19.05.1985 - Cumaya Yetişmek

19.05.1985 - Cumaya Yetişmek
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Men fâtethu'l-cum'atu fe'l-yetesaddak bi dînârin fe in lem yecid fe bi'n-nisfi dînâr.
Sadaka Resûlullâh.
Bu hadîs-i şerîf de cuma ile ilgili. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki:
"Sizden her kim ki cuma namazını kaçırıverirse cumaya yetişemediği için dinar, bir altın lira tasadduk etsin. Eğer bulamazsa, o kadar parası yoksa yarım dinar tasadduk etsin."
Cuma namazı kılamayıverdi. Tabi kılamamanın çeşitli sebepleri olur. Cuma’ya yetişemedi kılamadı…
Hâzâ't-tasadduku lâ yerfe'u't-terkebi'l-külliyeh.
"Tasadduk edin." demesi "Gitmem, tasadduk ediveririm." mânasına alınmasın. Cuma’nın ehemmiyetini ifade ediyor. Herhangi bir sebeple yetişemeyen insan para pul tasadduk ederek telafi etmeye çalışsın. Yine de telafi etmesi mümkün değildir. Umulur ki bu tasaddukuyla yaptığı işlediği günah biraz azalır.
Cuma ile ilgili memleketimize bir cereyan yerleşmişti. Bazı kardeşlerimiz Müslüman olduğu halde cuma namazını kılmayı uygun görmüyorlardı.
"İmamların arkasında namaz kılınmaz. Cuma’nın şartları yoktur filan…"
Olabilir, bir fikir. Biz de yalnız kendi fikrimizle kalmasın diye saçını sakalını ağartmış, ilimde belini bükmüş, yaşlı başlı, ihtiyar herkese sorduk. Her gittiğimiz kasabada, köyde, şehirde bir alimle karşılaşınca; "Hocam, böyle diyorlar, ne dersiniz, deliliniz nedir?" diye sorduk. Ulemâdan hiçbir tanesi:
"Evet uygun değildir, kılınmasın!" demedi. "Kılınsın!" dedi. Biz de ona dayanarak sizlere diyoruz ki aklı başında ulemâmızın aşağı yukarı ittifakı vardır. Gençlerin heyecanı ayrıdır, ulemamızın, aklı başında insanların ittifakı vardır; aman cumayı, cemaati terk etmeyin!
Cuma’yı üç defa peş peşe terk edenin kalbi mühürlenir de sonra başına çok daha kötü haller gelir. Neler söylediklerini, bütün delillerini biliyorum. O delilleri de söyledim, ulemâmız:
"Bütün o delillerine rağmen cuma kılınır!" diyor. Bunu buradan size tebliğ ediyorum.
Men fâraka'd-dünyâ alâ'l-ihlâsi lillâhi vahdehû ve ibâdetihî lâ şerîke lehû ve ikâmi's-salâti ve îtâ'i'z-zekâti mâte vallâhu anhu râdin.
Sadaka Resûlullah.
Üçüncü hadîs-i şerîf Enes b. Mâlik radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Men fâraka'd-dünyâ. "Her kim ki bu dünyayı terk eder, ölür, bu dünyadan ayrılır..."
Nasıl bir hal üzere? Alâ'l-ihlâsi lillâhi vahdehû. "Allah-u Teâlâ hazretlerinin birliğine kalbiyle inanmış, ihlaslı olarak ölürse…" Ve 'ibâdetihî lâ şerîke lehû. "Allah birdir yalnız ona ibadet ederim zihniyetiyle…" Ve ikâmi's-salâti ve îtâ'i'z-zekâti. "Namaz kılar halde, namaza müdavim bir halde malından zekâtını verir bir halde ölürse Allah ondan razı bir halde ölür"
İhlaslı, imanlı, namaz ehli, zekât ehli olmak önemli! Namaz da önemli zekât da önemli. Zekât şu bakımdan çok önemli:
Kuru lafla işler yürümüyor. Fakire fukaraya gıda temin edeceksin, para lazım; şu işi yapacaksın para, bu işi yapacaksın para… Zenginler, iktidarı olan kimseler parayı vermezse İslâm cemiyetinin bu ihtiyaçları nasıl karşılanacak?
Onun için namaz önemli. Sen şahsen namazı kıldıkça günahlardan kesileceksin, iyi insan olacaksın. Namaz senin ahlâkını düzenleyecek, Allah-u Teâlâ hazretlerine yaklaştıracak, kurbiyyet peyda edeceksin ama zekât da vereceksin!
Ebû Bekir es-Sıddîk zamanında Peygamber Efendimiz vefat edince Arap kabileleri dediler ki:
"Yâ Ebû Bekir! Biz mü'miniz, namazları kılacağız ama biz zekât vermiyoruz!"
Zekât vermek zor geldi. Mal canın yongası olduğu için para vermek insanlara zor geliyor. Para vermekte çok zorlanıyorlar. Dediler ki; "Zekât vermeyelim."
Ebû Bekir es-Sıddîk Efendimiz baktı ki Allah'ın farzları arasında ayrım yapılıyor. Hiç ayrım olur mu; zekât da farz, namaz da oruç da farz. Dedi ki:
"Eğer Resûlullah Efendimiz zamanında verdiğiniz zekâtlardan şu kadar bile eksik verseniz harp eder de sizden alırım, sizi kâfirler sizi! İnsan Allah'ın farzını inkâr etti mi o duruma düşer, harp gerekir." dedi.
"Harp ederim!" deyince bir şey diyemediler. Verecek, Allah'ın emrini tutacak.
Ama aynı Ebû Bekir es-Sıddîk, Sa'leme isminde bir zat Peygamber Efendimiz'i darıltmıştı: Memurlar zekât istediği zaman vermemişti. Sonra kendisi -gönlü oldu da- vermek istedi. Peygamber Efendimiz "İstemez." dedi onun zekâtını almadı. Aynı zat Ebû Bekir es-Sıddîk radıyallahu anh halife olunca o zaman geldi, belki bu sefer olur, gibilerden.
Dedi ki; "Zekâtımı vermeye geldim."
"Resûlullah'ın almadığı zekâtı senden nasıl alırım?" dedi, almadı. Onların işleri Resûlullah'a uymak.
Abdullah b. Ömer hac esnasında bir yerde devesinden indi, sonra biraz daha biraz durdu, tekrar devesine çıktı. Dediler ki:
"Ne oldu ey Ömer, ne oldu?"
"Bilmem, Resûlullah Efendimiz burada devesinden bir inmişti, bir binmişti; ben de ondan yapıyorum."
Onların yaptıkları şeyler hep Resûlullah'ın izine ayaklarını tam uydurmak, kaydırmamak, yüzde yüz ona intibak ettirmek.
Zekâta dikkat edin; insanın ihlâsı, halisliği, muhlisliği fedakârlığından ölçülür. Evinde bin rekât namaz kılar, bir kuruşu verirken eli titrer; olmaz!
Allah şifa versin, selamet versin [Allah rahmet eylesin] Ali Yakup [Cenkçiler] Hoca'ya, Bağdat'ta birisi sormuş:
"Hocam, ben zikr-i hafî mi yapayım zikr-i cehrî mi yapayım?" Yüksek sesle mi Allah Allah... diyeyim, yoksa içimden mi Allah Allah... diyeyim, zikri nasıl yapayım?"
Parmaklarıyla para verir işareti yapmış:
"Sen şöyle zikir yap. Senin zikrin böyle!" demiş.
Neden? Adam zengin; hayır hasenâtı kıt, eli sıkı. "Senin zikrin böyle olacak!" demiş. Sen Allah yolunda para vermeyi öğren, senin Allah'ı anman bu!
Onun için zekâta dikkat edin. Kim Allah'a ihlâs üzere, onun ibadetine kimseyi ortak katmadan, Allah'tan gayrıya tapmadan namaz kılarak, zekât vererek ölürse; ölür ama nasıl ölür? Allah ondan razı bir halde ölür. "Gel kulum, ben senden razıyım!" diye sevdiği, razı olduğu bir kul halinde Mevlâ'sına kavuşur.
Zor değil, görüyorsunuz sadece Allah'a ibadet etmek, ihlaslı kulluk etmek, namaz kılmak var. Namazı küçüklere, çocuklara evvelce alıştırın, büyüyünce zorlanıyorlar, kaytarıyorlar. Sizin gözünüzü avlarlar, kollarlar; siz olmadığınız zaman kılmazlar, ben size söyleyeyim. Bu zamâne çocuklarının hali çok zordur! Çocuğu öyle yetiştir ki sen olmadığın zaman dövseler gene kılsın! Dövseler, öldürseler namazı gene kılsın. Çocuğu öyle yetiştirmeye çalışmak lazım. Allah korkusunu küçükten öğretmek lazım. Bak sabahleyin bir çocukcağız geldi babasının yanında diz çöktü, oturdu, elhamdülillah küçücük çocuk. Çok hoşuma gitti, babasını da takdir ettim, küçücük çocuğu kendi yoluna alıştırıyor.
Ramazan gelecek, çocuklarınıza Ramazan'da:
"Hanım şunu sahura kaldıralım."
"Yok yok, daha küçük, uyusun."
"Hanım şunu teravihe götürelim..."
"Yok yok, daha küçük, onun aklı ermez, yorulur; camiye gitmesin."
"Hanım şunu sabah namazına götüreyim..."
"Yok yok, uykusuna yazık, bak ne kadar güzel uyuyor..."
İşte çocuk böyle böyle helak olur. Büyüdüğü zaman da sen uykudan kaldırmak için ayağından sürükletsen artık kalkmaz.
Sabahleyin baba camiye gidecek, hazırlanmış, abdest almış; daha orda bir kıpırtı yok. Gelini ile beraber oğlu içerde, tam camiye gideceği sırada yatak odasına kapıyı tak tak vurmuş:
"Hadi çocuklar gelin... Çocuklar, hadi sabah namazına kalkın!"
Gelin içerden, daha yataktayken, es-Selamü aleyküm ve rahmetullâh, es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâh...
"Tamam baba tamam, namazdaydık..."
Yalan, yatakta!
Bana bunu anlattılar. Böyle aldatıyormuş. Gülüyorlar ama gülünecek bir şey değil, ağlanacak bir şey! Böyle yapar. Çocuğu alıştırırsan nefsi kabarırsa, yedi başlı ejderha olursa onu öldürmek, yenmek zor olur. Küçükten alıştıracaksın.
"Hocam camileri çoluk çocuk bahçesine mi döndürelim?"
Çocuğu güzelce yıka, tertemiz, beyaz elbiselerini giydir. Güzelce tembihle, öğleden sonra uykusunu uyut, yatsı namazında yanına dik; çocuk camiyi kandilleri, imamı görsün. Sonra da "Aferin, çok güzel namaz kıldın." diye cebine biraz para sıkıştır.
"Gel bakalım şimdi mükâfatı hak ettin, dondurma mı istersin çikolata mı istersin, kaymaklı mı istersin ne istersin?" diye gönlünü al. Politika yap, çocuk ibadeti sevsin. Sabah namazına da "Hadi çocuğum, şimdi çok sevap var; sabah namazında camiye gidene şu ecirler var, bu ecirler var; gel şu namazı gene beraber kılalım. Hadi bakalım sen bana yardım ediver, pabucumu çevir..." Bir politika yap, onu camiye getir. Sonra da saat 7'de 8'de hanıma de ki:
"Bu çocuğu uyut." Şimdi artık uyku vakti geldi, şimdi uyusun, öğleye kadar uyusun ama ibadet vaktinde ibadet etmeye alışsın.
"Sahura kaldırmayalım…" Kaldır. Öp, kokla, okşa:
"Aman yavrum kalk, kalkmak biraz zordur ama Peygamber Efendimiz 'Sahurda bereket var.' buyurdu, güzelce kalk. Bak senin için ne tatlılar yaptım, sen yemezsen içime sinmez..."
Politika yapsın sahura kaldırsın. Oruç tuttursun. Çocuk böyle böyle alıştığı zaman büyüyünce sen onu askere gönderiyorsun ya yedek subay okulunda artık sen başında yoksun, o zaman da kılar. Bir memuriyete gidiyor, o zaman da kılar. Dağın başına gidiyor, izcilerle oluyor, bilmem nerede oluyor, ne yapsa kılar. Hava meydanında kılar, uçakta kılar. Oturarak kılar, gözüyle, îmâ ile kılar. Vakti biraz sıkışmaya başladı mı rahatsız olur. Bakacak, namaz kılacak yer aranmaya başlar.
Bizim arkadaşlardan birisine anlattılar, ben kendisinden dinledim. Kendisi profesör, kitapları, yazıları var, dünya çapında şöhreti olan bir kimse. İtalya'nın kuzeyinde bir şehre çağırmışlar; grup halinde, başka profesör arkadaşlarla filanca kongreye gitmiş. 8-10 kişilermiş. Demişler ki:
"Roma'da tarihî eserler filan var, bir de Roma'yı ziyaret edelim."
Roma'ya gitmişler.
"Hadi bir de papalığı görelim."
Papalığa gitmişler. Bu da biraz halim selim bir insan, ne yapsın; Hristiyanlığın merkezi gitmiş. Ama saatine bakıyor, ikindi vakti. Bakmış ki merasimdi, şuydu buydu derken gecikecek; papalığın sarayında etrafına bakınmaya başlamış. Hristiyanlığın merkezinde orada dolaşan birisine demiş ki:
"Ben namaz kılacağım bana yer..."
Gitmişler buna bir yer göstermişler, orada papanın sarayında ezan okumuş, kamet getirmiş namazını kılmış!
Öteki arkadaşları; "Vay gerici! Ya namazı burada da mı bırakmadın?" demişler. Ona öyle demişler. Diyor ki:
"Papa geldi, benim elimi sıktı onların elini sıkmadı. O geldi, ben oturuyordum, el sıktı; ben oturdum, o benden sonra oturdu. Belki papaya, -Allah Mukallibu'l-kulûb'tur- böyle oynatır. Papaya Allah başka bir türlü bir şey yaptı diyor belki ama, belki de...
Takkesini çıkarmayı unutmuş, namaz kıldığı yerden papayla karşılaşacakları mülakat yerine takkesi başında gelmiş. Öbür tarafta, odada ikindi namazını kıldı ya, başında takkesini unutmuş, papanın yanına öyle gelmiş. Başı takkeli olarak papayla karşılaşmış, papa onun elini sıkmış, o oturmuş o, ondan sonra papa oturmuş. Hâlbuki önce, makamca yüksek olan oturur. Allah Müslümana "Senin makamın daha yüksek!" dedirtmiş. Ondan sonra da uğurlarken sırf bunun elini sıkmış buna iltifat etmiş.
Belki şundandır; Allah'ın varlığına birliğine inanan insan hiç inanmayan insandan daha üstün, diyerek Amerikalılar filan itibar ediyorlar. Belki o da ondandır. Belki şunun gönlünü çeleyim dedi, Allah onun kafasına ne fikir verdiyse; öteki arkadaşları yine en büyük iltifatı sen gördün, diye kıskanmışlar, haset etmişler.
Şimdi bu profesör; "Ben, ilkokulu Fransız mektebinde okudum. Hiç Türkçe konuşamazdım. Babam hakimdi, ortaokula başladığım zaman Anadolu'ya tayin oldu. Ortaokula gittiğim zaman beni yabancı, gâvur çocuğu sanırlardı. Fransızcam mükemmeldi. Türkçe konuşamazdım." diyor.
Fransız mektebinde okumuş bir çocuk; bak aile terbiyesi, görgüsü güzel olunca yine namazına niyazına nasıl devam ediyor! Papanın sarayında bile nasıl Allah'ın emirlerini tutuyor!
Çocuklarınızı yetiştirecekseniz böyle yetiştirin! Küçücük bir tazyik görünce, pantolonumun ütüsü bozulacak diye namazı bırakacak çocuk yetiştirmeyin!
"Kıl namazı!"
"Pantolonumun ütüsü bozulur, şimdi abdestim yok."
"Abdestli gez!"
Sudan bahaneler, çeşit çeşit şeyler.
Çocuklarınızı mü'min yetiştirin; dışı mü'min, içi münafık olmasın!
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
19.05.1985 -
Kim Ölürse, Cemaat,
11.03.1984 -
Nimetlere Şükür, Sabır,
