İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

26.03.1995 - Kuranın İndirilmesi

26.03.1995 - Kuranın İndirilmesi
Hadisler Deryası

26.03.1995 - Kuranın İndirilmesi

13.10.2026
20 dk 16 sn

Eûzubillahimine’ş-şeytâni’r-racîm. Bismillahirrahmânirrahîm.

Elhamdülillahi rabbi’l-âlemîne hamden kesîran tayyiben mübareken fîhi alâ külli halin vefî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ  âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.

Emmâ ba’d:

Fa’lemû eyyuhe’l-ihvân fe inne efdale’l-hadîsi kitabullah ve efdale’l-hedyi hedyü seyyidina muhammedin  sallallahu aleyhi ve sellem  ve şerre’l-umûri  muhdesâtuha ve külle muhdesetin bid’ah  ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin ve sâhibeha fi’n-nâr. Ve bi’s-sennedi’l-muttasılı ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

اُنْزِلَالْقُرْآنُعَلَىسَبْعَةِأَحْرُفٍوَالْمِرَاءُفِيالْقُرْآنِكُفْرٌفَمَاعَرَفْتُمْمِنْهُفَاعْمَلُوابِهِوَمَاجَهِلْتُمْمِنْهُفَرُدُّوهُإِلَىعَالِمِهِ.

Ünzile’l-kur’ânu‘alâ seb’ati ahrufin ve’l-mirâu fi’l-kur’âni küfrun femâ‘araftüm minhü fa’melû bihî vemâ cehiltüm minhü fe ruddûhu ilâ ‘âlimihî.

Sadaka Rasûlullah ve nataka habîbullah

Hadis-i şerifler, Kur’an-ı Kerim ile ilgili.

İlk metnini okuduğumuz hadîs-i şerîf de Ebu Hureyre radıyallahu anh’ten rivayet olunmuştur. Birçok kaynakları vardır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve selem hazretleri buyuruyor ki:

Ünzile’l-kur’ânu‘alâ seb’ati ahruf. “Kur’ân-ı Kerîm, yedi vecih üzere nazil olmuştur. Ve’l-mirâu fi’l-kur’âni küfür.Kur’ân-ı Kerîm, üzerinde münakaşaya kalkışmak, Kur’an ayetleriyle ilgili; konularda karşı tarafla fikir, söz münakaşasına kalkışmak küfürdür.” İnsanı küfre kaydırabilir. Çünkü, iki taraf zıt fikirle karşı karşıya geliyor, birisinin söylediği doğru, ötekisinin ki, hatalı. İnat ediyor ikisi de, mücadele sürüyor, münakaşa sürüyor.

Yanlış olan; üzerinde münakaşa ettiği şey, sıradan, dünyevî bir şey değil ki,Allah’ın kelâmı, yanlış olan, yanlış şeyde ısrar ediyor, tehlikeli bir iş yapıyor.Kur’ân-ı Kerîm çok ciddi bir konu olduğundan, orada münakaşa yapılmayacak, cenk-i cidâl, sataşma, çekişme olmayacak. Nasıl olacak?

İzah ediyor devamında, Efendimiz: Femâ‘araftüm minhü fa’melû bihî.“Kur’ân-ı Kerîm’den anladığınız, net olarak öğrendiğiniz bir şeyi, hayatınızda uygulayın. Ne emrediyorsa Allah, onu uygulayın.

Vemâ cehiltüm minhü.Anlayamadığınız ayet varsa, ona burnunuzu sokmayın! Orada cüretli hareket etmeyin.Fe ruddûhu ilâ ‘âlimihî.Onu bilen insana bırakın konuyu. Bilmediğiniz konuya karışmayın. Bilmediğiniz konuya girip, ileri geri konuşmayın.” Sonra ne olur? Küfre düşersiniz.Tehlikeli iş yapıyorsunuz, oyuncak değil, Allah’ın kelamı üzerine konuşuyorsunuz,“şu şöyledir, bu böyledir” diye, yanlış olabilir.

Evet, bunu hayatımızda misallerle biliyoruz. Kardeşlerimiz,Kur’ân-ı Kerîm üzerinde okuyan yazan gençler, üniversiteliler, sonra işi çığırından çıkartıp, birbirleriyle bu konularda mücadele ederek çok yanlış noktalara geldiler ve hakikaten imanları tehlikeye düştü. Hakikaten namazı niyazı, ibadeti bırakanlar oldu,sapıtanlar, şaşıranlar oldu. Bu, Resûlullah Efendimiz’in bildirdiği husus meydana geldi.

Kur’ân-ı Kerîm yedi vecih üzere indirilmiştir,çeşitleri de vardır, muhtelif vecihleri vardır. Bunları bilen insanlar, hem de edepli insanlar… Alim, ilminde yükseldikçe edepli olur, saygılı olur, dikkatli olur, sözünü düşüne düşüne söyler. Onlara bırakmak lazım. Öyle o konularda münakaşaya geçmemek lazım diyor.

Evet, Kur’ân-ı Kerîm’i seveceğiz, Kur’ân-ı Kerîm’e çalışacağız, Kur’ân-ı Kerîm’i öğreneceğiz, Kur’ân-ı Kerîm, üzerinde münakaşaya girmeyeceğiz.

Biz ne yapacağız?

Bizim yolumuz Peygamber Efendimiz’in hadîs-i şerîflerine sarılmak, sünnet-i seniyeye uymak, bid’atlardan kaçınmak yoludur. Biz dikkatli olacağız,biz edepli olacağız,biz bilmediğimiz konuda…

Bak ne diyor;vemâ cehiltüm minhü“Bilmediğinizi fe ruddûhu ilâ ‘âlimihî. alimine bırakın o işi.” Bilmediğin şeyde de konuşmak zorunda değilsin ki. Bilmediğin konuda ne karıştırıyorsun ortayı, ne diye konuşuyorsun? Bilmiyorsun işte! Bilmediğin de ortada,tahsilin yok, lise tahsiliyle bu iş olmaz ki. Tornavidayla, elektronik saat tamir edilmez ki,elektronik cihaz şey yapılmaz ki. Her mesleğin, bir erbabı var. Hatta her vidanın ayrı bir tornavidası oluyor. Yani, yıldız tornavidayla açılacak şeyi ötekisiyle açmaya kalktın mı bozuluyor. Yani, erbabına [bırakmak] lazım.

O bakımdan biz buna dikkat edeceğiz.Edepli olacağız,dikkatli olacağız,saygılı olacağız ve kendimizin hatalı bir şey söylememesine, çok dikkat edeceğiz. Hatalı bir söz aman söylemeyelim, aman ağzımızdan bir yanlış şey çıkıp da helak olmayalım diye.

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki; insanları ekseriyetle helak eden, ekseriyetle cehennemlik eden, ekseriyetle cezaya müstahak hale getiren nedir? “İki dudağı arası ile iki bacağı arası” diyor,kısaca anlatıyor. Ekseriyetle insanlar neden günaha giriyor, neden cehenneme düşüyor?İki dudağı arası; yani söylediği sözlere dikkat etmediğinden. İki bacağı arası; yani namusunu koruyamadığından. Ekseriyetle bundan olur diye söylüyor.

Onun için, biz bu edebe riâyet edelim, Kur’an’a çalışalım, Kur’an’ı sevelim, Kur’an başımızın tacıdır.Ama Kur’an, oyuncak değildir,münakaşa mevzuu yapmayalım.

Hemen diğer Hadis-i şerife geçiyorum. O da,Kur’an üzerine,

أُنْزِلَالقُرْآنُعلىعَشْرَةأحْرُفٍبَشيرٌونَذِيرٌوناسِخٌومَنْسوخٌوعِظَةٌومَثَلٌومُحْكَمٌومُتشابهٌوحَلالٌوحَرامٌ.

 Ünzile’l-kur’ânu ‘alâ aşreti ahrufin beşîrun ve nezîrun ve nâsihun ve mensûhun ve ‘izatun ve meselun ve muhkemun ve muteşâbihun ve halâlun ve harâm.

Kur’an on farz hükmü ihtiva etmektedir. Bir; beşîr. Bazı ayetler insanı istikbalde iyi müslüman olursa, iyi kul olursa ne güzel mükâfatlar alacağını anlatan müjdeleyici ayetlerdir. Bir kısmı müjdeleyicidir. Mesela;

نَبِّئْ عِبَادِي أَنِّي أَنَا الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

Nebbi’ ‘ibâdî ennî ene’l-gafuru’r-rahîm.[1] “Ey resûlüm, kullarıma haber ver, bildir, ben gafuru’r-rahîm’im, affederim.” Müjdeli bak, ne kadar güzel.Tamam, bir kısmı müjdeleyicidir.

Bir kısmı, nezîr; ihtar edicidir, ikaz edicidir, korkutucudur.

وَأَنَّ عَذَابِي هُوَ الْعَذَابُ الْأَلِيمُ

Ve enne azâbî hüve’l-âzâbu’l-elîm.[2] “Gafuru’r-rahim’im ama, azabım da fecidir ha!” Bu da ne?Bu da tehditli,bu da ikaz edici. Yani, günah işlemeyin, cezanızı çekersiniz, cayır cayır yanarsınız, çok pişman olursunuz, perişan olursunuz demek.

Sonra, ve nâsihun ve mensûhun; “Yeni bir hüküm getirir, eski hükmü kaldırır.” Eski hükme; mensuh denilir, yeni hükme; nâsıh denilir. Nâsıhı, mehsuhu vardır. Onun için,“Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle yazıyor” der birisi, demek lazım ki ona;“Sen Kur’ân-ı Kerîm’in tarihini biliyor musun? İniş sırasını biliyor musun?Kur’ân-ı Kerîm’in nâsıhını, mensuhunu biliyor musun? Hani, Allah bir emir göndermiştir, ondan sonra bir emir daha göndermiştir arkasından. Sen en son emri biliyor musun?”

Mesela, Müzzemmil suresinde, “Geceleyin kalk, gece ibadeti yap, teheccüd namazı kıl.” diye emir var.[3] Müzzemmil suresinin son ayetinde[4] de, bu işe çok düşmüş sahabe-i kirâm, çok kalkmışlar, sabahlara kadar ibadet etmişler, uyku durak olmayacak şekilde gece ibadetini çok yapınca, en son âyet-i kerîmede de; bak, içinizden bir kısmınız seyahate gidebilir, bir kısmınız savaş için sefere çıkmış olabilir, içinizde hasta olanlar olabilir, bu kadar aşırı yapmayın diye hafifletici bir hüküm var. Birincisi, ikincisi. Nâsıhı, mensuhu bilmek lazım. Yani hangi ayet gelmiş, öteki ayetin hükmünü; sınırlamış,durdurmuş, değiştirmiş, onu iyi bilmek lazım.

Sonra, etti dört.Müjdeleyici, ihtar, ikaz ve ikaz edip korkutucu, hükmünü kaldıran,hükmü kaldırılan dört. Sonra, ve ‘izatun; öğüt. “Şunu şöyle yapın ey kullarım, bunu böyle yapmayın ey kullarım,birbirinizi gıybet etmeyin..”

وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًا

Ve lâ yağteb bağdukum bağda. “Biriniz ötekisini gıybet etmesin.” diyor. Su-izanda bulunmayın.

إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا

İnne bağda’z-zanni ismun ve lâ tecessesu.[5] “Tecessüs etmeyin..” Araştırmayın kökünü,“Bu adam niye böyle geceleyin kalktı, niye ışıkları yandı, eve kim girdi, kim çıktı?..”Ne oluyorsun ya? Tecessüs etmeyin. Bunlar ne? Birer öğüt.Şöyle yapma, böyle yap;birer öğüt.

لَا تُبْطِلُوا صَدَقَاتِكُمْ بِالْمَنِّ وَالْأَذَى

Lâ tübtılû sadakâtiküm bi’l-menni ve’l-ezâ.[6] “Zekâtlarınızı, sadakalarınızı adamın canını üzerek, canına tak dedirterek, sıkarak, eza vererek iptal ve boş duruma, iptal edilmiş duruma düşürmeyin.” Bu da öğüt.

Ve meselün. Öğütler var Kur’ân-ı Kerîm’de.Ve meselün.Eski kavimlerin başına gelen olaylar, misal olarak zikredilir. “Bak, Nuh kavmi, şöyle şöyle yaptı da sonra böyle belasını buldu. Semud kavmi şöyle şöyle yaptı da, Salih peygamberin sözünü dinlemedi de böyle oldu. Hud aleyhisselam şöyle şöyle yaptı, ondan sonra başına şu geldi..” mânasına eski ümmetlerin kıssaları var. Bunlara kıssa deniliyor.

Bir de temsiller var. AllahuTeâlâ hazretleri,

وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

Ve tilke’l-emsâlu nadribuhâ li’n-nâsi le’allehum yetefekkerûn. yani, “Biz bu meselleri insanlara naklederiz, söyleriz ki, akıllarını başlarına toplasınlar diye.” Mesela, bir meselde, bir şöyle temsille anlatma ne?

لَوْ أَنْزَلْنَا هَذَا الْقُرْءَانَ عَلَى جَبَلٍ

Lev enzelnâ hâze’l-kur’âne alâ cebelin. “Şu size indirdiğimiz Kur’ân-ı Kerîm var ya, siz bunun kadrini kıymetini bilmiyorsunuz, buna gereken hürmeti göstermiyorsunuz; eğer biz bu Kur’ân-ı Kerîm’i, bir dağın üzerine indirseydik, dağa hitaben gönderseydik, ‘Ey dağ, bak sana vahiy gönderiyorum, Allah’ın vahyini dinle!’ diye, dağa gönderseydik, çatır çatır böyle kocaman, ulu dağ, kayalık dağ, yüksek dağ, zirve, bir dağın üzerine indirseydik bu Kur’ân-ı Kerîm’i;

لَرَأَيْتَهُ خَاشِعًا مُتَصَدِّعًا مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ

Le raeytehu haşiğan mutesaddian min hayşetillâh.“Parça parça parçalanmış, Allah’ın haşyetinden, böyle korkusundan büzülmüş görürdün bu dağı.” O koca dağ böyle olurdu. Nedir bu sizin gafletiniz,duygusuzluğunuz,anlayışsızlığınız,hissizliğiniz, vurdum duymazlığınız demek.

Tabi bu, temsil. Ve tilke’l-emsâlu nadribuhâ li’n-nâsi le’allehum yetefekkerûn.[7] Düşünsünler,akıllarını başlarına alsınlar diye. Demek ki, bir kısmı da böyledir. “Allah’tan gayrisine taptığınız putlar var ya, bir sivrisineğin kanadını bile şey yapamaz, yaratamaz.” Bu da bir mesel, bak! İşte bak, kolayca anlaşılsın diye, Allahu Teâlâ hazretleri böyle meseller irad ediyor.

Sonra,ve muhkemun ve müteşabihun. Apaçık ayetler vardır, muhkem ayet denilir bunlara; sağlam, hükmü kesin, apaçık,bir hükmü sağlamca bildiriyor. Ve müteşabihun. Mânasını herkesin kavrayamayacağı, esrarlı ayetler vardır. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm çağlara hitap ediyor. O eski çağın adamı anlamaz da, ilerideki adam anlayacak onu.Falanca alim anlayacak; “Aa..Vay, böyle mi demiş Kur’ân-ı Kerîm;eşhedü en lâilâhe illallah.. öyle şeyler var,eşhedü enne muhammeden abduhu ve resuluhu, Kur’ân-ı Kerîm’in bir ayetini okuyup vay Kur’ân-ı Kerîm böyle mi demiş” deyip müslüman olanlar var.

Ben, Ankara’da birisi geldi, sordum, yokladım, kurcaladım, ailenden, soyundan, sülalenden müslüman var mı, yok mu?“Yok” dedi, “hocam, hiç arama” dedi, “benim soyum eskiden beri hep böyle hıristiyan, müslüman yok” dedi. “Niye, nasıl müslüman oldun?” dedim. “Kur’ân-ı Kerîm’i okudum, müslüman oldum.” dedi. Kur’ân-ı Kerîm’in böyle özelliği var.

Esrarengiz ayetler var, muhkem ayetler var, insanı böyle mest eden; ayetler var. Ama bir kısmı da herkes anlayamaz. Yüksek matematiği köylü dayı anlıyor mu? Anlayamıyor. İnce, vücudun bilmem hassas, beyninin falanca şeylerini basit bir öğrenci anlıyor mu? Anlayamıyor. Her konuda, derin mütehassıs olan insan var. Bir de çağlar boyunca, insanlığın gelişmesi var. İlk çağla, 20. yüzyıl bir değil ki. Ortaçağla, zamanımız aynı değil ki. Tabi, onun da farkı olacak.

Ve helalün ve haramun.Helalleri bildiren ayetler var, haramları bildiren ayetler var. Domuz eti yemeyin, ölmüş hayvan eti yemeyin,kan haramdır, vesaire vesaire. Bunlar haram, bunları yapmayın. İçki içmeyin, kumar oynamayın, bunlar haram. Zina etmeyin,haram.Bir de helaller var,

وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُوا

Ve külû veşrebü ve lâ tüsrifû.[8] “Yiyin için, israf etmemek şartıyla..”

فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ مَثْنَى وَثُلَاثَ وَرُبَاعَ

Fe’nkihû mâ tâbe lekum mine’n-nisâ’i mesnâ ve sulâse ve rub’â.[9] “Hanımlardan uygun olanlarını, saliha hatunları nikâhlayın..” Evlenebilirsiniz, bir müsaade; helal, haram değil, günah değil; sevap!

Evet, demek ki, Kur’ân-ı Kerîm’in ayetlerinin, çeşitleri varmış. Onları da sıralamış oldu, bu Hadis-i şerifte. Kur’ân-ı Kerîm’in ayetlerinin çeşitleri var. Nedir?

Müjdeleyici ayetler. İkaz, ihtar edip korkutucu ayetler,hükmü kaldırılan ayetler,öğüt ayetleri,mesel ayetleri,muhkem ayetler, müteşabih ayetler, helalleri bildiren ayetler, haramları bildiren ayetler. Çeşitleri var diye Peygamber Efendimiz bildirmiş.

Tabi, bunları bilmezse bir insan; Kur’ân’ı tam iyi tanıyamaz, Kur’ân-ı Kerîm’i anlayamaz. Kur’ân-ı Kerîm’i anlamak için, iyice Kur’ân-ı Kerîm’in ehli olmak için, bu çeşitler hakkında da iyi ilim sahibi olması lazım!.

3.Hadis-i şerif

أُنْزِلَالقُرْآنُعلىسَبْعَةِأحْرُفٍلكُلِّحَرْفٍمنهاظَهْرٌوبَطْنٌولكُلِّحَرْفٍحَدولِكُلِّحَدَمُطَّلَعٌ.

 Ünzile’l-kur’ân ‘alâ seb’ati ahrufin li külli harfin minhâ zahrun ve batnun ve li külli harfin haddun muttele’un.

İbni Mes’ud radıyallahu anh’ten rivayet edilmiş.

Buyuruluyor ki:“Kur’ân-ı Kerîm yedi harf üzere indirilmiştir, yedi lügat üzere…”

Şimdi, Arapların çeşitli kabileleri var, herbirinin üslûbu var,şivesi var. Adam, senin şöyle dediğin kelimeye, onların kabilesinde telaffuz böyle. Mesela biz “gel” diyoruz, Karadenizli kardeşlerimiz “cel cel” diyor, mesela. Yani, bunun gibi işte,“Yedi böyle telaffuz veya harf üzere veya şive üzere indirilmiştir veya çeşit üzere indirilmiştir.” Bu,‘harf’ten maksat nedir diye, çeşitli alimlerin rivayetleri var. Her vechin de; bir zâhiri vardır, bir bâtını vardır; her çeşidin bir dış görünüşü bir de iç şeyi vardır ve hepsinin hududu vardır ve inkişaf noktası vardır. İşte bunlar,Kur’ân-ı Kerîm’i iyi bilmek için iyice öğrenmek lazım.

Biliyorsunuz,Kur’ân-ı Kerîm konusunda bu ravi, Abdullah b. Mes’ud Efendimiz çok bilgiliydi, Kur’ân-ı Kerîm’i çok iyi bilen bir kimseydi. O söylüyor, Peygamber Efendimiz’in hadîs-i şerîfini bize o, naklediyor. Bunların hepsini tefsir kitaplarını okuyup güzelce öğrenmek lazım. Arap bile, Arap Arapça biliyorum diye,Kur’ân-ı Kerîm’i izaha kendisi kalkışamaz. Neden? Arapça yetmez.

Çok güzel bir söz söylüyor.. Bir Kemal Kürkçüoğlu diye bir [kişi] vardı, Allah rahmet eylesin,mü’min kimse, Milli Eğitim Bakanlığı Din Eğitimi Genel Müdürlüğü de yapmıştı. Bizimle de muarefesi vardı, tasavvufla ilgisi vardı, şairliği vardı.

O diyor ki:“Kur’ân-ı Kerîm, Arapça değildir.” Hadiii... “Kur’ân-ı Kerîm Arapça değildir; Rabbcadır, Rabbca.” Yani, Allah söylüyor...Her Arap, bu Rabbcayı anlayamaz..Müslüman olsa, o da yetmez. Okuyacak biraz, öğrenecek, tefsir kitapları var,bu duvardan o duvara yazılmış, tefsir kitapları var..

Geçen gün bir alimi okuduk; bir Kur’ân-ı Kerîm tefsiri yazmış, bin beş yüz cüz. Maşaallah, çok sevdim adamı,ismi şöyle kalbime yazıldı yani. Bin cüz, affedersiniz. Bir hadis ilminde de bir kitap yazmış, o da bin beş yüz cüz. Yani bu cüz bir fasikül bile olsa muazzam bir bilgi. Yani, bir cüzde kaç sayfa varsa, bir ayet için kaç sayfa ayırmış olduğunu anlayın oradan. Bir de uzun uzun yazdıysa, ne kadar müthiş bilgiler var işin içinde. İnsanın bunları okumadan, öğrenmeden, bilmeden cahillikle kalkıp, Arapçayı biraz okudum diye şey yapması uygun olmaz.

Bizim Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, bir tefsir kitabı yazmış, sekiz cilt. Böyle odaya kapanırmış, bütün kitapları böyle yayıp açarmış, oraya onu koyarmış, oraya onu, basacak yer yok odada. Bir ona bakarmış, bir oraya bakarmış. Hülâsasını işte oraya yazmış, sekiz cilt. Muazzam güzel bir tefsir, okumak anlamak bir mesele. Ama Kur’ân-ı Kerîm’in kendisinin yanında; deryadan bir bardak numune, o kadar. Derya nerede, bardak nerede... Hani, “Bir bardak suda fırtına koparmak” filan diyorlar. Bir bardak ne olacak, nihayet bir bardak, hüp diye içersin. Ama deryayı içemezsin.Derya, hani tatlı su bile olsa, tuzlu olduğu için içmek değil de, onu kimse içemez.Kur’ân-ı Kerîm deryadır.

Onları bilmeyen insan da, lütfen Kur’ân-ı Kerîm’i diline dolamasın, bilmediği şeylerden anlatmaya, konuşmaya kalkmasın.

Allah u Tealâ hazretleri sizi,sırâtı müstakîmden ayırmasın,sevdiği kul eylesin,marifetullaha erdirsin,aşkullahı muhabbetullahı gönünüze yerleştirsin.Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin.Huzuruna sevdiği razı olduğu kulları olarak varıp,cennetiyle cemaliyle müşerref olmayı nasip eylesin.Peygamber Efendimize komşu eylesin.

Bi hürmeti esrar-ı suretil Fatiha.


[1] Hicr 15/49.

[2] Hicr 15/50.

[3] Müzzemmil 73/2-4.

[4] Müzzemmil 73/20.

[5] Hucurat 49/12.

[6] Bakara 2/264.

[7] Haşr 59/21.

[8] Araf 7/32.

[9] Nisa 4/3.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA