İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

19.05.1985 - Kim Ölürse, Cemaat, Dilenmek

19.05.1985 - Kim Ölürse, Cemaat, Dilenmek
Hadisler Deryası

19.05.1985 - Kim Ölürse, Cemaat, Dilenmek

07.07.2021
19 dk 32 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Men fâraka'r-rûhu cesedehû ve huve berî'un min selâsin dehale'l-cennete el-kibr ve'd-deyn ve'l-ğulûl.

Bu hadîs-i şerîf Neseî'de, İbn Mace'de, İbn Hibban'da, Müstedrek’de Tirmizî'de de Ahmed b. Hanbel'de de olan bir hadîs-i şerîf; Sevban radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki;

Men fâraka'r-rûhu cesedehû. "Her kimse ki onun ruhu cesedini terk eder, ölür..."

Nasıl? Ve huve berî'un min selâsin. "O üç şeyden berî bir halde, kendisinde bulunmadan ruhu cesedini terk ederse..."

Ne olur? Dehale'l-cennete. "Cennete girer."

Her kim ki üzerinde şu üç sıfat olmadan, bunlardan pak olarak, berî, uzak olarak ölürse, ruhu cesedini öyle bir haldeyken terk ederse o kimse cennete girer.

O üç şey nedir? el-Kibru. Kibir, kötü huyların en kötülerinden birisidir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki; "Kalbinde bir hardal tanesi kadar kibir olan cennete girmeyecek!" Sahâbe-i kirâm çok telaşlanmışlar.

İnsan kibirlenmeyecek. Kibir, kibriyâ Allah-u Teâlâ hazretlerine mahsustur. Müslüman mütevazı olacak; böbürlenip kibirlenip, burnunu havaya kaldırıp, sanki yeri topuklarıyla delecekmiş gibi çalımlı yürümek kâfirlerin, cebbarların işidir. Mü'mine tevazu yakışır, boynu bükük, halim selim olmak, mütevazı yürümek yakışır. Kibir olmayacak. İkincisi;

Ve'd-Deyn. "Üzerinde kul borcu." Kul borcu o borçların ödenmesine bağlı iş. Mahkeme-i kübrâ olacak. O alacaklı gelecek, o alacaklıya alacağı miktarı verilecek. Geride senin elinde ne kalacak belli değil! Belki elinde bir şey kalmadığı için cehenneme gideceksin. Belki senin sevaplarını azaltacak, belki tüketecek. Onun için borç da fena! İnsanın, mümkün olduğu kadar borçlanmamaya çalışması lazım. Mümkün oldukça borçlanmamaya çalışmalı. Ama mecburiyet olduğu zaman bir borcu ödemek maksadıyla almışsa ödemeye sây-u gayret etmelidir. Üçüncüsü;

Ve'l-gulul. "Umumî mânasıyla "hırsızlık" demek; hususî mânasıyla "ganimet malından çalmak" demek.

Mücahitler kâfirle cihat ettiler, bir yeri elde ettiler, gaziler arasında ganimet denilen şey tevzi edilirken hissesine ne düşerse onu alacak.  Bir ayakkabı bağcığını bile:

"Tamam ben buldum…"

Onu da getirecek, ortaya yığacak, gaziler arasında ganimetin taksim usulüne göre taksim edilecek. İşte bu hırsızlık, yani kul hakkı! Şunun bunun bir şeylerini almak veyahut gazi ise taksim edilmemiş ganimet malını almak olabiliyor.

Allah-u Teâlâ hazretleri kimsenin malını üzerimize geçirttirmesin, kimsenin hakkını yedirmesin. Allah-u Teâlâ helal kazanç nasip etsin, helal rızık nasip etsin. Bizi haramlardan müstağni eylesin. Fazl-u keremiyle haramlara el uzatmadan yaşamayı, iffetli, temiz, pak olmayı nasip eylesin.

Bir insan bir hata etmiş, bir hırsızlık, haksızlık yapmışsa olabilir, yapmıştır. Mirası ters taksim etmiştir, belli etmemiştir, cebine sokmuştur vs... İşte zararı tehlikesi. Götürsün aldığını sahibine versin, helallik dilesin; başka çaresi yok!

Allah-u Teâlâ hazretleri kul haklarının sahibine tesliminden gayri bir çare göstermemiş.

"Gidelim hac ederim, af olur…" Olmaz. Bu kafayla olmaz. Gideceksin sahibine teslim edeceksin, öyle olur.

"Hacda kul hakları da ödeniyormuş…" diye rivayetler var. Şöyle:

Sen ödemeye gayret ettin, sahibini, çoluk çocuğunu bulamadın, çırpınıyorsun, elinde bir imkân yok, o gibi şeyle olur. Yoksa insanın içinde malın sahibi biliniyorken, mal da elinde durup duruyorken "Tevbe yâ Rabbi, haccettim yâ Rabbi, hadi benim kul hakkımı da affet de o para benim yanımda kalsın..."

Mal yanına kalsın; öyle yağma yok, öyle şey yoktur! Kul hakkını iade edeceksin helalleşeceksin, af dileyeceksin. Ama ister kardeş olsun ister ana olsun ister evlat olsun; kimin hakkı geçmişse helalleşmeye çalışın. Âhirette ana evlattan kaçacak, kardeş kardeşten, karı kocadan kaçacak! Öyle tehlikeli, öyle zor, öyle bir sıkıntılı gün gelecek. O günün korkusundan şimdi ne yapmak gerekirse yap!

"Şimdi polis görmedi, elde delil yok, senet yok…" filan diye malın üstüne yatıyorsun ama âhirette çok pişman olursun. Aslında bu işte aldatılan kârlıdır, aldatan kendisine çok yazık ediyor.

Men fâraka'l-cemâ'ate fe huve fî'n-nâr 'alâ vechihî li-enne'llâhe te'âlâ yekûlu en men yucîbu'l-muttarra izâ de'âhu ve yekşifu's-sû'e ve yec'aluküm hulefâ'e'l-ard ve'l-hilâfetu mine'llâh fe in kâne hayran fe hüve yezhebu bihî ve in kâne şerren fe hüve yu'hazu bihî 'aleyke ente bi't-tâ'ati fîmâ en merake'llâhu te'âlâ.

Bu hadîs-i şerîf müslümanların cemiyet hayatıyla ilgili çok mühim bir esası bize bildirmektedir. Taberanî'den alınmış olan bu hadîs-i şerîfe göre Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;

Men fâraka'l-cemâ'ate fe hüve fî'n-nâr 'alâ vechihî. "Her kim ki cemaatten Müslümanların topluluğundan müfarakat eylerse, ayrılırsa koparsa; cemaatten dışarıya giderse, cemaatten ilgisini keserse o yüzü üstü cehenneme atılır."

Onun için dedelerimiz ehli-sünnet vel-cemaattenim, demiş. Sözlerin mânasına dikkat edin, hadisler bize nasıl canlandırıyor. Hadîs-i şerîfler aklımızda mevcut olan kelimelerin mânasına hayat veriyor.

"Ben ehli-sünnet vel-cemaattenim."

Ne demek anladın mı? Cemaattenim, Müslümanların umumi topluluğundanım, onlara tâbiyim, onlardan ayrı baş çekmiş, ayrı bayrak kaldırmış, isyan etmiş, kopmuş, kesilmiş, gitmiş başka yerde tek başına yaşayan, onların birliğinden dışarıya çıkan bir insan değilim, demek. Müslümanlar birlik beraberlik olacak.

"Kim ayrılırsa, kopar, ayrılır, kenara saparsa cehenneme doğru ayrılır. Cemaatten kopmak yok, Müslümanların topluluğundan kopmak yok. Çünkü Allah-u Teâlâ hazretleri buyurmuştur ki; 'O Allah değil midir; sıkışmış, başı dara gelmiş insana dua ettiği zaman duasına icabet eden, karşılık veren duasını kabul eden o Allah'tan gayrısı mıdır? Ve üzerinden şikâyet ettiği kötü hali alıp onu ferahlattıran Allah değil mi, Allah'tan gayrısı mi? Sizi yeryüzünde halifeler yapan Allah'tan gayrısı mı?'"

Biz yeryüzünde Allah'ın halifeleriyiz. Hilafet sözü çok geniş bir söz, Allah-u Teâlâ hazretleri yeryüzünü bize musahhar eyledi. Allah-u Teâlâ hazretleri yerdeki ve gökteki her şeyi bize verdi. Biz buraları Allah namına, Allah'ın emirlerine uygun olarak idare edeceğiz de Allah'ın ahkâmı câri olacak. Allah-u Teâlâ hazretleri bize; "İstifade edin şu meyvelerden; istifade edin şu otlardan, sebzelerden, sulardan, dağlardan, derelerden, koyunlardan, develerden, sığırlardan; etlerini yiyin, sütlerini için, yağlarından istifade edin…" diye hepsini bize helal etmiştir, musahhar kılmıştır. Bizim bunlara vekâletimiz, hilafetimiz vardır, elimizde hilafet beratımız vardır.

Allah-u Teâlâ hazretleri bizi yeryüzünde böyle yaratmıştır. Eğer biz bu hilafet vazifesini; Allah'ın bize verdiği bu imkânları, salahiyetleri, lütufları değerlendirirsek;

Fe in kâne hayran fe huve yezhebu bihî. "İnsan eğer hayır olarak yaparsa, yeryüzündeki imkânlarını salahiyetlerini hayır olarak kullanırsa âhirete o hayrı götürür."

Yezhebu, 'be' harfi ile müteaddi olmuş: "Âhirete yaptığı hayrı götürür, başka bir şey götürmez."

İnsan burada ne yapmışsa âhirete onu götürecek. Âhirette başka bir meta yok, insan bu dünyada yaptıklarını hazır bulacak. Hayır işlemişse hayır götürür, orada hayırlara erer.

Ve in kâne şerren fe huve yu'hazu bihî. "Eğer bu salahiyetleri kötüye kullanmışsa; zulmetmişse, haksızlık, hırsızlık, arsızlık etmişse onunla yakasına yapışılır, muaheze olunur."

"Gel bakalım, ben sana salahiyet verdim, yeryüzünde seni halife ettim. Sen bu yeryüzündeki halifeliğini nasıl kullandın?.." diye Allah-u Teâlâ hazretlerinin melekleri yakasına yapışır, bu sorgu sual kendisinden sorulur. Cevabını veremediği için cehenneme gider.

Aleyke ente bi't-tâ'ati fîmâ en merake'llâhu te'âlâ. "O halde itaati kendine şiar edin, Allah'ın emir tayin ettiği hususlarda itaat etmek boynuna borç olsun..."

Şimdi buranın izahı şöyle olabilir:

Bir; Allah seni bazı varlıkların üstüne emir tayin etmiş, kuvvetli güçlü kılmış, sen halife olarak onların sahibisin. Koyunların sahibisin, sürülerin, tarlaların sahibisin, Müslüman olduğun için kölelerin sahibisin, veyahut toprakların sahibisin vs.… O zaman bunu Allah'a itaat ederek yapacaksın. Salahiyeti o verdi, yeryüzündeki halifeliğini Allah'a itaat ederek yürüteceksin. Bir mâna bu.

İkinci mâna da Allah senin başına birisini halife tayin etmişse uymak! Çünkü Müslümanlar silsile-i merâtip üzere düzenlidir.

Biz camide nasıl namaz kılarız? Şimdi bizim halka olup oturduğumuza bakma. Biz camide Cenâb-ı Mevlâ'nın huzurunda namaz kılarken saf saf dururuz.

Niye? Efendimiz öyle emretmiş. En önde imamımız vardır, o konuşur; biz arkasından el pençe divan dururuz. O dua eder, o okur; biz arkasında ona tâbi olarak dururuz. Bir tanesini sözcü olarak, önümüze imam olarak almışız.

Namaz kılarken Müslümanların fotoğrafını çekseler muntazamdır, Hakk'ın divanında dizi dizi dizilmişlerdir. İslâm'ın sosyal hayatta böyle bir intizamı vardır. Başı bellidir, başkanı, bellidir, ayağı, tâbisi, metbusu bellidir. Şimdi burada senin başına Allah, "Şuna itaat et, şöyle yap!" diye birisini tayin etmişse ona itaat mânası da var. Sen kendin emir olduysan bu emirlik vazifeni güzel kullan mânası da var.

Müslümanların birliği nasıl olacak? Başlarında başkan, idareciler, ondan sonra ulu'l-emr, ondan sonra Müslümanların cemaati olacak. Bir insan bunlardan koptu mu, bunlara âsi oldu mu cehenneme gider.

Uli'l-emri minküm. Sizden mü'min, Allah'ın emirlerini icraya çalışan, Allah'ın yolunca yürüyen; Allah'a âsi olan değil, Allah'ın emirlerini tutan kimseye itaat!

Hocamızın bu kitabında önceki ciltlerde geçmişti, ben de size nakletmiştim ki;

Hakikatte ittiba Allah'adır. Biz kime itaat ediyoruz, kime uyuyoruz? Allah'a! Allah-u Teâlâ hazretlerinin elçisi olduğu için Hz. Peygamber'e itaat ediyoruz! Allah-u Teâlâ hazretlerinin kitabı olduğu için, emri olduğu için Kur'ân'a ittiba ediyoruz! Hepsi Allah'adır! Resûlullah'a ittiba Allah'a ittibadır! Kur'ân'a ittiba Allah'a ittibadır. Neticede oraya gider. Onun tayin ettiği kimselere de ittiba öyledir.

O halde esas itibari ile ittiba edilecek kimse Allah'ın emirlerini bilen kimse olacak; âyetleri, hadisleri bilecek, haramı, helali bilecek, Allah'ın rızası nerede, Allah'ın gazabı nerede, kullar ne yaparsa cennete giderler ne yaparlarsa cehenneme giderler, onu bilecek. Müslümanlar ona tâbi olacaklar ki cennete gitsinler. Cahile tâbi olmayacaklar ki cehenneme düşmesinler. Muhakeme tarzı bu kadar açıktır.

"Üç tane Müslüman yola gitse kendi arasında bir tanesini imam seçecek!"

Umulur ki, temenni edilir ki bütün Müslümanların birbirleriyle irtibatı olsun. Bu kâfirler böyle Müslüman ülkelerine saldırıp da her birini parçalamasın! Müslümanlığın birliğinden, beraberliğinden ödü patlasın! Ama Müslümanlar darmadağın dağılmışlardır.

Almanya'da bir kardeş söylüyor, diyor ki:

"Bizim durumumuz neye benzer hocam?" Bizim durumumuz düşman ülkesinde harp ederken dağılmış bir ordunun müfrezelerine benzer.

Bize askerlikte öğretmişlerdi. Her müfreze dağıldı ana ordudan koptu, bu harp hali, şimdi bir başına kaldı. Beş altı kişi bir araya geldi, ne olacak? Derhal bir tanesi, en yüksek rütbelisi komutan olacak; çavuş varsa çavuş, yüzbaşı varsa yüzbaşı, albay varsa albay; o komutan olacak ötekilerin hepsi onun emrinde, onu dinleyecekler. O ölürse ondan sonraki rütbe, ondan sonraki; nihayet ille bir tanesi yine reis olacak. İslâmî usul, çünkü tabiat bu. Başka türlü çare yok!

Turnaları bile görmüyor musun, göçmen kuşlar nasıl uçuyorlar? Başlarında gidenler var, sağda solda gözcüler var... Kuşlardan ibret almaz mısın?

Eğer bir askeri birlik daha büyük bir birliğe rastlarsa ne yapar? Onunla birleşir oradaki onun başkanının rütbesi daha yüksekse hepsi ona tâbi olur, biter. İşte bu tarz olacak.

Bana "Biz şu anda dağınık müfrezeler halindeyiz. Benim arkadaşlarımın imamı benim ama buyurun siz burada kalacaksanız size ittiba edeyim diyor."

Muhakeme tarzı hoşuma gitti.

Böylece Müslümanlar birbirleriyle ilgili, irtibatlı, muhabbetli, birlik beraberlik, dayanışma içinde olunca o zaman kâfirler İslâm ülkelerine saldıramaz, istismar edemez, harp edemez, yakamaz, yıkamaz, camileri yok edemez, Müslümanları silah zoruyla dininden döndüremez, mazlumları zulüm altında inletmez… Her şey intizama girer. Dağınıklıktan çok perişanlıklar oluyor, birlikten çok kuvvetler doğuyor. Müslümanlar birleştiği zaman imparatorluklar kurulmuş, ta nerelere kadar varmışlar. Birbirlerine düştükleri zaman da ne kadar acı durumlara düşmüşlerdir!

Onun için bu hadîs-i şerîf bir mühim kaideyi bize hatırlatıyor: Kim cemaatten ayrılırsa o cehennemdedir, yüzü üstü cehenneme atılır. Çünkü âyet-i kerîmede Allah-u Teâlâ hazretleri; "Duaları kabul eden, kötülükleri kaldıran ve sizi yeryüzünde halifeler yapan Allah'tan gayrı mıdır?" buyurdu.

"O halde hilafet Allah'tandır. Eğer bu hilafet hayır olarak kullanılırsa tatbik eden kimse o hayrı götürür. Şer olarak kullanırsa, o şerden dolayı yakasına yapışılır, sorgu suale uğrar, âhirette başı derde girer. O halde Allah'ın seni salahiyetli kıldığı hususlarda Allah'a itaat et. Kendinden mağfîkine de ittiba eyle, bir intizam içinde işler yürüsün!" buyurmuş Peygamber Efendimiz. Müslümanların her zaman böyle yapması icap eder.

Men feteha bâbe mes'eletin fetehallâhu lehu bâbe fakrın fid-dünyâ vel-âhireh ve men feteha bâbe atiyyetin ibtiğael li-vechillâhi a'tâhullâhu hayre'd-dünyâ vel-âhireh.

Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ın rivayet ettiğine göre Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;

Mes'ele: Arapça'da "dilenmek" mânasına da gelir. Türkçe'de "problem" mânasına geliyor. Başında bazı meseleler var, diyoruz. Arapça'da sual, "dilenmek" mânasına gelir, mes'ele de masdar-ı mim'i olarak "dilenmek" mânasına gelir.

İnsana geçinecek para lazım veyahut bazı varlıklar lazım. Kimisi alnının teriyle çalışır, kazandığıyla alır, takas eder bir şeyler yapar; geçimini sağlar. Kimisi de dileniyor; elini ayağını [kesiyor], avucunu açıyor, köşede, cami avlusunda, şurada dileniyor...

Men feteha bâbe mes'eletin fetehallâhu lehü bâbe fakrın "Her kim dilenme kapısını açarsa Allah da ona dünyada ve âhirette fakirlik kapısını açar."

Sen misin dilenmek, başkalarından bedavadan para almak suretiyle geçinme yolunu tercih eden, kurnazlık yapmaya çalışan? Ben de sana fakirlik kapısını açtım!

Ne demek? O adam fakir kalır. Hakikaten hayret edersin; cebi para dolu, fakirlikten kurtulamaz veyahut istediği kadar apartmanı olsun, fakir yaşayışına devam eder!

[Mehmed Zahid Kotku] Hocamız derdi ki; "İnsanın rızkı boğazından geçendir." Yemedikten sonra, giymedikten, haysiyetiyle yaşamadıktan sonra neye yarar?

Fakirun küllü zî-hırsın ganiyyün külli men yeknâ.

"Hırs sahibi herkes fakirdir, kanaatkâr herkes zengindir." Diyor şair.

Allah, fakiri fakir kılar, o kimse zenginlemez, fakir kalır. Fakir ölür ama sadece dünyada değil âhirette de fakir olur.

Âhiretin fakirliği nedir? Cehennemlik olmaktır. Sevaba muhtaç, terazinin başında sevabı yok, cehenneme gidecek. Cehennemlik olur. İstemek böyle kötüdür. Dünyada insanı ebedî fakir bıraktırır, âhirette de cehenneme düşmesine yol açar.

Ve men feteha bâbe atiyyetin ibtiğael li-vechillâh a'tâhullâhu hayre'd-dünyâ vel-âhireh. "Her kim ki bağış elini, bağış kapısını Allah rızasını kazanmak maksadıyla açarsa elini açıp cömertlik yaparsa Allah ona hem dünyanın hem âhiretin hayrını verir."

Dünyada da âhirette de hayırlara erer. Verdiğinden dolayı fakir düşmez, yine hayırlara nail olur. Âhirette de yüzü güler. Cömertlerin mekânı, makamı cennettir.

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri malımızın fazlasıyla hayrât-u hasenat yapıp âhiretin ecirlerini sevaplarını kazananlardan eylesin.

Fâtiha-i şerîfe mea'l-besmele.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA