İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

02.10.1994 - Hasta Ziyareti, Ayetel Kürsi ve Bakara Sûresinin Önemi

02.10.1994 - Hasta Ziyareti, Ayetel Kürsi ve Bakara Sûresinin Önemi
Hadisler Deryası

02.10.1994 - Hasta Ziyareti, Ayetel Kürsi ve Bakara Sûresinin Önemi

08.02.2026
20 dk 16 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Muhterem kardeşlerim!

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' den mürsel olarak nakledildiğine göre, İbn Ebi'd-dünya'da, Mevâhibü'l-ledünniyye kitabında, Deylemî'nin Müsnedü'l-firdevs'inde Câbir radıyallahu anh'ten rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuş ki:

Efdalü'l-iyâdeti ecren.

İyâde, iyâdetü'l-marîd, "hastayı ziyaret etmek" demektir. Arapça' da hasta ziyaretinin özel adı var; iyâde deniliyor. Ayn, ye, elif, dal, te: İyâde.

Efdalü'l-iyâde. "Hasta ziyaretinin en faziletlisi, en üstünü, en sevaplısı, en güzeli, en yerinde olanı..." Ecren. "Sevap bakımından en üstün olanı..."

Allah o zaman çok sevap veriyor. Hasta ziyaretine hep sevap veriyor da en çok sevap verdiği, sevap bakımından en üstün olan ziyaret şekli...

Sür'atü'l-kıyâmi min indi'l-marîdi. "Hastanın yanından çabuk kalkıp gitmektir."

Yani hastanın yanında çok durmak değil. Sevabın çok olması isteniyorsa; "Nasılsın, iyi misin? Allah'a ısmarladık..." İşi biraz kısa tutmalı.

Tabii hasta da ne olduğunu anlamayacak kadar da kısa olursa nasıl olur, bilmiyorum. O da istemeyebilir; "Ya birazcık kal." diyebilir. Ama sanıyorum burada asıl bahis konusu olan sebep şudur: Hasta nezaketen sizin karşınızda gözlerini açıyordur ama içi acıyordur, ağrıyordur, başı zonkluyordur, yarası sızlıyordur, gözlerini zor açıyordur, yerinde zor duruyordur, belki abdesti sıkışıyordur, belki bir ihtiyacı vardır, söyleyemiyordur. Bu gibi ihtiyaçlar olabilir. Uykusu gelebilir, gözleri açılamaz, zor durur veyahut bir ihtiyacı olur. Onun için, hastanın yanında uzun boylu mekân tutmamalı, oturup "gelsin kahveler..." vs. vs. hasta artık gözünün içine bakıyor; "Gitse de yüznumaraya kalksam. Gitse de sağ tarafıma dönsem, uyusam..." gibi böyle bir durum olmaması lazım.

Muhterem kardeşlerim! Müslüman zeki, akıllı, uslu bir insan olacak. Duruma göre hareket edecek.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bir keresinde ne buyurdu?

"Bugün oruç tutmayanlar sevabı daha çok aldı, sevapları aldı götürdü." dedi.

Allah Allah... Oruç tutmak oruç tutmamaktan daha sevaptır aslında... Niye o gün oruç tutmamak oruç tutmaktan daha sevaplı oldu?

Bu iş yerine göre, onun için.

Ordu sefer hâlindeydi. Peygamber Efendimiz; "Oruç tutmayın." demişti. Çünkü hava güneşliydi, çölde yolculuk kolay değil zaten, bir de oruç, bir de sıcak, bir de hareket, bir de yük taşımak, yol yürümek... "Oruç tutmayın." dedi. Elbet bir bildiği var. Allah'ın kulun ibadetine ihtiyacı yok. Peygamber Efendimiz öyle söylemiş. Kimisi; "Ben dayanabilirim, ben metin bir insanım." dedi, oruç tuttu. Resûlullah'a isyan etmek istemedi de "Herhalde Resûlullah Efendimiz bizi sevdiğinden, bize acıdığından böyle yaptı. Ama ben kuvvetliyim hem tutarım hem işimi yaparım, sevap kazanırım." diye düşündü. Ama o zaman öyle olmadı. Güneşten baygın düştüler, yorgun düştüler, serildiler, perişan oldular, ötekilere yük oldular. Ötekiler onların hastalığıyla meşgul oldu, suları getirdi, yemekleri yaptı... O zaman akşamüstü de Peygamber Efendimiz dedi ki:

"Bugün oruç tutmayanlar ecirleri aldı götürdü, gitti."

Yerine göre... Demek ki Müslüman zekasını kullanacak, ibadetin yerini bilecek.

Hiç unutmuyorum, Hocamızla bir zatı ziyarete gitmiştik, beraberce namaza gittik. Akşam namazını kıldık, bir yere davetliyiz, gideceğiz, arabanın içinde bekliyoruz. Efendi namaza durdu, 12 rekât evvabîn namazı kıldı. Fesübhanallah! Ya bu iki rekât da olur... Peygamber Efendimiz bazen iki rekât da kılmış; iki kılmış, dört kılmış, altı kılmış... 12 rekât kıldı. Şeyhini, hocasını 45 dakika orada arabanın içinde bekletti. İyi mi oldu, kötü mü oldu? Doğru mu oldu, yanlış mı oldu?

Yanlış oldu.

"Namaz kıldım, sevap aldım. Her zaman ben bu kadar namaz kılıyordum da şimdi kılmasam..."

Şimdi kılma; yaşlı, ak sakallı, mübarek insan... Sonra bir yere davetlisin...

Buna ne diyoruz biz?

Bir insanın zevki... "Herkes kaşık yontarmış ama..." dedelerimiz öyle diyor, "sapını ortaya denk düşüremez." Yontar yontar, yamuk olur. Yontar yontar, çarpık olur. Sapını ortaya getirmek herkesin becerdiği bir şey değil. Bu sapını ortaya getirmekten kastımız, dedelerimizin kastı; bir şeyi doğru düzgün yapmak. Buna biz hikmet diyoruz. Arapça bunun aslı; bir şeyi hikmetle yapmak, yani "hakimane yapmak, düşüne taşına, aslına, esasına, edebine uygun yapmak" demek. Bu çok önemli. Bunu güzel yapan iyi derviş olur, iyi Müslüman olur, çok sevap alır; hayatta da başarı kazanır, ilerler, yükselir, üstün olur gider.

Kimisi tekkeye gelirmiş, 40 yıl uğraşırmış, 60 yıl uğraşırmış, bir adım atamazmış, ilerleyemezmiş.

Neden? Hikmetli hareket etmesini, hakimane hareket etmesini bilemiyor.

Kimisi de gelirmiş, hemen makamları hızlıca geçer gidermiş, şeyhin iltifatına mazhar olurmuş, himmetine nail olurmuş, derecesi yükselirmiş, maksuda erermiş, gidermiş.

Hasta ziyareti de iyi. Hastayı niçin ziyaret ediyoruz?

Gönlü hoş olsun diye. Daha doğrusu hem manevi teselli hem de "Acaba benim yapabileceğim bir şey var mı? Şu hastaya ne yapabilirim?"

"Selâmun aleyküm. Nasılsın, iyi misin? Benim yapabileceğim bir hizmet var mı?" diye gidiyoruz aslında.

Binâenaleyh, o maksadı ana maksat olarak gönlümüzde tutup vaziyeti ona göre [ayarlamamız] lazım.

Normal ziyaretlerde de ben bunu hissediyorum. Mesela ben kendim bir müdürü, bir müsteşarı, bir valiyi ziyarete gidiyorum. Düşünüyorum; bu adamın dışarıda bekleyen 40 tane ziyaretçisi var, işi var, gücü var, kalkıp bir yere gidecek... Diyorum ki:

"Vaktiniz kıymetlidir, müsaadenizle kalkayım."

"Yok hocam, biraz daha oturun."

Çok ısrar ederse bir kere daha, biraz daha oturuyorum. Ama ondan sonra yine "kalkayım" diyorum, yine kalkıp gidiyorum. Bir kere Diyanet İşleri başkanını ziyarete gitmiştik. Üç defa beni oturttu. Ben bir çay içmeye razı değildim... Dışarıda biliyorum, özel kalem odası ziyaretçiden kaynıyor. Kendisi kaldırmazsa başka... Ama biraz fırsat tanımak lazım.

Ziyaretleri ölçülü yapmak lazım.

Bazen bir büyük zât bir kimseye beş dakika randevu veriyor, diyor ki:

"Tamam, beş dakika, 10'u 5 geçe geleceksin, 10'u 10 geçe çıkacaksın, randevu beş dakika."

Ama içeride öyle bir hoş durumlar oluyor ki 10 buçuğu geçiyor, 11'e geliyor, 12'ye geliyor. O ayrı. Onun isteğiyle olursa ayrı. Ama ziyaretleri basiretli yapmalı, zamanında yapmalı, yerinde yapmalı, münasip miktarda yapmalı.

Hele hele ziyaret ettiğimiz kimse hasta ise onun daha başka problemleri de olabilir, onun biraz daha gönlünü hoş tutmaya çalışmalı.

Şimdi bir âdet çıkartmışlar, o eskiden bizde yoktu. Hastanın odasının önüne defter [koyuyorlarmış;] gelen "geçmiş olsun..." [vesaire,] bir imza, adını yazıyormuş, gidiyormuş. Eğer hasta konuşacak takatte değilse ziyaretini öyle yapmış oluyor. O da bir tedbir.

Bazen doktorlar diyorlar ki:

"Konuşması hastaya zarar verir."

"Olsun, ben çok yakınıyım, bir konuşayım."

Tamam, sen çok yakınısın, bir konuş bakalım. Ötekisi de çok yakını, bir de o konuşsun. Öteki de çok yakını, bir de o konuşsun, bir de o konuşsun, bir de o konuşsun...

Bir arkadaşımız diyor ki; "Bir gün telefonları böyle cevaplandırırken..." diyor... Kendisi hasta, yatakta, bayılmış, telefon sallanmış kalmış masanın kenarında, kendisi de başı yataktan sarkmış kalmış, bayılmış. Sabaha gelmiş bakmışlar ki hasta o vaziyette, telefon bir tarafta sallanıyor, hasta bir tarafta sallanıyor. Tamam, işte çok yakının olduğu için buyur, hastaya "geçmiş olsun" deyiverdin, buyur... Yani sağlamı daha hasta etmek...

Basiret, hikmet, feraset ile her şeyimizi öyle yapmamız lazım. Müslümanlık zekâ işidir. Allah'ın rızasını kazanmak çok büyük zekâ işidir. Patavatsız insanlar, edebe riayet edemeyen insanlar, zamanın ve zeminin gerektirdiği davranışı, o atikliği gösteremeyen insanlar yüksek makamlara çıkamıyor, yerinde sayıyor. Ötekiler, zeki olanlar, ferasetli olanlar yükseliyor.

Efdalü'l-ameli el-ilmü billâhi. Kalîlü'l-ameli yenfeu mea'l-ilmi ve kesîrü'l-ameli lâ yenfeu mea'l-cehli.

Deylemî hazretlerinden bir diğer hadis-i şerif.

Bu bir de Sakafî adlı alimin kitabında yazılıymış. Deylemî Müemmil'den, es-Sakafî de Enes radıyallahu anh'ten rivayet etmiş.

Buyuruyor ki Peygamber Efendimiz;

Efdalü'l-ameli. "İşin, fiilin, ibadetin, taatin, sevaplı hareketin en üstün olanı, en kıymetli olanı..."

Hepimiz tabii sevap kazanmak için bir şeyler yapıyoruz ya; camiye geliyoruz, namaz kılıyoruz, vaaz dinliyoruz, vaaz ediyoruz, sadaka veriyoruz, hacca gidiyoruz, çeşme yaptırıyoruz, sevaplı bildiğimiz işlere koşturuyoruz. Peygamber Efendimiz; "Küçük büyük demeyin, bu hayırlı işleri yapın." buyurmuş. Yani sakın maruftan, hayırdan, sevaplı işten herhangi birisini hakir görme, küçücük bir şey bile olsa hakir görme, yap. Yapıyoruz da "Acaba bunların en sevaplısı, en faziletlisi, en kıymetlisi hangisidir?" diye de insanın aklında olması lazım. Daha sevaplı olanını yapmaya çalışması lazım. "Şu da iyi, şu da iyi. Şu daha sevap." O zaman onu yapması lazım.

Efdalü'l-ameli. "Yapılan işlerin, ibadet ve taatlerin en faziletlisi…"

Kendi kendinize düşünün diye ben biraz susuyorum, "En faziletli amel nedir?" diye aklınızdan bir tutun bakalım, tahmin edebilecek misin; namaz mı, oruç mu, hac mı, zekât mı, cihat mı?

Şimdi ben size söyleyeyim:

El-İlmü billâhi. "Allah'ı bilmektir. Allah'ı tanımaktır."

Biz buna mârifetullah diyoruz. Halkımızın arasında irfan denilen, mârifetullah denilen Allah'ı bilmek, tanımak. Allah vardır da kul Allah'tan fersah fersah uzaktır. Allah kulun her zaman, her mekânda yanında da kulun hiç gönlünde, aklında, dilinde Allah'ın adı yok.

En kıymetli iş Allah'ı bilmek, mârifetullah.

Nereden öğrenilir mârifetullah? Fizikten mi öğreneceğiz? Hayır.

Kimyadan mı? Hayır.

Tarihten mi? Hayır.

Coğrafyadan mı? Hayır. Coğrafya başka şeyden bahsediyor, fizik başka şeyden bahsediyor.

Allah ilmini öğreten ilim, tasavvuf.

İslâmî ilimler var, her birinin konusu var, her ilmin kendine göre sahası var. Her ilmin bir konusu vardır. "Meteoroloji ilmi hava durumları inceler." deriz. "Tarih ilmi geçmiş olayları inceler." deriz. "Coğrafya yeryüzünü inceler." deriz...

Allah'ı bilme ilmi tasavvuftadır. Hem nazarî olarak hem amelî, tatbikî ve sonuca götürücü olarak...

Allah-u Teâlâ hazretlerinin esması ve sıfatı ilm-i kelamda da bahis konusu ediliyor. İlm-i kelâm dediğimiz ilimde, akaid ilminde bir bölüm vardır, o bölümde; "Allah-u Teâlâ hazretleri sıfat-ı subûtiyesi vardır, sıfat-ı selbiyesi vardır; vardır, birdir, şeriki naziri yoktur, mahlukatından hiçbir varlığa benzemez..." bir şeyler anlatılıyor. Doğrudur, Kur'ân-ı Kerîm'den alınmıştır.

Ama bir de o Allah bilgisini satırlardan çıkartıp da insanın sadrına, göğsüne, gönlüne yerleştirmesi, gözünün perdelerinin kalkması, Allah'ı bilmesi, yakîn ile bilmesi, mârifetullaha ermesi var. İşte o tasavvufî çalışmayla oluyor. O tasavvufî çalışmaların bir başlangıcı var, bir götürdüğü nokta var, "Bu işi nereden tutturmak lazım, nasıl götürmek lazım?" diye bir felsefesi var. Tabii ana düşüncesi, ana felsefesi nedir?

Allah, kendisini bilmek en şerefli ilim olduğundan, herkese kendisini bilmeyi nasip etmiyor, ikram etmiyor, vermiyor.

Günahlardan kesileceksin, takva ehli olacaksın. Sevdiği kul olmak için güzel huylara da sahip olacaksın; tatlı dilli, güleç yüzlü, cömert vesaire... Lokum gibi bir insan olacaksın. Günahları da işlemeyeceksin. Ondan sonra, Allah'ın çok sevdiği bazı ibadetler var, onları da yapacaksın, yapacaksın, yapacaksın... İşte tasavvuf ilmi onları biliyor, onları yaptırtıyor. Çünkü Allah bilgisini kimse kimseye veremez; Allah bilgisini Allah istediği kullara kendisi verir.

Efdalü'l-Kur'âni sûretü'l-bakarati ve a'zamuhâ âyetü'l-kürsiyyi ve inne'ş-şeytâne le-yahrucu mine'l-beyti izâ yesmeu tukrau fîhi sûretü'l-bakarati.

Bu da Hasan-ı Basri hazretlerinden mürsel olarak rivayet edilmiş. Daha başka râviler de var.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki;

Efdalü'l-Kur'âni sûretü'l-bakarati. "Kur'ân-ı Kerîm'in en kıymetlisi, en üstün parçası, bölümü Bakara suresidir."

Yani Fatiha’dan sonra, Elif lâm mîm. Zâlike'l-kitâbu lâ raybe fîh... diye başlayan Âmene'r-resûlü ayetleriyle biten, 286 âyetlik, iki buçuk cüzlük büyük sure. Kur'ân-ı Kerîm'in en büyük suresidir ve çok faziletli bir suredir.

Ve a'zamuhâ âyetü'l-kürsiyyi. "Bu sûrenin içinde en muazzam, en ulu, en heybetli ayet de Âyete'l-kürsî'dir."

Allahu lâ ilâhe illâ hüve'l-hayyü'l-kayyûm... ayetidir.

Peygamber Efendimiz;

"Bir insan her namazdan sonra Âyete'l-kürsî'yi okusa..." diyor...

Hani tesbihleri çekmeden önce hepimiz okuyoruz ya elhamdülillah... Sübhanallâhi ve'l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-âliyyi'l-azîm diyor müezzin, biz de eûzübesmeleyi çekiyoruz, Âyete'l-kürsî'yi okuyoruz. Bunu bize kim öğretmiş?

Aferin, ne kadar güzel... Dedelerimiz öğretmiş, Allah razı olsun.

Ne olurmuş?

"Namazı kıldıktan sonra bir insan Âyete'l-kürsî'yi okursa..."

Okuyoruz elhamdülillah, dedelerimiz bizi alıştırmışlar, okuyorduk zaten...

"E ne olurmuş hocam?"

"Bir Âyete'l-kürsî okursa o kulun cennete girmesiyle kendisi arasında sadece yaşaması mâni olurmuş."

Cennete girecek ama yaşıyor da ondan giremiyor. Sadece o mâni var, yoksa cennete girecek.

Ne kadar güzel şey öğretmiş dedelerimiz, hay Allah razı olsun, nur içinde yatsınlar! Ne güzel şeyleri bize öğretmişler!

Millet kızıyor:

"Müezzin niye müezzinlik yapıyor bize?"

İşte bak, yapıyor ki öğrenmişiz bunları... Yoksa sen bu yaşa gelinceye kadar bunları yapacak mıydın? Sen bu ayet, hadisleri okuyup da bunları kendin bulup da yapacak mıydın?

Geçmiş ola, ömrün geçerdi de bunların bir tanesinden haberin olmadan ölür giderdin. İyi ki bize öyle küçükten biz farkına varmadan öğretmişler. İyi ki öğretmişler. İyi ki müezzinlik yapıyor da 33 tesbih çekiyoruz, 33 hamd ediyoruz, 33 tekbir getiriyoruz. O neden?

Onun da sevabı çok, onu da Peygamber Efendimiz hadis-i şerifte buyurmuş.

"Yâ Rabbi! Sana sığınıyorum." demek. "Yâ Rabbi! Sen beni sana imandan, sana güzel kulluk etmekten ayırma. Şaşırtma, nefse şeytana uydurma. Şerli insanların fitne fesatlarına beni maruz tutup da beni perişan etme yâ Rabbi!" diye önce Allah'a sığınmak lazım. Ondan sonra sağlam ilimlere yapışmak lazım; Kur'an ilimlerine, hadis ilimlerine, fıkıh ilmine, akide ilmine sımsıkı sarılmak lazım.

Suud üniversitelerinin bir [uygulaması] hoşuma gitti. Bizim orada doktora yapan öğrenciler var. Sure-i Bakara'yı ezberlediğini ispat edip ezbere okumadan "doktor" unvanını vermiyor. Çok hoşuma gitti.

Neden?

İşte bu gibi hadis-i şerifleri uygulattırıyor. "Sure-i Bakara'yı ezberle, doktora diplomanı vereyim."

Doktorayı yapmış, imtihanlardan geçmiş;

"Ezberleyemedim."

Bekle, ezberleyinceye kadar uğraş, ezberlediğini ispat et, gel. Güzel...

Âyete'l-kürsî, o da çok güzel.

Ve inne'ş-şeytâne le-yahrucu mine'l-beyti izâ yesmeu tukrau fîhi sûretü'l-bakarati. "Şeytan bir evde Bakara suresinin okunduğunu görünce, oradan çıkar gider."

Gece okunursa sabaha kadar, sabah okunursa akşama kadar oraya uğramaz. Bakara suresinin şeytanı defeden bir özelliği de vardır.

Muhterem kardeşlerim! Şeytanı manevi bakımdan etrafımızdan defetmek mühim bir iştir, çok önemli bir şeydir. Çünkü şeytan senin yanındayken ille ayağından, elinden, ensenden, kulağından, bir yerden sana sataşır.

Bir yerden bir fırsat bulur. En iyisi defolup gitmesi, uzakta olması.

Şeytan ne zaman defolur? Bak, Bakara suresi okunduğu zaman defoluyormuş.

Ne zaman defolur? Ezan okunduğu zaman defoluyor. Ezan okunan yerden ezanın duyulmadığı yere kadar defolup gidiyor.

Onun için, bir yerin beş tane evi varsa, yani beş insan beş Müslüman bir yerde yerleşmişse; yayla, yazlık, tenha bir yer, bir köyün bir mezrası... Peygamber Efendimiz; "Beş tane ev bir araya geldi mi orada ezan okunmalı, kamet getirilmeli." diyor. Yani cemaatle namaz kılınmalı. Eğer ezan okunmaz, kamet getirilmezse o beş evin teşekkül ettiği mekânda ezan okunulmazsa, kamet getirilmezse ne olurmuş?

İstehveze aleyhimü'ş-şeytânu. Şeytan oraya galip olur, hâkim olur, hükmü altına alırmış.

Ezan okuyunca gidiyormuş, kamet getirince gidiyormuş. Bunlar birer bilgi.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA