İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

13.07.1986 - Kıyafetin Ölçüsü, Duaların Tesiri

13.07.1986 - Kıyafetin Ölçüsü, Duaların Tesiri
Hadisler Deryası

13.07.1986 - Kıyafetin Ölçüsü, Duaların Tesiri

09.12.2019
21 dk 10 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Lâ be'se bi-isbâli'l-izâri ilâ nısfi's-sâki evi'l-ka'beyni fe-innehû kâne fî men kableküm raculün harece ve aleyhi bürdâni yetebahteru fîhimâ fe-nezara'llâhu ileyhi min fevki arşihî fe-makatehû ve emere'l-arda fe-ehazethu fe-hüve yetecelcelü fîhâ beyne'l-aradîne fahzerû vekâyia'llâhi azze ve celle.

Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.

Giyimle ilgili ama o giyimdeki zevkin, seçmenin, yapılan işin de bir zihniyete dayanması dolayısıyla bir ahlâk ve zihniyetle de ilgili oluyor.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Cabir b. Süleym radıyallahu anh'ten rivayet edildiğine göre buyurmuş ki;

Lâ be'se bi-isbâli'l-izâri ilâ nısfi's-sâki evi'l-ka'beyni. "İzar denilen, belden aşağısını korumak için giyilen kıyafetin, -üst tarafa kamîs deniliyor, alt tarafa izar deniliyor- alt tarafına ait kısmın baldırın yarısına kadar yahut topuklara kadar uzatılmasında beis yoktur."

Dizden aşağı olacak; baldırın yarısına kadar, topuklara kadar olabilir, bir beis yoktur.

Buraya kadar müsaade etmesi, "Bunda beis yoktur, mahsur yoktur, böyle olabilir." demesi başka bir hadîs-i şerîfte izarın çok uzun olup da adam yürürken arkasından sürüklenerek gelmesinin yasak edilmiş olmasından. Çünkü onlar "Ne kıymeti var canım giydiğim kumaşın, varsın yerlerde sürünsün!" diye uzun yapıp tekebbürlerinden, kibirliliklerinden, şatafatlılıklarından, ucublarından, kendini beğenmişliklerinden dolayı uzun yaparlardı, arkadan sürünür giderdi.

Hatta belki resimlerde gördünüz, belki film seyrettiyseniz filmlerde karşılaşmışsınızdır, televizyonlarda karşınıza çıkmıştır; -Allah kurtarsın.- Lüzumsuz bir şey.

İslâm mantık dini. Burası seni örtüyor. Üşüyorsan ısınmana sebep oluyor, avretini kapatmaya vesile oluyor. Tamam, bu lazım. Buradan ötesi ne? Hadi söyle bakalım, buradan ötesi ne?

Buradan ötesi mantıksız, saçma.

İşte o saçmalığa İslâm razı gelmiyor ve onu yapmaya razı gelip de o işe devam eden insanlar onu kibirlerinden yaptıklarından, "O sürünen kısmı cehennemdedir." buyurmuş Peygamber Efendimiz. "Onu uzatmayın" diye tavsiyesi var.

Burada alt kıyafetin baldıra kadar, dizden aşağıdaki kısma -ayağın etli kısmına baldır diyoruz ya- onun yarısına kadar inebileceği veya ayağın iki tarafındaki şiş yuvarlak kemikler vardır, ka'beyn deniliyor, onlara veya topukların yanına kadar gelebilir. Aşağı gitmeyecek veya sürünmeyecek.

Bir ara bizim memlekette İspanyol pantolon modası çıktı. Allah Allah, yarısı bacağında adamın, yarısı yerde sürünüyor.

Sen yüznumaraya girersin... Diyelim yüznumaraya girmiyorsun, sokakta yürürsün ama sokakta her türlü pislik var. Bu tozun toprağın içinde orayı sürür gidersin...

Biraz yukarıdan yapsana.

"Modası bozulur."

Bir kere orası sürüne sürüne eskiyecek; hadi o pantolonu at, yenisini al.

Ne lüzumu var?

Yukarı tarafta olsun.

"O zaman beğenmezler, çocuklara giydiremezsin."

17-18-20 yaşında oldu mu;

"Olmaz, giymem!"

Zorlarsan ağlar. Kızlara zorlasan; "Bunu giy evladım." Ağlar.

Ya ne ağlıyorsun?

Adam keyfi nasıl isterse, kadın keyfi nasıl isterse öyle giyiniyor. İster "balıkçı pantolonu" diyor baldırının yarısında, ister "şort" diyor dizinin iki karış yukarısında, ister "şalvar" diyor bol giyiyor, ister "kot pantolon" diyor dar giyiyor, ister öyle yapıyor, ister böyle yapıyor...

Sen niye giyiminde İslâmî düşünceni yaşamıyorsun?

Bizim işimiz, Allah'ın rızasını kazanmak. Her şeyimizde İslâmî akıl, şuur, mantık hâkim olacak. Mantıksız iş yapmayalım.

Kumaşın burası fazla, perdenin şurası fazla. Anlatamıyoruz; ya buna lüzum yok!

"Tavandan olsun perde." Ya lüzum yok!

Ne olur camın üst tarafından olsa? Üst tarafı fazla, alt tarafı fazla... Camın biraz üstünden biraz altından olsun, biraz yanından çıksın. İçerisini kapatsın. O kadar, yok tavandan tavana, duvardan duvara, kenardan kenara... Bunun parasına hiç kimsenin kesesi dayanmıyor.

Hadi o moda gidiyor, öteki moda geliyor. Öteki moda gidiyor, beriki moda geliyor.

Evimizdeki eşyalara, benimki dahil, baktığımız zaman çoğunun doğru dürüst bir işe yarar tarafını göremezsiniz. Biblolar, tablolar, nerede bir düz yer varsa oraya konulmuş eşyalar... Şimdi tavanlara asılma, kenardan sarkıtılma, süslenme, sallanma, adını unuttum makrome vesaire...

Her şey mantığa hizmet edecek ve İslâmî mantığa hizmet edecek.

Şimdiye kadar yapmışız, eksiğimiz kusurumuz var. İnsan hatasını kusurunu anladığı zaman, oradan dönüş yaptığı zaman, Allah dönüş yapan tevbe eden kulunu sever. Mantıksızlıkları bir tarafa bırakalım.

Giyimde de öyle. Giyimde de lüzumsuz şey olmasın. Peygamber Efendimiz bunun topuktan aşağısını istemiyor.

Neden? Çamur olur, pis olur, kirlenir, lüzumsuz, sürtüne sürtüne yırtılır. İslâm mantık dinidir.

Ama moda gelinceye kadar yapmıyoruz, moda geldi mi yapıyoruz. Eğer şalvar modası gelmeseydi ne kızlarımıza ne erkek delikanlılarımıza şalvar tipi pantolonu giydiremezdiniz, mümkün değil. Döverdiniz söverdiniz yine giydiremezdiniz. Ama Avrupalılar baktılar ki şalvar rahat oluyor, güzel oluyor, "İyi, böyle yapalım." dediler; o zaman bizimkiler onu taklit ediyor.

Bizim gerçekten mantıkî olmak için bir davranma yapmamıza, bir değişme yapmamıza ihtiyaç var. Bizim de kıyafetlerimizde farkına varmadığımız çok acayiplikler vardır. Pantolonlarımız, bir kere iki elinle tutup çekmeden secdeye bile varamazsın, dar. Fazla zorlasan terli olduğundan da yapıştığı için dizi 'cart' diye yırtılır. Bir yerinden patlar. Ara tarafı [patlar]. Bunu bu kadar dar yapacağına bol yapsana... Her tarafı meydana çıkıyor.

Değiştirmemiz lazım.

Sonra, gömlek giyiyoruz, karedyen giyiyoruz... Bunu biraz daha uzun yap, her tarafın dize kadar korunsun. Astarsız yap, yazlık, hafif olsun ama biraz daha uzun olsun

Ben sıcak bir yerden geldim. Gömleğim sucuk gibi oluyor. Oraya hazırlıksız gittim, tam hazırlanamadım. Bu pantolon orada, sıcak yerde olmuyor. Bu gömlek olmuyor. Yakasız ama yine olmuyor. Düğmeli gömlek olmuyor.

Nasıl olacak? Cübbe kolu gibi bol olmalı, düğmesiz olmalı ki, kış günü değil yaz günü, eli rahat hareket etsin.

Bunları düşünüp kendimiz terzimize, tanıdığımız konfeksiyoncuya söyleyelim;

"Ya hacı ağabey, şu tipten bir şey yap be..."

Böyle tavşan kulağı gibi kıvrılmış şeye lüzum yok. Böyle buradan bileğimi sıkacak, beni terleten şeye lüzum yok. Böyle göbeğimi ortasından iki kat yapan [şeye] lüzum yok. Göbeği bir üstten fışkırıyor, bir alttan fışkırıyor.

Neden? Pantolonun modası dar, onu öyle giyiyor. Kemeri sıkı, alttan üstten patates gibi yamru yumru oluyor.

Her şeyimize dikkat edelim. Orası görünmesin.

Pardösümsü bir şey giyse, dizine kadar; oh bol olsun, rahat olsun, fildir fildir ese ese rahat gezer. Pantolonu da serbest olur. Ayakkabısı da...

Erkekler, lüzumsuz yerde çorap giyiyoruz. Kışlık çorap giyiyoruz. Bakıyorum arkadaşlara namaz kılarken, çorabı kalın, kışlık çorap. Erkekler dişini sıkıyor bunu yapıyor, kadınlar yazlık çorap bile giymiyor! Acayip acayip işler... Erkeklerin tesettürü kızlardan fazla. Maşâallah. Allah nazardan saklasın.

Ama her şeyimize dikkat edelim.

Neden "İzar, çok uzun olmasın; baldıra kadar, topuğa kadar olur da daha fazla olmasın." demiş Peygamber Efendimiz, hadîs-i şerîfin arkasından izah buyurmuş, diyor ki;

Fe-innehû kâne fî men kableküm raculün. "Sizden evvelkilerde bir adam vardı."

Eski bir hadiseyi anlatıyor. Efendimiz bazen "Bir adam vardı..." derken adıyla sanıyla kavmiyle bilir ama nezaketinden söylemeden umumî anlatır.

"Bir adam vardı..."

Harece. "Evinden çıktı."

Ve aleyhi bürdâni yetebahteru fîhimâ. "Üzerinde iki tane hırkası vardı ama yürürken kibirli kibirli yürüyordu."

O hırkalar güzel herhalde, şatafatlı bir şeyler ki onlarla kibirli kibirli, çalımlı çalımlı yürüyordu. O giyiminden dolayı gururlanarak yürüyordu.

Fe-nezara'llâhu ileyhi. "Allah-u Teâlâ hazretleri ona baktı, nazar etti." Min fevki arşihî. " Arşının üstünden Allah-u Teâlâ hazretleri o kibirle yürüyen, elbisesinin güzelliğinden dolayı çalımlı yürüyen o herife baktı." Fe-makatehû. "Ve ona kızdı, gazap etti."

"Bu ne kibir böyle?!" diye gazap etti.

Ve emere'l-arda. "Yeryüzüne, toprağa emretti." Fe-ehazethu. "Yer onu içine aldı, tuttu." Adam yere battı.

Fe-hüve yetecelcelü fîhâ beyne'l-aradîne. "O toprağın içinde şimdi hâlâ çırpınır durur."

O adam hâlâ toprağın içinde... "Hâlâ" yok da çırpınıyor, çırpınır bir halde... Toprak onu içine aldı, o çırpına çırpına toprağın içine gitti. Belki hâlâ çırpınıyordur, belki o zamanki çırpınışını anlatan bir ifade bu...

Fahzerû vekâyia'llâhi azze ve celle. "Aziz ve celil olan Allah-u Teâlâ hazretlerinin öyle başınıza getireceği vukuata dikkat edin, korkun!"

"Başınıza bir bela göndermesinden korkun. Giyiminizden dolayı kibre, çalıma düşmeyin. Giyiminize dikkat edin!" demiş oluyor.

Giyimindeki kibirden dolayı çalım yapmanın aleyhinde, kibirlenmemenin öğütlenmesi sadedinde bir emir ile karşılaştık. Hülâsası, bugün için düşüneceğimiz husus; biz bugün giyimimize dikkat edelim.

Bir kere giyimimizde fayda esas olsun. İşe yarasın.

Fayda nedir?

Giyimin bir faydası, bir insanın görünmemesi gereken yerlerini kapatmasıdır. Bir de soğuktan sıcaktan korumasıdır.

Şimdi kapatılacak yerleri kapatılmıyor, her tarafı meydanda. Bol bir kıyafet olacak, vücudun hatlarının saklanmasını sağlayacak. Bolca olacak. Uzuvları, iç dış uzuvları belli olmayacak. Kıyafette ölçünün birisi bu. Onun için daracık giyen, her tarafı meydana çıkan tarzda giyenler ister erkek olsun ister kadın olsun, bu dar giyimi bıraksınlar. Yaz gününde darlık zaten insanı daha da beter terletir. O bakımdan da uygun değil.

İkincisi; giyimde alıma, çalıma, kibre, kendini beğenmişliğe yönelik değil de mütevâzıâne, sadece giyinmeyi kadınlar ve erkekler prensip edinsin. Erkekler umumiyetle [böyle] yaparlar da kadınlarda bu giyim büyük bir meseledir. İlle şu cinsten olacak, şöyle olacak... İlle bu kadar süslenecek, boncuklar pullar, bilmem neler bilmem neler... Tabii hani nişan düğün kıyafetleri neyse ne de mümkün olduğu kadar sade daha çok yakışıyor.

Ben erkekler namına benim şu vaazımı dinleyen kadınlara garanti veriyorum:

Emin olun, sade bembeyazcık bir namaz başörtüsü şu falanca meşhur firmadan bilmem kaç bin liraya alınmış ipekli başörtüden Müslüman kadına daha çok yakışıyor. Emin ol, daha çok yakışıyor. Kadınlar emin olsunlar, bilsinler ki daha güzel oluyor. Hiç şek şüphe yok. İslâmî rahat bir kıyafet...

Şu bizim kızlarımızın hepsine hayran oluyorum, Allah kendilerinden razı olsun. Bol mantoları giyiyorlar, başlarını örtüyorlar, başörtüleri omuzlarına dökülüyor, boyunları belli değil, vücutlarının hatları örtülü, belli değil... Ne güzel, çok yakışıyor. Fevkalâde güzel oluyor.

Beğendirmek istiyorlarsa insanlar Allah'a beğendirmeye çalışsınlar, bir. İkincisi, kendi yollarında dosdoğru yürüsünler. Onu bunu taklit etmeye lüzum yok. Arslan gibi şahsiyetli şahsiyetli herkes kendi yolunda yürüsün. "Biz Müslümanlar böyle giyiniriz işte. Bizim yaz kıyafetimiz budur, kış kıyafetimiz budur!" diyebilelim.

Muhterem kardeşlerim! Biraz bu işlerle meşgul olan bir kimse olarak âcizane tavsiye ederim;

Naylonlu sentetik malzemeyi az kullanın veya mümkünse kullanmayın. Bu sentetik malzeme insanı çok terletiyor. Vücut hava almıyor. Sade bir pamuklu kumaş, bir yünlü kumaş, has bir köylünün sade kumaşı, Denizli'nin bilmem ne pamuklusu, Antalya'nın bilmem ne pamuklusu daha sıhhîdir. Şile'nin sırf pamuktan yapılmış katıksız pamuk bezi çok daha sıhhîdir. O hâlis malzemeye, hâlis pamuğa, hâlis yüne rağbet edin. Sentetik malzemenin çeşitli alerjiler yaptığını, çeşitli rahatsızlıklar yaptığını ben biliyorum, size söylüyorum, bilmeyenler varsa... Onların ütü tutmasına, güzel görünmesine, renginin parlak olmasına aldırmayın, sıhhatinize bakın. Yarın öbür gün sırf giyimden dolayı...

Mesela naylon çorap çıktı, ondan sonra ayak arası kaşıntıları Türkiye çapında yayıldı.

Neden?

Naylon çorap ayaklara hava aldırmıyor, ayakların arasındaki rutubete, mantarların mikropların yerleşmesine davetiye çıkartıyor. Gelin buraya yerleşin, tam vıcık vıcık size uygun bir yerdir burası diye bütün Müslümanların ayakları hasta. Naylon giyen herkesin ayağı hasta.

Neden? Malzeme doğru değil.

O malzemeyi kullanmamak lazım. Gidip köyden hâlis yünden yapılmış köylü yün kumaşını almak ayağa daha sıhhatli. Giyimlerinizde, ayakkabınızda, diğer eşyanızda tabiî malzemeden yapılmış olmasına çok itina ediniz. Sunî deriler, sunî iplikler, naylonlar, perlonlar vesaireler, bunlar çok zararlı şeyler.

Bunları öğrendik ama bazısı hâlâ kullanmaya devam ediyor. Çok zararları var. Kullanmayın.

Demek ki mütevazı giyineceğiz, dikkatli giyineceğiz, şahsiyetli giyineceğiz, İslâm'a yakışır tarzda giyineceğiz. Bize ceket bile kısa geliyor. Gömlek kısa geliyor. İnşaallah üst kıyafetlerimizi tek hafif bir kıyafet de olsa dizimize kadar uzun yaparsak rahat ederiz. Pardösüye benzer uzunlukta olursa rahat ederiz. Öyle bir moda çıkartalım. Bir de İslâm modası görsünler...

Lâ be'se bi-ta'lîki't-ta'vîzi mine'l-Kur'âni kable nüzûli'l-belâi ve ba'de nüzûli'l-belâ.

Hz. Âişe validemizden Peygamber Efendimiz' in bir hadîs-i şerîfi. Diyor ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri:

"Yazılı bir maddeyi asmakta, insanın vücuduna takmasında, belanın başa gelmesinden sonra veya gelmesinden evvel takmakta bir beis yoktur."

Mâlum, Kur'ân-ı Kerîm'den bazı ayetler yazılır, onlar katlanır, güzelce ıslanmasın bozulmasın diye de bezle kaplanır, dikerler, asılır. İç çamaşırına çengelli iğneyle tutturulur. Böyle şeylerin asılmasında, başa bela gelmesin diye koruma mahiyetinde, geldikten sonra da o geçsin diye, o bela defolsun gitsin diye Kur'an ayetlerinden bir şey yazmakta bir beis yoktur, buyurmuş Peygamber Efendimiz.

Neden? Kur'ân-ı Kerîm'e sevgi ve saygı ifade ediyor. Allah'ın kelâmının hassaları özellikleri olduğundan dolayı onun asılmasında gerçekten bir fayda var, onun için asılabilir.

Nasıl fayda var? Olur mu, buraya bir ayet asacaksın, şuradaki hastalığın buradaki belan geçecek.

Hastalığı, belayı veren Allah olduğu için Allah-u Teâlâ hazretleri onu oradan geçirtiyor.

Peygamber Efendimiz' in zamanında bunun böyle olduğunu gösteren delillerden bir tanesi, ilgisiz gibi görünen şeylerin tesiri olduğuna bir hadîs-i şerîften delil:

Sahabe-i kiramdan, Allah hepsinden razı olsun, radıyallahu anhüm ecmaîn, bir grup sefere gittiler. Çölde gittiler, acıktılar, susadılar, yoruldular. Bir yere geldiler, orada bitkin bir vaha gördüler, birkaç tane bedevi evi gördüler. Bir kabile demek ki orada duruyor. Yanaştılar yanına, su istediler, yiyecek istediler. Yolcular ya; bakkal yok, kasap yok, ne yapsınlar, şimdiki gibi şartlar gelişmiş değil. Onlar vermediler. Bu mübarekler de köyün dışında kum tepelerine kıvrıldılar, aç susuz bîtap uzandılar.

Geceleyin köyün içinden bir kıyamet, bir gürültü, bir bağırtı, bir çığlık... Bedevi köyünün içinden bir kıyamet... Bunlar kalktı, "Ne oldu?" diye sordular. Dedi ki:

"Zehirli yılan bizim kabile reisini ısırdı. Şişmeye başladı, ölecek. İçinizde bunu tedavi edecek kimse var mı?"

Oradan bir cariye geldi, bunlara soruyor:

"İçinizde bunu tedavi edecek bir kimse var mı?"

Sahabeden bir zât dedi ki:

"Ben tedavi etmesini biliyorum."

Kabile reisinin yanına gitti. Biraz sonra kabile reisinin rahatsızlığı geçti. Yılan, zehirli yılan. Isırmış, şişmeye başlamış, adam ölecek fakat rahatsızlığı geçti.

Tabii o kabile ahalisi çok sevindiler. Onlara bilmem ne kadar koyun verdiler, süt de içirdiler, su da verdiler, izzet de ettiler, ikram da verdiler, koyunları da verdiler. Ama o şahıs dedi ki:

"Bunlara hiç dokunmayın. Resûlullah'a sormadan bunlara dokundurtmam."

Koyunları aldılar, seyahatten dönüşte Peygamber Efendimiz' in yanına vardılar. Dediler ki:

"Yâ Resûlallah, böyle böyle hadise oldu. Ben hastanın yanına gittim. Hastaya Fatiha okudum, zehrin tesiri geçti."

Fatiha okuyorsun, senin de bildiğin benim de bildiğim küçük çocukların da bildiği Fatiha sûresi. Onu okumuş, zehrin tesiri geçmiş.

Fatiha’nın ve Kur'ân-ı Kerîm'in böyle şifa, belaları defetme, gelecek belaları önleme hassası vardır. Onun için "Onları yazmakta beis yoktur." diye Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerîfinde buyurmuş.

Ama tabii her şeyin ölçüsü hududu var. Kimisi bu işi meslek ediniyor, para almak için yapıyor. Ondan sonra gayrimeşru şekiller oluyor. "Aç bakalım göğsünü, oraya şunu yazacağım bunu yazacağım..." Bu artık yasak, günah tarafına giriyor. Normal olan tarafı, o yazılan ayetin oraya asılmasında şer'an mahsuru olmadığını Efendimiz burada bildirmiş oluyor.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA