07.03.1993 - Hadis-i Şerifin Sahihliği, Kıyamet Alametleri

07.03.1993 - Hadis-i Şerifin Sahihliği, Kıyamet Alametleri
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidi’l evvelîne ve’l âhirîn. Muhammedini’l Mustafa ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi’d-dîn.
Emmâ ba'd:
Fe yâ eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İzâ semi'tümü'l hadîse annî ta'rifühû kulûbüküm ve telînü lehû eş'ârüküm ve ebşârüküm ve teravne ennehû minküm karîbun fe ene evlâküm bihî ve izâ semi'tümü'l hadîse annî tünkiruhû kulûbüküm ve tenfiru minhü eş'ârüküm ve ebşârüküm ve teravne ennehû baîdün minküm fe ene eb'adüküm minhü.
Sadaka Resûlullâh fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Allah-u Teâlâ hazretlerinin rahmeti, bereketi, ihsanı, ikramı dünyada ve ahirette üzerinize olsun. Allah-u Teâlâ hazretleri lütfuyla keremiyle cümlenizi iki cihan saadetine nail eylesin. Cennetiyle, cemaliyle cümlenizi müşerref eylesin.
Bu hadis-i şerifi Ahmed b. Hanbel hazretleri ve diğer kaynaklar rivayet etmişler. Mealini verelim.
Peygamber sallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki:
İzâ semi'tümü'l hadîse annî. "Benden bir söz, bir hadis işittiğiniz zaman." Ta'rifühû kulûbüküm ve telînü lehû eş'ârüküm ve ebşârüküm. "Kalbiniz onu hoş karşıladı, iyi gördü, bildi, beğendiyse ve o hadis-i şerifin mânasından, tüyleriniz, derileriniz yumuşadıysa içinize bir yumuşaklık yayıldıysa." Ve teravne ennehû minküm garîbün. "Ve mânası size yakın geldiyse, sevdiyseniz." Fe-ene evlâküm bihî. "Ben bu hadise sizin en uygun olanınız, en layık olanınızım."
"Evet, râvî bu hadis-i şerifi doğru söylemiştir, bendendir, ben söylemişimdir, tamamdır.
Ve izâ semi'tümü'l hadîse annî. "Aksine benden size bir şeyler rivayet ettiler. 'Peygamberimiz şöyle söyledi, böyle söyledi.' gibi bir şeyler naklettiler." Tünkiruhû kulûbüküm. "Kalbiniz onu inkâr ediyor, istemiyor, sevmiyor. O mâna gönlünüzün hoşuna gitmiyor." Ve tenfirû minhü eş'ârüküm ve ebşârüküm. "Tüyleriniz veya ciltleriniz ondan ikrah duyuyor, sevmiyor." Ve teravne ennehû minküm baîdün. "Ve bunu sizden uzak görüyorsanız." Fe-ene eb'adüküm minhü. "Ben o hadisten sizin en uzağınızım; yani ben onu söylememişimdir."
Ahmed b. Hanbel, İbn Saad Ebû Useyb ve Ümeyye'den rivayet etmiş.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz; peygamberlik vazifesini yapmaya başlayınca etrafındaki sahabe-i kiram; ona karşı bağlılıkları, sevgileri dolayısıyla sözlerini can kulağı ile dinlediler ve hafızalarına tam almak ve tam nakletmek için çok dikkat etiler. Pür-dikkat dinlediler. Hatta öyle anlatılıyor ki:
"Biz Resûlullah'ı dinlerken sanki başımızın üstüne ürkek kuş gelmiş, konmuş da kıpırdarsak kuş kaçacak gibi -insan başına kuş konduğu zaman 'Ürkmesin, kaçmasın.' diye, nasıl kıpırdamazsa nefesini bile keserse- Resûlullah'ı öyle dinlerdik; öyle sevgi ile öyle dikkatle, kıpırdamadan, saatlerce aşk ile şevk ile dinlerdik."
Tabi bu bereketle, bu sevgi ile Resûlullah Efendimiz' in hadis-i şerifleri, sözleri gönüllerine nakşolunuyor; kendileri öğreniyorlar, başkalarına da anlatıyorlar.
Öyle kimseler var ki ortak bahçeleri var. Bu ortak bahçede bir gün birisi çalışıyor, ortağına;
"Resûlullah Efendimiz' in mescidine bugün sen git, sabahtan akşama kadar etrafında bulun. Sonra gelir bana anlatırsın." diyor.
Ertesi gün ötekisi gidiyor. Bu kez o, gördüklerini anlatıyor. Hiçbir günü kaçırmıyorlar. Ortaklaşa; bir gün birisi bir gün birisi. Hem işler yürüyor, hurmalar sulanıyor, bağ bahçe işleri tamam oluyor hem de Resûlullah dinleniyor.
O zaman teyp yok, tek çare dinlemek. Dikkatli dinlemek, dikkatli söylemek, başkalarına anlatmak. Sahabe-i kiram bunu güzelce yaptılar. Fakat eğer bir münafık, kalbinde hastalık olan bir kötü insan, başkalarını kandırmak isterse ne olacak?
"Resûlullah böyle söyledi." diye yalan söylerse söylemediği şeyi söylemiş gibi başkasına naklederse ne olacak?
Peygamber Efendimiz diyor ki:
"Bu, sizin Müslümanlığınızın, irfanınızın, gönlünüzün ferasetine kalmış. Eğer birisi benden size bir hadis naklederse gönlünüz onu hoş karşılıyorsa derinize bir tatlılık yayılıyorsa tüyleriniz, kıllarınız, deriniz yumuşuyorsa ve 'Tamam, bu tatlı sözü muhakkak Resûlullah söylemiştir. Muhakkak üslup, onun üslubudur.' diye içiniz kabul ediyorsa 'Tamam, o hadisi ben söylemişimdir, öyledir.'"
Mü'minin feraseti var ya Peygamber Efendimiz ona havale ediyor:
İttekû firâsete'l- mü'min. Fe-innehû yenzuru bi-nûri'llâh. "Mü'minin ferasetinden sakının, korkun. Çünkü o baktı mı Allah'ın nuru ile bakar."
Şıp diye gerçeği görür, ondan bir şey saklanmaz. Anlar, bilir.
Gayrimüslimin birisi gelmiş; bizim mürşitlerimizden, evliyâullahtan birisine bu hadis-i şerifi sormuş ama Müslüman kıyafetinde. Müslüman kıyafeti ile camiye gelmiş, oturmuş. Hoca efendi vaaz verirken;
"Yâ Üstat, yâ seyyid! Size bir soru sormak istiyorum. Peygamber Efendimiz; İttekû firâsete'l-mü'min buyurmuş. Bunu biraz açıklar mısınız?" demiş.
"Bu feraset nedir? Karşı tarafın kalbinden geçeni nasıl anlayacak? Bunu biraz izah eder misiniz?" demiş.
Hocamız, mürşidimiz ona bakmış;
"Ya Kâfir! Kelime-i şehadet getir, Müslüman ol! Müslüman olmanın zamanı geldi." demiş.
İki keramet gösteriyor. Bir; soru soranın kıyafeti Müslüman kıyafeti olduğu halde onun aslında Müslüman olmadığını biliyor. Yani ferasetiyle biliyor. Ferasetin nasıl olduğunu fiilen gösteriyor, uygulamalı gösteriyor, canlı misali gösteriyor:
"Sen mü'min değilsin. Henüz imana girmemişsin, kâfirsin. Kelime-i şahadet getir, Müslüman ol." diyor.
Halbuki kıyafeti, Müslüman kıyafeti; cübbesi, sarığı var; soru sormak için camiye gelmiş ama Müslüman değil, gayrimüslim. Onun gayrimüslim olduğunu biliyor, bir.
İkincisi; "Kelime-i şehadet getir, çünkü zamanı geldi." diyor. Yani hidayete ermesinin zamanının, o zaman olduğunu da biliyor. İki keramet, çifte keramet gösteriyor.
"Yâ Kâfir! Yıkıl karşımdan. Sen kimi aldatıyorsun?" deseydi demek ki daha vakti gelmemişti, belki hiç hidayete eremeyecekti ama "Hadi bakalım kelime-i şehadeti getir; senin artık Müslüman olma zamanın geldi." diyor.
O feraseti görünce, o hadis-i şerifin hak olduğunu ve karşıdaki insanın da mürşid-i kâmil olduğunu anlayınca daha ne bekleyecek?
O gayrimüslim tabi Müslüman olacak.
Sorusuna bu kadar mükemmel bir karşılık görünce ne yapacak?
"Senin dinin hak dindir, eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühû diyecek."
Başka çaresi yok. İşte mü'minin böyle bir hâli vardır.
Bir de icmâ-ı ümmet diye bir şey var. "Ümmetin bir konu üzerinde ittifakı."
"Güzeldir, doğrudur, tamamdır." demişse ümmetin o kararı da "icma" oluyor; o da güzel. Alimler, ümmetin aklı başında insanları ittifak etmişler; o da fıkhın ahkâmının bir kaynağı oluyor.
Mü'minlerin zevk-i selimi vardır, bir akl-ı selimi vardır, bir hiss-i selimi vardır. Doğruyu bulurlar, görürler. Efendimiz böyle buyurmuş oluyor, bir ölçü vermiş oluyor.
O zamanın insanlarının bize gelen hadis-i şerifleri böyle ölçtükleri gibi bizim de ölçmemiz lazım. Bize birisi bir söz söyledi:
"Falan adam senin aleyhinde şöyle demiş."
Bir düşüneceğiz:
"Hayır, ben onu tanıyorum; o bunu demez, o böyle söylemez. Burada bir bit yeniği var."
Hakikaten kurcalıyorsun çıkıyor, yanlış anlaşılmış, yanlış söylenmiş veya yüzleştiriyorsun;
"Gel bakalım, sen böyle söyledin mi?"
"Evet, söyledim ama o maksatla söylemedim. Şöyle oldu, böyle oldu." diyor, izah ediyor.
Bir söz bize geldiği zaman irfan terazimizde bir tartalım, hemen karar vermeyelim. Aldatmak isteyenin aldatmasına kapılmayalım. Kışkırtırlar; aldatmak, şaşırtmak, saptırmak, dalalete düşürmek isterler. İmanınızı almak isterler. Şeytan var, şeytan gibi insanlar var:
Şeyâtînü'l-insi ve'l-cinni.
İnsanların da şeytanları var. Yüzü insan suretinde ama kendisi şeytan. Her çeşidi var.
Onun için mü'min ferasetini kullanacak.
İn câeküm fâsikun bi-nebein fe-tebeyyenû en tusîbû kavmen bi-cehâletin.
Fâsıkın birisi, bir haber getirdiği zaman hemen aldanmayacak, inceleyecek. Birtakım insanların aleyhinde yanlış düşüncelere kapılıp bazılarını haksız yere suçlama durumuna düşmeyecek.
Allah celle celâlüh bizi feraset sahibi eylesin. Eğriyi doğrudan, doğruyu eğriden ayırt edecek, farkı fark edecek; bir temiz, kabiliyetli insan eylesin.
Muhterem Kardeşlerim! Kıyametin ahvalinden birisi de;
"Ahir zamanda münkerler maruf, maruflar da münker olacak." diyor hadis-i şerif.
Ne demektir? İyi şeyler beğenilmeyecek, kötü şeyler makbul olacak.
Ne demek? "Halkın zevki dejenere olmuş." demek.
İyiyi beğenmiyor, kötüyü beğeniyor. Çirkin şey alkışlanıyor, iyi şey yuhalanıyor. İyi insanın kadri kıymeti bilinmiyor; ayaklar baş, başlar ayak oluyor. Erâzil takımı, rezil rüsva takımı, başa geçiyor. Kıyametin alametlerinden birisi de bu; zevki kalmıyor, tadı kalmıyor. İnsanların terazisi bozuluyor. Allah bizim terazimizi bozmasın!
Adam ayet-i kerimeyi beğenmiyor. Tevbe estağfirulah! Hadis-i şerifi beğenmiyor, sünnet-i seniyyeyi beğenmiyor.
Bizim ihvandan birisi camide sarık sarmış. Müftü efendi;
"Çıkar şunu! Ne bu sarık marık?" demiş.
Sarık sünnet. Peygamber Efendimiz;
"Sarın." demiş. Müftü efendi karşı koymaya kalkmış. Camide musafaha ediyoruz. Benim başka şehirde olduğum bir zamanda eski camilerden birinde bir kuyumcu;
"Yahu! Bırakın şu bid'at işleri, şu abuk sabuk işleri!" diyor.
Bu abuk sabuk iş değil ki senin yaptığın abuk sabuk, sonradan çıkma. Bu musafaha bizim ta 1400 yıldan beri, dedelerimizin yapageldiği şey; sonradan çıkma bir şey değil ki. Sen yanlış yoldasın. Sen dedenin, babanın, ananın yolunu şaşırmışsın.
Evren Paşa, bizim arkadaşlardan, eskiden bakanlık yapmış bir kardeşimize;
"Ne bu sakal ya? Ne diye sakal bıraktın?" demiş. O da zeki, karşısındaki cumhurbaşkanı tabi.
"Niye sakal bıraktın?" deyince ne desin?
"Efendim! Babanız gibi yaptım." demiş. Onun da babası sakallı.
"Şimdi beni zayıf yerimden yakaladın." demiş.
Çarşaf, başörtü, tesettür, sakal bunlar elhamdülillah babamızın, dedemizin, hatta senin ey ihtilalci herif! Senin babanın, dedenin! Göster bakalım ninenin resmini. Gel hadi! Aile albümünden dedenin resmini çıkar bakalım. İşte böyle.
Biz doğru yoldayız. Sen kime benzemişsin?
Bana "Ters gidiyor." diyorsun ama sen terstesin.
Evet, seninle benim aramda bir terslik var ama sen benim bütün kültürüme tamamıyla ters düşmüşsün. Ben doğru yolda gidiyorum. Sen başka kültürdesin. Millet onu anlamıyor.
"Bu asırda sakal bırakılır mı, bu asırda baş örtülür mü, bu asırda beş vakit namaz kılınır mı?"
Bu asrın nesi var? Ne olmuş asra? Bu asırda ne olacak?
Bu asırda yapılmayacak her şey yapılıyor. Haramlar yeniliyor, her türlü rezalet, rüsvalık yapılıyor. Bu asırda bu yapılır mı?
Keşke iyi şeyler yapılsa da kötü şeyler ortaya çıkmasa. Çıkan her kötü şey, toplumu berbat ediyor.
Muhterem Kardeşlerim! Allah gözümüzden basiret nurunu almasın. Ters görüyor, bizi tamamen ters görüyor. Adamı baş aşağı asmışlar; tepesi aşağıda, bacakları yukarıda. Bize "Sen terssin!" diyor.
Yok, biz doğruyuz. Biz yere basıyoruz, senin bacakların havaya asılmış. Evet, aramızda bir terslik var ama sen tepesi aşağı durmuşsun; bu terslik ondan.
Herkesin aklı var mı? Var.
Tahsili var mı? Var.
Diploması var mı? Var.
Bazen birkaç tane oluyor. Adam muayenehanesine veya yazıhanesine üç tane, dört tane diploma asıyor. Takdirname; yıldızlı, fiyonklu, kurdeleli belgeler oluyor.
Her akıl kıymetli değil, akl-ı selim kıymetli. Herkesin bir zevki var ama her zevk kıymetli değil; zevk-i selim kıymetli. Herkesin bir hissi, bir duygusu, bir sezgisi var. Her his kıymetli değil, hiss-i selim kıymetli. Hepsinin selim olması lazım.
Selim ne demek? "Hastalıktan, sakatlıktan, terslikten, acayiplikten kurtulmuş olmak." demek.
Adam kitap yazmış; içindeki bilgilerin hepsi yanlış ama kitabı Anadolu'nun bir taşra kasabasında yazdığı için kimse baş edememiş. Çenesi de kuvvetli demek ki. Oradan bana mektup yazıyorlar:
"Müftü de vaiz de bu adamın hakkından gelemedi. Kimse buna cevap veremiyor. Hocam! Aman medet! Şuna bir cevap verin."
"Kitabını gönderin." dedim.
Gönderdiler. Her şeyi yanlış. Neresini düzelteyim?
Hani deveye sormuşlar; "Boynun neden eğri?" diye. "Nerem doğru ki?" demiş. Boynu, bacağı, sırtı, her tarafı eğri. Kitabın her tarafı, deve gibi karmakarışık; her tarafı bozuk, her tarafı yanlış.
Ayet-i kerimeyi delil getiriyor, bilmeyen inanır, işin tehlikesi burada. O ayetlere göre sözü doğru gibi görünüyor ama başka ayetler var. Başka ayetlerle incelediğin zaman onun öyle olmadığı anlaşılıyor. O ayetleri okumamış veyahut okumamış olduğunu sanıyorum. Bilip de saklayacak kadar akıllı da değil!
Allah celle celâlüh bir şeye "şöyle" demiş; o, "hayır, böyle" diyor. Kur'ân-ı Kerîm'in içinde "Allah böyle demiş." diye yazıyor, o tersini söylüyor.
Buna ne diyelim? Kelime zor bulunur. Bana telefon açtı:
"Hocam! Her şey mi yanlış? Düzeltme imkânı yok mu?"
"Bu kafa ile olmaz. Her şeyin yanlış, neresini düzelteyim?" dedim.
Her yaldızlı söze aldanmayın. Gazetelerde makaleler, radyolarda konuşmalar, televizyonlarda görüşmeler, paneller bilmem neler.
Gözünüzü açın; şu iman denilen cevherin peşine düşmüş, onu çalmak isteyen bir sürü hırsız var, şeytan var, kafir var, vesaire var. Hepsi de mü'minin iman cevherini çalmak; onu aldatmak, şaşırtmak, imanından etmek, vesvese vermek ve kötü şeyi güzel göstermek için etrafında dolaşıp duruyor.
Müstehcenliği methediyor, hürriyet sayıyor. Çirkinliği, ayıbı methediyor; ona uymayı medeniyet sayıyor. Güzel, namuslu ve temiz olan şeyi kötülüyor; bunu geri sayıyor. Misalleri çok. Onun için Allah bize hiss-i selim, zevk-i selim, akl-ı selim ihsan eylesin. İmanımızda her türlü tehlikeden selamette eylesin!
Kuru gürültüye pabuç bırakmayalım, ufak tefek sözlerden yanılıp şaşırmayalım.
Gazete kültüründen Müslümanlık olmaz. Ana kaynaklardan öğrenmeli. Ana kaynakları çok kimse okumuyor.
Kur'ân-ı Kerîm ana kitabımız değil mi? Dinimizin ana kaynağı, esas kaynağı nedir?
Kur'ân-ı Kerîm. Çok kimse okumamıştır. Tabi sen okumazsın; esnafsın, dinî tahsilin yok, vs. Sen de mazur değilsin ama ben doçent, profesör biliyorum, okumamış; "İki kere iki dört eder." şeklinde ispat ederim.
Bilmem ne laflarına kulak asmayın. Kur'ân-ı Kerîm'i ehil ve büyük alimlerden öğrenin. Hadis-i şerifleri iyi tahkik edin. Bilin ki bu işi karıştırmak isteyen çok insan var. Peygamber Efendimiz' in bu sözünden, bu hadis-i şerifinden; "her şeyi tahkik etmek, her söze kulak vermemek gerektiği" anlaşılıyor.
Bu dua yeter. Allah duamızı kabul etsin; bizi şaşırtmasın, yanıltmasın. Fitneli, fesatlı bir devirdeyiz; milletin öyle gözü dönmüş, öyle şaşırmış ki Allah'ın varlığını inkâr edenler, dini inkâr edenler; ahlâkı, aileyi, namusu, helali haramı inkâr edenler var, her tip insan var.
İzâ semi'tüm bi-kavmin kad husife bihim hâhünâ karîben fe-kad (ezallet) ezleleti's-sâatü.
Ezallet diye bir nüsha farkı da buraya yazılmış. Ezalleti's-sâ'atü.
Bu hadis-i şerif Ahmed b Hanbel'de, Taberânî'de ve diğer kaynaklarda var.
Efendimiz şöyle buyurmuş:
"Burada, şurada, yakın yerde, yakın zamanda, bir kavmin yerin dibine geçirildiğini işittiğiniz zaman bilin ki kıyamet tepenizdedir; sizin başınızda gölge edecek gibi tepenize gelmiştir, kopmak üzeredir."
Kıyamete yakın birtakım alametler var. Buna, eşratu's-sâa "kıyametin alametleri" deniliyor. Ahlâkın bozulması vs. Ama bir de herkesin gözle göreceği birtakım olaylar var. Onlar; kıyametin büyük alametleri olarak hadis-i şeriflerde zikredilmiş.
Bazı kavimlerin yerin dibine geçirilmesi hadisesi de kıyamet alametlerinden biridir; Peygamber Efendimiz burada onu anlatıyor:
"Şu yakın yerlerde, şuralarda bir kavmin, toprağın altına batırılıp geçirildiğini gördüğünüz, işittiğiniz zaman bilin ki artık kıyamet."
Çünkü bir alamet belirdi mi ötekiler hemen peş peşe belirecek, kıyamet kopacak. İpi kopmuş tesbih tanesi gibi kıyamet alametlerinin hepsi artık peş peşe gelecek. Mekke-i Mükerreme'ye, Medine-i Münevvere' ye bir ordu hücum edecek; fakat Allah, çölde onları yerin dibine geçirecek. Bu hadis-i şerifte anlatılan, o olay olabilir.
İzâ semi'tüm bi-nâsin ye'tûne min-kibeli'l-meşriki ev küverihâ ya'cebu'n-nâsü min ziyyihim fe-kad ezalleti's-sâatu.
"Doğu tarafından, maşrık tarafından, kıyafetlerini hayretle karşıladığınız veya kıyafetlerini görüp hayran kaldığınız, birtakım insanların geldiğini duyarsanız bu tarafa doğru; işte o zaman kıyametin yakın olduğunu anlayın."
Mehdî aleyhisselam çıkacak. Kıyamet alametleriyle ilgili neşredilmiş müstakil kitaplar var. Onlarda böyle şeyler anlatılıyor. Sırasıyla olayların nasıl olacağı anlatılıyor. Bazı insanların siyah bayraklarla, Horasan tarafından geleceklerinden bahsediliyor. Kıyamet alametleri kitaplarında geniş teferruatlar vardır.
Allah-u Teala hazretleri hayırlara muvaffak etsin, sevdiği kul olmayı nasip etsin, sevdiği kul olarak yaşamayı nasip eylesin, huzuruna sevdiği razı olduğu kul olarak varmayı nasip eylesin.
12.01.1992 -
Kapı Çalma Adabı,
18.02.1990 -
Peygamber Efendimizin Kokusu,
