İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

16.10.1994 - Zehirli Hayvanlar, Yanlışa İkaz, Kuran Hatmi

16.10.1994 - Zehirli Hayvanlar, Yanlışa İkaz, Kuran Hatmi
Hadisler Deryası

16.10.1994 - Zehirli Hayvanlar, Yanlışa İkaz, Kuran Hatmi

30.11.2025
15 dk 31 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Uktülü'l-vezeğa velev fî cevfi'l-Ka'beti.

Bu da İbn Abbas radıyallahu anhümâ' dan.

Vezag denilen bir hayvan var; zararlı, zehirli bir hayvan, Arabistan diyarında olan bir hayvan.

Vezag denilen hayvan nasıl bir hayvandır, zararları nelerdir, neler yapar?

Ben de bilmiyorum karşılığı nedir, onu bulmak lazım. "Keler" diyorlar, kertenkeleden iri, yeşil renkli, kayaların arasında dolaşan, zehir taşıyan birtakım mahlûklar... Onlardan birisi demek ki.

Uktülü'l-vezağa. "Bu cins mahlûku gördüğünüz zaman öldürün." Velev fî cevfi'l-Ka'be. "Kâbe'nin içinde bile görseniz."

Cevf "iç" demek, cevfi'l-leyl. "Gecenin içi, ortası demek." Cevfi'l-Kâbe, "Kâbe'nin ortası." İnsanın cevfi, "karnı" demek, "ortası" demek oluyor.

Kâbe'nin içinde bile olsa ki Kâbe nedir?

Kâbe mübarek mahaldir. Orada ceng-ü cidal olmaz, vuruşma, öldürme olmaz.

"Orada bile olsa öldürün." diyor.

Hadis-i şerifleri bilmek, daha doğrusu, dinimizin ahkâmını bilmeye biraz hevesli, gayretli ve dikkatli olmak çok önemli bir şey. Bizim hacı kardeşlerimiz hacda, Arafat'ta suyun, çeşmenin başına gitmişler. Kocaman bir akrep, fırt diye meydana çıkmış. "Öldürün!" demişler birileri, ötekiler de "yok" demişler, "İhramlısınız, öldürmeyin!" demişler.

"Öldürün, öldürmeyin" derken, o kıpırtıdan o telaştan, hayvan hızlı da hareket ediyormuş. Hacı efendi anlatıyor:

"Hocam kaçamadım da yıldırım gibi geldi, bacağıma bir saldırdı, soktu." diyor.

Koca, dağ gibi bir insan, şişman, yüz on, yüz yirmi kilo, boylu bir insan.

"Küt diye, ağaç gibi yere devrildim." diyor.

Bir sokuşta küt diye devirmiş. Hemen almışlar hastaneye götürmüşler, serum takmışlar.

Bizim yanımıza geldi; daha Arafat'tayız, vakfe yapacağız, vakfedeyiz, çadırdayız.

"Hocam, serum taktılar ama şu anda soktuğu yer, ayağım ustura alınmış da derilerim yukarıya doğru cırt cırt kesiliyor gibi, oradan öyle acı geliyor." diyor. "Usturayla doğranıyormuş gibi acı geliyor." diyor.

Eh, zararlı mahlûk. Zararlı mahlûk öldürülür. Dininin ahkâmını insanın iyi bilmesi her yerde lazım oluyor.

Aşağıdaki hadis-i şerif de bu mevzuda:

Uktülü'l-hayyâti sağîrehâ ve kebîrehâ ve esvedehâ ve ebyedahâ fe-inne men katelehâ min ümmetî kânet lehû fidâen mine'n-nâri ve men katelethü kâne şehîdâ.

Taberanî'den rivayet edilmiş. Efendimiz buyuruyor ki:

"Yılanları öldürün, küçüğünü, büyüğünü, karasını beyazını öldürün. Benim ümmetimden kim bunları öldürürse onun cehennemden kurtulmasına bedel olur, fidâsı olur."

Ve men katelethü. "Kim o sokan yılan tarafından ölürse, öldürülmüş olursa." Kâne şehîdâ. "Şehit olur."

Tabi anlaşılıyor ki zehirli yılan. Zehirli yılanlar sıcak yerde çok olur. Akrep de çok olur, yılan da çok olur. Efendimiz zararlı olduğu için öldürülmesini buyurmuş.

Bir başka hadis-i şerif var. "Evinizde yılan gördüğünüz zaman" diyordu, bu Râmûz'un başında, "Yılana deyin ki; 'Süleyman aleyhisselam'la yaptığın anlaşma gereği çık git.' Eğer çıkmazsa, gitmezse öldür." diyor.

[Mehmed Zâhid Kotku] Hocamız cennetmekâna sordum:

"Hadis-i şerifte niye böyle buyurulmuş?"

Arif insanların hâli başka, alim olmak yetmiyor. Bir şeyler bilmek için mektep medrese görmek, unvan almak, doktor, doçent, profesör olmak bir şey değil.

Dedi ki:

"Evladım, yılan görünümünde cinler olur, o söz onlaradır. Yılan görünümündedir, cindir, Süleyman aleyhisselam'la yaptıkları ahit onlara hatırlatılır, çekilir giderler. O zaman bir cin öldürmüş olmazsın, yılan sanıp da bir cin öldürmüş olup da başını derde sokmazsın." diye söyledi.

Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde buyuruyor ki:

"Benî İsrail'in alimleri günah işleyenlerin yanından geçerken; 'Bu günahtır, yapmayın.' dediler. Onlar dinlemedi. Ertesi gün oradan geçerken, alim, onların o günahı yine işlediğini görünce geçti, gitti. 'Dün söyledim.' dedi, geçti gitti."

Bu doğru değil. Madem o, günahı tekrar ediyor, alim de hatanın hata olduğunu söylemeye devam edecek. "Bu yaptığınız günahtır, dün söylemiştim, bugün niye yapıyorsunuz, şöyledir böyledir…" diye yine söyleyecek.

Gücü yeterse yaptırmayacak, gücü yetmezse söyleyecek. Gücü yeterse yaptırmayacak. Niye "gücü yeterse" diye söylüyorum?

Sen baba mısın, dede misin; çocuğuna, torununa gücün yeter mi?

Yeter. O zaman sen onlara yaptırmama durumundasın, söyleme durumunda değilsin. Yaptırmayacaksın.

Gücü yetince yaptırmayacak. Gücü yetmezse nasihat edecek, söyleyecek. Ona da gücü yetmezse içinden; "Aman yâ Rabbi! Sen beni bunların şerrinden koru, ben buna razı değilim." diyecek.

Biliyorsunuz hadis-i şerife göre bu da imanın en aşağı derecesidir,

İslâm böyle. Reaksiyon kabiliyetini kaybedince ne oluyor?

"Allah onların kalplerini birbirlerine vurdu, benzetti."

Benî İsrail'in aliminin, abidinin kalbi de günahkârının kalbine benzedi. Neden?

Günaha reaksiyon kalmadı. Günaha karşı aksülamel kalmadı. Onun için kalpleri birbirine benzedi, hepsi birden helâk oldular.

Nasıl olacak?

Günaha hiçbir yerde, hiçbir zaman rıza gösterilmeyecek. Günahın çokluğu, iyi insanın onun günah olduğunu söylemesine bir mâni teşkil etmeyecek; onu alıkoymayacak. Söyleyecek:

"Bu yanlıştır, yapmamak lazım, yapmamanız lazım." diyecek. Lisan-ı münasip ile...

Ben etrafımdaki kardeşlere işin kolayını buldum, ceza yazıyorum;

"Sana elli lira ceza, beş yüz lira, beş bin lira ceza." diyorum.

"Niye hocam?"

"Sol elinle yedin, beş bin lira ceza."

"Sana on bin lira ceza."

"Niye hocam?"

"Takkesiz namaz kıldın."

"Sana şu kadar ceza, bu kadar ceza…"

Biraz şaka gibi oluyor ama öbür taraf da hiç olmazsa yaptığı şeyin yanlış olduğunu anlamış oluyor; ben de söylemiş oluyorum, rahatlıyorum. "Elhamdülillah, yarı şaka yarı ciddi hiç olmazsa o işin yanlışlığını söyledim." diyorum. Söylemediğim zaman; "Niye ben bunu söyleyemedim?" diye, gece akşam yatıncaya kadar içimde bir üzüntü, bir dert oluyor.

"Ben Hoca olduğum halde niye söyleyemedim? Niye orada onun günah olduğunu söyleyemedim?" diye çok mahcup oluyorum, çok korkuyorum. Allah; "'Niye söylemedin?' diye bana sorar." diye korkuyorum.

İslâm böyle engellemiş ama işte dünyanın hâli bu. Dünyanın hâli fena. Kıyamet yakın, aklınızı başınıza toplayın.

İkrai'l-Kur'âne fî külli şehrin kâle innî ecidü kuvveten kâle fa'kra'hü fî işrîne leyleten kâle innî ecidü kuvveten kâle fa'kra'hü fî aşrin kâle innî ecidü kuvveten kâle fa'kra'hu fî seb'in ve lâ tezid alâ zâlike.

Bu rivayet Abdullah İbn Amr'den. Ebû Dâvud, Müslim ve Buhari’de var. Altındaki bir rivayeti daha beraber okuyalım:

İkrai'l-Kur'âne fî külli şehrin ikra'hü fî hamsin ve işrîne ikra'hü fî hamse aşrete ikra'hü fî aşrin ikra'hü fî seb'in lâ yefkahühû men yekraühû fî ekalle min selâs.

Bu da Ahmed b. Hanbel'in rivayeti, Abdullah İbn Amr'den. Her ikisi de Abdullah İbn Amr radıyallahu anhümâ'dan.

Kim bu zât-ı muhterem?

Mısırı fetheden Amr İbn Âs var, onun oğlu; alim, fâzıl Abdullah İbn Amr. O da Kahire'de. Kahire'de bir Amr camii var; o da oranın köşesinde medfun. Allah şefaatine erdirsin. Sahabe. Bir beldede bir sahabe, o beldenin önderidir, lideridir, âhirette o beldenin müslümanları onun arkasından cennete gidecek. Elhamdülillah ziyaret etmek nasip oldu.

Bu Abdullah İbn Amr İbnü'l-Âs rivayet etmiş. Rivayetlerin ikisini de okuyalım.

Peygamber Efendimiz birincisinde diyor ki;

İkra'i'l-Kur'ân. "Kur'ân-ı Kerîm'i oku." Fî külli şehrin. "Her ayda."

Ne demek? Bir ayda oku, oku, oku, bitir. "Bir ayda bir hatim indir." demek.

Sonra ne demiş?

Kâle innî ecidü kuvveten. "Yâ Resûlallah! Ben kendimde daha kuvvet hissediyorum, daha çabuk okuyabilirim."

İnnî ecidü kuvveten. "İçimde bir kuvvet görüyorum." Kâle fa'kra'hü fî işrîne leyle. "O zaman yirmi günde oku." Kâle innî ecidü kuvveten. "Ben içimde daha hızlı okuma kuvveti hissediyorum. Daha hızlı okuyabilirim." Kâle fe'kra'hü fî aşrin. "On günde oku. Hatmini on günde tamamla." Kâle innî ecidü kuvveten. "Yâ Resûlallah! Ben daha hızlı okumaya kuvvet hissediyorum; içimde bir kuvvet seziyorum, buluyorum." Kâle fe'kra'hü fî seb'in. "Yedi günde oku, bir haftada oku." Ve lâ tezid alâ zâlike. "Bundan da daha hızlı okumaya, süratini daha fazlalaştırmaya kalkışma." dedi.

Yedi günde, haftada bir.

Onun için Pakistanlı kardeşlerimiz bizden çok daha alim insanlar. Onların alimleri çok yüksek alimler. Çok kıymetli kitaplar basmışlar. Kur'ân-ı Kerîm'in çok güzel çeşitleri var orada, hadis kitaplarının çok güzel neşriyatları var; kuvvetli. Oradaki Kur'ân-ı Kerîm'leri aldım da bazıları kütüphanemde hatıra olarak var, Kur'ân-ı Kerîm çeşitleri...

Kur'ân-ı Kerîm'i yediye bölmüş, kenarına yazmış. Onlar her bölüme "menzil" diyorlar:

Birinci menzil; Fatiha’dan başlayacak,

Euzubillahimineşşeytânirracîm. Bismillahirrahmânirrahîm. Elif lâm mîm… vesaire.

Oraya geldiği zaman birinci menzil tamam. İkinci menzil, üçüncü menzil… yedinci menzil. Yedi menzil.

Biz otuz sayfaya ne diyoruz?

"Cüz" diyoruz. Yirmi sayfaya bir cüz diyoruz, otuz tane cüz var.

O ne diyor? Yedide birine "menzil" diyor.

Bu neye göre?

İşte bak bu hadis-i şerife göre. Yedi günde hatmetmeye göre.

Hatırınızda olsun, daha fazla hızlı okursanız Peygamber Efendimiz, Abdullah ibni Amr'a; "Artık bundan da hızlı yapma." demiş

Ben hadisin şerhinden hatırlıyorum ki Abdullah İbn Amr sonradan pişman olmuş. İhtiyarladığı zaman bu kadar hızlı okumakta zorlanmış.

İnnî ecidü kuvveten dedi ya, "Ben kendimde kuvvet hissediyorum, daha hızlı yapabilirim." Sonradan o kuvvet kalmayınca, ihtiyarlayınca; "Keşke Resûlullah'ın ilk dediğini tutsaydım." demiş.

İbadetlerde devamlılık önemlidir, işin önünü sonunu, evvelini ahirini düşünüp, ölçülü bir tarzda ibadetleri öyle yapmak lazım. Fazla fazla yapıp da sonra bıraktığı zaman iyi olmaz.

Onun için hiç olmazsa ayda bir ne yapmamız lazım? Hatmetmemiz lazım.

Bu ne demektir? "Günde bir cüzü bitirmek" demektir.

Bu ne demektir? "Kur'ân-ı Kerîm'i hızlı okuyabilecek hâle gelmek" demektir.

Şimdi Kur'ân-ı Kerîm'i hiç bilmeyenler; "Vay benim başıma gelenler! Ben zaten kekeleyerek yarım sayfa okuyamıyorum, ömrümde bir tane hatim indirmedim." diyecek.

Kur'an Allah'ın kelamıdır, öğrenecek.

Aşağıdaki rivayet yine Abdullah İbn Amr'dan ama Ahmed b. Hanbel rahmetullahi aleyh rivayet etmiş.

İkrai'l-Kur'âne fî külli şehrin. "Kur'an'ı bir ayda, her ayda hatmedin, okuyun." İkra'hü fî hamsin ve işrîne. "Yirmi beş günde hatmedin." İkra'hü fî hamse aşrete. "On beş günde okuyun." İkra'hü fî aşrin. "On günde okuyun." İkra'hü fî seb'in. "Yedi günde okuyun." demiş.

Bu rivayette arkasında şu ilave var:

Lâ yefkahühû. "Anlayamaz, derinliğine ayetin mânasını takip edemez." Men yekraühû fî ekalle min selâsin. "Üç günden az zamanda okuyan kimse."

Vır vır vır…

E ne oldu ne dedi? Anlayamaz. Çok hızlı gitti.

Maksat nedir?

Anlamaktır. Onun için üç günü zikrediyor ama "Üç günden az okuyan da bundan bir şey anlayamaz." diyor.

Demek ki buna bakarak; "En aşağı üç günde oku." demişler. Ortası "yedi gün." Normali de Kur'ân-ı Kerîm'i bir ayda hatmetmek lazım. Daha da geçe bırakmamak lazım. Kur'ân-ı Kerîm'le meşgul olmak lazım.

Kur'ân-ı Kerîm'in ne kadar çok ayetini bilirse cennette mü'minin derecesi o kadar yüksek olacak.

Ona çalışmak lazım değil mi? Ona çalışmak lazım.

Allah-u Teâlâ hazretleri bizi Kur'ân-ı Kerîm'i sevenlerden, ona güzel bağlananlardan, sarılanlardan, onu çok okuyanlardan, içindeki ahkâmı hayatına tatbik edenlerden, uygulayanlardan, böylece Kur'ân-ı Kerîm'in şefaatine erenlerden eylesin.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA