15.09.1985 - Cehennem

15.09.1985 - Cehennem
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Men kezebe aleyye müteammiden fe'l-yetebevve' mak'adahû min beyni ayney cehenneme. Kâlu: Yâ Resûlallah, yuhaddisu anke yezîdu ve yenkusu? Kâle: Leyse zâke a'nîküm innemâ a'nî ellezî yekzibu aleyye mütehaddisen yatlubu bihî şeyne'l-İslâmi. Kâlu: Ve hel li-cehenneme aynun? Kâle: Neam emâ semi'tumûhu yekûl "İzâ raethüm min mekânin baîd" fe hel terâhüm illâ bi-ayneyni?
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Metnini okumuş olduğumuz hadîs-i şerîf Ebû Ümâme radıyallahu anh hazretlerinden Taberânî tarafından ve İbn Merdeveyh'te kayıtlı bulunan, rivayet edilmiş olunan bir hadîs-i şerîftir. Hadis rivayeti ile ilgili.
Mâlum, Peygamber Efendimiz "Sözlerin en güzeli, Kur'ân-ı Kerîm'dir." diyor. Gidilecek yolların en güzeli, Peygamber Efendimiz' in yoludur. Bu yolların da belirlenmesi Peygamber Efendimiz' in sünnetini tanımakla, bilmekle olur; sözlerini zapt etmekle, öğrenmekle olur.
Ama Peygamber Efendimiz' in söylemediği bir sözü bir kimse söylerse onun durumu ne olacak? Bu hadîs-i şerîfte buyurmuş ki Peygamber Efendimiz;
Men kezebe aleyye müteammiden. "Kim bana kasten yalan bir sözü isnat ederse."
"Resûlullah şöyle buyurdu." diyor ama Resûlullah'ın söylemediğini biliyor; hadis olmadığı, onun söylemediği belli.
"Kim bana yalan söz isnat ederse..."
Fe'l-yetebevve' mak'adahû. Mak'ad, "mahâl-li kuûd, yani oturma yeri" demek.
"O kişi oturma yerini hazırlasın, oturma yerine hazırlansın."
Nerede? Min beyni ayney cehenneme. "Cehennemin iki gözü arasındaki" oturma yerine hazırlansın. Bunun üzerine tabii sahâbe-i kirâm, etrafta dinleyenler dediler ki:
"Yâ Resûlallah..." Yuhaddisu anke. "Bir kişi var ki senden söz naklediyor."
"'Peygamber Efendimiz 'in meclisinde bulundum, şöyle dedi, böyle dedi.' diye senden söz rivayet ediyor, söylüyor ama;"
Yezîdu ve yenkusu. "Beşer hâlidir, tam senin söylediğin gibi söyleyemez de sözüne ekler veyahut eksik bırakır, çıkartır veya fazlalaştırır. Ufak tefek farklılıklar olur, artık söyler, eksik söyler."
Bunun durumu ne olacak? Ona o zaman buyurdu ki Peygamber Efendimiz;
Kâle: Leyse zâke a'nîküm. "Benim kastettiğim bu değil. Cehennemin iki gözü arasında yerini hazırlasın dediğim kişi bu değil."
İnnemâ a'nî. "Ben ancak şu kişiyi kastediyorum:" Ellezî yekzibu aleyye mütehaddisen yatlubu bihî şeyne'l-İslâmi. "Benden söz nakledip onunla İslâm'ın noksanlaşmasını, ayıba uğramasını, ta'ana uğramasını ve zarara uğramasını kasteden kimsedir.
"İyi niyetle benim meclisimde bulunmuş, söylerken bazı sözü iyi hatırlayamamış, birazcık eksik birazcık fazla söylemiş, mânayı nakletmiş veyahut ibarede, kelimede bir değişiklik olmuş; 'Cehennemde yerini hazırlasın.' diye onu kastetmiyorum. Benden sözü fesat maksadıyla, bana deyip, bana isnat edip de İslâm'ın zarara uğramasını kasteden kişiyi düşünüyorum, onu kastediyorum." buyurmuş.
Hakikaten râviler arasında bazen hadislerin metinlerinde ‘ev kezâ’ denir, "Hadis şöyle rivayet edilmiş veyahut şöyle." Şekkun mine'r-râvi. "Bu, râviden şektir, râvi tereddüt etmiştir, 'Acaba şu kelimeyi mi kullandı veya bu kelimeyi [mi] kullandı?' diye tereddüt etmiştir." gibi şeyler olur.
Sahâbe-i kirâm aynen sözü nakletmeye dikkat etmişlerdir ama insanlık hâlidir. Hele hadis uzun olduğu zaman, ola ki bazı yerlerinde eksik söylemiş olabilir, yarıda bırakmış olabilir, hatırladığı yere kadar söyleyip öbür tarafı söylememiş olur. O zaman eksik söyledi. Veyahut biraz izah edeyim diye fazlaca söyledi. O zaman hemen cehennemlik mi olacak? Hayır. Bu tehdit, iyi niyetle Peygamber Efendimiz' in hadislerini nakleden şahıslara değil. Peygamber Efendimiz' in adını, makamını, Müslümanlar arasındaki sevgisini, itibarını alet ederek İslâm'a zarar vermek istiyor, laf sokuşturuyor, katıştırıyor. "Bunlardır." dedi Efendimiz. Bir de dediler ki;
Kâlû: Ve hel li-cehenneme aynun.
"Cehennemin iki gözü arasındaki oturma yerini hazırlasın." buyurduğu için bu sefer de dediler ki:
"Yâ Resûlallah, cehennemin de gözü var mı?" Bunun üzerine Peygamber Efendimiz buyurdu ki;
Kâle: Neam. "Evet, cehennemin gözü vardır." Kendisinin yutacağı, azaplandıracağı kimseye gözünü diker bakar.
Allah bizi cehennemden âzat ettiği, ilk girenlerle cennetine giren bahtiyarların zümresine dâhil eylesin.
Emâ semi'tumûhu? "Duymadınız mı Kur'ân-ı Kerîm'den..." Peygamber Efendimiz söz söylerken, onun sözü senettir, başımızın tacıdır ama Kur'ân-ı Kerîm'den de bir âyet-i kerîmeyi şahit olarak sözüne delil olarak zikir buyurmuş. Diyor ki:
"İşitmediniz mi ki Kur'ân-ı Kerîm'de Allah-u Teâlâ, yekûl, buyuruyor ki;
İzâ raethüm min mekânin baîd. "Onları uzak bir mekândan gördüğü zaman." Raet; müennes, cehenneme râcî. Hüm; ehli cehennem.
"Ehli cehennemi cehennem uzaktan gördüğü zaman..."
Semiûlehû teğayyizan zefîra. "O kişiler cehennemin kızgınlığını, gayzını ve nefesini hissederler."
Allah o durumlara düşürmesin, o felaketlere uğratmasın.
İza raethüm. O cehennem ehlini cehennem uzaktan gördüğü zaman gayızlanıyor, nefesi oluyor. Zefîr ve şehîkı oluyor, nefes alması oluyor. Bir canavar gibi düşünün ki, ateş soluyan bir canavar, gözleri olan bir şey. Cehennem ehlinin felaketini düşünün...
Peygamber Efendimiz bir başka hadîs-i şerîfinde, burada değil, bu hadîs-i şerîfin metni bu kadar.
Fe hel terâhüm illâ bi-ayneyni. "İki gözden başka bir şeyle mi görür onlar?" İza raethüm dediğine göre âyet-i kerîmede, belli ki gözleri var.
"İşte delil âyet-i kerîmeden, budur." demiş oluyor.
Başka bir hâdis-i şerifinde Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki:
"Cehenneme düşmemeye çare arayın."
Mâlum, insanların bir kısmı, ‘hüm fîha hâlidun’ ebediyen cehennemde kalacak. Kâfir, cehennemde ebediyen kalacak. Ama bir kısım günahkâr, bîçare, zavallı, akılsız, tedbirsiz Müslümanlar da cehenneme düşecek. İmanı var ama kabahati de çok. Çalışmadı, çabalamadı, gayret etmedi, öğüt dinlemedi, söz anlamadı, anasının babasının nasihatini tutmadı, hocasının işaretine riayet etmedi; daldı günahlara, daldı dünyanın zevkine; bir yığın kabahat işledi... Vardı Rabbi'l-izzete; onu kırmış, bunu üzmüş, ötekisinin malını almış, berikisinin hakkına tecavüz etmiş... Hesap görüldü; hadi bakalım cehenneme... Cezası kadar yanıp çıkacak. Böyle Müslümanlar da var.
Diyor ki Peygamber Efendimiz:
"Cehenneme bir giren kimse ahkâben orada kalacak." Ahkâben, Âmme sûresinde de bu kelime geçiyor. Ahkâb, hukub kelimesinin cem'i ki 80 küsur yıla Araplar hukub diyorlar. Ahkâben demek; cehennemde birkaç hukub kalacak, birkaç 80 yıl kalacak. Ama oranın 80 yılı bizim bu dünyanın 80 yılı zamanı kadar değil.
Ya nasıl? Ve inne yevmen inde rabbike ke-elfi senetin mimma te'uddûn. "Rabbinin huzurunda, indinde bir gün sizin saydığınız günler hesabıyla bin yıl gibidir."
O zaman ne ediyor? Bizim bir senemiz yuvarlak hesap 360 gün etse, hani kamerî yıl 356, 360 desek; âhiretin bir yılı 360 bin sene eder. 80 de birkaç tane olacak; üç tane olsa... Ekalli cemî selâsetün. "Çoğulların en azı üç tane olur." Üç hukub olsa eder 240. 240 kere 360 bin...
Allah esirgesin ki insan bir cehenneme düştü mü demek ki milyonlarca sene kalacak. Çıkacak olanı bile...
Rabbimiz bizi ikazlardan mütenebbih olan, cehennemden kendisini sakınan, ailesini, evladını sakındıran, oraya düşmemeye çare bulan, doğrudan doğruya cennete giren bahtiyarlardan eylesin.
Bir girenin hâli böyle olacak.
Sonra bir başka hadîs-i şerîfte buyurmuş ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:
"Eğer cehennemdeki zakkum ağacından bir damla dünya denizlerine damlasaydı, bütün dünya denizlerini, ummanlarını, okyanuslarını acılaştırırdı, zehir gibi acı ederdi."
"Peki, onu yiyenin hâli ne olacak?" diyor Peygamber Efendimiz. Cehennemde Allah onlara ne yedirecek? İrin içirecek, zakkum yedirecek, azap görecek, işkenceler çekecek... Orada bir damlası dünya ummanlarını acılaştıran bir zakkum gıdası olacak. Acıktığı zaman sıcak cehennem suları, o pis suları [içecek].
Eğer bir insanın biraz aklı varsa, biraz tedbir endişesi varsa, biraz istikbal düşüncesi varsa, akıllı insan âhirette cehenneme düşmemek için tedbir alır. Aklı varsa... Akılsıza sözümüz yok...
El-Keyyisü men dâne nefsehû ve amile limâ ba'de'l-mevt.
Akıllı insan kimdir? "Şu kadar kitap okumuş, bu kadar fakülte bitirmiş, şu kadar yüksek mevki elde etmiş, kütüphanesinde yüz bin kitap var..."
Hayır, hayır, hayır... Akıllı insan; nefsini dizginleyip şu dünya hayatının dağdağası, gürültüsü arasında âhireti unutmayıp nefsine hâkim olup cenneti kazanandır. Akıllı bu. Ben ona "akıllı" derim.
Köyden bir bîçare, çarıklı çıkıyor; şehre geliyor, zengin oluyor, araba sahibi, köşk sahibi oluyor, köylüsünü çağırıyor; köşkler, havuzlar, arabalar, para, pul, nimet, ihsan...
"Aferin be, becerikliymiş mâşaallah. Köyden beş parasız çıktı, bak şuna neler becerdi..." diyoruz.
"Asıl akıllı insan o kimsedir ki cennetin köşklerini kazanır." diyor. Çünkü burada bir köşk sahibi olsa, zaten ömrünün yarısını kazanmakla geçiriyor, bakalım içinde yarısı kadar oturabilecek mi?
Hani şu Beylerbeyi Sarayının sahibi? Hani Dolmabahçe Sarayının sahibi? Hani Topkapı Sarayının sahibi nerede?
İnsan öyle bir saraya, öyle bir köşke sahip olmalı ki bitmesin, elden gitmesin. O da cennette... Bir Müslümana verilecek bir köşkte 70 bin gurfesi olacak, 70 bin odası olacak. Her odasında hizmetçisi olacak. Yani dünya köşkleri gibi değil. En ednâ cennet ehline bu yerler bu gökler kadar bir yer verilecek. İnsan bu fırsatı kaçırır mı? Bu nimeti kaçırır mı? O cehenneme düşmeye koşar mı böyle dolu dizgin? Koşmaz ama insansa, akıllıysa... Ama aklı yoksa gözü körse, beyinsizse o zaman ne yapar?
Ve'l-âcizu men etba'a nefsehû hevâhâ ve temennâ ala'llâhi'l-emâniyyeh. Âciz, ahmak, bîçare, cahil, zavallı insan nefsinin arzuları peşinde takılır gider de ondan sonra da 'Allah gafûru'r-rahîmdir...' diye temenni eder."
"Bana da cennet gelir." Bekle gelir. Bekle ki gelir...
Çalışmayana yok. Cennet de cehennem de bu dünyada insanın kesbinin mükâfatı veya cezasıdır. Sen çalışmadın. Çalışacak çabalayacak, çalışacak çabalayacak, öyle...
Onun için aklımız varsa kardeşlerim, edebiyat bir tarafa, laf bir tarafa, -ben güzel anlatamayabilirim- aklımız varsa cenneti kazanmaya bakalım. Aklımız varsa cehennemden kendimizi korumaya bakalım.
Bir kimse ki kendisini cehennemden korumuyor, doludizgin cehenneme gidiyor; yalan söylüyor, dolan ediyor, kibir, ucub, gıybet, dedikodu, her türlü kötü sıfat, ahlâk içinde birikmiş, gidişi de ters... Yazıklar olsun. Vah yazıklar olsun! Acımak babından yazıklar olsun. Vah zavallı...
Peki, senin oğlun gidiyor, sen camidesin. "Ne biçim babasın? Yahu sen ne biçim babasın? Evladın ateşe doğru gidiyor! İmanın zayıf demek ki. Eğer imanın kuvvetli olsa o evladını o ateşe bırakır mısın?"
"Bırakmam."
Peygamber Efendimiz, kendisine esir kafilesi getirildi. Anlaşılan esir kafilesi grup grup gelmiş. Bu gruptan bir kadıncağız fırladı koştu, öteki gruptan bir çocuğu bağrına bastı; öpüyor, kokluyor, seviyor... Demek ki kâfile ayrı düşmüş, yolda ayrı kalmışlar; o da esir o da esir, Medine-i Münevvere' ye getiriliyorlar. İslâm'a bayrak açmışlar, isyan etmişler, harp etmişler, Müslümanları öldürmüşler; harp yapılmış, onlardan esir geliyor. Kadın da esir çocuk da esir. Ama kadın buradan paçayı kurtarınca koşmuş yavrusunu bağrına basmış, öpüyor, kokluyor... Sevgi, şefkat, annelik sahnesi...
Peygamber Efendimiz de bakıyor... Ârif insanın her bakışı ibrettir. Sahâbe-i kirâm da bakıyorlar. Peygamber Efendimiz dedi ki:
"Ne dersiniz ey ashabım, şu kadın şu çocuğunu ateşe atar mı?"
"Atmaz yâ Resûlallah. Nasıl seviyor bak, nasıl kavuştum diye sarım sarım sarılıyor... Atmaz."
Peygamber Efendimiz;
"Allah-u Teâlâ hazretleri kullarına bu kadının şu çocuğuna şefkatinden çok daha şefkatlidir."
Bu kadar şefkatli Rabbimiz var da biz nasıl cehenneme düşüyoruz? O kadar şefkatli Rabbimiz var, cennetin bu kadar mükâfatı, nimeti var, cehennemin de bu kadar korkunç hâli var; biz yine cehenneme düşüyoruz. Akıl alacak bir şey değil, akıl alacak bir şey değil...
Kû enfüseküm ve ehlîküm nâran ve kûduhe'n-nâsu ve'l-hicârah.
"Kendinizi ve aile efradınızı ve çocuklarınızı ateşi, yakıtı insanlar olan cehennemden koruyun ey müslümanlar!"
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
15.12.1985 -
Afiyet, Mağfiret, Kıyamet
08.04.1984 -
Müslüman ve Münafığın
