İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

23.10.1994 - Kuran-ı Kerimi Güzel Duygularla Okumak, Kuran-ı Kerimi Arabın Edası ve Şivesi Gibi Okumak

23.10.1994 - Kuran-ı Kerimi Güzel Duygularla Okumak, Kuran-ı Kerimi Arabın Edası ve  Şivesi Gibi Okumak
Hadisler Deryası

23.10.1994 - Kuran-ı Kerimi Güzel Duygularla Okumak, Kuran-ı Kerimi Arabın Edası ve Şivesi Gibi Okumak

01.12.2025
19 dk 1 sn

Eûzubillâhimineşşeytânirracîm. Bismillahirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbil âlemin. Hamden, kesiran, tayyiben, mübareken fîh. Alâ külli hàlin ve fî külli hîn. Ve’s-salâtu ve’s-selâmu alâ  seyyidinâ Muhammedini'l Mustafa ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l-ceza.

Emmâ ba’d:

Fa’lemû eyyühe’l-ihvân fe-inne efdale’l-hadîsi kitâbullah ve efdale’l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve âlihî ve selleme teslîmen kesîra. Ve şerre’l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid’atün ve külle bid’atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi’n-nâr. Ve bi’s-senedi’l-muttasılı ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

  İkrau’l-kur’ân. “Kur’ân-ı Kerîm’i okuyunuz.” Me’telefet ‘aleyhi kulûbüküm. “Gönülleriniz ona yattığı, ısındığı, onun karşısında eridiği müddetçe okuyunuz.” O duygular içinde iken okuyunuz. Fe-iza’hteleftüm fî-hi fe-kûmû. “Baktınız bir ihtilaf, gönlün bir takatsizliği, yorgunluğu bahis konusu oldu, o zaman gönlünüz toparlanmış ve gönlünüz Kur’ân-ı Kerîm’e ısınmış, sıcacık, ılıcık iken okumaya devam edin.” Baktınız biraz gevşedi mi, o zaman bırakın. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm gevşek okunacak kitap değildir. Oyuncak değildir, Allah’ın kelâmıdır. Yani bir mâna bu.

Ya da akla gelen öteki mâna şu: Kur’ân-ı Kerîm’i imam okuyor cemaat dinliyor. Peygamber Efendimiz’in zamanını düşünelim; birisi okuyor, ötekiler dinliyorlar, hepsi birden tamam... E müzâkere ediyorlar, şu âyet ne mânaya, bu âyet ne mânaya filan. Tamam, ama ihtilaf başladı mı, acaba şu şöyle mi, bu böyle mi… Haa, şeytan şimdi aklınızı karıştırıp da olmadık bir laf söylettirmesin, kapatın, kalkın. O mâna da olabilir. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’i kendi reyiyle tefsir eden cehenneme gider. Kendi kafasına göre tefsire gelmez. Nedir murâd-ı ilahî, onu araştıracaksın, Resûlullah ne buyurmuş, onu araştıracaksın.

Âyet-i kerîme var;

وَلَا تُلْقُوا بِاَيْد۪يكُمْ اِلَى التَّهْلُكَةِۚ

Ve lâ tulkû bi-eydîküm ile’t-tehlükeh.[1]  “Kendinizi, kendi elinizle tehlikeye atmayın.”

Sahâbe-i kirâm zamanında dahi mânayı tam anlamayanlar çıkmış. Sahabe ordusunda, Emevî ordusunda sahabeler de vardı.  Bir tanesi çekmiş kılıcı;

“Yâ Allah!” Şangur şungur, paldır küldür… Arkadakiler demişler ki;

“Bak, Kur’ân-ı Kerîm’de Allah, ‘Kendinizi kendi elinizle tehlikeye atmayın.’ buyuruyor, bu kendisini tehlikeye attı, yanlış iş yapıyor.”

Hemen Ebû Eyyûb el-Ensarî, Hâlid b. Zeyd Efendimiz kalkmış;

“Ey cemaat, ey insanlar! Bu âyetten yanlış mâna çıkartıyorsunuz. Biz bunu Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz zamanında, paranızı Allah yolunda sarf edin. Sarf etmezseniz kendinizi tehlikeye atmış olursunuz. Allah yolunda infakta bulunmadığınız için cezaya uğrarsınız mânasındadır bu.” demiş. Bak, ne kadar farklı.

Eh, harpte düşmana saldırmak, kendisini tehlikeye atmaksa ve Allah “böyle yapmayın” diyorsa, o zaman hiç savaş yapamaz Müslümanlar.

Demek ki mânayı Resûlullah’ın anladığı gibi, gerçek ehl-i Kur’ân’ın anladığı şekilde öğrenmek lazım. Öyle kendi bildiğine herkes bir laf söylemeye kalktı mı, öyle bir toplantıdan hayır da gelmez.

Kur’ân-ı Kerîm’i okuyacaklar beyler, ondan sonra kendileri meali üzerinde düşünecekler, öteki âyetlerden bununla ilgili var mıdır, bilmem ne mi filan diye akıl yürütecekler, tefsire filan bakmayacaklar.

Neden?

Müfessirler tesir edermiş beylere, ufuklarını daraltırmış.

Ne oldu sonra?

Bir kısmı namazı filan bıraktı.

Öyle kendi kendine Kur’ân-ı Kerîm deryasına dalar mı insan?

“Ben yüzme biliyorum.”

Yâ yüzme bilsen on dakika, yirmi dakika yüzersin, yarım saat yüzersin, bir saat yüzersin.

Ummanın orta yerine atsalar seni, kıyıya çıkabilecek misin bakalım?

Boğulursun, yüzersin yüzersin, takatin kesilir, boğulursun.

Ummanların ummanı Kur’ân-ı Kerîm. Ne oluyorsun?

Mealle [Kur’an’ı anlayacak...] Müfessirlere de “eyvallah” etmiyor, onları da dışlıyor, onları da eliyle itiyor. O zaman sapıtır insan.

Büyüklerin, üstatların kadrini, kıymetini bilecek küçükler.

Yâ bu adam ömrünü vermiş. Kolay mı ömrü vermek, bir konuda mütehassıs olmak, usta olmak kolay mı? Çırak, kalfa, usta...

Kolay mı usta olmak?

Bir arkadaş anlattı, çok hoşuma gitti. Fransa’dan Türkiye’ye çok büyük usta bir mimar gelecekmiş. Bizim Türkiye’den de bir mimar -o da meşhur, kıymetli bir mimar- kardeşimize demişler ki;

“Bu adamı ancak sen ağırlayabilirsin. Sen bunu karşıla havaalanında, meşgul ol, bu kıymetli misafir.”

Herif dünya çapında meşhur bir mimar, çok büyük, Fransızların en büyük mimarlarından birisiymiş.

Adam gelmiş havaalanında, hoş geldin bilmem ne, welcome mı dediler, Fransızcası neyse, Fransızlar ne [diyorsa...] Bon voyages hayırlı yolculuk demek de… Hoş geldin, işte neyse.. [Soyez la bienvenue, hoşgeldiniz demek] Demiş ki Fransız;

“Bak, ben işi gücü çok olan bir adamım, konferansı vereceğim, -konferans için gelmiş buraya- ondan sonra üç saatlik vaktim var, sonra kalkıp gideceğim. Üç saatte bana Türk mimarisiyle ilgili nereyi göstereceksen, gösterirsen işte gösterirsin.  Tamam mı?”

Ne yapsın! Bu ev sahibi. “Olur” demiş.

Konferans bittikten sonra bizim mimar almış bunu Sultanahmet Camii’ne götürmüş. Sultanahmet Camii’nin içine girmiş, kapısından adımını atmış adam, diz çökmüş. Çökmüş, ayakta durmamış, diz çökmüş, trans hâline geçmiş. Yani vecd, kendinden geçme hali. On dakika durmuş, on beş dakika durmuş. Bizim arkadaş demiş ki;

İşte “Mösyö...” bilmem ne.

On beş dakika daha geçmiş, yine öyle trans halinde.

“Mösyö...”

“Dur.”

On beş dakika daha geçmiş, 45 dakika böyle. Adam gaşyolmuş, mest olmuş, vecd içinde, diz üzere Sultanahmet Camii’nin girişinde, kubbenin altında böyle mimari şahesere bakıyor, mest olmuş. Kırk beş dakika sonra bir daha;

“Mösyö...” filan deyince;

“Bana bak! İşin varsa sen git. Ben burada havalananına gidinceye kadar kalıyorum.” demiş.

Haa! Ustalık bak! Kolay mı?

Ama mücevherin kıymetini kim bilir?

Kuyumcu bilir. Sokaktaki çocuk bilmez, köylü dayı bilmez.

Bu cam mıdır, kırmızı yakut mudur? Bu elmas mıdır, uyduruk bir şey midir?

Kim bilir onu?

Bu altın suyuna batırma, boyama, uyduruk bir şey midir, hakiki altın mıdır?

Kim bilir bunu?

Mücevherci bilir.

Onun için üstatları inkâr eden çırak adam olmaz. Üstatlara hizmet etmeyen, onların yanında yetişmeyen çırak adam olmaz. Üstadın kıymetini bilmek lazım.

Herif azıcık mürekkep yaladı, mürekkep bile yalamak yok şimdi, biraz böyle sayfalara gözünü gezdirdi; İmâm-ı Âzam’ı beğenmiyor.

“İmâm-ı Âzam da kimmiş?”

Kim olacak, mezhebimizin imamı. Dört hak mezhebin bir tanesinin sahibi. Asırlar boyu milyarlarca müslümanın mezhebine bağlandığı büyük fakih.

Daha ne istiyorsun?

Halen dünya üzerindeki müslümanların en büyük çoğunluğunun tâbi olduğu insan.

Utanmıyor musun sen küçük görmeye?

Haddini bil yâ, ne oluyorsun!

İmâm-ı Maturidî’yi beğenmez. Ehli sünneti beğenmez. Kendisi mezhep çıkartacak. İmal edecek. Bekle ki imal etsin, çıksın.

Bundan sonraki hadîs-i şerîf, Huzeyfe radıyallahu anh’ın rivayet ettiğine göre Efendimiz buyuruyor ki;

اِقْرَؤُوا الْقُرْآنَ بِلُحُونِ العَرَبِ وَأَصْوَاتِهَا، وَإيَّاكُمْ وَلُحُونَ أَهْلِ الْفِسْقِ وَأَهْلِ الكِتابَيْنِ؛ وَسَيَجِيءُ قَوْمٌ مِنْ بَعْدِي يُرَجِّعُونَ الْقُرْآنَ تَرْجِيعَ الْغِنَاءِ وَالرَّهْبَانِيَةِ وَالنَّوْحِ، لَا يُجاوِزُ حَنَاجِرَهُمْ، مَفْتُونَةٌ قُلُوبُهُمْ وَقُلُوبُ الَّذِينَ يُعْجِبُهُمْ شَأْنُهُمْ

 İkrau’l-kur’âne bi-luhûni’l-‘arabi ve asvâtihâ ve iyyâküm ve luhûne ehli’l-fıski ve ehli’l-kitâbeyni ve seyecîü kavmün min ba’dî yürecci’ûne’l-kur’âne tercî’a’l-ğınâi ve’r-rahbâniyeti ve’n-nevhi lâ yücâvizü hanâcirahüm meftûnetün kulûbühüm ve kulûbüllezîne yu’cibühüm şe’nühüm.[2]

Kur’ân-ı Kerîm’le bağlantılarımızı kuvvetlendirmeliyiz. Buyuruyor ki Peygamber Efendimiz;

“Kur’ân-ı Kerîm’i Arap’ın edâsı ve şivesi üzere okuyun. Arap’ın telaffuzuyla, sesiyle, edâsı ve okuyuşuyla okuyun. Sakın ha ehl-i fıskın ve ehl-i kitâbeynin okuyuşuyla okumayın.”

Ehl-i kitâbeyn; Nasraniler ve Yahudiler demektir. Yahudilerin kendi Tevratlarını, papazların, ehl-i kitabın, Hristiyanların kendi İncillerini okuyuş tarzı gibi okumayın. Ehl-i fıskın şarkı, türkü, gazel okuduğu gibi de okumayın Kur’ân-ı Kerîm’i.

Nasıl okuyun?

“Arap’ın edasıyla ve telaffuz şekliyle okuyun.” Ve seyecîü kavmün min ba’dî. “Benden sonra öyle bir kavim, insan gurubu, birtakım insanlar gelecek ki.” Yürecci’ûne’l-kur’âne tercîe’l-ğınâi. “Şarkı söyler gibi Kur’an okuyacaklar.” Ve’r-rahbâniye. “Rahiplerin kendi kitaplarını okudukları gibi okuyacaklar.”

Ve’n-nevhi. Bir de ölülerin öldüğü zaman feryatçıları var ya, cenazenin yanına giden; “Ah, sen ne güzeldin, kömür gözlüydün, arslan gibiydin, kaplan gibiydin, levent gibiydin, şöyle iyiydin, böyle iyiydin, deniz gibi cömerttin, bulut gibi yağardın, güneş gibi parlardın vesaire...” Ah, yakalar part yırtılıyor, yüzler tırnaklanıyor, kanlar akıtılıyor bilmem ne. Bayılmalar, ayılmalar... Bayılmıyor hakikaten. Ama vazifesi bayılıyormuş gibi ağıtçılık, ağıt düzenlemek, düzmek olduğu için öyle yapıyor. “Öyle de olmayacak.”

“Ağıtçıların ağıtı gibi olmayacak. Eski ehl-i fısk-ı fücurun şarkı, türkü, gazel okuduğu gibi olmayacak.”

Nasıl olacak?

Ağır başlı, ciddi olacak, hüzünlü bir okuyuşla, Arap’ın edasıyla ve ciddiyetle okunacak Kur’ân-ı Kerîm. Bunun belli bir anâne ile gelmiş olan güzel bir şekli vardır.

Burada hafız Haydar Hoca Efendi, cennetmekân, rahmetli, hocamız onu severdi de, “geç mihraba” derdi, okurdu. Hafız, Trabzonlu Haydar Efendi, rahmetli, şöyle bir otururdu mihrapta heykel gibi; ne başını ne gözünü ne kaşını kıpırdatırdı. Böyle sanki çelikten dökülmüş bir heykel gibi dururdu. Kur’ân-ı Kerîm’e bir eûzu besmele çekerdi; ciddi, ne şarkıya benziyor, ne türküye benziyor. Harfleri harika, harflerin telaffuzu harika. Bir Kur’ân-ı Kerîm okurdu.

Kim vardı başka?

Karaköy’de Yerebatan Camii’nde Ali Hoca okurdu. Rahmetli Ali Hoca. Nasıl okurlardı, nasıl ciddi okurlardı. Kur’ân-ı Kerîm’in bir ciddiyeti vardır.

Ali Haydar Hoca, hiç unutmuyorum, bir gün namazı kıldırdı, dışarı çıkıyoruz, müezzine dedi ki; “Niye” dedi, kaşlarını çattı; unutamıyorum yani, “Niye..” dedi...

 وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ

Ve lem yekun lehû küfüven ehad’de[3] lehû’yü kısaca geçecek, ve lem yekün lehûûûûûûû... küfüven ehad. O kadar uzatacak bir şey yok orada.

“Niye bu kadar uzattın?” dedi. O da;

“Hocam hık da mık da..” biraz böyle ezilerek büzülerek tebessümle.

“Bana bak” dedi, “Sana bir tokat aşk ederim!” dedi.

Şaşırdı, ben de şaşırdım. Yani hocaya bak, yani lehû’yu uzattı diye dövecek, çocuğu ayağının altına alacak. Ciddiyeti var bu işin.

Rahmetli Hüseyin Efendi, imam, birisi bir âyeti üç defa okudu;

 سَلَامٌ قَوْلًا مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ

Selâmün kavlen mi’r-rabbi’r-rahîm. Selâmün kavlen mi’r-rabbi’r-rahîm. Selâmün kavlen mi’r-rabbi’r-rahîm.[4]

Niye onu üç defa okuyorsun da ötekileri tek okuyorsun?

Gitti yakasına yapıştı. Terletti onu, uzuuun nasihat etti ona.

Neden?

Ehl-i Kur’ân... Ehl-i Kur’ân Kur’ân-ı Kerîm’in ciddiyetine sahip insanlardır. Oyuncak değil bu, Allah’ın kelamı. Böyle sallanılmaz, baş oynatılmaz, kaş göz… Her şeyde bir ciddiyet var, böyle gayet güzel bir tarzda olması lazım diye büyükler öyleydi. Yani yetiştiğiniz, yetiştiğimiz üstatlardan gördüğümüz… İnsan Kur’ân-ı Kerîm’in heybetini onların ciddiyetinden sezinlerdi, anlardı, ağlardı. Bilen bilmeyen, Abdurrahman Hoca Efendi bir aşır okuduğu zaman Beyazıt’ta, ağlardı. Ben biliyorum, gözlerimle görürdüm; hüngür hüngür ağlarlardı. Okuyan öyle okuyunca dinleyen de ağlar.

 “Benden sonra birtakım insanlar Kur’ân-ı Kerîm’i türkü şarkı okur gibi, ağıtçıların ağıt düzdükleri gibi okuyacaklar.” Lâ yücâvizu hanâcirahüm. “Kur’ân-ı Kerîm onların hançerelerinden, boğazlarından aşağı inmemiştir.” Gönüllerinde, içlerinde değildir. Gırtlaktadır, gırtlaktan aşağı inmemiştir, daha aşağı gitmemiştir Kur’ân-ı Kerîm.

Meftûnetün kulûbühüm. “Kalpleri fitnelidir.” Gayri ciddi Kur’an okuyanların, öyle okuyanların. 

 

اِقْرَؤُوا الْقُرْآنَ، وَابْكُوا. فَإِنْ لَمْ تَبْكُوا فَتَبَاكَوْا. لَيْسَ مِنَّا مَنْ لَمْ يَتَغَنَّ بِالْقُرْآنِ

İkrau’l-kur’âne vebkû fe-in lem tebkû fe-tebâkev leyse minnâ men lem yeteğanne bi’l-kur’âni.[5]

Sa’d b. Ebî Vakkas radıyallahu anh Efendimiz rivayet etmiş, Aşere-i Mübeşşere’den bu mübarek. Saîd diye böyle on kişi var ya cennetle müjdelenmiş. Sa’d b. Ebî Vakkas Efendimiz’den rivayet olunmuş.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuş ki;

İkrau’l kur’ân. “Kur’ân-ı Kerîm’i okuyun.” Vebkû. “Ağlayın.” Fe-in lem tebkû. “Eğer ağlayamıyorsanız.” Fe-tebâkev. “Ağlıyormuş gibi yapın.” Ağlayamıyorsanız, ağlamıyorsanız bile ağlıyormuş gibi yapın. Yani hüzünlü okuyun, mahzun okuyun. Leyse minnâ men lem yeteğanne bi’l-kur’ân. “Bizden değildir Kur’ân’ı şarkı gibi okuyanlar.”

Kur’ân-ı Kerîm’le ilgili birkaç hadîs-i şerîf daha var. Onları da bitirelim de Kur’ân-ı Kerîm hakkında sağlam [bilgilerimiz] olsun.

اِقْرَؤُوا القُرْآنَ، وَاعْمَلُوا بِهِ، وَلَا تَجْفُوا عَنْهُ، وَلَا تَغْلُوا فِيهِ، وَلَا تَأْكُلُوا بِهِ، وَلَا تَسْتَكْثِرُوا بِهِ

 İkrau’l-kur’âne va’melû bi-hî ve lâ tecfû ‘anhu ve lâ tağlû fî-hi ve lâ te’külü bi-hî ve lâ testeksiru bi-hî.[6]

Ahmed b. Hanbel ve diğer kaynaklardan rivayet edilmiş.

“Kur’ân-ı Kerîm’i okuyun, okuyun ama.” Va’melû bi-hî. “Okuduğunuzla da amel edin, Kur’ân-ı Kerîm’in ahkâmına da uyun.”

         Gıybet?

Var, hepimizde var.

Allah bizi ıslah etsin.

Gıybet var mı?

Var.

Yalan var mı?

Kuyruklusu, edâlısı, sadâlısı, açığı, gizlisi, her çeşit, hepimizde var mı?

Var.

Telefon çaldığı zaman “Evde kimse yok.” diyor. Çocuğa diyor ki;

“‘Evde kimse yok’ de.”

“Yalan olur.”

“Olsun, de.”

Malı satacağı zaman diyor ki;

“Valla idare etmez!”

Ne idare etmez yâ.  Sen deniz kenarında yalı almak istediğinden böyle fazla fiyat söylüyorsun. Bal gibi idare eder.

Valla idare etmezmiş.

Yalan.

“Maliyeti bundan daha fazla!”

Yalan.

Bir sürü yalana millet alışmış. Ticaretin, geçimin, hayatın, hoş yaşamanın, başının rahat etmesinin şartı sayıyor. Dobra dobra doğru söyle de bakalım dokuz köyden kovsunlar, anlayalım senin Müslümanlığını. Bir kovul bakalım. Bir yerde biraz bir şey gör.

Va’melû bi-hî. “İçindekilerle amel edeceksin.” Ve lâ tecfû ‘anhu. “Ona karşı kalbiniz katılaşmasın, hissizleşmeyin.” Duygulu olun, sevin Kur’ân-ı Kerîm’i, bağrınıza basın. Kur’ân-ı Kerîm’in ahkâmına, emrine, nehyine âşık olun.

Ve lâ tağlû fî-hi. “İçindeki ahkâmdan bazıları konusunda abuk sabuk sözler söyleyip taşmayın, sapmayın.” Kur’ân-ı Kerîm’in ahkâmı incedir. Öyle şu şöyledir, bu böyledir, bilmem ne filan… Birçok kimse çok hatalı şeyler söylüyorlar. Öyle yapmayın.

Ve lâ te’külü bi-hî. “Onunla geçiminizi, yiyiminizi sağlamayın.” Ve lâ testeksirû bi-hî. “Onunla mal çoğaltmaya kalkışmayın.” Kur’ân’ı geçim vasıtası yapmayın yani.

Yâ!.. Falanca hafız, filanca mevlithan, filanca gazelhan, filanca bilmem ne…

“Hatim, 500 bine olur mu?”

“Vallahi idare etmez.”

“Yedi yüz elli bin olsun, bilmem ne... Bir milyon mesela...”

Olur mu?

“Olmaz…”

Ve sonuncu, Kur’ân-ı Kerîm’le ilgili hadislerin en arkasındaki.

اِقْرَؤُوا الْقُرْآنَ عَلَى سَبْعَةِ أَحْرُفٍ. فَأَيَّمَا قَرَأْتُمْ أَصَبْتُمْ، وَلَا تُمارُوا فِيهِ، فَإِنَّ الْـمِرَاءَ فِيهِ كُفْرٌ

İkrau’l-kur’âne ‘alâ seb’ati ahrufin fe-eyyemâ kara’tüm esabtüm ve lâ tümârû fî-hi fe-inne’l-mirâe fî-hi küfrün.[7]

Kıraatin rivâyetleri, okunuş şekilleri, usulleri vardır. Sonra kelimelerin çeşitli Arap kabilelerine göre telaffuz şekilleri vardır. Tamam. Bunları onlara göre okuyabilirsiniz. “Bu yedi edâ, şive üzere okuyabilirsiniz, okuyun.”

Fe eyyema kara’tüm esabtüm. “Hangisini okursanız, hangi edâ, üslup, tecvit üzere okursanız olur.” Ve lâ tümârû fî-hi. “Kur’ân-ı Kerîm’in içindeki konularla, konularda münakaşaya girişmeyin” Âyetin îzahında münakaşaya girişmeyin. Fe-inne’l-mirâe fî-hi küfrün. “Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’in âyetleri üzerindeki münakaşalar küfür olur.”

İsabet edersen ettin, edemezsen nedir?

Küfürdür. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’i, Allah’ın kelamını yanlış söylemiş oluyorsun. Münakaşaya hiç gelmez.

“İnceleyelim.” dersin, “Soralım büyüklere.” dersin, çekiliverirsin. Münakaşa etmeyeceksin.

Allah-u Teâlâ hazretleri bizi Kur’an âşığı eylesin. Kur’an ehli eylesin. Kur’ânla amel eden insan eylesin. Kur’ân-ı Kerîm’in ahkâmını hayatında baş tacı edip uygulayan insan eylesin. Sevdiği kul eylesin. Peygamber Efendimiz’e has ümmet eylesin. Cümlemizi rızasına uygun ömür sürüp huzuruna sevdiği, razı olduğu kullar olarak varmaya muvaffak eylesin. Cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin.

Fâtiha-ı şerîfe mea’l-Besmele.

 



[1] 2/Bakara, 195.

[2] Gümüşhânevî, Râmûz, 78, r. 15.

[3] 112/İhlâs, 4.

[4] 36/Yâsîn, 58.

[5] Gümüşhânevî, Râmûz, 78, r. 16.

[6] Gümüşhânevî, Râmûz, 79, r. 1.

[7] Gümüşhânevî, Râmûz, 79, r. 2.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA