25.07.1982 - Allah Yolunda Yürümek, Allahın Yardımı, Selam

25.07.1982 - Allah Yolunda Yürümek, Allahın Yardımı, Selam
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Kânet sîmâ el-melâiketi yevme bedrin amâime sûdin ve yevme uhudin amâime hûrin.
"Bedir harbinde, savaşında Müslümanları teyit etmek üzere Allah tarafından gönderilmiş olan meleklerin alametleri siyah sarık idi, melekler başlarına siyah sarık sarmışlar idi. Uhud gününde ise gelen meleklerin sarıkları kırmızı idi!"
Kur'ân-ı Kerîm'de geçer ki Allah-u Teâlâ hazretleri Bedir harbinde Müslümanlara çok büyük yardımlar eyledi. Çünkü 313 kişilerdi, kendilerinden üç misli kalabalık bir düşmanın yanına gitmişlerdi.
Ve lekad nasarakümullâhü bi-bedrin ve entüm ezille. "Siz az, zayıf iken Allah-u Teâlâ hazretleri muhakkak ki Bedir gününde etmişti!" diye ayet-i kerime ile sabit. Allah-u Teâlâ hazretleri Uhud'da da meleklerle takviye etti.
"Meleklerin Bedir gününde sardıkları sarıkları siyah renkliydi, Uhud gününde kırmızı renkliydi." diye hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz bildiriyor. Galiba Allah-u Teâlâ hazretleri melekleri yardımcı olarak Müslümanların has-halis ordularına hep göndermiş ki; Kıbrıs harbinde pek çok şeyler, Kıbrıs çıkarmasında bile çok şeyler duyduk.
Esirler; "Sizin hâkî elbise giymiş askerleriniz vardı da yanındaki cübbeli-sarıklılar kimlerdi? Onlar çok müthiş adamlardı, sürüyle geldikleri zaman perişan ediyorlardı, o sarıklı cübbeli adamlar kimlerdi?" demişler.
Hâlbuki resmen öyle sarıklı cübbeli adamlar harbe katılmadı. Birisi anlattı: Hakkında hüsn-ü zan beslenen Allah'ın veli kulu bildirilen bir kimseyi Kıbrıs harbinden birkaç gün sonra veyahut ertesi sabah görmüşler de "Dün gece orada [savaşta] epey yorulduk!" demiş.
Görünmeyen âlemin incelikleri bilmiyoruz! Allah-u Teâlâ hazretleri dilerse kullarına çeşitli şekillerde yardıma kâdir.
Allah-u Teâlâ hazretleri bizi lütfuyla, keremiyle teyit, takviye eylesin diyelim, dua edelim. Çünkü Allah diledi mi neler yapar! Sabır sahibi olursak, takva sahibi olursak Allah-u Teâlâ hazretleri bize nusret eder, bize yardım eder.
Allah-u Teâlâ hazretlerinin bize yardımı için iki şart var: Birisi sabırlı olmak, ötekisi de takva ehli olmak! Takva ehli oldun mu korkma!
Takva ehli olmak ne demek?
Günahlardan sakınan bir kimse olacaksın, titizleneceksin, günahlı işlere bulaşmamaya çalışacaksın! "Aman şöyle yaparsam Allah benden hoşlanmaz, şu yaptığım iş Allah'ın rızasına uygun değil!.." diye düşünerek hareket edersen yaptığın işi sakına sakına, çekine çekine yaparsan öyle yapana takva ehli kul derler. Allah-u Teâlâ hazretleri takva ehli kullarına çok vaatleri var:
Ve men yettekıllâhe yec'al lehû mahrecen ve yerzukhü min haysü lâ yahtesib.
Çok ayet-i kerimeler var da hemen dilimize gelivermiş olanlardan. Takva ehli kullarına çok vaatleri var. Allah cümlemizi takvaya erdirsin, sevdiği yolda yürütsün. Sevdiği yolda yürüdün mü korkma!
Müslümanlara kâfirlerin hücuma geldiğini, asker toplayıp onları yok etmeye geldiğini söylediler de dediler ki; Hasbünallâhu ve ni'me'l-vekîl, "Allah bize yeter! İsterse Cihanı toplasın, Allah bize yeter!" Biz bu imana erersek Allah bizi ummadığımız yerden de destekler.
Bizim başarısızlıklarımız düşmanın galip gelmesinden değil; bizim başarısızlıklarımız bizden! Düşmanda bir şey yok, metelik yok, hâl yok; düşmanın ne canı var ne kadr-ü kıymeti var ki!..
Ecdadımız nasıl tarumar etmişler, düşmanın hiç kadr-ü kıymeti yok da biz bozuk olunca adamlar kendilerini bir şey yaptık sanıyorlar!
Niye önce yapamıyorlardı, niye Osmanlıların ilk zamanın da yapamıyorlardı?
Takva vardı, ehl-i takvaydı! Harbe gidiyordu, askerler de düşman arazisine giriyorlarmış, korkusundan düşmanlar kaçıyorlarmış. Orduya yiyecek lazım, mesela üzüm lazım. Bağlar orada duruyor, bağlardan üzümleri kopartıyorlarmış ondan sonra üzümün ücretini oraya, salkımın olduğu yere bağlıyorlarmış, öyle gidiyorlarmış. Adamlar ordu geçtikten sonra geliyor bakıyorlar ki bağları köklenmemiş, evleri yakılıp yıkılmamış; bağların üzüm salkımları olan yerlerine ücretleri paraları [asılmış]. Ordu haram yemiyor ki!
Öyle takva ehli olunca Allah yardım etmiş. Biz huyumuzu bozunca Allah'ın da yardımı bizden çekildi gitti.
"Hocam, biz huyumuzu nasıl bozduk?"
Parayı bol bulunca, dünyalığa sahip olunca insanoğlu gevşer!
Bismillâhirrahmânirrahîm
İnne'l-insâne le yetğâ en ra'âhü'stağnâ. "İnsanoğlu kendisini müstağni gördü mü -parası pulu var, ihtiyacı yok- o zaman tuğyan eder!"
Hz. Ömer radıyallahu anh, Hâlid b. Velid'i ordu komutanlığından azletti, oradan aşağı, dedi; ordu komutanlığında azletti. Dediler ki:
"Çok tecrübeli bir komutan, düşmanı allem ediyor kallem ediyor, sağından solundan saldırıp alt ediyor. Biliyor, usta, becerikli bir komutan…"
"Zaten onun için azlediyorum! Asker sanıyor ki zaferi Hâlid b. Velid'den dolayı kazanıyoruz, hayır zafer ondan değil; zaferi Allah veriyor! Onu göstermek için onu azlediyorum; onun yerine hiç tecrübesi olmayan bir insanı getireceğim, yine Allah verecek!" dedi
Zafer Allah'tan; nusret, zafer, muvaffakiyet Allah-u Teâlâ hazretlerindendir! Kuldan beklerse olmaz!
Huneyn harbinde Peygamber Efendimiz ordunun başındaydı, ashâb-ı kiram ordunun içindeydi ama baktılar, vadi dolusu Müslüman, asker vadiyi doldurmuş. Dediler ki:
"Biz Bedir'deyken 313 kişiydik, düşmanı yendik. Şu orduya bak! Bizi bugün kim yenebilir?!.."
Yanlış bir şey söylediler. Zafer ordunun adedinin çokluğunda değil ki! [Zafer] Allah tarafından veriliyor! Allah başlarına öyle sıkıntılar verdi ki o Kur'ân-ı Kerîm'in ayet-i kerimesi karşısında hayran kalıyorum, şöyle ifade ediyor:
Ve dâkat leyhüm aleyhimü'l-ardu bimâ rahubet ve dâkat aleyhim enfüsühüm ve zannû en lâ melcee minallâhi illâ ileyhi sümme tâbe aleyhim li-yetûbû innallâhe hüve't-tevvâbü'r-rahîm. "Yeryüzü bu kadar genişliğine rağmen başlarına dar geldi de dönüp düşmandan geri kaçtılar!"
Yenildiler, mahvoluyorlardı. Sonra Allah-u Teâlâ hazretleri yine lütfeyledi de anladılar ki sayı üstünlüğüne rağmen yenilebiliyormuş.
İnsan, zihniyet bozuldu mu yenilir; zihniyetini, kafasının düşünce tarzı bozuldu mu gitti, Allah'ın nusreti gitti mi gider! Allah-u Teâlâ hazretleri dilerse 3-5 kişiyle de neler yaptırtır!
Allah bizim gözümüzden perdeyi kaldırsın. Gönlümüzün pasını silsin, gidersin. İçimizi dışımızı nurlandırsın da cümlemizi kendisine kul olmanın, kendisine dayandığımız zaman nelere sahip olduğumuzu anlamanın seviyesine çıkarsın.
Kâne't-tahiyyete'l-umemi ve hâlise vüddihim ve inne evvele men âneka İbrâhîmu.
Hadis-i şerif Temîm ed-Dârî'den rivayet edilmiş, Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Şu kucaklaşmak var ya, Müslümanlar birbirlerini gördükleri zaman uzaktan geldikleri zaman bazen el sıkmazlar da bir de boyunlarına sarılırlar. Boyuna sarılma usulü. Kâne't 'idi' tahiyyete'l-umemi 'eski ümmetlerin selamlaşma şekliydi'. Ve hâlise vüddihim ve onların sevgilerinin özü, hülasası idi; birbirlerine sarılmaları sevgi alametiydi. Ve inne evvele men âneka İbrâhîmu İlk kucaklaşarak dostunu arkadaşını selamlayan da İbrahim aleyhisselam'dı diyor peygamber efendimiz.
Demek İbrahim aleyhisselam'ın usulüymüş. Bazen dayanamıyoruz; "Neredesin kardeşim, beş aydır görmüyorum, gel bakayım bir sarılayım…" Birbirimizin boynuna bir sarılıveriyoruz.
Normal olarak sarılmak yok, Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuş:
Demişler ki, "Yâ Resûlallah, birbirimize sarılalım mı?"
"Hayır, sarılmayın, musafaha edin!"
Normal olarak sarılma yok fakat çok hasretlik varsa, çok uzak yollardan uzun zaman görüşmeme olmuşsa o zaman öyle bir sarılma şekli olabiliyor. Sarılmada bir fitne düşünülüyorsa o zaman olmaz. O zaman sarılma şekli hiç olmaz.
Kânet li'l-enbiyâi küllihim mihsaratün yetehasserûne bihâ tevâdu abdillâhi azze ve celle.
Bu hadis-i şerif değnek kullanmakla ilgili.
"Bütün peygamberlerin hepsinin değneği, asası vardı. Asa insanın dayandığı [değnek]. Her peygamberin asası vardı, ona dayanırlardı, öyle yürürlerdi. Tevâdu an lillâhi azze ve celle Bütün peygamberler tevazu maksadıyla bir değnek kullanırlardı."
Onun için yaşlı kimseler yanlarında dik yürüse de ihtiyacı olmasa da bazen bir asa edinip yanında bir asa ile gezerlerdi, değnek ile beraber dolaşırlardı. Musa aleyhisselam asası meşhurdur.
Yunus Emre ne diyor?
Gökyüzünde İsâ ile Tur dağında Mûsâ ile
Elindeki âsâ ile çağırayım Mevlâm seni
Onun asası neden meşhurdur?
Musa aleyhisselam Tur dağına çıktığı zaman Allah-u Teâlâ hazretleri ona Tur dağında vahyeyledi. “Onlara dinin ahkâmını bildir!” diye Allah-u Teâlâ hazretleri Musa aleyhisselam'a vahyeydedi. "Firavun’ a git, benim emirlerimi ona tebliğ et; bâtılı bıraksın, Hakk'a dönsün!" diye Musa aleyhisselam'a vazife verdi.
Firavun kimdi, ne yapıyordu?
Firavun Mısır'ın hâkimi idi ve "Ben buranın tanrısıyım." diyordu.
Eleyse lî mülki misra ve hâzihi'l-enhâru tecrî min tahtî. "Sarayımın aşağılarından akıp giden nehirler, Mısır'ın mülkü benim değil mi?"
Hatta Musa aleyhisselam sihirlerini iptal edip de sihirbazları mat edince, onlar iman edince onlara; "Siz benden gayrısına tapınacaksınız, benden gayrısını mı Tanrı ediniyorsunuz; ben sizin ellerinizi ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, bana tapının!" dedi. Kendisine tapındırıyor, tanrılık iddiasında bulunuyor hain!
Ona git hakkı söyle dedi. Musa aleyhisselam dedi ki:
"Benim suçum var yâ Rabbi! Onların yanında ben bir kazalı, hatalı iş yaptım, orada bıraktım çıktım gittim. Sonra benim dilim de pek güzel söylemiyor, dilimde biraz tutukluk var; sen bu vazifeyi kardeşim Harun'a versen!.." gibi bir şey söyledi. Allah-u Teâlâ hazretleri de ikisine birden vazife verdi. Musa-Harun aleyhimesselam ikisi birden vazifeli gidecekler.
Allah-u Teâlâ hazretleri Musa aleyhisselam'a vahyetti.
Ve mâ tilke bi-yemînike yâ Mûsâ. "Ey Musa, sağ elindeki nedir?"
Kâle hiye asâye 'Dedi ki; Yâ Rabbi! O benim asamdır, değneğimdir.' ve etevekkeu aleynhâ 'ona dayanırım' ve ehuşşu bihâ alâ kanemî 'koyunlarımı da onunla güderim.' ve liye fî hâ meâribu uhrâ 'daha başka faydaları da vardır' dedi.
Kâle elkihâ yâ Mûsâ. "Yere at bakalım onu yâ Musa!"
Asasını yere atınca asa, yılan gibi harekete geçti, mucize! Firavun’ un huzuruna çıkıp da "Allah birdir, kâinatın sahibi O'dur; sen ancak bir kulsun, bırak da kullar Allah'a ibadet etsin, bâtılı bırak!" gibi vazifeler söylediği zaman kabul etmedi kabul etmedi. Sonunda asasını yere attı; ortada ejderha gibi, büyük bir yılan gibi gezindi.
Fe izâ hiye beyzâu li'n-nâzirîn. "Elini çıkardı, eli bembeyaz!"
Tabii görenler şaşırdılar. Firavun dedi ki; "Bu en büyük sihirbaz, sizi dininizden döndürmek istiyor, sizi şaşırtmak istiyor! Bütün sihirbazları çağırın, hepsi bir yere toplansın; yarışsınlar!.."
Söz verildi, anlaşma yapıldı. Ahali bir yerde toplandı, sihirbazlar geldiler; Musa aleyhisselam Harun aleyhisselam bir tarafta. Sihirbazlar Firavun' a dediler ki;
E inne lenâ le ecran in künnâ nahnü'l-gâlibîn. "Eğer biz karşı tarafı yenersek bize mükâfat var mı?"
Kâle neam ve inneküm izen le-mine'l-mukarrebîn. "Evet siz o zaman benim has kullarım olacaksınız, sizi çok yüksek mevkilere alacağım, sarayda yüksek vazifeler vereceğim!" dedi, onlara vaat etti.
Musa aleyhisselam'a dediler ki; "Hadi göster sihrini, hünerini!"
"Siz yapın!"
Onlar o zaman çeşitli sihirler yaptılar, büyük sihir hünerleri gösterdiler ve halkın gözlerini boyadılar; halk onların o sihirlerinin tesiri altında kaldı. Onun üzerine Allah-u Teâlâ hazretleri:
"Asanı yere at!" diye nida eyledi, vahyeyledi. Asa yere atılınca sihirbazların ejderha oldu, nesi varsa hepsini topladı yuttu! Baktılar ki bu, o yaptıkları oyun gibi değil, başka bir şey! Sihirbazların hepsi Musa aleyhisselam'a hürmetlerini ifade etmek için secde ettiler, imana geldiler! Firavun onları cezalandırmak istedi vs.
"Bütün peygamberlerin asaları varmış; tevazuan hepsi asa, değnek kullanmışlar!" diye bu hadis-i şerifte de böyle geçiyor.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
30.05.1982 -
Muhabbetullah, Zikir, Güzel
28.02.1982 -
Nezir, Adak, Kulum
