12.01.1992 - Kapı Çalma Adabı, Kadınların Mescide Gitmesi, Temizlik

12.01.1992 - Kapı Çalma Adabı, Kadınların Mescide Gitmesi, Temizlik
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İze'ste'zene ehaduküm ehâhu en yağrize haşebeten fî-cidârihî fe-lâ yenna'hu.
Sadaka Resûlullah ve nataka Habîbullah.
İze'stene ehaduküm selâsen fe-lem yu'zen lehû fe'l-yerci'. "Ey benim mü'min ashabım, ümmetim! Sizden birisi üç defa izin ister de kendisine izin verilmezse işi uzatmasın, zorlamasın; kapıdan geriye dönsün!"
Bir mü'minin riayet etmesi gereken çok güzel edepler, çok medenî davranışlar var. Peygamber Efendimiz 'in zamanının insanlarının hatırından geçmeyecek çok yüksek edepleri Efendimiz onlara öğretti. Her birisini son derece zarif, kâmil, başkasını düşünen, başkasının hatırını soran, gönlünü alan, faziletli kimseler haline getirdi.
Kapı çalmanın da bir adabı vardır: Kapı üç defa çalınır, beklenilir; kapı açılırsa, izin verilirse girilir. Kapı açılmazsa bir daha zorlanmaz, dönülür. Bu arada içerde namaz kılıyor olabilir, o vaktin namazını kılacak kadar arayı bekletmek uygun olur. Üç defa çalacağım ama tak tak tak, tak tak tak, tak tak tak. Hadi Allah'a ısmarladık. Böyle değil. Belki içerde namaz kılıyorsa birazcık bekleme fırsatı tanıyıp ondan sonra dönmek… Dört rekât bir namazı bitirme vakti geçecek kadar aralıklı olarak üç defa tıklatırsın, kapı açılmazsa dönersin. Adamın kapısını sabahtan akşama vuracak değilsin ya! Edep, üç defa vurmak ve dönmektir.
Bazen de kapı açılır ama kişi der ki:
"Kusura bakma, müsait değil!"
Olabilir. Bazen bizim kapımıza geliyor:
"Selamunaleyküm Hocam!"
"Aleykümselam ama içerisi dolu. Hanımlar var oraya alamam, burası meşgul, şurası şöyle… müsait değil."
Veyahut izah etmeye de lüzum yok; müsait olmayabilir, namüsait birtakım durumlar olabilir. İnsanın hastası olur, kendisi rahatsız olur vs.…
İzin olmadığı zaman zorlamamak lazım.
Bir insan ziyaret için gitmişse, gittiği yerde kapı açılmazsa, dönerse iki misli ziyaret sevabı alır! Sevabı kat kat olur! Çünkü ziyaret edeceği kimseyi bulsaydı sevinecekti, konuşacaktı, işini bitirecekti; mahrum kaldığının mükâfatı olarak Allah sevabı iki kat verir.
İzin verilmezse dönülür, ona da hiç kızmamak lazım.
"Bir sefer senin kapına gelmiştim, sen bana izin vermedin… Bizim mahalleden geçersin, ben de sana gösteririm..."
Böyle şeye lüzum yok. Mazeret bulacaksın, hoş göreceksin; "Elbette vardır bir sebebi…" diyeceksin. Hüsn-ü zanla düşünüp ona göre gönlünde hiçbir iğbirar, kırgınlık, dargınlık olmayacak. Edep böyle! İzin verilirse gir.
Ayet-i kerimede de bu edepten bahsediliyor:
Ve in kîle leküm vircuu ferciu hüve eskâleküm.
"Size 'Geri dönün, müsait değilim, girmeyin!' derse o zaman dönün! Bu daha temizdir, sizin için daha uygundur!"
Kapıya doğrudan doğruya durmak da doğru değil ya arkasını dönecek ya yanını dönecek; direkt kapının içine bakmayacak. Kapı açıldığı zaman karşısındaki birden görünmesin; kadın olabilir, mahrem olmayan kimse olabilir, veyahut içerde nahoş bir şeyi gözüne ilişiverir… Onun için yan durmak lazım.
Hz. Osman radıyallahu anh'ın halifeliği zamanında birisi Hz. Osman'ın meclisine, yanına geliyor;
Es-Selâmu aleyküm yâ emire'l-mü'minîn… içeriye giriyor.
Şöyle bir bakıyor:
"Aleykümselam ama ben senin gözünde zina emareleri görüyorum, gözünde zina izleri, emareleri var; ne oldu?"
Şahıs beyninden vurulmuşa dönüyor. Sarsılıyor, o kadar şaşırıyor ve diyor ki:
"Yâ emire'l-mü'minîn! Yoksa peygamberlik kesilmedi mi? Yoksa Peygamberlik devam mı ediyor?"
"Peygamber Efendimiz vefat etti. Hz. Ebu Bekir halife oldu, vefat etti. Hz. Ömer halife oldu, şimdi sen halife oldun; yoksa peygamberlik devam mı ediyor? Benim gözümde zina izi olduğunu nereden bildin?"
Heyecandan hemen o anda hatırına gelmiş bir soru.
Böyle olağanüstü görüşler, sezişler, haller mü'min kullarda olur; buna keramet denilir. İlla peygamber olmak şartı yoktur, Allah nasip ederse bazı kullar bazı şeyleri görür, gönülden geçenleri bilir, keramet sahibi olmuş bir kimse olabilir.
"Evet, istemeyerek oldu: Yolda giderken açık bir kapıdan bir baktım, içeride de bir kadın varmış. Ona gözüm takıldı." diyor.
Hani demek ki insan gözüne sahip olmalı, her tarafa bakmamalı; öyle baktığı zaman gözüne bir şey takılıyor, takıldığı zaman da göz zinası gibi bir günah omzuna yükleniveriyor. Onun için insanın gözüne sahip olması lazım.
Okudum ki; insan bir açık pencereden, açık kapıdan içeriye bakarsa sanki izinsiz o eve girmiş gibi günah olur. İzinsiz, hırsızlama, sessiz girmiş gibi günah olur.
Onun için kardeşlerimiz mümkün olduğu kadar gözüne sahip olmaya dikkat etsin. Bir kapıya da üç defa vurduktan sonra dönsün. Ama bu üç defa vurmanız aralıklı olsun, bekleme miktarı biraz uzunca olsun. Çünkü içeride namaza durmuş olabilir.
İnsan Allah-u Ekber diye tam namaza duruyor, zır zır zır telefon çalıyor. Sekiz-dokuz defa çalıyor, çabuk da kesilmiyor. İnsan namazını nasıl kıldığını bilemiyor.
Kapı çalınıyor, namazda olduğu için açamıyor.
Siz birisine telefon ettiğiniz zaman da telefon kaldırılmıyorsa arkasından hemen bir defa telefon etmeyin. Biraz bekleyin, namaz kılıyorduysa -o vakit geçinceye kadar- biraz aralıklı telefon edin, belki ikinci sefer kaldıracak.
Bunların hepsi detaydır, teferruattır, bir nezaket kaidesi, âdâb-ı muaşeret kaidesidir. Ama Efendimiz her şeyi öğretmiş.
Çölün bedevîsine, ümmîsine, söz bilmeyen, laf anlamayan insanına kapı nasıl vurulacak onu dahi öğretmiş de İslâm'ın gelmesinden sonra kız çocuklarını diri diri toprağa gömen kavim, en medenî, yüksek, şerefli, en sevaplı insanlar olmuş, evliyaların en yüksek mertebesinden daha yüksek mertebeye yükselmişler. Öğretenin, bereketinden, izzetinden, kıymetinden, yüceliğinden öğrenenlerin de şerefi ne kadar yüksek oluyor!
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş, kaynakları sıhhatli.
İze'ste'zene ehadüküm ehâhu en-yeğrize haşebeten fî-cidâlihî fe-lâ yemna'hu.
"Sizden biriniz kardeşine bir kirişin ucunu duvarına koyma için müsaade istese, rica etse, 'Evimin avlusunda gölgeleneceğim, şu kirişimin ucunu duvarına yerleştirebilir miyim?' diye izin istese mâni olmasın, o müsaadeyi versin!"
Kıyamet kopmaz ya! Senin duvarın gene duracak; orada biraz oyuk açacak, o kirişi oraya koyacak. O gölgeyi yapacak, işini görecek. Mü'min kardeşindir. Allah mü'minler arasında çok yakın, çok samimi kardeşlik kurmuştur. İnsanın kardeşi için sevgi ile ikramda bulunması, fedakârlıkta bulunması lazım.
İze'ste'zenet ehadeküm imreetühû ile'l-mescidi fe-lâ yemna'hâ.
İbn Ömer; Hz. Ömer'in oğlu Abdullah radıyallahu anhümâ'dan rivayet edilmiş.
İze'ste'zenet ehadeküm imreetühû ile'l-mescidi fe-lâ yemna'hâ. "Hanımı sizden birisinden mescide gitmek için müsaade isterse ona mâni olmasın, bıraksın; kadın, mescide gidebilsin."
"Sen benim karımsın, eşimsin, hatunumsun, benim emrimdesin, Allah bana o salahiyeti vermiş, seni sokağa bırakmıyorum, bir yere çıkmayacaksın, perdeyi kapatacaksın, kimseyle görüşmeyeceksin…"
Biraz dur bakalım!
Peygamber Efendimiz' in tavsiyesi, emri nasıl?
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki; "Hanım mescide gitmek isterse mâni olmasın!"
Peygamber Efendimiz' in mescidine kadınlar gelirdi, arka saflarda dururlardı. En ön saflarda olgun yaşlılar, arka saflarda çocuklar gençler, en gerideki yerde de kadınlar namaza dururlardı. Hatta çoluk çocuğunu alıp gelirlerdi. Kadınlardan çocuğu olup da onu kucağına alıp gelmiş olanlar olurdu.
Bir sabah namazında Peygamber Efendimiz çok kısa surelerle namazı kılmış. Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullah, es-Selâmu aleyküm ve rahmetullah, selam vermiş. Namazı çabuk bitirmiş. Ama daha önceleri uzunca okuyordu. Demişler ki:
"Yâ Resûlallah! Bu sabah, namazı çok çabuk bitirdiniz." Demiş ki:
"Arkada bir kadının çocuğu ağlıyordu; onun için çabuk kıldım, çabuk selam verdim."
Bu hadis-i şerif neyi gösteriyor?
Peygamber Efendimiz' in zamanında kadınların camiye geldiğini ve gelmesini Efendimiz' in istediğini gösteriyor.
Neden?
Çünkü o da Kur'an öğrenecek, o da hadis dinleyecek, dinini öğrenecek, iyi Müslüman olacak, çocuğunu Müslüman yetiştirecek, o da efendisinin İslam’ca yaşamasına yardımcı olacak, haksız isteklerde bulunmayacak... Birçok hikmetleri var.
İze'stecmere ehaduküm fe'l-yû'tir fe-innallâhe teâlâ vitrin yuhibbul vitre emâ tera's-semâvâti seb'an ve'l-aradıyne seb'an ve'l-eyyâme seb'an ve't-tavâfa ve'l-cimâr.
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'ten bir hadis-i şerif.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu hadis-i şerifinde buyurmuşlar ki:
"Sizden birinize taş kullanmak gerektiği zaman taşı tek olarak kullansın, bu işi tek yapsın. Çünkü Allah-u Teâlâ hazretleri tektir, teki sever. Görmüyor musun ki semavât yedi tanedir, gökler yedi tanedir, yerler yedi kattır, yedi tanedir, haftanın günleri yedi tanedir, Kâbe'nin etrafında tavaf yedi tanedir, taş atmak yedi tanedir."
Mina'da şeytan taşlamada da Bismillâhi Allah-u Ekber, Bismillâhi Allah-u Ekber diye, haccın menâsiki ifa edilirken yedişer tane taş atılır. Bizim halkımız o taşlamaları "küçük şeytan, orta şeytan, büyük şeytan" diye tarif ediyorlar. Araplar; el-Cemretü'l-ûla, el-cemretü'l-vusta ve cemretü'l-akabe diye söylüyor.
Bunların tek [sayı] olduğunu söylüyor.
İsticmar denilen şey, taş kullanmak; taşın temizlik için kullanılması. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz mü'minin her şeyini tarif etmiştir. Yüznumaraya girmesi-çıkması nasıl olacak, onun da adabı var. Her şeyin bir adabı, usulü var. Camiye nasıl girilecek-çıkılacak, nasıl dualar okunacak; adabı var. Gerdeğe nasıl girilecek, adabı var. Hepsinin adabı var ve İslâm dini temizliğe son derece riayet eylemiş. Diş temizliğine, koltuk altı, kasık, küçük abdestten sonra, büyük abdestten sonra temizliğe, haftalık temizliğe, boy abdesti almaya, günlük elini ayağını abdest almak suretiyle beş defa yıkamaya, kalp temizliğine, manevi temizliğe, niyet temizliğine… her şeye çok büyük önem vermiş.
İnsan kampa çıkar, kıra gider, yolda olur… Başına gelebilir. Küçük abdestini yapacak…
Nasıl yapacak, nasıl kurtulacak, elbisesini nasıl kirletmeyecek, büyük abdestini yapacak, nasıl kurtulacak, nasıl temizlenecek, iç çamaşırlarını nasıl kirletmeyecek?..
Bunların hepsi düşünülmüş, tavsiyeler yapılmış ve Müslümanlar bu hususta temizliğe o kadar riayet etmişler ki Peygamber Efendimiz' e ayet-i kerime iniyor. O, Peygamber Efendimizi sevenler, Medine-i Münevvere' ye davet eden o Ensar, ashâb-ı kiramın mübarekleri Kuba’da mescit yapmışlar. Efendimiz' e "Gel, burada bizim mescidimizde namaz kıl." diyorlar, davet ediyorlar. Ayet-i kerime iniyor, Allah-u Teâlâ hazretleri buyuruyor ki:
"Onların mescidi takva üzerine bina edilmiştir, Allah korkusu üzerine, edep üzerine bina edilmiştir, mübarek mescittir, orada namazı kıl!"
Fîhi ricâlun yühibbûne en yetetahherû va'llâhu yuhibbu'l-muttahhirîn. "Orada aşırı titiz temizlenmeyi seven insanlar vardır, Allah temizlenmekte titizlik gösterenleri sever."
Sormuşlar ki:
"Yâ mübarekler! Siz bu mescidi yapmışsınız, Allah 'Takva üzerine kurulmuş mescit' diye sizi ayetle methediyor, mescidiniz mübarek olsun. Allah'ın methine mazhar olmuş bir mescit. Allah sizi 'Orada aşırı temizlenmeyi seven insanlar vardır.' diye bir de temizliğinizden dolayı methediyor, siz ne yaparsınız, sizin temizliğiniz nedir?" Onların da cevabı;
"Biz küçük abdestin, büyük abdestin herhangi bir kalıntısının kalmamasına, temizliğine çok riayet ederiz." olmuş.
Tabi normal bir şey.
İnsan yemek yedi mi, su içti mi belli zamanda yüz numaraya gitme ihtiyacı oluyor. Medenî bir ülkede bunun şartları sağlanıyor; tertemiz yüznumaralar, fayans döşeli, pırıl pırıl usullerle üstüne sıçratmadan, güzel bir tarzda yapılıyor.
Bir milletin medeniliği yüznumaralarından belli olur, deniliyor. Bir şehre gidiyorsunuz, bir millete gidiyorsunuz; onun yüznumarasına girdiğiniz zaman, ona verilen önemden, oradaki temizlikten onun medeniyet seviyesini anlarsınız, belli olur, deniliyor.
O bakımdan bizim dedelerimiz temizliğe çok riayet etmiş, bize de o alışkanlık -elhamdülillah- gelmiş. Allah onlardan razı olsun, her türlü temizliğe o kadar riayet ederlermiş ki -büyüklerimizden duyduğumuz- mesela kimisinin namaz için ayrı şalvarı varmış, namaz şalvarını giyermiş ki hani tarlada, şurada burada gezdiğinden ayrı temiz bir namaz şalvarı bulundururlarmış.
Her yerde, her şehirde, her kasabada, her köyde bakıyorsunuz umumî hamamlar var. İçeri girip yıkanmak, derhal temiz hale gelmek mümkün. Padişahın, paşanın birisi cami yaptırmış, külliye yaptırmış; hemen yanına bir hamam koymuş, burada da yıkasınlar. "İsteyen burada yıkansın, isteyen şurada abdest alsın, sonra gelsin namazı kılsın…" diye her türlü tedbiri almışlar. Şakır şakır sular akıyor, insanlar temizleniyor, pırıl pırıl, tertemiz. Müslüman günde beş defa yıkanıyor, haftada en aşağı bir defa boy abdesti alıyor…
Burada da büyük abdestten sonra temizlenmek için taş kullanmak, en imkânsız şartlar altında bile gene temizliğe riayet etmek gerektiği ve bunları üç defa yapmak gerektiği anlatılıyor.
Allah-u Teâlâ hazretlerinin tek olduğunu [bildiriyor, hatırlatıyor], tek adetli iş yapmayı tavsiye ediyor.
Hatta İmam-ı Rabbani Efendimiz "Çiçek toplayın!" demiş de müritleri çiçek getirmişler. Bir tanesi çift getirmiş. Bakmış, sayısı çift.
"Evladım, sen 'Allah tektir, teki sever.' hadisini duymadın mı? Çiçek toplamada bile sünnete uygunluğu sağlıyor, onu emrediyor. Niye tek getirmedin, bir tane daha eksik getirseydin tek olurdu. Bir tane daha fazla getirseydin tek olurdu, hadis-i şerife uygun olurdu." Demiş.
Bizim büyüklerimiz hadise böyle sarılmışlar. Hadis-i şeriflere, sünnet-i seniyyeye böyle sarılmışlar, Efendimiz' in yolunda böyle yürümüşler. Allah bize de sünnet-i seniyyeye sarılıp onu ihya etmek sevaplarını ihsan etsin.
Sünnete sarılıp onu ihya etmenin sevabı nedir?
Yüz şehit sevabı kazanmaktır. Ümmetin bozulduğu zamanda Efendimiz' in sünnetini ihya etmenin sevabı, yüz şehit sevabına denktir. Bir tane şehit sevabı olsa insana o bile yeter. Çünkü şehit, cennete hesapsız gidiyor. Yüz şehit sevabı almak, sünnet-i seniyyeye uygun yaşayan insana verilen mükâfatın çok büyük olduğunu gösteriyor.
O halde ne yapacağız?
İşimizi her hususta Efendimiz' in sünnet-i seniyyesine uygun, temiz, ilmî, dinimizin istediği gibi Efendimiz' in tavsiye ettiği gibi yapmaya dikkat edeceğiz. Çiçek toplarken dahi, yedi tane, beş tane, üç tane olmasına dikkat edeceğiz.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
18.02.1990 -
Secde Edilen Yer,
07.03.1993 -
Hadis-i Şerifin Sahihliği,
