04.06.1995 - Hz.Hasan, Hz. Hüseyinin Üstünlüğü, Ehli Beyt

04.06.1995 - Hz.Hasan, Hz. Hüseyinin Üstünlüğü, Ehli Beyt
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İnna'llâhe'stafe'l-arabe min cemîi'n-nâsi ve'stafâ Kureyşen mine'l-arabi. Ve'stafâ Benî Hâşimin min Kureyşin. Ve'stafânî ve'htârenî fî neferin min ehli beytî Aliyyün ve Hamzetü ve Ca'ferün ve'l-Hasenü ve'l-Huseynü.
İbn Asâkir'in rivayet ettiği bir hadis-i şerifi okudum. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
İnna'llâhe'stafe'l-arabe min cemîi'n-nâs. "Bütün insanların arasından Allah Arapları seçti."
Süzdü. Istıfâ etmek, "sâfîleştirmek" demek.
Istafe'l-arabe min cemîi'n-nâs. "İnsanları süzdü, içinden Arap’ı müstesna bir kavim olarak seçti."
Tamam. Sonra?
Ve'stafâ Kureyşen mine'l-arabi. "Arap kavmi içinden de Kureyş'i süzdü. Süzmesi, en güzidesi, kıymetlisi olarak Kureyş'i seçti." Va'stafâ benî Hâşimin min Kureyşin. "Benim sülalem olan Benî Hâşim'i de Kureyş'in içinden süzdü, seçti, ortaya koydu." Va'stafânî. "Sonra Kureyş'in, Benî Hâşim'in içinden beni seçti."
Onun için Resûlullah'ın bir adı nedir?
Mustafa'dır. Muhammed-i Mustafa. Birçok sıfatları var, bir sıfatı da Mustafa.
Mustafa ne demek? "Süzülüp seçilmiş" demek.
Allah Resûlullah'ı seçti, nasıl seçti?
İnsanların içinden Arap’ı seçti. Arap’ın içinden Kureyş'i seçti. Kureyş'in içinden Benî Hâşim'i seçti. Benî Hâşim'in içinden Resûlullah Efendimiz' i seçti.
Ve'htârenî. "Beni ihtiyar etti."
İhtiyar da "hayırlısını tercih etmek" demek.
Fî neferin min ehli beytî. "Beni Kureyş'in içinden seçti ama etrafımda bana destek olacak insanları da tayin ederek seçti."
Kim onlar? Aliyyün. "Hz. Ali." Ve Hamzetü. "Hz. Hamza."
Uhud'da şehit olan Efendimiz.
Ve Ca'ferün. Cafer kim?
Cafer-i Tayyar hazretleri. Peygamber Efendimiz onun cennette uçtuğunu gördüğü için, bu Cafer'in lakabı Cafer-i Tayyardır.
Tayyar ne demek?
Tayyere gibi "uçan" demek. Peygamber Efendimiz, Medine'den onun şehit olup da cennette uçtuğunu haber verdi.
"Müslümanlar harbe giriştiler, bayrak falancanın elinde..."
Kuzey'de, Tebük tarafında Mûte'de savaş oluyor şey; Efendimiz Medine'den anlatıyor. Peygamberlik gözüyle, Allah'ın lütfuyla Medine'den görüyor:
"Şimdi bayrak şunun elinden düştü, şehit oldu, ötekisi aldı, sonra ötekisi aldı, sonra ötekisi aldı."
Adıyla, sanıyla, sırayla kimlerin bayrağı elden ele alıp şehit olup düşürdüğünü bildirdi. Cafer-i Tayyar hazretleri orada şehit oldu.
Medine'ye, Habeşistan'a hicret edildiği zamanda Kureyş Habeşistan'a adam göndermişti:
"Bu adamlar bizim, Kureyş'ten buraya sığınan bu adamları, senin ülkende barındırma ey Habeş imparatoru! At bunları ülkenden, bunlar fena insanlardır, bunlar bizim dinimize çatıyorlar, senin dinine de çatıyorlar, Hz. İsa'nın da aleyhinde konuşuyorlar." filan diye imparatora gammazladılar.
Cafer-i Tayyar hazretleri oraya gitmiş Müslümanların mümessili olarak -daha evvelki yılları söylüyorum.- kalktı, söz istedi, dedi ki:
"Ey Hükümdar! Biz basit bir topluluktuk. Zalimdik, birbirimize hücum ederdik, yağmalardık, esir alırdık, öldürürdük, kız çocuklarımızı gömerdik, putlara tapardık. Hz. Muhammed geldi, bize Allah'a tapmamızı söyledi. Hz. İsa hakkında bizim inancımız şudur: 'Hz. İsa Peygamberdir, Allah'ın oğlu değildir, Allah'ın kuludur. Meryem, Allah'ın kuludur, iyi insandır. Zina yapmış bir insan değildir, namusludur, iyi insandır, mübarek bir insandır. Hz. İsa'da, Allah'ın kulu ve Peygamberidir. Hz. İsa'ya inmiş olan asıl İncil Allah'ın hak kitabıdır, sonraki bozulmuştur. Bizim inancımız budur.'" diye söyleyince Habeş İmparatoru dedi ki:
"Siz haklısınız. Ben de bu kanaatteyim." dedi, Cafer-i Sadık'ın işaretleriyle, izahatıyla, anlatmasıyla, tatmin oldu, Müslüman oldu.
Kureyşlileri kovdu. İmparator Necaşî; "Defolun!" dedi. Hediyeler getirmişlerdi. "Alın hediyelerinizi kabul etmiyorum" dedi. Müslümanlara; "Siz benim ülkemde istediğiniz kadar kalabilirsiniz." dedi. Onlar bir müddet Habeşistan'da kaldılar, sonra döndüler, Peygamber Efendimiz' in yanına Medine'ye geldiler. Sonra Mekke fethedildi.
Mekke fetholunduktan sonra Müslümanların işi ne oldu? Cihat!
Cihat oldu. Mekke fetholunduktan sonra hicret bitti, hicret kalmadı, cihat başladı. Cihat oldu. İslâm'ı yaymak için cihat ettiler, cihat ettiler...
Tabi bu Medine'deyken, o sefer olduğu zaman Cafer-i Tayyar, ordu komutanı olarak oraya gitmişti. Orada şehit oldu. Efendimiz, onun cennette uçtuğunu gördüğünden "Cafer-i Tayyar" diyorlar. Lakabı odur, Caferi Tayyar hazretleri.
Hz. Ali, Hz. Hamza, Hz. Cafer-i Tayyar, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin. Peygamber Efendimiz var; etrafında da böyle mübarek insanlar var.
Peygamber Efendimiz, Hz. Hamza'yı çok severdi. Çok babayiğitti, çok kahramandı. Uhud harbinde çok kahramanca çarpıştı. Arkasından geldiler, şehit ettiler. Yoksa kimse yanına yanaşamıyordu, devirip geçiyordu. Nice kahramanlıklar göstermişti.
Şehit olacakmış, nasibi öyleymiş. Birisi arkadan pusu kurdu, fırsat kolladı, arkadan saldırdılar, erkekçe yapamadılar. Sonradan onu öldüren şahıs da Müslüman oldu. Ona da bir şey diyemiyoruz, ne yapalım? Sonradan Müslüman oldu. Allah Müslüman olunca eski günahları affediyor.
Evet, Peygamber Efendimiz; "Allah, bunları benimle beraber, benim grubum olarak seçti." diyor. Tabi biz onları seviyoruz. Medine'ye gittiğimiz zaman Uhud'da Hz. Hamza'yı ziyaret ediyoruz; o orada.
Hz. Ali Efendimiz' i seviyoruz, başımızın tacı. Hz. Ali Efendimiz benim ceddim. Başımızın tacı. Severiz, sevmez olur muyuz?
Ama seven insan yolunda gider.
Hz. Ali Efendimiz namaz kılıyor muydu? Hz. Ali Efendimiz oruç tutuyor muydu? Hz. Ali Efendimiz içki içer miydi? Hz. Ali Efendimiz, kadın erkek oynatmış mı? Hz. Ali Efendimiz, cem evi yapmış mı? Ayin-i cem yapmış mı? Hz. Ali Efendimiz, Sünnilere düşmanlık etmiş mi? Hz. Ali Efendimiz' in düşmanı Sünniler mi?
Hz. Ali Efendimiz' in düşmanı Emevîler! Biz Emevî miyiz de bize düşmanlık besliyorsun? Emevî değiliz ki biz, sünnîyiz. Peygamber Efendimiz' in sülalesine sevgi, bizim esasımız. Bizim İmam-ı Azam Efendimiz, ehl-i beyte olan sevgisinden hapse girdi, şehit oldu.
Evet, Hz. Ali Efendimiz, Hz. Hamza Efendimiz, Cafer-i Tayyar Efendimiz, Hz. Hasan Efendimiz, Hz. Hüseyin Efendimiz.
Hz. Hasan Efendimiz, zehirlenmiş, öyle şehit olmuş.
Hz. Hüseyin Efendimiz, ne zaman şehit oldu? On muharremde şehit oldu.
Kerbela'da şehit ettiler. Neden?
Politik hırstan. Irak'a giderse Iraklılar onu halife yapacaklardı. Emevîler o işe razı olmadıkları için yolunu kestiler, ailesiyle, masum çocuklarıyla şehit ettiler.
Hz. Hüseyin Efendimiz, başımızın tacı.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Mekke'deyken on muharremde oruç tutardı.
Neden?
İbrahim aleyhisselam'ın İsmail aleyhisselam'ın neslinden geldiğinden o günün mübarek olduğunu biliyor. Kureyşliler de oruç tutarlardı. Medine'de de baktı ki Yahudiler Sde tutuyor.
"Niye tutuyorsunuz?"
"Firavun' dan kurtulduğumuz günün hürmetine tutuyoruz." filan deyince, Peygamber Efendimiz Müslümanlara dedi ki:
"Siz muharrem orucu tutacaksanız, dokuzuyla onunu tutun veya onuyla on birini tutun. Tam Yahudilere benzemeyin, onları taklit olmasın."
"Biz Hz. Musa'ya sizden daha yakınız." dedi Yahudilere.
Evet, biz Müslümanlar Hz. Musa'ya Yahudilerden, şu İsraillilerden daha yakınız.
Neden? Hz. Musa şimdi hayatta olsa "Nedir bu zalimlik?" diye o İsraillilere neler yapar, biliyor musunuz?
Müslümanın elini taşa koyuyorlar, üstüne taş vura vura kemiklerini kırıyorlar, orada boyuna Müslümanları öldürüyorlar. Hz. Musa bu işe razı gelmez, bu zulmü istemez.
Enînü'l-marîdı tesbîhun ve sıyâhuhû tehlîlün ve nefesühû sadakatün ve nevmühû ale'l-firâşi ibâdetün. Ve tekallübühû min cânibin ilâ cânibin keennemâ yükatilü'l-abdü fî sebîli'llâh. Yekûlu'llâhü sübhânehû li-melâiketihî üktübû li-abdî ahsene mâ kâne ya'melü fî sıhhatihî fe-izâ kâme sümme meşâ kâne ke-men lâ zenbe lehû.
Bu hadis-i şerifi Deylemî ve Hatib-i Bağdâdî, Ebu Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet etmişler.
Bu da müjdeli hadis-i şerif, hastalara müjde.
Peygamber Efendimiz sallalahu aleyhi ve sellem ne buyurmuş?
Bu konuda, aynı mânada başka hadis-i şerifler var. Ama bu hadis-i şerifi Ebu Hüreyre radıyallau anh rivayet etmiş.
Buyuruyor ki;
Enînü'l-marîdı tesbîhun. "Hastanın enîni, tesbihtir."
Enîn ne demek? "İnlemek" demek.
Hastanın iniltisi nedir?
Tesbîhun. "Sanki eline tesbih almış da dervişlik yapıyormuş gibi, şakır da şıkır, şakır da şıkır öyle tesbih çekiyormuş gibidir."
Hastanın iniltisi tesbihtir, bir.
Ve siyâhuhû tehlîlün.
Hasta başka ne yapıyor?
"Ah ah ah" diyor ya, siyah ne demek? "Sayha vurmak, feryat etmek" demek.
Hasta bazen bağırıyor ya; "Yandım Allah!" diyor. Acıyor tabi, sancı bir saplanıyor; "Ah!" diyor, ister istemez. Demeyecek ama dayanamıyor. "Ah ah ah!" yapıyor ya, işte o.
İnlemesi tesbihtir, feryadı lâ ilâhe illallah'ır, tehlîldir. Lâ ilâhe illallah demek gibi sevaptır.
Sonra? Ve nefesühû sadakatün. "Nefesi sadakadır."
Her nefesi sadakadır.
Ve nevmühû ale'l-firâşi ibâdetün. "Yatağında uyuması, sızması ibadettir."
Çok ıstırap çekti zavallı, şimdi iğneyi bastık buduna, ondan sonra uyudu. Uykusu ibadet. Kendinden geçti, mışıl mışıl uyuyor, alnı boncuk boncuk ter, tamam, ibadet sevabı alıyor.
Ve tekallübühû min cânibin ilâ cânibin keennemâ yükâtilü'l-abdü fî sebîlillâh. "Yatakta bir o tarafa bir o tarafa dönmesi, sanki kul Allah yolunda cihat ediyor gibi sevaptır."
Sanki "Ya Allah!" demiş de düşmanla çarpışıyor gibi sevaptır.
Yekûlu'llâhu sübhânehû li-melâiketihî. "Allah Sübhânehû ve Teâlâ hazretleri, meleklerine buyurur ki." Üktübû li-abdî ahsene mâ kâne ya'melü fî sıhhatihî. "Şu kulumun sıhhatliyken yaptığı ibadetlerin en güzellerini yapıyormuş gibi, şimdi buna sevap yazın."
Camiye giderdi ya hatim indirirdi ya oruç tutardı ya tesbih çekerdi ya erkenden camiye tıpış tıpış gelirdi. Burada cüz okunur, onu dinlerdi ya. Hani böyle sıhhatliyken, ne ibadet ehli bir adamdı ya. Tamam, "Ey meleklerim! Onun en güzelini; hangi gün en güzeli, en sevaplı ise onu yapıyormuş gibi yazın."
Sıhhatliyken yaptığı şeyleri yapıyormuş gibi, sevapları defterine yazın.
"Camiye gitti, hatim indirdi, oruç tuttu, sadaka verdi, kabir ziyareti yaptı, hayır yaptı, hasenat yaptı, gibi o sıhhatliyken yaptığı şeyleri, hangi gün en iyiyse, en güzelini yapıyormuş gibi yazın!" buyurur meleklere, Allah-u Teâlâ hazretleri.
Fe-izâ kâme ve meşâ. "Hastalığı geçip iyi olup yataktan kalkar da yürürse." Kâne kemen lâ zenbe lehû. "Hiç günahsız insan gibi olur."
Günahları silinir, Allah hepsini siler. Defterde günah kalmaz, hepsini siler. Hiç günahsız gibi olur. Başka rivayetlere göre; "Anasından doğduğu gün gibi olur."
Ve başka hadis-i şeriflere göre, Allah buyururmuş ki:
"Hadi, günahlarının hepsini sildim." Fe'ste'ni bi-amel. "İşe yeniden başla, pırıl pırıl hadi bakalım. Eskiler silindi, bundan sonra günah işleme!"
O bakımdan hastalık, insanın günahlarını temizleyen, affettiren, bağışlatan, bir sebep oluyor. İnsanlar bazen hastalanır bazen sıhhatli olur. Hastalığın bazısı küçük olur bazısı büyük olur, bazısı amansız olur.
Onun zamanına yetişmiş, derviş kardeşlerimiz, ağabeylerimiz Bizim Hasib Efendimiz' i anlatıyor. Misafirler geldiği zaman güleç güleç konuşurmuş onlarla, sohbet edermiş. "Allah'a ısmarladık" deyip, en son misafir evinden çıktı mı, başlarmış inlemeye.
Misafirin yanında gık demezmiş, ıstırabını, hastalığını hiç belli etmezmiş. Prostatı varmış; herkes gittikten sonra inim inim inlermiş. O zaman serbest kalıyor.
Hastalıktan sevap kazanmanın çaresi nedir?
Şikâyet etmemek, sabretmektir. Bazen amanlı hastalık olur, bazen amansız hastalık olur. Allah bazen; "Günahları affolunsun." diye, yatakta uzun zaman yatırır, öylesi de olabilir.
Tabi biz Allah'tan ne istiyoruz?
Âfiyet istiyoruz, sıhhat istiyoruz, selamet istiyoruz, huzur istiyoruz, mutluluk istiyoruz, sıhhat afiyetle yaşamak istiyoruz, iman-ı kâmil ile ölmek istiyoruz; "Çok ıstırap olmasın." diyoruz.
Hocamız da (Mehmed Zahid Kotku) kendi üslubuyla öyle dua ederdi:
"Yâ Rabbi! Az ağrı, âsân ölüm, kâmil bir iman ile."
Ölümün de çeşidi var; günlerce çırpınır durur, adamın canı çıkmaz. Kimisinin canı zor çıkar.
Az ağrı. Ağrı sızı yok. Az ağrı, kolay, âsân bir ölüm ve kâmil bir iman ile yâ Rabbi, kelime-i şehadet getire getire ölmeyi nasip etsin.
Hocamız (Mehmed Zahid Kotku) odasında yatıyordu. Başucundaydık. Öğleye yakın bir saatte, başı şöyle oluverdi:
İnnâ li'llâh ve inna ileyhi râciûn.
Bir hafta önce Hicaz'dan gelmişti, hemen üç dört gün sonra yatağa düştü, ondan sonra da hani; "üç gün yatak, dördüncü gün toprak" demiş dedelerimiz, öyle de oldu, iki üç gün yattı.
Bir gün hasta bakıcıyı banyoda ağlarken gördüm. İdrarını yaptırmışlar; sırf kan. Hasta bakıcı onu gördü, vaziyeti anladı. İdrar sırf kan.
Ne demek?
Böbrek vazife yapmıyor. Baktım, banyoda ağlarken gördüm. Kendisi odada yatıyor da şişeleri banyoya getiriyorlar yıkıyorlar. Hasta bakıcıyı orada ağlarken yakaladım. Vaziyeti öyle anladım.
Az ağrı, âsân ölüm, kâmil bir iman ile ölmek. Tabi bazen ölüm olur, Allah çektirmesin, dert verip derman aratmasın. Kimseye muhtaç eylemesin, kapı kapı gezdirmesin, merde namerde el açtırmasın.
Eskiler ne güzel dualar etmiş böyle, candan, hayat tecrübesi olan, süzme, güzel güzel dualar etmişler.
Bu hadis-i şeriften ne anlıyoruz?
Hasta olabilirsin.
"İyi insanlar da hasta olur mu? Evliya da hasta olur mu? Allah'ın Peygamberleri hasta olur mu?"
Olur ya, sevabı çok. Sevap kazandırmak için Allah bazen onları böyle hasta eder Hasta yatar; aylarca, yıllarca hasta yatanları olur. Hasta yatabilir, olur.
"Allah'ın sevgili kulu da ıstırap çeker mi?"
Çeker. Eyyûb aleyhisselam'ı duymadın mı sen?
"On sekiz yıl hasta olmuş." diye rivayet var.
Hadi on sekiz olmasın, güzel hatırın için on iki yıl olsun, hadi biraz daha tenzilat yapalım sekiz yıl olsun, hadi biraz daha yarıya indirelim dört yıl olsun, yahu dört yıl olsa üç yıl olsa bile az mı?
Senelerce bütün vücudu yara olmuş, şehirden çıkarmışlar. Eyüp aleyhisselam'ı çöplüğe, mezbeleye atmışlar. İnsanların yanında değil. İnsanlar yanına yanaşamıyormuş, çöplüğün başına geliyorlarmış, "yazık, adamcağız çok fena" diye uzaktan acıyarak bakıyorlarmış.
"Bize de bulaşır." diye korkularından yanına yanaşamıyorlarmış. Senelerce sabretmiş. Vefalı hanımı, mübarek hanımı -Allah şefaatlerine erdirsin- yanına gelir gidermiş, yiyecek verirmiş.
Ne ıstırap!
Ama Eyyûb aleyhisselam sabredermiş, gık demezmiş. Tenini kurtlar yermiş, kurtlanmış. Kurtlar düştükçe onun üstüne koyarmış. Malı varmış, Allah malını almış. Evladı varmış, evlatlarının hepsi gitmiş. Sıhhati varmış, sıhhati gitmiş; hepsine sabretmiş.
Eyyûb aleyhisselam sabır timsali, mübarek insan! Bazen öyle olur, bak Allah'ın sevgili kulları neler çekiyor?
Sen de ne yapacaksın? Her zaman sıhhat isteyeceksin, âfiyet isteyeceksin.
En güzel dua ne?
Allâhümme innî es'elüke afve ve'l-âfiyete dâimeten fi'd-dîni ve'd-dünya ve'l-âhire.
"Yâ Rabbi! Ben sende daimî âfiyet istiyorum, hem dini konularda, -dinim, itikadım sağlam olsun, bozuk olmasın kafam yamuk olmasın, kalbim kara olmasın.- fi'd-dîni ve'd-dünyâ hem dünyam güzel olsun, dünyada da sıkıntı çekmeyeyim."
Allah saklasın Sırp'ın eline düşsem, Ermeni'nin, Rum'un, zulmüne uğrayan o insanlar Trakya'dakiler Çeçenistan'dakiler, Sırbistan'dakiler, Bosna Hersek'tekiler… Allah imdatlarına yetişsin, yardımcı olsun.-
"Hem dünyam iyi olsun hem de ahiretim. En mühimi ahiret ama hem dünya hem ahiret. Hem ruhen hem bedenen hem sıhhaten."
"Allah sıhhatli afiyeti eylesin." diyoruz.
Diyoruz ama bizden istemek, Allah'tan da takdir etmek. Nasıl takdir ederse...
Bazen hastalık, bazen acı hastalık, bazen ıstıraplı hastalık, ne yapacaksın?
Şikâyet etmeyeceksin, tahammülsüzlük göstermeyeceksin, tepenin tası atmayacak, mandal pıt diye patlamayacak, çıkmayacak. Haddini bileceksin; "Sevaplar kaçmasın." diye sabredeceksin.
Doktor kardeşlerimiz bu hadis-i şerifi yazsınlar, çoğaltsınlar, hastalarına versinler. Hastanede ilaçtan evvel; "Sana bir şey vereceğim." desin, alsın bunu versin, hasta da biraz müteselli olsun, değil mi?
Allah hepinizden razı olsun.
Fatiha-i Şerife mea'l Besmele.
02.10.1994 -
Hasta Ziyareti, Ayetel
02.10.1994 -
Doğru ve İyi
