap, Arap dilinde "namaz kılınan, ibadet edilen yer" manasına geliyor.
"Kim sabah namazını camide kılar da namaz kıldığı yerde durup yüz defa Kul hüvallâhü ehad okursa…" demek oluyor.
Öyle olursa ne olurmuş?
Peygamber Efendimiz; "Allah, kul ile Allah arasında bütün gizli günahları, kimsenin muttali olmayan günahları bağışlar."
Men salle'l-fecre fî cemâatin ve ka'ade fî musallâhu ve kara'e selâse âyâtin min evveli sûreti'l-en'âmi ve kâlellâhu bi-hî seb'îne meleken yusebbihûne'llâhe ve yestağfirûne lehû ilâ yevmi'l-kıyâmeh.
Abdullah b. Mes'ûd radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş bir hadîs-i şerîftir ki, Deylemî'nin Müsnedü'l-firdevs isimli hadîs kitabında yazılmış. Peygamber Efendimiz buyuruyor:
Men salle'l-fecre fî cemâatin ve ka'ade fî musallâhu "Kim sabah namazını cemaatle kılar, namaz kıldığı yerde oturmaya devam ederse…"
Burada mihrap yerine musalla kelimesini kullandığından anlıyoruz ki oradaki mihrap da o manayadır.
Zaten böyle güzel süslü mihraplar o devirlerde Arap mescitlerinde nerede olacak? Kesme taşı nereden bulacak kumların arasında?!..
Hurma kütüğünü dikmiştir, hurma dallarını üstüne gölge yapmıştır; al sana mescit, böyleydi.
Bizim memlekette dedelerimiz güzel, sağlam camiler yapalım diye çok paralar sarf etmişler, Süleymaniye Camii Kanunî zamanından beri ayakta duruyor bir yeri çatlamamış. Kooperatifimiz yirmibirinci yüzyılda Ankara'da on bir katlı bir bina yaptı. Geçen gün baktım, duvarı tepeden aşağı çatlamış. Bina üç kanatlı, bir kanadı ağır basmış, oturmuş, oturma yapmış, çatlamış. Süleymaniye kale gibi duruyor! Besmeleyi çekmişler, aşk ile şevk ile yapmışlar. Yaptığı işi sağlam yapmış.
Bu da mühim bir kaidedir: Müslüman yaptığı bir işi güzel yapacak. Hangi işi yaparsa! [Mehmed Zahid Kotku] Hocamız derdi ki;
"Sarık sarıyorlar, sardığı sarık kefen olmaya değiyor mu bakalım."
Sarık dediğin uzun olacak, öldüğü zaman ona sarılıversin diye şehitler, sarığı gaziler harbe giderken sararmış. Sarık dediği şöyle güzel, büyük olacak! Namaz kılıyorsun; güzel, usulüyle kılacaksın; bina yapıyorsun, sağlam yapacaksın; temizlik yapıyorsun, pırıl pırıl tertemiz olacak.
Müslümanın her şeyinde bir intizam fikri olacak, bir güzel yapmak fikri olacak. Bu camiyi derme çatma bir şeyle yapsalardı çökerdi ama kesme taşla yapmışlar. Kim bilir derinliğini ne kadar kazdılar, nasıl temel yaptılar?!.. Biz burada oturuyoruz, bunun altı kim bilir ne kadar, belki kazsak altı boşluktur.
Laleli Camii'ni biliyorsunuz, sonradan altında çarşı yaptılar, namaz kılınan yerin altını çarşı yaptılar.
Mihrap sözü kesme taştan yapılmış, stalaktitli, geometrik desenli mânasına değil; namaz kılma yeri olduğunu bu hadîs-i şerîften anladık.
Ve kara'e selâse âyâtin. "Kim sabah namazını cemaatle kılar ve namaz kılma yerinde devam ederse oturmaya üç âyet okursa…"
Nereden?
Min evveli sûreti'l-en'âmi. "En'âm sûresinin başındaki üç ayeti okursa…"
Bu üç âyet nedir?
Onu da [Mehmed Zahid Kotku] Hocamız -Allah razı olsun- Evrâd kitabımızın başına yazmıştır, her sabah okuruz:
Bismillâhirrahmârirrahîm
Elhamdülillâhi'llezî haleka's-semâvâti ve'l-'arda ve ce'ale'z-zulûmâti ve'n-nûr sümme'llezîne keferû bi-rabbihim ya'dilûn hüve'llezî halekaküm min tînin sümme kadâ ecelâ ve ecelün müsemmen 'indehû sümme entüm temterûn ve hüve'llâhu fî's-semâvâti ve fî'l-'ard ya'lemu sirraküm ve cehraküm ve ya'lemü mâ teksibûn.
Üç âyet; bunu okuruz ezberlemişiz, siz de ezberleyin!
İnsan oturduğu yerde bunu okursa ne olurmuş?
Mükâfatın büyüklüğünü seyredin: Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
Ve kâlallâhu bihî seb'îne meleken. "Bunu okuyunca Allah ona yetmiş tane vazifeli melek tayin eder, okuyan şahsa yetmiş tane melek tayin eder."
Onlar ne yaparlar?
Yüsebbihûne'llâhe. "Sübhnallah… diye Allah'a tesbih ederler." Ve yestağfirûne lehû. "O okuyan kimseye de tevbe istiğfar ederler."
"Yâ Rabbi! Bu âyetleri okuyan o kulunu afv u mağfiret eyle, yâ Rabbi o kulunu bağışla…" diye dua ederler.
Ne zamana kadar?
İlâ yevmi'l-kıyâmeh. "Kıyamet kopuncaya kadar!"
Hatırınızda iyi tutun: En'am sûresinin başındaki üç âyeti.
"Kim sabah namazını kıldıktan sonra oturup da namaz kıldığı yerden kalkmadan oturmaya devam edip okursa; Allah ona yetmiş tane melek tayin eder. Her bir melek ona kıyamete kadar, kıyamet kopuncaya kadar Allah'a tesbih eder, ona istiğfar eder, onun günahlarının affolunması, afv u mağfiret olunması için dua eder."
[Mehmed Zahid Kotku] Hocamız'dan Allah razı olsun. Biz farkına varmadan ne sevaplar kazandırmış?.. Ama kim bir hayrın yapılmasına vesile olursa o hayrı yapanların sevabı kadar, bir sevap da onun defterine yazılır; o sevapların hepsini aynı zaman da o da alıyor, bizden bir şey eksilmeden ona da o sevaplar gidiyor. Hocalarımızın bize öğrettiği şeylerin ne kadar güzel olduğa bir delil.
Sanki bu hadîs-i şerîfler bizim Ervâd-ı Şerîfe'nin müdafaanamesi!
Men sallâ ba'de'l-mağribi rek'ateyni kable en yetekelleme kütibet salâtühû fî illiyyîn.
Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerîfte buyurmuş ki;
"Her kim akşam namazını kıldıktan sonra akşam namazının arkasından konuşmadan iki rekât daha kılıverirse bu kıldığı namaz Mele-i a'lâda, illiyyîn melekleri tarafından divana kaydolunur, o divana, o deftere kaydolunur!"
Ona da işte evvabîn namazı deniliyor. Akşam namazında sonra dünya kelamı konuşmadan yerinden ayrılıp dünya işine dalmadan iki rekât namaz kılmaktır. Bunu da büyüklerimiz hep bize tarif etmişlerdir, bize bu namazı da kılın demişlerdir.
Burada bir şerefi anlatıldı, başka bir hadîs-i şerîfte geçiyor ki;
"O şahsın günahları denizlerin köpüğü kadar çok olsa affına sebeptir." Başka bir hadiste öyle yazıyor.
Men sallâ ba'de'l-mağribi rekâteyni kable en yantika me'a ehadin yakra'u fî'l-ûlâ bi'l-hamdü ve kul yâ eyyuhe'l-kâfirûn ve fî'r-rek'ati's-sâniyeti bi'l-hamdü ve kul hüve'llâhü ehad. Harace min zunûbihî kemâ tahrucu'l-hayyetü min selhîhâ.
Bu hadîs-i şerîf de Enes b. Mâlik radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Men sallâ ba'de'l-mağribi rekâteyni. "Her kim akşam namazının arkasından iki rekât kılarsa…"
Ne şartla?
Kable en yantika me'a ehadin. "Herhangi bir kimseyle konuşmazdan evvel!"
Dünya kelamı konuşmayacak!
"Konuşmazdan evvel kim böyle namaz kılarsa…"
Başka ne şartı var?
Yakra'u fî'l-ûlâ bi'l-hamdü ve kul yâ eyyuhe'l-kâfirûn ve fî'r-rek'ati's-sâniyeti bi'l-hamdü ve kul hüve'llâhü ehad. "İlk rekâtta Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn ve Kul yâ eyyühe'l-kâfirûn okuyacak, ikinci rekâtta da Fâtiha sûresini ve Kul hüvallâhü ehad sûresini okuyacak."
Hep bildiğimiz, yapabileceğimiz şeyler.
Harace min zunûbihî. "Bir kimse namazı bu tarzda kıldığı zaman işlemiş olduğu suçlardan günahlardan sıyrılır çıkar."
Nasıl çıkar?
Kemâ tahrucu'l-hayyetü min selhîhâ. "Zamanı geldiği zaman yılan, derisinin içinden sıyrılıp çıkıyor ya onun gibi çıkar."
Derisi naylon gibi dışarıda kalıveriyor, yılan sıyrılıyor çıkıyor. Deri değiştiriyor derler. Yılanın onun içinden sıyrılıp çıktığı gibi, tabii canlı olarak eski derisi orada kalıyor. Bir ucu yırtılıyor, yılanın derisi orada kalıyor, kendisi çıkıyor.
"Onun gibi günahlardan sıyrılır çıkar; günahlar geride kalır, kendisi günahsız kalır."
İşte bu da evvabîn namazı. Demek ki burada bir şey daha söyledi:
Kul yâ eyyühe'l-kâfirûn ve Kul hüvallâhü ehad ile namazı kılacak, onu anlamış olduk. Bu da [Mehmed Zahid Kotku] Hocamız'ın bize tavsiyesinin doğruluğunu anlatan bir şey!
Men salle işrîne rek'aten beyne'l-mağribi ve'l-'işâ' yakra'u fî külli rek'ati fâtihâte'l-kitâb ve kul hüve'llâhu ehad. Hafizehû'llâhu fî nefsihî ve ehlihî ve mâlihî ve dünyâhü ve âhiretihî.
Bu hadîs-i şerîf de Enes radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki; "Her kim akşam namazıyla yatsı namazı arasında…"
Bir geniş zaman var: Bir saat yirmi dakika veyahut bir saat otuz dakika, bir buçuk saat. Bazı takvimciler yatsıyı bir saat yirmi dakika hesabından hesaplıyorlar, bazı takvimciler bir buçuk saat hesabından hesaplıyor. Diyanetin takvimi öyle, filancanın takvimi böyle, biraz bir fark oluyor.
Neden?
Akşam namazını esas alıyorlar. Akşam namazına bir saat yirmi dakika koyunca yatsıyı buluyorlar veyahut bir saat otuz dakika koyunca buluyorlar. Aşağı yukarı bir buçuk saate yakın, bir saat on beş dakikaya yakın o kadar bir zaman var.
"Akşam ile yatsı arasında kim yirmi rekât namaz kılarsa…"
Ama her rekâtta ne okuyacak?
Kul hüvallâhu ehad okuyacak. Kısa, Kul hüvallâhu ehad okuyarak yirmi rekât kılarsa;
Hafizehullâhu fî nefsini. “Allah-u Teâlâ kendisini, namaz kılan şahsı korur.” Ve ehlihî “Ailesini korur.” Ve mâlihî “Malını mülkünü korur."
Yangın gelmez, zelzelede çatlamaz, ailesine hastalık gelmez, sıkıntı gelmez…"
Ve dünyâhü ve âhiretihî. "Dünyasını da korur âhiretini de korur."
Dünyada da bir sıkıntıya uğramaz âhirette te bir derde uğramaz.
Bu, yirmi rekât kılmak biraz zor ama insan bunu duyunca hiç olmazsa bir defa yapmalı, arada şimdi mübarek Recep ayı gelmiş sevapların çok kazanıldığı, çok alınıp verildiği bir zaman.
"Bu akşam benim zamanım müsaittir, yemeği yedikten sonra namaza duruvereyim."
Teravih namazı yirmi rekât, kılıyoruz, kılınabiliyor. Ramazan'da beraber olunca kılınıyor. Bir sefer, birkaç sefer yapmayı bir denemeli, gayretlenmeli ki insan şu ecirleri kazanmalı.
Allah-u Teâlâ hazretleri sizi sıratı müstekîmden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin. Marifetullaha erdirsin. Aşkullahı, muhabbetullahı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemaliyle müşerref olmayı nasip etsin.
Bi hürmeti esrâr-ı sûreti'l Fâtiha.
14.11.1996 -
Mekke, Üç Ayların
23.01.1988 -
Namazın Önemi, Duanın
