İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

09.05.1993 - Yapılan İşi Güzel Yapmak, Hilalin Görünmesi

09.05.1993 - Yapılan İşi Güzel Yapmak, Hilalin Görünmesi
Hadisler Deryası

09.05.1993 - Yapılan İşi Güzel Yapmak, Hilalin Görünmesi

05.02.2022
22 dk 6 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

İzâ amile ehadüküm amelen fe’l-yütkihu fe-innehû mimmâ yüsellî bi-nefsi’l-musâbi.

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

İzâ amile ehadüküm amelen. “Sizden biriniz bir iş yaptığı zaman...” Herhangi bir iş, yani dünyevî iş...

Fe’l-yütkinhu. “Onu güzel yapsın.”

Özene bezene, tam, düşüne taşına, ustaca, usulüne uygunca, güzel bir şekilde yapmaya gayret etsin.

Bu, Peygamber Efendimiz’ in başka hadis-i şerifinde de tavsiye ediliyor. Bir insan yaptığı işi güzel yaparsa Allah ona rahmetini ihsan eder. Allah sever. Yaptığı işi güzel yapanı sever. Onun için, Peygamber Efendimiz derdi ki; “Kalemi doğru tut, elif’i doğru çek, nun’u şöyle çevir, bunu böyle kıvır...” yazıyı güzel yazmasını söylerdi. Duvar yapıyorsa duvar güzel olacak. Bıçak yapıyorsa bıçak güzel olacak. Kumaş yapıyorsa, Her yaptığı şeyin güzel olması lazım. Turşu yapıyorsa âlâ turşu olacak. Meşhur turşucu olacak. Her şeyi en güzel yapması lazım. Müslümanın vasfı, yaptığı işi güzel yapmak.

Fe-innehû mimmâ yüsellî bi-nefsi’l-musâbi. Masaib değilmiş, musabmış. “İnsan bir belaya isabet ederse, uğrarsa, bir musibete duçar olursa güzel yapması ona teselli de verir.”

“Ne yapalım, elimden gelen her şeyi yaptım, bütün tedbirimi aldım, çok güzel yaptım; ama ne yapalım, kader... Tarlayı güzel sürdüm, tohumu güzel ektim, her şeyi güzel yaptım; ne yapalım, don geldi... Hatta don vurmasın diye örttüm, biçtim, uğraştım, didindim; ama böyle oldu.”

Güzel yapmak insanı teselli de eder, ayrıca Allah’ın rahmetine de erdirir.

Onun için, bizim müslümanlarda hepimizde bir öğrenme merakı olacak, öğrenmeye çalışacağız. Ben ümmî alimlerden daha iyi çok ümmîler bilirim. Terzi, kunduracı, berber, esnaf, manav, kömürcü;-“kömürcü” derken bir insanı hatırımda biliyorum, onu söylüyorum- ama büyük alim. Manifaturacı; büyük alim.

Neden? İşi sıkı tutmuş, güzel öğrenmiş.

İnsanda öğrenme aşkı olacak. İnsan kömürcü iken de öğrenir, manifaturacı iken de öğrenir, kuyumcu iken de öğrenir, tüccarken de öğrenir, esnafken de memurken de öğrenir.

İlim öğrenecek, bir. İlmini tatbik edecek, iki. Yaptığı şeyi çok güzel yapmaya çalışacak. Kendisinde bir mükemmel yapma, en güzel yapma endişesi, arzusu, duygusu olacak.

Sen hangi meslektensin? “Ben kaşıkçıyım.”

Tamam, kaşığı çok güzel yap.

Sen necisin? “Çiniciyim.”

Çiniyi çok güzel yap.

Öyle çiniler var ki; bir çini tabak, duvara asılıyor, çivisi takılıyor, duvara asılıyor, bilmem kaç milyon lira. Bir tabak...

Neden?

Usta yapmış. Rengi, deseni, işin ustalığı var, mesleğini öğrenmiş; çok kıymetli oluyor. Bir oyma işi, bir tahta işi, bir bakır işi, bir başka şey... Yani, yaptığı işi güzel yapacak. Müslüman yaptığı işi en güzel yapacak.

-Bak ne kadar güzel hadis-i şerifler... Bunların her birisi, İnsan ne kadar cahil olursa, sadece duyduğu hadisleri ezberlese neler öğreniyor...-

İzâ amilte seyyieten fa’mel bi-cenbihâ haseneten. Es-Sırra bi’s-sırri ve’l-alâniyete bi’l-alâniyeti.

Muaz radıyallahu anh’ten İbnü’n-Neccâr rivayet etmiş.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;

İzâ amilte seyyieten. “Ey müslüman, eğer bir kötülük, bir günah, kötü bir iş, nahoş bir şey işlediysen...”

Ne olacak?

Müslüman, yapmaması lazımdı, bir kötülük işledi. Eyvah, “Bir kötülük işlediysen...” diyor Peygamber Efendimiz;

Fa’mel bi-cenbihâ haseneten. “Hemen onun yanında bir iyilik işle.”

Hemen bir iyilik işle.

Es-Sırra bi’s-sırri. “Gizli bir kötülük işlemişsen gizli bir iyilik işle.” Ve’l-alâniyete bi’l-alâniyeti. “Aşikâre bir kötülük işlemişsen aşikâre bir iyilik işle.”

Mesela ne olabiliyor?

Diyelim ki sabah namazına kalkamıyor. Olmadı işte, Müslümanın namaza gelip kılması lazımdı. Hemen o gün ya bir sadaka ver ya o gün oruca niyetlen ya kalk şu kadar rekât namaz kıl... O kötülüğü silecek, onu karşılayacak, ona mukabil olacak sevaplı bir şey yap. Veyahut bir adama bağırdın, çağırdın, bir kötü bir şey yaptın, kötülük yaptın. Eyvah, pişman da oldun. “Hay Allah, ağzımdan bu laflar çıktı, bu adamın kalbini kırdım...” O adam gitti ama hiç olmazsa bu tarafta gel birisini bir teselli et, gönlünü al, onun duasını al... Kötülüğe karşı bir iyilik [yap.]

Böyle kötülüğe karşı yapılan bir iyilik.

Kötülüğe karşı yapılan iyilik kötülüğü siler. Temhuhâ. Onu siler. Burada söylemiyor ama başka hadis-i şeriflerde, galiba aşağıda bir hadis-i şerif daha var, orada söyleyecek. Yapılan iyilik, Kazara işlenmiş kötülük; çünkü Müslüman kötülüğü bilerek işlemez, kazara işler. Elinden bir kaza çıkar, bir hata çıkar, yapar. Yapmaması lazımdı, yapar. Pişman olur. Yaptığı zaman pişman olur. Adam geliyor, o da sinirleniyor, kontrolünü kaybediyor, bir şey yapıyor. Sonra da pişman oluyor. Ama adam gitti, iş işten geçti. Bağrıştılar, çağrıştılar... Sonra adam anladı ki; “Yahu ben hatalıyım, benim yapmamam lazımdı.” Böyle şeyler olur.

Müslüman nefsine yenilmemesi lazım. Şeytana karşı uyanık olması lazım. Ama bazen hata yapabilir. Beşer hâlidir, böyle bir şey sizin de başınıza gelebilir. Hiç yapmamak daha iyi. Şeytana hiç uymamak, nefsin oyununa hiç gelmemek daha iyi. Ama böyle yapamadınız da bir hata işlediyseniz, hemen onu yapar yapmaz “Onu telafi edecek nasıl bir iyilik yaparım, sevap yaparım?” diye hemen onu düşünün. Hemen onun arkasından bir şey yapın. Ya sadaka verin ya namaz kılın, ya Kur’an okuyun, ya tesbih çekin, ya “tevbe” deyin, ya şöyle yapın, ya böyle yapın; o onu silsin.

İzâ amilte seyyieten fe-ahdis indehâ tevbeten es-Sırra bi’s-sırri ve’l-alâniyete bi’l-alâniyeti.

Bu da yukarıdaki hadis-i şerife benziyor.

“Bir kötülük işlediğin zaman...”

Fe-ahdis indehâ tevbeten. “Hemen onun arkasından bir tevbe ortaya koy.”

Bir dönüş, o kötülükten bir vazgeçiş, onu silecek bir tevbe ortaya koy...

“Gizli ise gizli, aşikâre ise aşikâre...”

Hani insan bazen içinden bir kötülük işler. Mesela birisine bir kötü zanda bulunur, suizanda bulunur. Halbuki öyle bir şey yoktur.

Mesela ben geçen gün bir yerde yemek yiyordum. Koca sakallı, beyaz sakallı birisi var. Yeni tanıyorum. Baktım, sol eliyle yemek yiyor.

Sol eliyle yer mi Müslüman? Sağ eliyle yiyecek; Peygamber Efendimiz’ in tavsiyesi.

Sol eliyle yemek yiyor. Adam da hoca. Adam da hoca olunca ona; “Mübarek, sağ elinle ye.” desen... Demek lazım belki, ama ben diyemedim. Biraz yutkundum. Adamdan utandım, diyemedim. Sonra kalktık, vedalaşırken baktım, bana yine sol elini uzatıyor, vedalaşmak için... Baktım, adamcağızın sağ eli çolak, çalışmıyor. Ondanmış. Demek ki biz yanlış bir düşüncede bulunduk. O zaman; “Tevbe yâ Rabbi! Bu adamın boş yere günahını almışız.” Bu adam hoca iken tabii sağ elle yemeyi bilirdi; ama ne yapsın ki sağ eli hatalı, sakat, çalışmıyor, ondan [öyle] yiyor.

Böyle şeyler olabilir. Bu işin çeşitli misalleri vardır.

Hatırınızda olsun, yapılan bir iyilik az önce işlenmiş bir kötülüğü inşallah siler. O bakımdan en iyi çare, hemen kötülüğün arkasından bir iyilik yapmak oluyor. .

İzâ ğâbe’l-hilâlu kable’ş-şafaki fe-hüve li-leyletihî ve izâ ğâbe ba’de’ş-şafaki fe-hüve li-leyleteyni.

Bundan sonraki hadîs-i şerîf de aynı mevzuda, onu da okuyalım:

İzâ ğâbe’l-kameru fi’l-humreti fe-hüve li-leyletihî ve izâ ğâbe fi’l-beyâdi fe-hüve li-leyleteyni.

Eskiden takvim yoktu, saat yoktu, radyo yoktu, müesseseler yoktu. İslâm’ın geldiği zamanda... İslâm Arabistan’a geldi. Halk cahildi, bilgisi azdı. Evler basitti. Kumaş üretimi yoktu. Ancak biraz ticaret yapıyorlardı. Yoksul, fakir insanlardı. Âlet edevat da teknik de o zaman o kadar gelişmemişti.

Peki, o adamlar vakitleri nereden bilirlerdi? Takvim yoktu da radyo ayarı, saat ayarı da yoktu da nereden biliyorlardı?

Aydan, güneşten biliyorlardı. Yeni bir ay -Ramazan, Şaban, Şevval, Zilhicce, Zilkade ayı- nasıl anlaşılırdı?

Ayın durumlarını takip ederler, güneşin battığı garp cephesinde, güneşin batmasından sonra yeni bir hilâl görülürse yeni ay girerdi. Yeni ince bir hilâl, yeni bir ayın girdiğinin alâmetiydi. Hatta Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:

“Hilâli gördüğünüz zaman Ramazan’a başlayın. Ufku gözleyin, gözetleyin. Hilâli gördüğünüz zaman Ramazan’a başlayın. Ondan sonra, yine hilâli gördüğünüz zaman -aradan zaman geçip de dolunay oldu vs. vs.- güneşin battığı yerde hilâli yine görürseniz bu sefer öteki ay gelmiş demektir. Şevval’e, bayrama başlayın.” diye, böyle buyurmuş.

Sûmû li-rü’yetihî ve aftirû li-rü’yetihî diye hadis-i şerifi var.

Demek ki -şimdiki tabirle- gözlem yaparlardı. Yani rasat yaparlardı. Ayın, güneşin hareketini çok iyi takip ederlerdi. İbadetler ona bağlı. Sabah namazı güneş doğmadan kılınacak. Teheccüd namazı fecir atmadan kılınacak. Akşam namazı güneş battıktan sonra kılınacak. Öğle namazı güneş tam tepesine gelip biraz oradan kaydığı zaman kılınacak. İkindi namazı gölgeler öğlenki gölgesine ilaveten çubuğun boyu iki misli olduğu zaman kılınacak. Hepsi gök cisimleri ve gök olaylarıyla ilgili. Tabii Müslümanların bunları bilmesi gerekiyordu.

Hakikaten gök ilminde, ilm-i hey’ette, astronomide çok ilerlediler. Çok güzel hesaplar yaptılar. Çok güzel tespitler yaptılar. Meridyeni ölçtüler, paraleli ölçtüler... Avrupa hiçbir şey bilmezken, dünyadan haberi yokken Müslümanlar fizikte, kimyada çok ileri şeyler yaptılar, nice nice buluşlar ortaya koydular. Bunlar tabii zamanla oldu.

Şimdi bu iki hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

“Doğu tarafına bakacaksınız, ‘Yeni ay geliyor mu, gelmedi mi?’ diye anlamak için. Güneşin battığı yerde bir hilâl görürseniz tamam, ‘Zilhicce ayı gelmiş.’ diye yeni ayın geldiğini anlayacaksınız.”

“Eğer” diyor, bu iki hadis-i şerifte;

İzâ ğâbe’l-hilâlu kable’ş-şafaki. “Hilâl kırmızılıktan evvel batarsa ayın 1’i demektir.” Ve izâ ğâbe ba’de’ş-şafaki. “Hilâl kırmızılık kaybolduktan sonra, epeyce gökyüzünde durup da ondan sonra batarsa o zaman iki günlük demektir.”

İlk günde görünmesi zor olduğundan, ikinci gün gecikerek batması ayın 2’si olduğunu gösterir, demek istiyor.

Bazen alçak yerlerde görünmez. Onun için, “bakacak” denilen yüksek, ufka hâkim yerlerde hilâli gözlerlerdi. Bunu erbabı bilir. Yani hilâlin çok kalması, kırmızılıktan sonra batması hâlinde iki günlük olduğu anlaşılır, diye Peygamber Efendimiz hadis-i şerifte buyurmuş.

Sonra ne olur?

-Hilâlin durumunu biraz anlatalım.-

Ayın ilk günü olduğunu hilâli orada incecik gördüğün zaman anlarsın, kıl gibi incedir.

Avustralya’da hilâli gözlüyorduk. Bir sene Ramazan’da oradaydım. Hilâli gözlüyorduk. Yüksek bir tepeye çıktık. Önümüz bayır, karşımız güneşin battığı yer. Baka baka insanın gözlerine acıma geliyor. Kolay değil. Nihayet ben hilâli gördüm. “Hilâli gördüm, siz de görün bakalım.” dedim. Benim gördüğüm hilâli araya taraya göremediler. Kolay görünmüyor, çok dikkat etmek lazım. Sonra dedim ki:

“Bak, şuradaki direğin, ağacın ucundan başınızı yukarıya doğru kaldırın, işte orada.”

“Tamam, gördük.” dediler.

İlk gün ince oluyor. İkinci gün o ilk göründüğü yerden 6 derece daha yukarıda görünür. 360 derece -açı- diyoruz ya, 6 açı derecesi daha yukarıda görülür ve 40-50 dakika daha geç batar. Hem de biraz daha kalınlaşır. o zaman hilâl kıl gibi olmaz da biraz daha kalınlaşır.

Üçüncü gün ne olur?

Üçüncü gün 6 derece daha yukarıda olur, aynı saatte, aynı dakikalarda. Hem de bu sefer ilk güne göre üç misli kalınlıkta olur. Günden güne kalınlaşır, kalınlaşır, yedinci gün ne olur?

Yedinci gün, güneş battığı zaman aşağı yukarı tepede olur ve yarım daire şekli olur. Elmayı kestin, yarım daire oldu, yedinci gün onun gibi olur.

On dördüncü gün ne olur?

Güneş buradan batarken doğudan tepsi gibi görünür. Tabak gibi, tepsi gibi, bembeyaz dolunay. Ayın on dördü diyoruz ya, öyle görünür.

Ondan sonra daha geç çıkmaya başlar. Yani günden güne geriye doğru gidiyor doğması ve görünmesi geriye doğru gidiyor ve büyüyor. Ondan sonra daha geç çıkmaya başlar, yatsıdan sonra çıkmaya başlar, misafirlikten dönerken görmeye başlarsınız, daha ince görürsünüz. Dolunaydan sonra tekrar incelmeye, azalmaya başlar. Üç haftalıkken yine yarım daire olur, azala azala bütünken yarım olur.

Ondan sonra sabah namazında artık görmeye başlarsınız. Sabah namazında camiye giderken, havaya başınızı kaldırıp baktınız mı incecik hilâl... O işte eski hilâldir. O ayın artık bitmek üzere olduğunu gösteriyor, ay tükeniyor. Dolunay harcandı harcandı, eridi eridi, tükeniyor. Ona “köhne hilâl” derlerdi. Köhne, “eski” demek.

Hilâl iki tanedir. Bir, nevhilâl. Nev, Farsça “yeni” demek. Nevhilâl, yani ayın başında, güneşin doğduğu yerde görünür. Köhne hilâl, yani ayın sonuna doğru, sabah namazı vaktinde, doğu tarafında görünür. Yerleri farklıdır.

Bunu erbabı bilir. Bilmeyen de işi karıştırır.

“Ben hilâli gördüm!”

Mübarek olsun, biz de görüyoruz, o senin aradığın hilâl değil. Sabahleyin görünen hilâlin bir [önemi] yok; o eski hilâl. Dolunay eriyor, eriyor, yavaş yavaş yok olacak. Onun kıymeti yok. Asıl o yok olduktan sonra, doğuda değil de güneşin battığı yerde yeniden hilâli görürsen, işte yeni ay o zaman girdi. Millet bunu bilmiyor.

Hacı hanımın birisi demiş ki:

“Yâ Rabbi! Herkes hilâli gözetliyor, ne olursun Rabbim bana da şu hilâli göster.”

Geceleyin teheccüde kalkmış. Dualar, tesbihler, gözyaşları... Ondan sonra perdeyi açmış, bakmış, gökte hilâl. “Oh elhamdülillah, ben de hilâli gördüm!”

O sabahleyin gördüğün, teheccütte gördüğün hilâl bir şey değil. Güneş battıktan sonra, güneşin battığı yerin civarında görünen yeni hilâldir.

Millet bunları bilmiyor. “Ramazan şu zamanda girdi, bu zamanda girdi... Ben hilâli gördüm, ben görmedim...” kavga, gürültü gidiyor. Yanlış yapıyorlar. Yalan yanlış iş yapıyorlar.

Adamın başına geliyor, -bak

Ne kadar cahillikler oluyor ne kadar da günahlara giriliyor... Adam Ramazan’ın 30’unda adam oruçlu. Geliyor adamın başına, dikiliyor, diyor ki:

“Bugün bayram. Bayram günü oruç tutmak haram. Boz orucu!”

“Yahu bayram değil, Ramazan’ın 30’u!”

“Falanca memlekette ilan etmişler.” diyor.

Yahu o ilan yanlış. Takip edip duruyoruz. Biliyoruz, mümkün değil. Ona zorla orucu bozduruyor. Zorla oruç bozulunca, yani isteğiyle kendisi orucu bozdu mu 60 gün ceza yiyor. Şehreyn, iki ay oruç tutacak, bir de bozduğunu ödeyecek; 61 günü yiyor.

Onun için, bilmeyen insanların bu işlere karışmaması lazım. Eskiden gazinolarda yazardı; “Hariçten gazel atmak yasaktır!” diye. Kimse hariçten gazel atmasın, herkes [haddini] bilsin.

İzâ ğadibe ehadüküm ve hüve kâimun fe’l-yeclis fe-izâ zehebe anhu’l-ğadabu ve illâ fe’l-yadtaci’.

“Sizden biriniz sinirlendiği, gazaplandığı, kızdığı zaman...” ,

Ve hüve kâimun. “Ayaktaysa...” Fe’l-yeclis. “Otursun.”

Sinirlendi, gazaplandı, ne yapacak?

“Otursun.” diyor Peygamber Efendimiz.

Fe-izâ zehebe anhu’l-ğadabu. “Kızgınlığı oturduğu zaman geçiyorsa, geçmişse tamam, iyi...”

Çünkü ayakta iken belki fevrî bazı şeyler yapabilirdi. Oturdu, durumu değiştirdi, biraz sakinledi. Tamam, kızgınlığı geçerse geçer.

Ve illâ. “Kızgınlığı yine geçmedi...”

Yine burnundan soluyor, yine bir şeyler yapacak, tehlike var... O zaman diyor ki;

Fe’l-yadtaci’. “Biraz yaslansın.”

Şöyle bir uzansın. “Arslanım, sen biraz yat bakalım. Asabın henüz yerine oturmadı...” diye, o zaman da yaslanmayı, yatmayı tavsiye ediyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.

Bu bir maddî tedbirdir. Hakikaten sinirli iken durumunuzu değiştirdiğiniz zaman sinir geçer. Oturursunuz, olmazsa yaslanırsınız, biraz sonra geçer, daha sakin düşünmeye başlarsınız. Veyahut gidip abdest alacak. O da çok siniri geçirici bir şeydir. Çok sinirlendi, hemen abdest alacak.

İnsan gazaplandı mı ya gidecek derin nefes alacak, ya oturacak, ya yatacak, ya abdest alacak... O gazap iyi değil. Gazaplandı mı insanın elinden hakikaten bir kaza çıkar, vurur kırar vs... O da iyi değil. Gazap iyi bir şey değil. Türkçesi öfkedir. Öfke iyi bir şey değil. İnsanın nefsine hâkim olması, öfkelenmemesi lazım.

Nasıl hâkim olacağız, bunun freni ne? Bunun freni oturmak. Olmadı, yatmak, abdest almak...

Arapların güzel frenleri var, hoşuma gidiyor. Bakıyorsun, birbirleriyle kavga edecek duruma geliyorlar, “Hah, bunlar şimdi kapışır!” diyorsun. Birisi ötekisine; Salli ale’n-Nebiy. “Peygamber Efendimiz’e salât-u selâm getir.” diyor. O tabii Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed demek zorunda kalıyor. Derken bir yumuşaklık oluyor. O da güzel bir tedbir.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA