29.11.1992 - Dünyalık, Ahireti İstemek

29.11.1992 - Dünyalık, Ahireti İstemek
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İzâ reayte küllemâ talebte şey'en min emri'l-âhireti ve'btegaytehû yüssire leke ve izâ reayte min emri'd-dünyâ ve'btegaytehû ussire aleyke fa'lem enneke alâ-hâlin hasenetin ve izâ reayte küllemâ talebte şey'en min emri'l-âhireti ve'btegaytehû ussire aleyke ve izâ talebte şey'en min emri'd-dünyâ yüssire leke fe-ente hâlin kabîhatin.
Sadaka Resûlullâh fîmâ kâl ev kemâ kâl.
Ebu Saîd el-Hudrî hazretlerinden mürsel olarak bize kadar intikal etmiş, Abdullah İbn Mübarek vesair hadis kitapları kaynaklarında zikri geçiyor ve enteresan bir konu ve sizin ve bizim normal olarak tahmin etmediğimiz, düşünmediğimiz bir şey.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu hadis-i şerifinde buyuruyor ki; İzâ reayte. "Sen gördüğün zaman." küllemâ talebte şey'en min emri'l-âhireti ve'btegaytehû yüssire leke. " Ahiret işlerinden bir işi istediğin ve onu elde etmeye gayret ettiğin zaman kolaylaştırılıyorsa sana, ahirete dair işler, sevaplı işler, ahiret makamını, mertebesini kazanmasına sebep olacak şeyler." ve izâ reayte min emri'd-dünyâ. "Dünya işlerinden bir şey gördüğün zaman." Ve'btegaytehû. "Onu elde edeyim diye çalışıp çabaladığım zaman." Ussire aleyke. "Zorlanıyor, verilmiyor sana, yokuşa sürülüyor, manevi bakımdan yapamıyorsun, ahiret işini kolaylıkla yapabiliyorsun da dünya işini yapmak istediğin çabaladığın halde yapamıyorsun, ötekisi kolaylaştırılıyor, bu dünya işi zorlaştırılıyorsa. " Fa'lem enneke alâ-hâlin hasenetin. "Bil ki sen iyi bir hâl üzeresin, durumun iyi aksine, bunun tersine."
Bunun tersi nedir?
Ve izâ reayte küllemâ talebte şey'en min emri'l-âhireti ve'btegaytehû ussire aleyke. "Ahirete ait bir işin peşine düşüp de onu yapmaya çabaladığın zaman zorlanıyorsan, yapamıyorsan o işi, müşkülatlar çıkıyorsa önüne bir sürü." Ve izâ talebte şey'en min emri'd-dünyâ yüssire leke. "Ama dünyalık babından bir şeyin peşine düştüğünde kolayca veriliyorsa." Fe ente hâlin kabîhatin. "Bil ki o zaman kötü durumdasın, kötü bir durumun var."
Neden?
İzah edeceğim. Biraz garip bir şey. Ahirete ait bir şey istiyorsun, kolay kolay oluveriyor. Dünyaya ait bir şey bin bir türlü müşkülat çıkıyor; iyi durumdasın ahirete ait bir şey istiyorsun zorlandırılıyor ama dünyaya ait bir şey akıp geliyor kolaylıkla. Fena durumdasın. Ne demek bu? İnsan dünyaya daldı mı, ahireti unuttu mu, helâk olur da ondan dünya sevgisi;
Hubbü'd-dünyâ re'sü külli hatîetin. "Dünyanın sevgisi her hatanın başlangıcıdır."
Mal, mülk, köşk, yazlık, kışlık, araba vesaire bilmem ne sevgisi. Böyle oldu mu, dünya sevgisi insanın gönlüne doldu mu gönlünü batırır. Dünya bir derin ummandır, gönlüne dünya sevgi doldu mu insanın bu ummanın dibini boylar. Gemi batar. Batar, bir daha çıkamaz. Gark olur, ölür, mahvolur insan. Onun için ahiret işinin kolaylaştırılması iyi, ahiret işinin zorlaştırılması fena. Çünkü ahiret işi insana sevap kazandırıyor. Allah'ın rızasına ermesine sebep oluyor. Cenneti kazanmasına, dolayısıyla sonsuz bir ebedî saadeti elde etmesine sebep oluyor bu. Kolaylaştırılıyorsa demek ki Allah seni seviyor da nasip ediyor.
Bir başka hadis-i şerif ile biraz daha mesele anlaşılabilir. Hastaya su vermezler, yaralı hastaya, su içerse ölür diye. Yaralandı. Dinamit patlamış veya kılıçla kesilmiş, eski zamana göre söyleyeyim, yaralı filan. Harpte su vermezler. İçerse ölür. Yanacak cayır cayır ama verilmez, o zaman atlatabilir. Hadis-i şerifte "Allah" diyor Peygamber Efendimiz, "sevdiği kulunu dünyadan, sizin hastalarınızı sudan koruduğunuz gibi korur." Hasta istiyor, su diyor, yalvarıyor ama hastanın sahipleri, akrabaları vermiyorlar. Neden?
Onun canı istiyor ama vermiyorlar.
Neden? İçerse ölür diye.
İşte böyle.
"Hastanızı siz sudan kolladığınız gibi, Allah da sizi dünyalıktan korur." diyor bir hadis-i şerifte onun için.
Dünyalık işler pek tıkırında gitmese, dünya işleri zorlansa, dünyaya ait keyiflerin, zevklerin eksik kalsa, korkma! Asıl ahirete ait arzuların, emellerin eksik kalıyorsa, yapılmıyorsa o zaman kork! Belki Allah seni huzuruna kabul etmiyor. Sevmiyor, camiine almıyor, hatim indirtmiyorsa sana Kur'an okutmuyor, sadaka veremiyorsun, hayır yapamıyorsun, arkanda bir sevap kazanmana sebep olacak işler yapamıyorsun, bin bir türlü mâni bir zor yerde kıstırılmış, bir hayır vereyim diye para veriyorsun; kırk türlü mâni çıkıyor.
Yaptırmıyor Allah…
O halde bizim amacımız ne olacak? Ahiret olacak. Cennet olacak. Allah'ın rızasını kazanmak olacak. Dünyalık sıkıntı da olsa rahatsızlık da olsa, hastalık bile olsa hastalıktan şifayı isteyeceğiz ama bunlar mühim değil. Hasta olursun sevap kazanırsın. Dünyada meşakkat çekersin, çektiğin sıkıntılardan sevap kazanırsın. Yeter ki kalbin temiz olsun. İmanın sağlam olsun. Allah'ın rızası yolunda ol. Bu sıkıntıların kıymeti yok.
En büyük belalar kime gelmiş? Peygamber Efendimiz' e.
Ondan sonra kime gelmiş? Büyük evliyâullaha.
Ondan sonra kime gelmiş? Allah'ın salih kullarına.
Firavun nasıl yaşamış?
Çok güzel tarzda yaşamış. Öyle iki tarafında yelpazeciler yelpazelemişler, yemiş, içmiş, saraylarda yaşamış.
Ne olmuş sonu?
Allah ehli insanların rütbesi ne oluyor?
Peygamber Efendimiz' in torunu ne olmuş?
Şehit olmuş Kerbela'da, öteki sahabe-i kiramdan yatağında ölen kaç tane, makamında hançerlenip, camide hançerlenip şehit olanlar, halifeler gözümüzün önüne gelsin.
Bu dünya hayatının keyfi ve zevki ana gaye değildir. Onlar önemli değildir. Mühim olan ahirettir. Sen ahirete ait sevaplı işleri yapabiliyorsan iyi haldesin. Ahirete ait işleri yapmakta zorlanıyorsan, yapamıyorsan, elinden çıkmıyorsa demek ki bir cezan var.
Hakikaten de bilirim ben bazı insanlar hayırları yapamıyor. Birkaç defa Anadolu’nun tâ öbür ucuna otobüsle gitmem gerekti. Askerlik yaptığım zamanda otobüse biniyorum, bir yerde otobüs duraklama yapıyor, mola veriyor. Ben namaz kılacağım. Dolaşıyorum ama namaz kılacak yer yok. Seksen tane dükkân var, yağ değiştirme, bakkaliye, lokanta, lastik, akü, şunu bunu...
Benzin istasyonunun da her çeşit şey var, mescit yok.
Nerede namaz kılacağız? Nerede abdest alacağız? Yok.
"Git yukarıda lokantada kıl." dediler bana.
Gittim, lokanta içkili. Önümüze serdikleri namazgâh pis, yağlı, pasaklı. İnsan seccadeye alnını koymağa çekiniyor. Pis yerde.
"Lokantada, içki içilen yerde ben namaz kılabilir miyim?" dedim, nerede buranın sahibi?
Bütün o dükkânların sahibiymiş, göbekli bir adam... Oturmuş masada birileriyle. Dedim ki:
"Beyefendi bak, benzin istasyonun var, bir sürü dükkânın var, ticaretin yerinde, lokantan var, her şeyin var ama yolcuların, bak ben bir yolcuyum, misafirinim senin, namaz kılacak yer yok. Yukarıda tahta var, diyor, tahta pis. Lokanta içki satılan yer, ben orada namaz kılamam ki. Bir mescit yap."
"Tamam, tamam yapacağım." dedi.
Birkaç ay sonra bir daha geçtim oradan, bakın ne kadar ibretli, gene yok. Gene ben nerede kıldıysam açıkta, namazı toprakta kıldım. Ondan sonra gene buldum sahibini;
"Hani yapacaktın?" dedim.
"Yapacağım, yapacağım tamam." dedi.
Bir sürü dükkânı var, dünya işi kolaylaştırıyor, ahiret işini yapmıyor. Daha aradan aylar geçmiş halbuki bir günlük iş. Orada bir çardak yapsa, dört tane kalastan, üstünü kapatsa namaz kılınır orada. Yeter ki çamur olmasın. Hasırın üstünde kılarız, toprakta kılarız. Alnımıza toprağın değmesi şereftir bizim için, yeter ki elbisemiz çamurlanmasın. Üçüncü geçişimizde gene yoktu. Sordum, dedim:
"Bunun sahibi bana söz vermişti mescit yapacağım diye?"
"Ha", dediler, "sizlere ömür, o göçtü."
Görüyor musun sen?
Men benâ lillâhi mesciden benâ'llâhu lehû beyten fi'l-cenneti diye bir müjde var.
"Kim dünyada bir mescit yaparsa, Allah ahirette ona köşk verecek."
Yapamıyor insan. Allah nasip etmedi mi yapamıyor insan. Para olması yetmiyor.
Yine bir başkası, bunlar önemli misaller muhterem kardeşlerim. Hayrı acele yapın, yapmaya gayret edin. Bu duruma düşmemeye dikkat edin. Kötü hâliniz varsa, kötü hâlden kurtulmanın çaresi tevbe ve istiğfar etmektir.
Bizim bir kasabada tanıdığımız birisi var. Bir zenginle karşılaşmış, yapışmış yakasına demiş ki; "Ya bu kadar zenginsin, bir hayrın hasenatın yok. Ölüp gideceksin. Bir hayır yap." demiş. O da onun bu sözünden biraz kırılmış, alınmış. Bir cevap vermiş nasıl bir cevap verdiyse. Fakat diyor ertesi gün adam hastalanmasın mı?
"Bir kalp krizi geldi, hastaneye yatırdılar." diyor. Ben de üzüldüm." diyor. Gitmiş ziyaretine; "Ya demiş, dün ben hastalanırsın, ölürsün, gidersin, kriz gelir, kriz geldi. Hastaneye düştün. Vallahi mahcup oldum, üzüldüm. Geçmiş olsun." demiş. Oradan adam "Yok, sen haklısın." demiş. "Doğru söylüyorsun, hastaneden çıkayım yapacağım." demiş. "Hocam, hastaneden çıktı, her karşılaştıkça hatırlattım, yapmadı yine, yapamadı öldü." diyor. Madenleri var adamın, zengin. Allah yaptırtmıyor.
Allah kula darılırsa, küserse, sevmezse, nazar etmez ona. Hayır yaptırtmaz. Hayır yapamıyorsan sen bir kötü hâl üzerindesin. Hayır yapabiliyorsan Allah seni seviyor ki yaptırıyor. Dünyalık geliyor, madenlerden maden çıkıyor, satılıyor, paralar kazanılıyor, akıyor oluk gibi.
Senin köşkün var, kat kat bahçelerin var, armutlar sarkıyor, elmalar kırmızı, üzümler sallanıyor ama Allah sevmedi mi kıymeti yok. Mühim olan Allah'ın sevmesi. Kusurlu olabiliriz, Allah bizi de sevmeyebilir, Allah saklasın. Allah'ın sevmediği bir duruma düşmekten Allah bizi korusun ama Allah tevbe edenleri seviyor.
İnnallâhe yuhibbu't-tevvâbîn.
Onun için ilk iş tevbe etmek. Hemen tevbe edelim.
Estağfirullah el-azîm ve etûbu ileyh tübtu ileyke ve reca'tü ileyke. Allahümme tüb aleyye inneke ente't-tevvâbü'r-rahîm. Rabbena'ğfir lenâ ve li-ihvânînellezîne sebekûne bi'l-îmân.
Tevbe edelim. Bu çeşit dualarla, aklımızın erdiği şekilde, boynumuzu bükelim, gözyaşı dökelim, tevbe edelim.
Allah günahları affediyor, tevbe edeni seviyor ama ısrar edeni, inat edeni sevmiyor. Bir de darıldı mı hayır yaptırtmaz, camiye getirtmez. Evet, köşkü olur, yatı, villası, yalısı, Cadillac'ı olur, Mercedes'i olur, Jaguar'ı olur, ne isterse olur ama cennete girmesine sebep olacak işler olmaz. Onları nasip etmez Allah.
Neden?
Allah'ın bir kula en kıymetli hediyesi nedir? Hidayettir.
Bir insan hidayet üzereyse cennete gidecek. Onun için verdiği en kıymetli şey hidayettir. O sevmediği kula hidayeti vermez. Bunu anlayın. Bela gelebilir, hastalık gelebilir, sıkıntı gelebilir, işi alt üst olabilir, çarçur olabilir vesaire vesaire ama insan yine de aç da kalmaz. Ne aç kalır ne açık kalır, rızkı neyse onu da gene alır. Önüne daima insanın çatal yollar gelir. Ya hayırdan kazanacak ya şerden kazanacak ya hayra gidecek ya şerre gidecek. Akıllı insan hayır tarafına gider, sevap kazanır. Aklı olmayan da günah tarafına gider, günah kazanır. Sanır ki günahlı yoldan gidersem kazanacağım da sevaplı yoldan gidersem kazanamayacağım sanır. Öyle değil.
Hangi yoldan giderse gitsin bu iki yol birleşir, öbür tarafta rızkının olduğu noktada birleşir. Rızkı o gün on bin lira kazanmaksa on bin lira. Artı bir kuruş olmaz. O kadar olur ama gidiş yolu farklı olur, haram yolundan giderse defterine haram yazılır. Helal yolundan giderse defterine sevap yazılır. Bunu iyi öğrenin. Bunun için size çok fıkralar anlattım, olmuş hadiseler anlattım, bir tanesini anlatayım hatırınızda olsun, şimdi yeri geldi diye.
Hz. Ali Efendimiz, Kûfe mescidine girecekti, yanında da adamı vardı. Atı, bineği vardı. Atını baktı, şöyle bağlayacak bir yer göremeyince, orada bir adam duruyor, samimiyetle: "Tut şunu." dedi. Kendisi halife, Peygamber Efendimiz' in damadı, mübarek insan, Hz. Ali.
"Tut şunu." dedi.
Hz. Ali Efendimiz' in atını tutmak bir şereftir. İçeriye girdi, namaz kıldı, kesesini çıkardı. Beş dirhem bahşiş vermek üzere cebinden, kesesinden ayırdı. Buraya, dışarıya çıktı baktı ki adam yok, at da yok. Aradılar, baktılar, at ilerdeymiş. Atın dizginin takımını almış, çalmış, götürmüş adam. Atı buldular.
"Buna bir dizgin takımı al." dedi Hz. Ali Efendimiz avucundaki beş dirhemi verdi hizmetçisine.
Hizmetçisi biraz sonra çarşıdan döndü, geldi, baktı ki eski dizgini bulmuş, o geldi.
Bu nedir, nereden buldun bunu?
Hırsız dizginciye satmış, beş dirhem almış. Bu da bir dizgin istiyorum diye dizginciye girince
"İşte bu yeni geldi, bu olursa al."
Bu bizimki, bilmem ne…
Oradan dizgini almış. Madem çalıntıydı o halde ben senden de para istemiyorum filan. Neyse ona kâr istemiyorum. Dizgini almış, takmışlar hayvana.
Hz. Ali Efendimiz diyor ki kalabalık da böyle toplandığı zaman;
"Bu çok güzel bir hadisedir, bunu hep hatırınızda tutun. Başkalarına da söyleyin, ticaretinizi de buna göre yapın ey Müslümanlar!"
Bakın bu hadisede bir ibret var diyor, Allah bize, bir ibret gösterdi bu hadisede.
"Ben bu adama beş dirhemi avucuma ayırmıştım, verecektim beş dirhemi, olacaktı adamın, atımı tutuverdi diye. Beş dirhem verecektim cebine, beş dirhem girecekti benden, beş dirhem bahşiş çıkacaktı benim kesemden. Beş dirhem onun kesesine girecekti. O adam beklemedi. Dizgini çaldı, götürdü, sattı. Kaç dirhem aldı? Beş dirhem aldı. Değişmiyor. Sağ yoldan gitseydi bahşişle helal beş dirhem alacaktı, sol yoldan kötü yoldan gitti, haramla beş dirhem aldı. Rızkı aynı, rızık noktasında birleşiyor iş. Dükkâncı, dükkâncıda da değişen bir şey yok."
Beş dirhem dizgini almak için vermişti, buradan da beş dirhem aldı, onun kasası da nötr. Tamam. Hz. Ali Efendimiz' in de cebinden beş dirhem çıkacaktı, çıkıyor. Değişen hiçbir şey yok. Rızkta bir değişme yok. Olayların tabiatında değişme var. Helallik, haramlık noktasında. O bakımdan bu bizim için çok önemli bir vukuattır, olaydır. Buna göre hayatımızı tanzim edeceğiz.
Sen dükkânda çalışırken, memuriyette çalışırken, başka işte çalışırken; rızkımı kazanacağım, çoluk çocuğumun nafakasını elde edeceğim diye uğraşırken bil ki senin rızkın var, o gelecek. Haramdan tercih edersen o gelecek, helali tercih edersen o gelecek. O sana bağlı. Senin iki dudağının arasında, senin kararına bağlı, kafana bağlı. Helal yolu tercih edersen arsan para edecek, aynı parayı alacaksın. Veyahut ille gidecekse, arsan istimlak olacak, para alamayacaksın filan. Manevi bakımdan değişmez.
O bakımdan Allah-u Teâlâ hazretleri bizi yolunda daim etsin. Bak parası var, madenleri var, hayır yapamıyor. Öbür tarafta niyet ediyor, mescit yapacak, bir mescit odası yapacak istasyona, benzinliğe yapamıyor. Ölüp gidiyor. Ama beri tarafta Allah sevdiği kula da camii de yaptırıyor, başka hayırlar da yaptırıyor. O bakımdan bu hadis-i şerif hatırınızda kalsın.
Dünya işleri olur olmaz, onlar mühim değil. Helalinden görmeye çalışın. Sıkıntılar olacak, hastalıklar olacak. Hepsi insan için, bunlara da üzülmeyin. Ahiret işiniz rast gidiyorsa, ibadet, taat tarafı çalışıyorsa korkmayın. Dünya işinde sıkıntı oluyorsa dert değil dünya işi, kolaylanıyor da ahiret işi zorlanıyorsa o zaman; "Ya benim yediğimde bir haram mı var, işimde bir kusur mu var, sözümde bir edepsizlik mi var? Allah'ın razı olmayacağı bir iş mi söyledim, bir iş mi yaptım?" diye kendinizi kontrol edin. Tevbe edin. Sadaka verin. Namaz kılın, ağlayın, kendinizi affettirin.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
18.04.1993 -
İlmi Paylaşmak, Öğretmek,
14.11.1993 -
Gece İbadeti, Çalımlı
