25.06.1995 - İlaç, Şifa

25.06.1995 - İlaç, Şifa
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Peygamber Efendimiz ne buyurmuş:
İnnallâhe teâlâ enzele'd-dâe ve'd-devâ.
"Hiç şüphe yok ki hastalığı da Allah indirdi, devasını da."
Yani hastalık da deva ve şifa da Allah'tan! Hastalığı da devayı da insanların arasına, yeryüzüne Allah-u Teâlâ hazretleri indirmiştir.
Ve ceale li-külli dâin devâen. "Her hastalığa da bir şifa yaratmıştır."
Demek ki şifasız dert, hastalık yok. Müslüman arayacak, bulacak, keşfedecek, çalışacak. Her şeyin devası var diye işin peşine düşecek. O halde;
Fe-tedâvev. "Tedavi olun ey Müslümanlar!" Hastalığınızın geçmesi için tedavi arayın; hap mı olur, ot mu olur, şurup mu olur, hamam mı olur, banyo mu olur, kaplıca mı olur neyse tedavi olun. Ama;
Ve lâ tedâvev bi'l-harâmi. "Haramla tedavi olmayın."
"Bunu yaparsak şöyle olurmuş." Öyle şey yok!
"Bir litre kan içersen bu hastalığa iyi gelirmiş." Yok! Kan haram, kan içmek yok! İçilmez, binâenaleyh ondan şifa olmaz; yalan.
"Doktorlar tavsiye etti. Ben çok zayıfmışım da kuvvetlenmem ve iştahımın açılması için kanyak içebilir miyim hocam?"
İçemezsin. İştahını başka yerden arttır. Limonata iç, başka şey yap, üstüne biber ek… Başka bin bir türlü çaresi var. Sirkeli vs. tostlar ve başka bir sürü adını bildiğimiz veya yeni duyduğumuz şey var. Çarşıda pazarda dolaşırken insanın ağzının suyu akıyor. İştah açacak bir sürü şey var. Haram yok, haramla tedavi yok.
"Doktor böyle söylüyor."
O doktorun imanı zayıf da ondan onu teklif ediyor. Öyle doktorlar var ki… Bizim kardeşlerimiz Müslüman, mütedeyyin…
Fakülteye gidiyor, bunalıyor tabii. "Sağa bakma, sola bakma, harama bakma, günaha girme…" Bunalım olabiliyor. "Bunalım çağı, buhran çağı" diyoruz yani delikanlılık çağı...
Eskiler de ne demiş? Deli kanlı! Kanı deli gibi dolaşıyor damarlarda; şır şır…
Ne olacak? Fren lazım! Deli gibi gidişin sonu ya uçurumdur ya duvardır ya bir şeye toslamaktır.
Ne olacak? Fren lazım! Gidiyorlar doktora.
Ne doktoruymuş bu? "Üniversitede profesörmüş."
Diyor ki bizim çocuk gidince:
"Sen sofu musun?"
"Sofuyum tabii, ne yapayım. Allah'ın emrettiği şeyleri yapmaya; namaz kılmaya, oruç tutmaya, harama bakmamaya çalışıyorum…"
"Yoo! Bunalımın ondan oluyor. Flört et."
Allah, Kur'ân-ı Kerîm'de buyuruyor;
Kul li'l-mü'minîne yeğuddû min ebsârihim ve yahfezû fürûcehüm. "Ey resulüm! Müslümanlara söyle; gözlerine sahip olsunlar, harama bakmasınlar, namuslarını korusunlar."
Kadınlara da böyle emrediyor, erkeklere de. Bu da ne diyor:
"Git, flört et." Demek ki itikadı yok.
Ne demişler?
İzâ kâne'l-gurâbu delîle kavmin le-ye'tîhim ile'l-ardı'l-cihâfi. "Karga bir kavmin kılavuzluğunu yaparsa, insanları peşine takarsa …" Kılavuzluk yapıyor, önden gidiyor.
Nereye götürür? Cifenin başına götürür. "İşte gelin buraya, bak, ne güzel yemek."
"Hay Allah müstahakkını versin. Sen kargasın, leş yersin ama biz karga değiliz ki… Bizi ne getirdin buraya!"
"Ne bileyim, ben de sizi karga sandım. Sizi buraya getirdim."
Kendisinin sevdiği şeye götürüyor. Demek ki o profesörün hayalinde kalmış. Kendisine tatlı geliyor, ona da tavsiye ediyor. Daha akıl tavsiye edecekken…
Peygamber Efendimiz ne tavsiye ediyor?
"Yâ Resûlallah! Nefsim kabarıyor." diyen sahabeye diyor ki:
"Evlen ya da oruç tut."
Normali, ilk olarak; "Evlen!"
"Olur mu hocam?"
Niye olmasın! Evlen; olsun bitsin. Evlendiğin zaman mesele çözülüyor. Mübarek, mukaddes bir yuva kuruyorsun; bitiyor. Tamam, evlen, bitsin. Peygamber Efendimiz, "Evlenemezsen oruç tut." diyor. Çünkü oruç tuttu mu, insanın midesi boşaldı mı nefsi ıslah olur. Arzuları kabarmaz, delikanlılığına, deliliğine fren olur. Peygamber Efendimiz böyle tavsiye ediyor.
Bu herif ne tavsiye ediyor?
"Doludizgin gidebildiğin kadar git, yapabildiğin kadar yap." diyor. Öyle şey olur mu?
Olmaz! Bir insan flört edecekse karşısındaki ya birisinin kızıdır -sen kendi kızına böyle bir şey yapılmasını ister misin, istemezsin- ya birisinin karısıdır -sen kendi karına yapılmasına razı olur musun, olmazsın- ya da annesidir.
Hanımlar bizim gözümüzde nedir?
Ya annedir, baş tacıdır, en muhteremdir. Ya hanımdır, birisinin eşidir; ayıptır. Yuvanın temellerini sarsacak bir şey yapılmaz. Ya da bir genç kızdır.
Çok güzel, tamam yani hiçbirisine kötü nazarla bakılmaz. Kötülük için cevaz verilmez. Binâenaleyh böyle şeyin yapılmaması lazım!
"Hadi bakalım, şöyle yap. Hadi bakalım, böyle yap. Hadi bakalım, Allah'ın istemediği şeyi söyle, Allah'ın istemediği işi yaptırt." diyor.
Onun için insan ne yapacak?
"Bu şeytandan." diyecek. Kendisinin içinden bir fikir gelse fikri bir kontrol edecek.
"Bana bu içimdeki fikir ne diyor?"
"Şöyle yap!"
"Bu, şeytandan! Seni melun! İçerden bana vesvese veriyorsun değil mi…" Anlayacak.
Şeyâtine'l-insi ve'l-cinni.
Cinlerin de şeytanları var, onları görmüyoruz; insanların da şeytanları var, insanları görüyoruz. Kur'ân-ı Kerîm'den anlaşılıyor. İnsan suretinde; kılığı kıyafeti, gözü kulağı, bıyığı, eli ayağı var.
Bu kim? İnsan! İnsan ama sureti insan; sireti, içi şeytan. Şeytan gibi şeytanlaşmış.
O zaman ne yapacak?
Aklını başına toplayacak, ona uymayacak. Hepinizin karşısına vesvese, yanlış fikir, kötü teklif gelebilir. Hayat bu, imtihan! Soru geliyor ya; "Söyle bakalım, şu mu doğru, bu mu doğru?" Bir tanesi doğru, ötekiler yanlış. Nasıl seçiyorsun, "bu doğru" diye doğruyu işaretliyorsun ve bilirsen kazanıyorsun.
Hayatta da insanın karşısına sorular gelir. "Şöyle yap, böyle yap. Şu yanlış, şu doğru…" İnsanın doğru olanı yapması lazım! Bu kararı insan eğer güzel yapabilirse, doğru vermeye kendisini alıştırırsa iyi Müslüman olur, sevap kazanır, imtihanı başarır. Ahirette Allah-u Teâlâ hazretleri ona mükâfat verir, cennetine dahil eder, türlü türlü nimetlerin sahibi eyler. Bu sorulara doğru cevap veremezse zarar eder, ziyan eder, günah eder, yazık eder. Sonunda "ah vah" eder, perişan olur. Hani ilahide, "Eyvah demeden Allah diyelim." diyor ya… Sonunda "eyvah" dememek için insanın yapacağı işi düşünmesi lazım!
"Tedavi olun. Allah hastalıkların devasını indirmiştir, arayın bulun. Ama haramla tedavi olmayın." Prensip bu! Haramla tedavi olmayacak. Helal yolla tedavi olacak, helal ilaç kullanacak. Onun için ilaçların terkipleri önemli. İlaçların terkiplerine bakacaksınız.
Gıdaların terkipleri önemli! Bu gıdanın içinde şu madde, şu madde var; 409m var, 860a var. Her maddeye bir rakam, bir isim koymuşlar.
"860."
"Yahu bu 860 ne? Gel bakalım, söyle bunu."
Domuz yağıymış! Hay Allah! Mesela ben 960'ın ne olduğunu bilmiyorum. Domuz yağı demiyor da oraya numara veriyor.
"Bu şekerin içinde şu var, şu var bir de şu numara var."
Ne numarası? Yine ne numara karşımıza gelen?
Onu araştırıyorsun, bakıyorsun; haram madde. Onun için Almanya'da, Amerika'da kimyager kardeşlerimiz bir liste yapmışlar ve arkadaşların ellerine dağıtmışlar. Margarinin, şekerin, çikolatanın, aldığın gıdanın hatta dondurmanın içinde, dikkat et, şu maddeler varsa bunlar haram! Her kuşun eti yenmediği gibi her dondurma da her margarin de her gıda da her pasta da yenmiyor. Çünkü haram maddeden yapıyor.
Neden yapıyor?
Adam haramı helali düşünmüyor. Bazen de haramı helali bildiği halde müşteriden saklayarak katıyor. Müşteriden saklıyor, "müşteri bunu bilirse almaz" diye inadına yapıyor.
Halıcılar caddesinde meşhur bir şekerci var; bir misafir, babamlara bir kutu şeker getirmiş. Biz elini öpmeye gittik, babam da şekeri bize tuttu. Ben açtım. Öbür arkadaş açmadan evvel şekerin formülüne baktı. Sanduka gibi, çikolata gibi bir şey… Şeklen üç buçuk, dört santim boyunda, iki santim eninde tabut gibi bir şey… İçinde likör var, lıkır lıkır likör yani alkol. Kesip bakıyorsun o tabutun içine üç damla içkiden koymuş.
Bu, Müslümanlara farkına varmadan likör yalattırmak, yedirmek, yutturmak. Bir, iki damla insanı sarhoş etmez ama çoğu sarhoş eden şeyin azı da haram. Dedim ki; "O adama gidin, söyleyin, ihtar edin; öyle aldatmaca yapmasın."
Şekerlerin, çikolataların, sabunun içinde oyun olabilir.
"Aman efendim! Ne güzel kokuyor sabun."
Sen bırak kokusunu, koku her yerde var. Şişelerde satılıyor, neyin içine katarsan güzel olur. Kokusu güzel olur ama kokusunu bırak sen. Maddesi güzel mi?
"Maddesi domuz yağı!"
Domuz yağından sabun... Ellerini yıkıyorsun, yapışıp kalıyor bir şey. Ben bunu kullanmam, kullanmamak lazım!
Ne kullanırım?
Arap sabunu kullanırım. Arap sabunu tenekeyle macun gibi alırsın. Gayet güzel, tamam. Koku mu istiyorsun; al bizim caminin çıkışında esansçıdan bir esans. Bir tenekenin içine karıştır. Al sana mis gibi kokulu bir sabun… Daha ne istiyorsun!
Elbiselerin üstüne bile apre yapıyorlarmış. Apre; kumaş dik dursun, güzel görünsün filan… Orada bile bir şeyler olabiliyormuş.
Ne yapacağız?
Haram giymemeye ve haram olan madde ihtiva eden bir ilaç, bir madde yememeye dikkat edeceğiz.
Neden?
Mesela tavuk, helal mi haram mı?
Tavuk yenilebilen bir hayvan ama kesimi bozuk olursa haram olabilir. Sığır, koyun helal ama kesilmeden öldürülürse eti murdar olur; o zaman haram olur. Yani helal bir hayvan olması yetmiyor, kesimi de önemli.
Suudi Arabistan'da süpermarketten balık aldık. Balığın üstüne, "Bu balık İslâmî usule göre kesilmiştir." diye yazıyor. Cahilliğe bak! Balığın kesilmesine lüzum yok, hepsi helal ama Müslümanı kandırmak için damgayı oraya basmış. "Bu balık İslâmî usule göre kesilmiştir." Yalan! Balığın kesilmesi yok ki İslâmî usule göre kesilmesi olsun. Onu oraya yazmış. Yani aldatanlar var.
Neden? Adam malını satacak. Macaristan'dan, Polonya'dan, bilmem hangi diyardan alacak, satacak.
Besmelesiz kesilirse olmaz, Allah'ın adına değil de başka bir ada kesilirse olmaz. Kesilmeden hayvanın kafasına bir tokmak vurulup öldürülürse olmaz. Boğulmuşsa olmaz. Bunların hepsinin dinimizde tarifi var.
Onun için helal lokma...
"Tamam hocam. Ben helal lokma kazanıyorum. İşçiyim, sabahtan akşama çalışıyorum, alnımın teriyle yevmiyemi alıyorum, eve helal lokma getiriyorum."
Tamam, kazancın helal ama götürdüğün malzeme haram olabilir, dikkat et. Çikolata alırsın, içinde likör olur. Lıkır lıkır likör olur, çocuğun onu içer; olmaz. Her şeyin helal olmasına dikkat edeceksin. Haram şeyin ikazını yapacaksın, "bak, bunu satma" diyeceksin. "Ayıp, günah, almam senden." diyeceksin.
İlaç da böyle! İlaçlara da bakacaksın. Bizim doktor kardeşlerimiz bakıyorlar. İçinde alkol var! Olmaz; alkol koymasın, başka türlü yapsın. Alkol olmayanından ver bana. Bunlara dikkat etmek lazım!
Burada bir de Peygamber Efendimiz araştırıcılara bir işaret veriyor. Her hastalığın ilacı vardır, binâenaleyh araştırırsan bulursun. Sen bulursan zengin olursun. Evet, tedaviyle ilgili husus bu…
Hastalığı da veren Allah! O zaman ne yapacağız?
"Yâ Rabbi! Hastalığı sen verdin, devasını da ver." diye dua edeceğiz. Hastalığın Allah'tan geldiğini bilip isyan etmeyeceğiz.
"Beni niye hasta ettin yâ Rabbi?"
Eder, imtihan için hasta eder; ne yapacaksın. Bazısı hasta olur, bazısı ölür; hayat bu. Hayatın cilvesi, dünyanın hayatının imtihanı… Hastalığı Allah'ın gönderdiğini bilip isyan etmeden, sabırla, tahammülle; "Yâ Rabbi! Şifayı istiyorum, şifa ver." diyecek. Ama isyan etmeyecek, edebini muhafaza edecek.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
23.10.1994 -
Kuran-ı Kerimi Güzel
16.10.1994 -
Zehirli Hayvanlar, Yanlışa
