30.03.1995 - Sünnete Uygun Yaşamak

30.03.1995 - Sünnete Uygun Yaşamak
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Selâsün min künûzi'l-birri ihvâü's-sadakati ve kitmânü'l-musîbeti ve kitmânü'ş-şekvâ yekûlu'llâhu teâlâ iza'bteleytü abdî bi-belâin ve sabere ve lem yeşkunî ilâ uvvâdihî sümme ebra'tühû ebdeltühû lahmen hayran min lahmihî ve demen hayran min demihî ve in erseltühû erseltühû ve lâ zenbe aleyhi ve in teveffeytühû teveffeytühû ilâ rahmetî.
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Aziz, muhterem ve sevgili kardeşlerim! Allah-u Teâlâ hazretlerinin selâmı, rahmeti ve bereketi dünyada ve ahirette üzerinize olsun. Mevla’mız sizi hem bu dünyada hem ahirette bahtiyar eylesin. İki cihan saadetine nail eylesin.
Sözlerin en şereflisi, en kıymetlisi, en güzeli Allah'ın kelamıdır; celle celaluhu ve amme nevâlühû ve lâ ilâhe ğayrüh. Hepimizin Kur'ân-ı Kerîm'i mümkün olan en dikkatli ve kuvvetli bir şekilde öğrenmeye, ezberlemeye, Kur'ân-ı Kerîm'e aşina olmaya, Kur'ân-ı Kerîm'in ehli olmaya çalışmamız gerekiyor.
O Halikımızın sözü, Yaratanımızın, âlemlerin Rabbinin hitabı, vahyi.
Beşer sözlerinin de en güzeli, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in hadis-i şerifleridir.
Allah-u Teâlâ hazretleri Peygamber Efendimiz' e Kur'ân-ı Kerîm'le beraber bir de muhteşem ve muazzam bir kabiliyet ihsan eylemiş ki o ümmî peygamber, bir mektepten bir hocadan okumamış o ümmî peygamber, bütün alimlerin karşısında dik çöktüğü, hayret ettiği, hayran kaldığı muhteşem bir ilim ve maarif hazinesi olmuş ve sözleriyle dünyamızın, ahiretimizin her meselesine ışık tutmuştur.
Onun için hadis-i şerifleri bizim rehberimizdir, şifamızdır, dertlerimizin ilacıdır, devasıdır. Beşer sözlerinin en güzeli, en kıymetlisi, en doğrusu Resûlullah'ın sözüdür.
Ve yolların en güzeli de Peygamber Efendimiz' in tutturmuş olduğu, göstermiş olduğu, çağırmış olduğu yoldur. O yoldan gidenlere ne mutlu! Sünnete aykırı yollara sapanlara ne yazık! Çünkü sünnetin zıttı bid'attir, sünnetle hareket etmeyen insanlar ibadet ediyorum sansalar bile hayır işliyorum sansalar bile sünnete uygun olmayan işler bid'atler de dalâlettir.
Binâenaleyh bizim iyi bir Müslüman olmak için sımsıkı Kur'ân-ı Kerîm'e ve var gücümüzle Peygamber Efendimiz' in sünnetine sarılmamız gerekmektedir. En güzel Müslümanlık, evliyalık yolu budur.
Onun için hepimizin, Resûlullah'ın sünnet-i seniyyesini öğrenmek hususunda azami gayret göstermemiz gerekiyor.
Ve bizim ders kitabı, Resûlullah'ın hadis-i şerifleridir. Elhamdülillah ki - doğru yol nasıl olurmuş görsünler- bid'atlerle savaşmak şiarımızdır.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hadisleri çok kıymetlidir ve deryalar gibidir. Yüzlerce cilt tutacak miktardadır. Ömrü boyunca söylediği sözleri can kulağıyla dinleyen râviler bize nakletmişlerdir.
Geçen gün İbn Şahin rahmetullahi aleyh isimli bir alimin hayatını okuyordum, hayretler içinde kaldım. Kur'ân-ı Kerîm tefsiri üzerine bir eser yazmış; bin cüz. Cüz ne miktardadır, kaç sayfadır bilmiyoruz ama bin cüz herhalde en aşağı bir forma olsa -düşünün ki bin rakamı- kolay kolay ne okunur ne söylenir ne yazılır. Bin tane kulhuvallah oku desek bayağı zaman geçer. Halbuki bu bin cüz.
Hadis-i şerife dair bir eser yazmış; bin beş yüz cüz.
Maşaallah! Çok hoşuma gitti. O zatı biraz araştıralım, öğrenelim de eserlerini de arayıp bulalım diye arkadaşlarıma rica ettim. Arıyorlar, bir şeyler de getirdiler.
Şimdi bizim bu kitabımızı Hocamız Gümüşhaneli Ahmed Ziyâeddin Efendi yazmış ve demiş ki:
"Bu kitabı okuyun. Bu kitabı okuyup bitirince tekrar başına geçin, tekrar okuyun, tekrar okuyun. Bunu bir kere okusanız kısa zamanda hakikatli bir alim olursunuz." buyurmuş.
Ne kadar güzel! Gümüşhaneli Hocamız bizleri Efendimiz' in hadis-i şeriflerine sevk eyliyor.
Selâsün min künûzi'l-birri ihvâü's-sadakati ve kitmânü'l-musîbeti ve kitmânü'ş-şekvâ.
Hadis-i şerifin metnini demin okumuştuk. Bunu Enes radıyallahu anh'ten Taberânî ve İbn Asâkir rivayet etmişler. Gözümüzün nuru, başımızın tacı, rehberimiz, önderimiz, peygamberimiz Muhammed-i Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;
Üç şey iyiliğin hazinelerindendir. Üç şey birr-ü takvanın hazinesidir. Birr kelimesi iki 'r' ile b, i, r, r; birrün, birr. "İyilik" demek.
İyilik ama "Allah'ın emirlerini tutarak, Allah'ın yolunda salih bir Müslüman olarak yapılan iyilik" demek. Öyle sıradan bir iyilik değil. Allah'a muti olarak, Allah'ın rızasına uygun olarak iyilik yapmak mânasına geliyor.
İyi bir insana; "birr-ü takva sahibi insan" diyoruz. "Hem Allah'tan korkuyor hem iyi bir insan, Allah'a muti; öyle çalışıyor." diyoruz.
Anne ve babasına iyilik yapan, iyi evlatlık yapana da berren bi-vâlideyhi derler. "Ana babasına karşı iyi evlatlık yapan kimse" mânasına. Ama birr, genel olarak herkese iyilik. Allah'ın rızasına uygun bir tarzda herkese iyilik yapmak.
İnsan "İyilik nedir? diye düşündüğü zaman, düşünmek, "işin felsefesini yapmak, tefekkür etmek" demek. İyiliğin ne olduğu tarif etmek lazım.
Nedir iyilik? Hangi şey iyidir, hangi şey kötüdür?
Biz "İçki içmek kötüdür." diyoruz; ötekisi içki içiyor, "İçki iyidir." diyor.
Polisler de kötü diyor. Yakaladığı zaman trafik kontrolünde; "Şu alete hoh de bakayım." diyor. Hohladığı zaman alkol miktarı fazla mı yallah hapse.
Neden? İçkili araba kullandın.
Niye? İçkili kullandığı bir yere zaman çarpıyor, zarar oluyor. Sonunda zarar olan bir şey iyi olmaz.
Afyon, esrar nasıl içilir bilmem ama işte şuraya koyarmış, bir çeşidini koklarmış; -herhalde çeşidi var- kimisi yutuluyor, kimisi koklanıyor, kimisi sigaraya konuluyor galiba- Adam onu bulmak için deli divane oluyor, arıyor.
Onun için o iyi ama onu kullandıktan bir zaman sonra bir hâle geliyor ki adamı karyolaya bağlıyorlar, krizler geliyor, yazık oluyor. Onu bildiği için herkes görüyor, acıyor; "Vah vah, bu adam mahvolmuş!" diyor. Artık ilaç da kâr etmiyor, tir tir titriyor, insanlıktan çıkıyor, sıhhati gidiyor.
Onun için "Afyonu, esrarı yasaklayalım." diyorlar. "Şiddetli cezalar koyalım. İmalini yasaklayalım, naklini yasaklayalım, satışını yasaklayalım." filan ve hakikaten bazı ülkelerde esrar kaçakçılarına çok büyük cezalar veriliyor.
Ne veriliyor?
Ölüm cezası veriliyor. Mesela Malezya. Malezya'dan geçeceksiniz, vize alınırken pasaportlara yazar; "Bakın bu ülkede afyon kaçakçılarına ölüm cezası verilir ha, haberiniz olsun!"
Hacca umreye gideceksiniz, Suudi Arabistan'a gitmek için vize alıyorsunuz. Onlar da yazıyor; "Bakın Suudi Arabistan'a içki sokmak yasaktır, afyon sokmak yasaktır!"
Bana kilolarla getirse ben elimin tersiyle iterim, sen itersin.
Neden?
"Ben müslümanım, içmem." deriz ama alışanlar istiyor. Hükümetler de en korkunç cezaları veriyor. Adamı öldürüyor.
İyi şey nedir, kötü şey nedir?
Allah'ın emrettiği, sonuçları hayırlı olan, sonuçları faydalı olduğu için aklın da tasvip ettiği şeyler iyidir; Allah'ın yasak ettiği, sonucu itibariyle zararlı olan, aklın da bu sebepten olmasın bu diye istemediği şey de kötülüktür. İyiliğin tarifi böyle. Allah'ın rızasına uygun olacak;
İyilik dediğimiz şey, Allah'ın rızasına uygun, sonunda hayır çıkacak olan şeydir. Kur'ân-ı Kerîm'de anlatılan şeydir, hadis-i şeriflerde anlatılan şeydir.
Sünnet iyi midir, kötü müdür?
Kan çıkıyor; fırt kesiyorsun, cırt kan çıkıyor.
İyi. Neden?
Peygamber Efendimiz sünneti tavsiye ediyor. İyidir, hakikaten de sonucunda iyi oluyor, çünkü mikrop olmuyor, iltihap olmuyor, pislik olmuyor, pasaklılık olmuyor. Oradan oraya kadından erkeğe, erkekten kadına nakli olmuyor; iyi. Ameliyat oluyorsun, safra kesende taş var; doktorlar yatırıyorlar, cart karnını kesiyorlar, taşı çıkarıyorlar.
İyi mi, kötü mü?
İyi, sonuç itibariyle vücudun kurtuluyor, karaciğerin kurtuluyor. Netice itibariyle sıhhat buluyorsun; iyi.
Afyon... "Hele bir çek hocam, aman ne güzel hayaller görüyorsun, filmler görüyorsun, havalarda uçuyorsun, bilmem ne?"
Sonucu itibariyle kötü. O anda tatlı, sonucu kötü. Onun için olmaması lazım. Evet işte iyiliğin ölçüsü bizim için budur.
Evet, bu kadar açıklamadan sonra sözü söyleyelim, Efendimiz' in hadisini açıklayalım:
Üç şey iyiliğin hazinesidir, hazinelerindendir. İyilik oradan kaynaklanıyor. İyi insanın sıfatı bunlar:
Birincisi; ihvâü's-sadakati, yaptığı hayrı, sadakayı gizlemek.
Evet, mü'min yaptığı ibadeti, hayrı, hasenatı Allah rızası için yapar, başkasının bilmesine lüzum yok, görmesine lüzum yok, alkışlamasına lüzum yok, "aferin" demesine lüzum yok, "vay be" demesine lüzum yok, reklamına lüzum yok. Allah rızası için yapar, gizlice yapar, kimse duymaz.
Şöyle yanından geçerken adama "merhaba" der, elini sıkıyor gibi yapar geçer, gider. Adam bir bakar ki avucuna bir milyon lira koymuş. Hay Allah razı olsun! Sonradan fark eder. Çaktırmadan, belli etmeden, yavaşçacık.
Neden? Allah rızası için yapıyor, başkasının bilmesi önemli değil. Birisi bu:
Sadakanın, hayrın, hasenatın gizli olması, Allah rızası için olması.
Neden?
Bu gösteriş için olursa riya olur, makbul olmaz da ondan. Her şey Allah rızası için olacak. "Başkaları beğensin." diye yapılmaz.
İkincisi ve kitmânü'l-musîbeti, kendisine gelen musibeti de saklaması, ketmetmesi, söylememesi. Başına bir dert gelmiş, sıkıntı gelmiş, hiç belli etmiyor, çaktırmıyor.
Bu neden? Bu da mertlikten, neden olacak? Mert adam da ondan.
Musibet nereden geliyor?
Allah yazmış, ondan geliyor. Başkasına onu açmıyor, söylemiyor. Söylemedi mi sabırdan sevap alacaktı, söylediği zaman sevabı kaçar. Sabrediyor, sevap alıyor. Hem de kadere rızadan olur.
İnsan musibete neden tahammül eder?
Kadere razı olduğu için. "Eh, bu da benim kaderim" der, razı olur.
Kadının birisini kışkırtmışlar, çok güzel bir kadınmış, herkesin hayran kaldığı bir kadın. Kocası da çok çirkinmiş. Kader işte, evlenmişler. Birisi kadının yanına girmiş demiş ki:
"Yahu sen ne kadar güzelsin, kocan ne kadar çirkin!"
Demek ki kadının sadece yüzü, vücudu güzel değil, aklı da ahlâkı da güzel. Boynunu bükmüş, gayet ciddi demiş ki:
"Demek ki onun Allah indinde makbul bir güzel ameli varmış ki Allah beni ona mükâfat olarak nasip etti."
Bak nasıl ağzını kapattırmış, susturmuş. "Allah seviyor. Onun için öyle nasip etmiş!"
Evet, insan biraz mert olacak, feryat etmeyecek. "Musibet geldi." diye bangır bangır bağırmayacak, ah vah etmeyecek, dişini sıkacak. Metin olacak, dayanıklı olacak. Müslüman biraz dayanıklıdır. Biraz değil tam dayanıklıdır. Müslüman dayanıklı olur. İkincisi de bu.
Yaptığı hayrı, hasenatı gizli yapıyor, bu da tevazuundan, ihlasından. Başına bir musibet gelmişse kimseye söylemiyor, bu da mertliğinden, kadere rıza göstermesinden. Bu da güzel bir huy. İşte Müslüman böyle güzel huylu bir insandır.
Üçüncüsü ve kitmânu'ş-şekvâ, şikâyet etmemesi.
Şekva Arapçada iki mânaya gelir. Bir; bir insanı gidip birisine şikâyet edersin. Komşunu karakola şikâyet ettin.
Niye?
"Gece saat ikiden, üçten sonra, on ikiden sonra radyoyu sonuna kadar açıyor, gece bizi uyutmuyor, şikâyetçiyim." bir dilekçe verirsin, şikâyet edersin. Şekva, bir bu.
Bir de Arapçada hastalık mânasına gelir.
Onun için bir kimse doktora gittiği zaman doktor sorar:
Ve mâ teşteki? "Şikâyetin ne, hastalığın ne?" Araplar bunu o mânaya kullanır.
İnsan hastalığı da saklayacak. Başına herhangi bir musibet gelir, Karadeniz'de gemileri batar, tarlada harmanı yanar, çocuğuna bir hal gelir, ticaretinde bir sarsılma olur, alacaklısından alacağı parasını alamaz ama mert, kendisini darmadağın dağıtmıyor, sağlam duruyor.
Bir de hastalık olabilir; hastalığını da belli etmiyor, söylemiyor.
Yekûlu'llâhu Teâlâ. "Peygamber Efendimiz bu üç şeyi saydıktan sonra; 'Allah-u Teâlâ hazretleri buyurur ki' diyor." İze'bteleytü abdî bi-belâin ve sabera ve lem yeşkunî ilâ uvvâdihî sümme ebra'tühû ebdeltühû lahmen hayran min lahmihî. "Ben bir kulumu bir bela ile hastalık ile müptela kıldığım zaman." Ve sabere. "O kulum da sabrederse." Ve lem yeşkunî ilâ uvvâdihî. "Kendisini ziyarete gelenlere beni şikâyet etmezse."
Hastalanır yatar, duyarlar, tanıdıkları, eşi dostu gelirler, "geçmiş olsun" derler. Çiçek, buket, bilmem şekerle hasta ziyaretine gelirler.
Ne oldu?
"Aman efendim, şöyle oldu da böyle kaldı da bir sürü şikâyet."
Hasta böyle yapmayacak.
Neden? Bak Allah-u Teâlâ hazretleri ne buyururmuş:
Ben bir kulumu bir belaya müptela kılarsam, bir hastalığa düşürürsem, o da sabrederse ve beni kendisini ziyaret edenlere şikâyet etmezse -şöyle hasta oldum, böyle uyuyamadım, öyle ağrıyor ki sırtım parçalanıyor, bilmem ne demezse, şikâyet etmezse. Ama aslında bir hastalık var.
Sümme ebre'tühû. "Sonra o hastalıktan onu kurtarırsam, berî olursa, sıhhatlenirse." Ebdeltühû lahmen hayran min lahmihî. "Onun etlerini evvelki etlerinden daha hayırlı etler hâline getiririm."
Hastalandı, zayıfladı, süzüldü, bir deri bir kemik kaldı, olsun. Etleri gitti ama etlerini daha hayırlı bir etle değiştiririm.
Ve demen hayran min demihî. "Kanını da eski kanından daha hayırlı bir kan hâline getiririm." Ve in erseltühû ve lâ zenbe aleyh. "Eğer o hastalıktan, o amansız hastalıktan geriye dünya hayatına müsaade edersem, döndürürsem, hiç günahı kalmamış olarak döndürürüm."
Hastalıktan kurtuldu mu bir insan, oh hiç günahı kalmamış, Allah bütün günahlarını silmiş olarak gönderiyor.
Ve in teveffeytühû ilâ rahmetî. "Eğer ölümünü murat edersem, o hastalıktan dolayı onun canını alırsam, öldürürsem onu rahmetime daldırırım."
Öldürürüm ama rahmetine erdiririm. Ölürse rahmetime mazhar olur, kalırsa günahları silinmiş ve mağfur, günahsız bir kul hâline gelmiş olur.
Demek ki hastalığın Müslüman için iki ihtimali var, iki güzel sonucu var:
Ya Allah hiç günahlarını kalmayacak şekilde günahlarını siler, ya da ölürse rahmetine erdirir, rahmet ettiği kullarından eyler, cennetlik eder.
Ama ne şartla? Hasta kendisini ziyarete gelen kimselere şikâyetçi olmayacak, Allah'ı şikâyet etmeyecek.
"Şöyle hastalandım, böyle dert çektim, inim inim inledim, gece sabahlara kadar uyuyamadım."
Sus be adam! Sevaplar kaçıyor. Sus da sevabın olsun.
Demek ki Müslüman böyle olacakmış. Yaptığı hayrı gizlice yapacak; çünkü Allah bilsin, kâfi. Başına bir musibet gelirse musibete sabredecek, kimseye söylemeyecek. Ve hastalanırsa hastalığına da sabredecek, kendisini ziyarete gelenlere, Allah'ı şikâyet eder tarzda yanıp yakılmayacak.
O zaman Allah-u Teâlâ hazretleri ona, o sabreden kimseye daha hayırlı bir vücut verir, eti güzelleşir, kanı güzelleşir, daha hayırlı olur ve günahları silinmiş olur, ölürse de Allah'ın rahmetine gark olur, cennetlik olur, hastalığı sebebiyle kurtulur.
Muhterem kardeşlerim! Bizim imanımız öyle kıymetli bir varlığımızdır ki bizim sırtımızı kimse yere getiremez.
Neden?
Öldürse şehit oluruz. Hastalansak, hastalıktan şifa bulsak, günahlarımız silinir. Hastalıktan ölsek cennetlik oluruz. Müslümanın sırtı yere gelmez.
Ne yapmamız lazım?
Güzel Müslümanlık yapmaya çalışmamız lazım; o kadar. Yoksa kimse bizim sırtımızı yere getiremez.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
02.06.1996 -
Kötü Söz, Başkalarını
02.06.1996 -
İmtihanlara Sabır, Sıla-i
