İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

19.05.1985 - Peygamberimizin Sünnetine Uymak

19.05.1985 - Peygamberimizin Sünnetine Uymak
Hadisler Deryası

19.05.1985 - Peygamberimizin Sünnetine Uymak

28.01.2025
19 dk 29 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Men ğaşşe ümmetî fe aleyhi la'netullâhi ve'l-melâ'iketü ve'n-nâse ecma'în. Kâlû yâ resûlallâh ve mâ'l-ğaşş kâle en yebtedi'a lehüm bid'aten fe yü'melu bihâ.

Sadaka Resûlullâh fî mâ kâl ev kemâ kâl.

Dârekutnî'nin rivayet etmiş olduğu hadîs-i şerîf, Hz. Enes b. Mâlik radıyallahu anh'ten rivayet olunmuş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki;

Men ğaşşe ümmetî fe aleyhi la'netullâhi ve'l-melâ'iketi ve'n-nâsi ecma'în. "Her kim ki benim ümmetimi aldatırsa, şaşırtırsa, kandırırsa Allah'ın, meleklerin ve insanların cümlesinin lanetleri onun üzerine olur."

Allah'ın laneti; rahmetinden uzaklaştırmasıdır, Allah'ın rahmetinden uzak olur. Melekler lanet eder, insanlar lanet eder. Böylece o rahmet-i ilâhîden mahrum kalır. Bu ümmet-i Muhammed'i aldatmanın nasıl bir şey olduğunu sordular:

Kâlû yâ resûlallah ve ma'l-ğaşş?

Ğışş da ğaşş da olur.

"Yâ Resûlallah, bu aldatmak nedir?"

Dedi ki;

Kâle en yebtedi'a lehüm bid'aten fe yü'melu bihâ. "Onlara bir bidat-ı mezmume öğretir, bir ters usul çıkartır, sünnete uymayan yeni bir hal, tavır, yol açar; ümmet de oradan gider, o zaman o şahsın üzerine böyle lanetler yağar."

Ulemâmız demişlerdir ki insan bilirse kurtulur; Allah'ın rızasını, helalleri, haramları bilir, kurtulur. Kurtuluşun ilk şartı ilim! Kurtuluşun ikinci şartı ilmiyle amel etmek!

Biliyor; koleksiyon yapar gibi, kütüphanesine kitap toplar gibi zihninde bilgilerin hepsi var ama tatbik etmiyor. O zaman kıymeti yok. İlmiyle âmil olmadığı zaman çok büyük vebal içine düşüyor. Bilen kimse bildiğini tatbik etmediği zaman büyük veballerin altında kalıyor, kendisine çok büyük sorgu sual var. Bildiğini tatbik edecek, ilmiyle amel edecek.

İlim ve amel de fayda vermez yetmez; niyetinin güzel olması şart! Niyeti güzel olmadığı zaman ilim ve amel fayda etmez. Biliyor ve bildiğini de dış görünüşle yapıyor ama niyeti kötü, maksadı fena; o zaman da fayda etmez. Niyet temiz olacak. İlmi var, amel ediyor, niyeti de iyi; "Yine yetmez!" buyruluyor.

Abdullah b. Mes'ud radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş:

"Sünnete uymazsa yine yetmez!"

İyi niyetle yalan yanlış iş yaparsa, bid'at işler yaparsa yine kıymeti olmaz.

O halde bu dinin aslı esası, sapasağlam yolu sünnet-i seniyye olmuş oluyor. Onun için büyüklerimiz bize burada bir töre bırakmışlar ki hadîs-i şerîfleri okusunlar.

Kim Râmûzü'l-ehâdîs'i baştan sona bir hatmederse, bayağı bir hatırlı alim olur, diye eskiden beri böyle okunmuş. Ama hepsi Arapçayı bildikleri için izahlı okumazlarmış. Sakallı hoca, alimler otururlarmış hepsinin elinde kitap, Kur'ân-ı Kerîm mukabelesi gibi hafızalarına yerleşsin diye, hafızaları tazelensin diye Arapçasını okur, geçerlermiş. Hızlı hızlı okumak ve kısa bir tercümesini vermek sonradan olmuş.

Mesela Abdülaziz [Bekkine] Hocamız zamanında hemen sadece mealini verip geçmek şeklinde, dinleyenler not alırlarmış. [Mehmed Zahid Kotku] Hocamızın zamanında da sadece mealini vermek şeklinde, karşıdaki insanların zihninde, "Acaba şurası nasıl, bu işin bu tarafı nasıl?" diye bazı sorular bırakıyor. O soruları da cevaplandırmak gerektiğinden izahlı hale gelmiş.

Onun için biz şimdi bir mecliste bir oturduğumuzda ancak bir sayfa kadar okuyabiliyoruz. Ama eskiden hızlı okurlarmış, çabuk çabuk devredermiş. Çünkü insan bununla öğreniyor. Herkesin söylediği sözün doğruluğu eğriliği buradan ortaya çıkıyor.

"Efendim şu iş şöyle, bu iş böyle; ben onu yapmam, ben onu etmem…"

Bakıyorsun hadîs-i şerîfin terazisine koyuyorsun, tartıyorsun; beş para etmez. Adam hadise uygun şeyi yapmıyor veyahut hadise aykırı şey yapıyor; derhal ortaya çıkıyor.

Allah-u Teâlâ hazretleri bizi Peygamber Efendimiz'in yolundan ayırmasın. Sünnet-i seniyyesine ittiba edenlerden eylesin.

Büyüklerimiz ehli-sünnet ve'l-cemaat demişler, hem sünnet-i seniyyeye sarılmak hem de ümmet-i Muhammed'in cemaat-i kübrâsından ayrılmamış olmak, fırâk-ı dâlle, sağa sola sapmış olanlardan olmamak, cadde-i kübrâ-yı İslâmiyye'de yürümek! Hem sünnet-i seniyyeye sarılıp hem de cadde-i kübrâda yürümek, yan yollara, patikalara, eğri büğrü uçurumlu yerlere sapmamak… Çünkü düşer gider, helak olur.

En kısa yol bildiğin yoldur, diyorlar. Sonra ara sokaklara girersin kazılmış olur, kanal, hendek olur, gidemezsin; geri dönersin, dümdüz yoldan yürü, menzil-i maksuduna çarçabuk varırsın, ulaşırsın.

Cadde-i kübrâ: Onun için sırat-ı müstakîm denmiş; İslâm'ın dosdoğru gidişi yola benzetilmiş, teşbih edilmiş.

İhdina's-sırate'l-müstakîm.

"Yâ Rabbi! Bizi doğru yola hidayet eyle, eğri büğrü yola hidayet etme!" diye bunu günde kırk defa Allah-u Teâlâ hazretlerinden istiyoruz.

Sebilürreşad denmiş. Rüşd; olgunluk, hak, doğruluk, akıl, mantık yolu mânasına. Allah-u Teâlâ hazretleri bizi Peygamber Efendimiz'in bu güzel yolundan ayırmasın.

Demek ki bir insan bir bid'at çıkartırsa, başkaları da onu bir şey sanıp da peşine takılırsa takılanlar aldatılmış oluyorlar.

 

İzâ kâne'l-ğurâbû delîle kavmin

Le ye'tîhim ilâ'l-ardi'l-cihâfi.

Karga bir kavmin kılavuzu olursa nereye götürür?

Uçar uçar bir leşin başına konar çünkü tabiatı o, leşi yiyor. Bir kavmin lideri karga olursa onları cifelerin, leşlerin başına götürür.

Gelin peşime takılın, haydi bakalım yürüyün, diyor etrafına bir sürü kimse topluyor, götürüyor… Yahu Allah'ın emirleri nerde kaldı, Kur'ân-ı Kerîm, sünnet nerde kaldı?... Sen utanmaz mısın, korkmaz mısın? Korkmuyor, utanmıyor ama sonra başına yıldırımlar yağar o ayrı. Yağıyor, görüyoruz.

Ben benzetmekten, böyle yaşayan misaller vermekten çekiniyorum ama birisi varmış, arada buraya gelip gidermiş. Tabi acayip işler. Hocamız [Mehmed Zahid kotku] rahmetullahi aleyh hâli güzel olmadığı için "Gelmesin!" demiş. Sonra görmüşler; bir kolunda bir kadın bir kolunda bir kadın, sakal göbeğinde, üstünde beyaz elbiseler… Sakallı adam öyle kadınla kol kola girip gezer mi! Derken öyle görmüşler.

"Allah Allah, yahu bunun ilmi yoktur, hocalığı yoktur; nereden oldu?"

Kim bilir neler söylüyor, nasıl kandırıyor; etrafına bir sürü kişi toplamış. Ondan sonra da bir zaman geçmiş, filanca şehirden haberi geldi ki giyinmiş, kravat takmış, başına fötr şapka giymiş, sandalyeye çıkmış, kendisini asmış! Böyle bir başlangıcın böyle bir kötü sonu oluyor, ilâhî bir ceza oluyor.

Bu bize iki bakımdan ibretli:

Bir; bu gibi durumlara tevessül edenler ayaklarını denk alsınlar. Ayaklarını denk alsınlar ki böyle emirsiz, ruhsatsız, müsaadesiz iş olursa sonu buraya varır.

İki; onlara uyanlar ayaklarını denk alsınlar ki böyle yalan yanlış yerlere bağlandığı zaman kendisi de onlarla beraber gider, çünkü onlar yanlış şey öğretir.

Bizim arkadaşlarımızdan birisi anlatıyor:

"Bizim handa bir çocuk vardı; sakallı, herkesi İslâm'a çekmeye çalışır, kitap dağıtır, namaz kıldırmaya alıştırır, iyi, maşaallah dine hizmet ediyor, diye severdim. Bir zaman geldi, baktım; sakalı kesmiş."

'Niye kestin?'

“Sen anlamazsın.”

'Bir zaman geldi, namazı bıraktı. Niye bıraktın?'

“Sen anlamazsın…”

Bunun anlanmayacak bir tarafı kalmadı, ben hemen şıp diye anladım. Sen sakalı kesip namazı bıraktın mı şıp diye anlaşıldı, bunun bir şeyi kalmadı. Ölçü onlar; namaz ölçü, İslâm'ın emirleri ölçü! Sen onlara riayet etmedin mi bitti. Erbabı hemen şıp diye anlar.

Deri mütehassısı profesör uzaktan şöyle baktı:

"Tamam, şu hastalık, şu merhemi verin." dedi. Yüzündeki çıbanlarını görür görmez mahiyetini biliverdi. O ilacı sürüyor geçmiyor, bu ilacı sürüyor geçmiyordu, adam ona buna başvuruyordu. Ama profesör; "Aman, çok bulaşıcıdır, şu ilacı verin." dedi elini bile sürdürmedi, geçti. Erbabı bilir.

Onun için olur olmaz yollara sapmayın, dini kimden öğrendiğinize bakın! Her din namına söz söyleyen insanın o işe ehliyeti olup olmadığını, ilmi olup olmadığını araştırın. Söylediği sözlerin Kur'ân-ı Kerîm'e, hadise uyup uymadığını kontrol edin.

Dini elden gider, dünyası da âhireti de gider. Onun için bunlara yazık ama onları saptıranlara daha yazık. O ümmeti aldatanlara daha yazık.

Onun için Hocamız [Mehmed Zahid Kotku] rahmetullahi aleyh, Tasavvufî Ahlâk kitabında derdi ki: "Bunlar âhiret yolunun haramileridir!"

Dünya yolunun haramisi yolunu keser, "Ver paranı! Ver malını!" der. Yapsa insanı öldürür ama insan malını koruyacağım derken çarpışırsa ölse şehit olur, hadîs-i şerîf var. Ama âhiret yolunun haramisi insanın imanını sapıttırırsa; namazdan döndürürse, yanlış şeylere bağlarsa, zihnine fasit fikirler sokarsa…

"Bizim namazımız kılınmıştır. Namazın kazası var sohbetin kazası yok!.."

Sen bu herzeleri nerden çıkardın? Öyle şey olur mu? Allah-u Teâlâ hazretleri günde beş vakit namaz kılmayı bize buyurmuş. Bu zat, herif-i nâşerif; "Bizim namazımız şöyledir böyledir, ıvırdır zıvırdır…"

Ne söylese boş, Kur'ân'da apâşikar belli!

Otobüste birisiyle karşılaştık, baktım yalan yanlış şeyler söylüyor. Birisiyle münakaşa ediyorlar, ben de duydum. Dedim ki; "Sözünüzü istemeyerek duydum, benim de biraz ilgim var, münakaşanıza ben de katılabilir miyim?"

"Buyur katıl." dediler. Adam iddiacı; "Biz daha iyiyiz, daha iyi mü'miniz, siz kötüsünüz." diyor; bizim gibi olan insanlara çatıyor. Kendisi -hangi yolun yolcusu olduğunu söylemiyorum- bir başka yolun yolcusu, çatıyor. Yanına yavaşça sokuldum:

"Namaz kılar mısınız? Siz iyisiniz madem, namaz kılar mısınız?"

"Kılmayız." dedi.

"Doğru söyle de her söylediğin söze göre ben de cevap vereceğim. İçki içer misiniz?" dedim.

"İçeriz." dedi.

İçki içermiş, namaz kılmazmış filan. Bizim camilerimize tân ediyor:

"Sizin camilerinizde pabuç çalınıyor…"

Yahu pabucun çalınmasından biz sizden çok müştekiyiz. Bizim pabuçlarımız, çalınan pabuçlar bizim, sen cemaati ne suçluyorsun?

"Sizin camide pabuç çalınır." diyor.

Yahu hırsız geliyor çalıyor. Benim cemaatimin ne kusuru var? Siz iyi ahlâklı değilsiniz, demeye getiriyor. Biz iyi ahlâklıyız.

"Namaz kılar mısın?" Kılmaz.

"İçki içer misin?" İçer.

Fazla birkaç şey daha sordum ama onları söylemeyeceğim. Dedim ki:

"Peki bunları kimden öğrendiniz de böyle yapıyorsunuz? Niye namazı bıraktınız, niye içkiyi içiyorsunuz?"

"Bizim büyüklerimiz var bize öyle söylemişlerdir, bir bildiği vardır."

"Rûz-ı mahşerde o büyükler başa geçecek, onların o büyükleri onları tabur halinde cehenneme götürecek." dedim.

Yevme ned'û külle unâsin bi-imâmihim.

Her grup başkanıyla beraber gidecek; ehl-i cennet cennete, ehl-i cehennem cehenneme! Sen misin bunları aldatan? Hadi bakalım, aldattıklarını topla, haydi beraber cehenneme! Cehennemde birbirleriyle yaka paça, alt üst kavga edecekler.

"Sen olmasaydın biz sapıtmazdık!" Allah-u Teâlâ hazretleri;

İnne zâlike le hakkun tahhâsumu ehli'n-nâr.

"Ehl-i nârın birbirleriyle çekişmesi, kavgası, münakaşası muhakkaktır, böyle olacak!" buyuruyor.

Orada yaka paça birbirine gireceğine burada aklını başına toplasana! Ne güzel alâmet. Gizli olsa, "Ben de namaz kılarım." dese, "Ben de içki içmem, ben de Müslümanım, ben de şöyleyim böyleyim…" Eh dese birazcık saflığına veririz ama apaşikâr, emareleri varken niye aldanıyorsun?

Bir yere gittik sorduk:

"Nasıl, ne haber, ahalimiz beldeniz nasıl?"

"Hocam parça parça, bölük bölük."

"Ne bölükleri varmış?" dedim.

"Şu zümrenin özelliği neymiş?"

"Hocam bu zümre namaz kılmaz."

"Peki ne yapar?"

"Sabahleyin güneş doğarken güneşin doğduğu tarafa doğru döner, gözlerini kapatır, bir murakabeye dalar…"

Başına çalınsın murakabesi! Ondan sonra akşama kadar namaz yok. Akşam vakti güneş batarken güneşin battığı tarafa döner, saygılı bir tavır takınır, gözünü kapatır, murakabeye dalar. Yine başına çalınsın! Kıymeti yok ki!

Sen güneşe mi tapıyorsun Allah'a mı tapıyorsun? Sen ateşperestlerin zamanından mı kaldın, güneşe tapanların zamanından, aya tapanların zamanından mı kaldın, Mecusi misin nesin? Bir de bizi beğenmiyor!

Müslümanın en ednâsı, imanı sağlam insan; ötekilerin âlâsının, âlâsının âlâsındadır çünkü imanı vardır. O iman öyle bir cevherdir ki… Cennetleri para ile ödeyebilir misin, satın alabilir misin? Alamazsın. O iman ile cennet alınıyor.

Semenü'l-cenneti lâ ilâhe illallah.

"Lâ ilâhe illallah sözü cennetin bahasıdır."

O baha var, cennetin parası kalbine depo edilmiş. Hadi kasayı çal bakalım, aç da içinden çal. Hele bir alabilse; cennetin bedeli dünyalar alır, yerleri gökleri alır.

Onun için kalbinde iman olan insan; fasih, bozuk akîdeli insanla kıyas filan edilmez.

"Efendim bu kusurlu, eksikli." Olsun, eksiğiyle kusuruyla, en döküntü haliyle ötekisinden kat kat üstündür!

Belki makbul ola noksan-ı amel

Olmasın lakin akîdende halel.

Azcık ibadet edersin, sade sade kulluk edersin; makbul olur. Ama akidende bozukluk olursa olmaz.

"Acaba Allah bir mi iki mi üç mü?!.." Hâşâ sümme hâşâ! Veyahut:

"Acaba Kur'ân-ı Kerîm'i Peygamber Efendimiz'in kendisi mi söyledi?" İmanı gider veyahut olmadık fâsit fikirler…

"Hocam, çok korkuttun bizi, peki ne yapacağız?" Kur'ân-ı Kerîm Allah 'ın kitabı, ona sımsıkı sarılın! Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem "Kur'an'a sarılan sapıtmaz!" diyor.

Lem tadillû ba'dehû ebeden. "Asla sapıtmazsınız!" diyor.

Kur'ân-ı Kerîm'e sımsıkı sarıl, Kur'ân-ı Kerîm'i baştan aşağıya oku bakalım:

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Er-Rahmânir-rahîm. Mâliki yevmid-dîn... Elif lâm mîm. Zâlike'l-kitâbu lâ raybe fîh…

Kur'ân-ı Kerîm'in daha üçüncü sayfasında başlıyor: Bir insan grubu vardır ki kâfirdir, ne yapsan inanmaz. Bir insan grubu vardır ki münafıktır, senin yüzüne güler, şöyle yapar böyle yapar. Demek ki başında bilmen lazım ki sana başında münafığı tarif ediyor!

Sen Allah'ın kitabını okusan Allah sana bir nur verir, Allah'ın nuruyla bakarsın görürsün, münafıklığını görürsün!

Bir mecusi gelmiş:

İttekû firâsete'l-mu'mini fe innehu yenzuru bi nûrillâh.

"Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri kürsüde vaaz ederken; 'Mü'minin ferasetinden korkun çünkü o Allah'ın nuruyla bakar.' Sözünün mânası nedir?" diye sormuş. Camiye gelen insan, başkası mü'min sanır. O mübarek bakmış, demiş ki:

"İmana gelme sıran şimdi tamam oldu, imana gel." demiş.

Adam gayrimüslimmiş, ilk önce onun gayrimüslim olduğunu bilmiş. Bir de "Bak mü'minin feraseti böyledir." demiş oluyor. "Mü'minin feraseti Allah'ın nuruyla bakar." dedi ya o Müslümanların arasında sarığıyla, cübbesiyle Müslüman kıyafetiyle oturmuş. Onun Müslüman olmadığını, kâfir, Mecusi olduğunu bir insan anlarsa nasıl bakıyor demektir? Ferasetle, Allah'ın nuruyla bakıyor da onun kâfir olduğunu görüyor demektir. Ona keramet gösterivermiş.

"Kelime-i şehadet getir artık Müslüman olma zamanın geldi, oyalanma!" demiş. O da kendisinin gayrimüslim olduğunu anlayıverdi; parmağını kaldırmış, hem de hadisin de izahı yapılmış.

"Mü'minin ferasetinden kork çünkü Allah'ın nuruyla bakar." Allah'ın nuruyla bakmış, onun kâfir olduğunu anlayıvermiş, iş bitmiş.

Onun için Allah-u Teâlâ hazretlerinin kitabını okuyalım. Allah-u Teâlâ hazretleri bize nur verir.

Yec'allekum furkânen.

Hayrı şerri ayırma kabiliyeti verir. Kur'ân okumazsın, hadis okumazsın; o zaman şaşırırsın!

Kayserililer, "Boyayıp da satıyor." derler. Boyarlar, insanı öyle aldatırlar.

Allah-u Teâlâ hazretleri aldananlardan, şaşıranlardan, yanlış yollara sapanlardan eylemesin. Şaşıranları da hak yola hidayet eylesin.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA