22.09.1996 - Fitne

22.09.1996 - Fitne
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İnne'l-fitnete turselü ve yurselü me'ahe'l-hevâ ve's-sabru. Fe-meni't-tebe'a'l-hevâ kânet fitnetuhû sevdâe. Ve meni't-tebe'a's-sabra, kânet fitnetuhû beydâe.
Sadaka Resûlullah fî mâ kâle ev kemâ kâle.
Aziz ve muhterem cemaat-i müslimîn!
Allah cümlenizden razı olsun. Cümlenizi rahmetine erdirsin. Cümlenizi iki cihanda aziz ve bahtiyar eylesin. Cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin. Peygamber-i zîşânımız, serverimiz, Efendimiz, başımızın tacı Muhammed-i Mustafa aleyhi efdalü's-salavâti ve ekmelü't-tahiyyâti ve't-teslîmât hazretlerinin mübarek hadis-i şeriflerini okumak için toplanmış bulunuyoruz.
Okuduğumuz hadis-i şeriflerin yeri Râmûzü'l-ehâdîs kitabının 105. sayfasıdır. Mübarek metnini okuduğumuz dokuzuncu hadis-i şeriftir. Ebu Mâlik el-Eş'arî tarafından rivayet olunmuş Taberânî kitabına kaydetmiştir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki:
İnne'l-fitnete turselü. "Fitne Müslümanların, insanların üzerine Allah tarafından gönderilir." Ve yurselü me'ahe'l-hevâ ve's-sabru. "Bu fitneyle beraber insanlara hevâ-i nefsine uymak da sabretmek de gönderilir."
Her ikisi beraber gönderilir; keyfine, hevâ-i nefsine, hevesâtına, şehavâtına uymak imkânı da sabretmek imkânı da gönderilir.
Fe-meni't-tebe'a'l-hevâ. "Hevâ-i nefsine, nefsinin dileklerine, isteklerine, keyfine tâbi olanlar." Kânet fitnetuhû sevdâe. "Fitnesi siyah olur." Ve meni't-tebe'a's-sabra. "Hevâ-yı nefsine uymayıp da sabra uyanlar, sabrı tercih edenler, sabrı uygulayanlara ise." Kânet fitnetuhû beydâe. "Fitnesi beyaz olur, ak olur." Şimdi biraz açıklayalım.
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Bu dünya dâr-ı imtihandır. Burada hepimiz imtihan oluyoruz. Onun için insanın başına bu dünyada her türlü olumlu olumsuz, sevimli sevimsiz iş gelir.
Müslümanlara da gelir mi? Hem de en ağırları gelir.
Peygamberlere gelir mi? En şiddetlileri gelir.
Allah'ın sevgili kulları rahat etmeli değil mi? Dünyada rahat yoktur, rahat ahirette, cennette.
Dünya imtihan yeridir, imtihan da mihnet ve meşakkat kelimesiyle ilgili. Fitne de imtihan demektir. Fitne, "insanın aklını karıştıran, toplumu karıştıran acayip olaylar" demek.
Allah-u Teâlâ hazretleri bir topluma ve o toplumda, o cemiyette yaşayan sizin bizim gibi insanlara, Müslümanlara fitne gönderir, yani imtihan gönderir, karışık karmaşık bir takım tereddütlü acayip işler zuhur eder. Karışıklık olur, olmaması gereken, temenni edilmemesi gereken işler, olaylar olur.
Allah Allah, niye oluyor bu? Olmasaydı daha iyi ama olur.
Olmamasına, fitnenin çıkmamasına Müslümanların gayret etmesi lazım. Fitneyi uyandırmamak, fitneyi bizzat insanın kendisinin çıkartmaması lazım. Fitnenin çıkmasına bizzat kendisi sebep olmaması lazım.
Fitne bazen nasıl çıkar?
Möö diyen boynuzlu bir öküz, komşunun, komşu köyün otlağına girer, iki köyü birbirine kırdırır.
Değer mi? Değmez ama gel de anlat, fitne…
Vay senin öküzün benim köyümün merasına niye girdi? Hemen çiftemi alayım, güm güm güm, pat pat pat, vesaire…
Ötekisi de vay benim öküzümü bunlar kurşunluyor, ben malımı koruyayım, ben de silahımı alayım güm güm güm, pat pat pat, haydii…
Hoşuma gidiyor. Tabii anlarsa, güzel olursa şiirler insan şiirden hoşlanır.
Nemi bi niki ... kıravi der alefkah
Bi ala yet heme kavane ...
"Görmez misin bir öküz merada bütün köyün öküzlerini töhmet altında bırakır." diyor.
Bir öküzden dolayı fitne çıkar. Bırak yesin be! O da Allah'ın bir mahluku, bırak biraz otlasın ne olacak? Bir dahaki sefer, "Ya otlakları ayırmışız. Öküzlerinizi buraya göndermeyin." diye söylersin. Sulhen, kavgasız halletmeye çalışmak iyidir.
Ve's-sulhu hayrun. Allah Kur'an-ı Kerîm'de böyle buyuruyor. Karı koca arasında da komşular arasında da milletler arasında da sulh olmak hayırlıdır. Ve's-sulhu hayrun. "Sulh olmak daha iyidir." demek. Hayrun kelimesinin içerisinde tafdil manası var, "daha hayırlı" diye tercüme etmek lazım. Sulh kavgadan daha hayırlıdır, fitne fenadır. Fitnenin çıkmamasına çalışmak lazım. Fitnenin çıkmaması için sabır gerekiyor. Fitneyle beraber sabır da gönderiliyor, nefsanî, keyfî hevâ ve hevesât da gönderiliyor.
Demek ki fitne çıktığı zaman insanın nefsine hâkim olması, sabra sarılması lazım. Geçenlerde gazeteler yazmıştı, ben önem vermediğim zaman teferruatını unutuyorum ama:
Mahallede bir çocuk yüzünden bir kavga çıkıyor. Aileler, mahalleler birbirlerine giriyor, kaç kişi ölüyor.
Değer miydi?
İki çocuk birbiriyle kavga etmiş. Eder.
Onun çocuğu bizim cama taş attı kırdı. Ne yapalım? Parasını istersin verirse verir, vermezse kendin camını takarsın.
Değer mi? İnsanın ölmesine değer mi bir cam kırmak? Veyahut:
Onun çocuğu bizim çocuğu köşeye sıkıştırmış, dövmüş, iki tane vurmuş.
Vurmasaydı. Vurması doğru değil ama sonunda karı koca sizin sokağa dökülmeniz, ötekilerle saç saça, baş başa, alt alta, üstü üste iki vahşi hayvan gibi çarpışmanız, işin karakolda, mahkemede bitmesi, mezarlıkta bitmesi uygun oldu mu?
Olmadı.
Fitne geldiği zaman Allah onunla beraber sabrı da gönderiyor. Sabrı tutacaksın, sabredeceksin. Fitne çıkmasın, fitneyi büyütmeyeyim, yangını yaymayayım, zararı arttırmayayım diye çalışacaksın. Müslüman olarak vazifen bu. Zaten sabır çok yüksek bir sıfat, sabır çok sevaplı bir hareket tarzı, çok güzel bir ahlâk. Allah sabrı çok seviyor, sabırlıyı çok seviyor.
İnnemâ yüveffe's-sâbirûne ecrahüm bi-ğayri hisâbi.
İnnemâ, edât-ı tahsîsdir; "Sadece ve sadece o. Başkası değil şu. Tahsis edilen şu." demek. İnnemâ yüveffe's-sâbirûne ecrahüm bi-ğayri hisâb. "Ancak sabredenlere mükafatları, ecirleri bi-ğayri hesâb verilir." Ötekilere hesapla, ölçüyle verilir; sabredenlere hesaba sığmayacak kadar çok verilir. Sabrın mükâfatı çoktur.
İnnallâhe me'a's-sâbirîn. Ayet-i kerime, "Allah sabredenlerle beraberdir." Yetmez mi bu şeref? Sabreden kimseye Allah'ın onun yanında bulunması şeref olarak yetmez mi? Yeter. Ama nefis, insanın nefsi,
İnne'n-nefse le-emmâratün bi-s'sûi illâ mâ rahime rabbî.
İnsanın içindeki nefis insanın düşmanıdır. Nefsi, insanın kendisi, egosu, beni, benliği, kendi iç varlığı, insanın düşmanıdır. O nefis sabırsızdır, onun istekleri, keyifleri, bam teli vardır. Bam teline basarsan zıp diye zıplar. Adama bacak bacak üstüne attırıyorlar. Doktor eline plastik, lastikten bir çekiç alıyor, tık diye bir vuruyor buraya, ayağı hop ayağa kalkıyor.
Neden?
Tam sinirin üstüne vurunca hop ayağa kalkıyor. Tamam anladım, sen sinirlisin, anlıyor yani. Nefsin siniri, keyfi vardır; övünmek, beğenilmek, kendini beğenmek durumu vardır, alkışlanmak isteği vardır. Nefsin hevâ-i hevesâtı çoktur. Bir insan ona uyarsa, şeytan nefsi kullanır. İnsanı şey yapmak [aldatmak] için nefsini kışkırtır.
Olur mu ya? Senin çocuğunu dövmüş. Sen onu besle. Sen başkaları çocuğunu dövsün diye mi yetiştirdin? Olur mu yaa, püff! Korkak mısın sen ya? Gidip şuna haddini bildiremiyor musun? Hadi kalk aslanım! Hadi kalk, hadi kalk! Sırtından sıvazlar, kışkırtır, arkasından iter, ondan sonra da güler.
Keşke insanın gözünden perdeler kalksa da şeytanın insanı kandırdıktan sonra arkadan nasıl güldüğünü görse insan. Vay bee!.. Mendebur melun, yine beni aldattın diye o zaman vazgeçecek ama şeytanın kışkırttığını görmüyor, nefsinin hevâsına uyuyor.
Bir insan fitne geldiği zaman sabra tâbi olursa onun fitnesi beyaz olur, sonunda nur olur, sevap olur, kâr olur, kazanır. Ama hevâ-i nefsine uyarsa; vay be, benim çocuğumu dövmüş ha, ben onun sülalesini kuruturum, ver tabancamı, bıçağımı. O şurada dursun, bu burada dursun, tüfeğimi de hazırla, vesaire.
Ben cenge gidiyorum.
Kiminle cenk ediyorsun? Mahalledeki komşunla.
Değmez, yapmamak lazım.
En iyisi çocukların da kavga etmemesi, çocukları öyle terbiye etmek lazım ama akıllı insan kavgaya bulaşmaz. Ama bazen de kavga gelir çatar, o zamanda sabredecek. Akıllı insan kavgayı çıkartmaz. Kavga iki kişiyle çıktığı için, birisi biraz alttan aldı mı kavga çıkmaz. Tamam aslanım, olur efendim, pekâlâ dedin mi, olur deyince kavga gürültü, ihtilaf söner.
Şimdi karı koca böyle yapmıyor. Kadın hukukunu koruyacağım diye açıyor ağzını, yumuyor gözünü konuşuyor. Koca da kadın da sabretmiyor, aile geçimsizliği oradan oluyor. Komşular sabretmiyor, açıyor ağzını yumuyor gözünü, hakkımı kendim alacağım diye. İnsanın kendi hakkını kendisinin almasına ihkâk-ı hak derler. O beni [m çocuğumu] dövmüş ben de onu döverim. İhkâk-ı hak medenî cemiyetlerde olmaz. Medenî cemiyetlerde hakkı almanın yolu, yeri iyi çalışırsa adalet mekanizmasıdır. Maalesef adalet mekanizması çalışmıyor. Çalışmıyorsa sabredersin, Allah'a havale edersin, Allah öyle bir âlâ halleder ki o işi...
Allah nedir?
Allah-u Teâlâ hazretlerinin Esma-i Hüsna’sından çeşitli sıfatlarını biliyoruz. Allah-u Teâlâ hazretleri azîzün züntikâm, izzet sahibidir.
İzzet ne demek?
"Mutlaka karşısındakini yenen, gücün, kuvvetin sahibi" demek. Allah bir de intikam alıcıdır.
İnnâ mine'l-mücrimîne müntakîmûn. Allah-u Teâlâ hazretleri, "Biz mücrimlerden intikam alıcıyız." buyuruyor. Allah mücrimin cezasını verir. Allah-u Teâlâ hazretleri mazluma der ki, seslenir ama anlayabilse mazlum: Le-ensuranneke ve lev ba'de hîn. "Biraz zaman geçmiş bile olsa sana yardım edeceğim, mutlaka yardım edeceğim, sıkı dur." manasına sabret der.
Misal hocam… Bu lafları anlayamıyorum, havada kalıyor.
Firavun Benî İsrail'in çocuklarını öldürmeye başladı. Al sana bir fitne, öldürüyor.
Neden öldürüyor?
Rüya görmüş de saltanatı yıkılacak diye korkmuş da saltanatının Benî İsrail'den bir çocuk yıkacak diye, Benî İsrail'in çocuklarını öldürmeye kalkışmış.
Bu nedir? Bir fitnedir. Allah cümlemizi fitnelerden, musibetlerden korusun.
Sonunda ne oldu?
Allah-u Teâlâ hazretleri mazlumlara yardım etti, zalimi kahretti, denizde boğdu, firavun ordusuyla beraber boğuldu muhterem kardeşlerim!
Zalim kendisine yardım edenlerle beraber boğuldu, bu bir büyük ibrettir.
Firavun yıkılacak bir adam mıydı be?
Vay be! Allah'ın şu işlerine, şu hikmetine bak! Allah-u Teâlâ hazretleri koca orduların sahibi firavunu nasıl yere çaldı, nasıl perişan etti, nasıl da en sonunda yalvarttırıyor.
Ne dedi? Lâ ilâhe illellezî âmenet bihî benû isrâîle ve ene mine'l-müslimîn.
Tam boğulacağı sırada,
Hattâ izâ edrakehü'l-ğaraku. "Tam boğulacağı sırada, boğulma ona gelip çattığı zaman dedi ki: Lâ ilâhe illellezî âmenet bihî benû isrâîle ve ene mine'l-müslimîn. "Şu Benî İsrail’in inandığı Allah'tan başka tanrı olmadığına ben de inandım şimdi. Ben de Müslümanlardanım." Ve ene mine'l-müslimîn dedi. Allah en sonunda tükürdüğünü yalattı.
Daha önce ne diyordu?
Kavmin karşısına geçtiği zaman,
Ene rabbükümü'l-a'lâ. diyordu.
Toplantı yerlerine gittik, tapınaklarını gördük; ne kadar geniş sahaya kaç tane direk dikmiş, saray yapmış, mabetler, saltanatlı şeyler yapmış, yürüyorsun yürüyorsun yürüyorsun...
Oraları nelerle yapılır, ne zahmetlerle yapılır?
Ölüsü için 150 metre yüksekliğinde piramit yapmış. 150 metre Bayezid kulenin iki misli demektir. Şu Bayezid’deki kulenin üstüne bir tanesini daha koyarsan o kadar yükseklikte taş yığdırmış. O taşların her birisini büyük vinçler kaldıramaz. Onları nasıl kaldırttı, nereden getirdi, nasıl üst üste yığdı… Orada kaç kişi öldü. Adam yıkılacak adam değil gibi görünüyordu ama Allah'ın sillesi geldi mi parça parça eder, mahveder, perişan eder, pişman eder. Kavimleri de perişan eder şahısları da. Kimisinin başına yıldırım yağdırır, kimisini hasta eder inim inim inletir, kimisine çok ibretli şeyler getirir başına.
Allah cümlemizi sevdiği kullardan eylesin, gazap ettiği kullardan etmesin.
Azîzün züntikâm olduğu için intikamını şiddetli alır. İntikam aldığı insan ibret-i âlem olur. Onun için fitne çıktığı zaman sabretmek lazım, hevâ-i nefse, içten gelen arzulara, kızgınlıklara uymamak, sabretmek lazım. Sabrederse fitnesi beyaz olur, affolur, imtihanı geçmiş olur, yüzü ak, sevabı çok olur. Hevâ-i nefsine uyarsa fitnesi kara olur, berbat olur, zifte bulaşmış gibi olur, mahvolur. Fitnesi kara olur, yani defteri kara, günahı çok, yüzü kara olur, her şey kara olur. Karalık burada onun fena duruma uğradığının alametidir.
Buradan çıkan ders nedir? Hayatta başımıza hoşumuza gitmeyen olaylar gelebilir.
Ne yapacağız? Sabredeceğiz, fitneyi büyütmeyeceğiz, çıkartmayacağız.
Haksız söz söylüyor, hakkımı çiğniyor, iftira ediyor.
Tamam, yumuşak yumuşak söylersen anlatabilirsen anlatırsın. Konuşacağım derken kavga gürültü çıkacaksa tamam tamam dersin… Peygamber Efendimiz ne diyor? Siz oruçluyken birisi gelse size çatsa ne diyeceksiniz?
İnnî sâimun, innî sâimun. "Ben oruçluyum, tamam tamam ben sana uymam." diyeceksiniz.
Eskiden evlerde su yoktu, kovalarla, testilerle gelirdi. Şimdi büyük nimet, evdeki musluktan şaldır şaldır sıcak-soğuk sular akıyor. Düğmeyi çeviriyorsun şakır şakır sıcak su, şampuanlar köpük köpük yıkanıyorsun, mis gibi kokuları sürülüyorsun.
Allah etmesin itikattaki fitne en zorludur. Mala gelir, o da zordur ama nispeten kolaydır; cana gelir, o daha zordur. Çünkü insanın bir tanecik canı var. Mal gider gelir ama canı zarar gördü mü daha fena. En hafifi mala gelen, daha şiddetlisi cana gelen, en şiddetlisi de imana gelen fitne. İnsan ölsün ama mü'min olarak ölürse cennete gider ama kafir, fitnede yanlış tarafta yer almış olarak ölürse, Allah'ın sevmediği kul olarak ölürse…
Bir zat bizi ziyarete geldi, sordu. Hadis-i şerif kitaplarını karıştırdık baktık. "Benî İsrail, Yahudiler 71 fırkaya ayrılmış; onlardan bir tanesi cennete 70 tanesi cehenneme gidecek. Hristiyanlar 72 fırkaya ayrılmış; onlardan bir tanesi cennete 71 tanesi cehenneme gidecek. Büyük ekseriyet. Benim ümmetim de 73 fırkaya ayrılacak; bir tanesi cennete 72 tanesi cehenneme gidecek." diyor Peygamber Efendimiz. Dört sahih hadis kitabı sahih, hasen demiş. Hadis-i şerif sıhhatli, Peygamber Efendimiz' in söylediği kesin. Fırkalar, fırak-ı dâlleh, sapık fırkalar çıkacak; Kur'an hakkında, sünnet-i seniyye hakkında, iman konusunda, tasavvuf konusunda sapık fikirleri olan insanlar çıkacak. Kâh orada kâh burada fırka fırka fırak-ı dâlleh tarihin içinde çıkacak.
Mesela, Selçukiler zamanında taraftarlarına afyon yedirip de onları oraya buraya saldırtan bir taife çıktı; Selçuklu hükümdarlarını öldürdüler, Selçuklu imparatorluğunun devlet-i aliyyesinin içinde çok büyük fitneler çıkardılar. Adam afyon yediği için her şeyi tam ölçemiyor, onlara saldırttılar. Alamut kalesini merkez edindiler mahvettiler, devletin içinde vezirleri, hükümdarları öldürdüler, büyük karışıklıklar çıkardılar. Al sana bir fitne.
Bizim memleketimizi de şimdi şöyle bir inceleyecek olursak, bugün Müslüman anne-babanın evlatlarını din, iman, Kur'an bakımından karşımıza çekip de bir kafasını, kalbinden, kafasından geçenleri anlasak…
Kimisi Kur'an'a inanmıyor, kimisi ayeti inkâr ediyor, kimisi hadisi inkâr ediyor, kimisi tasavvufu inkâr ediyor, kimisi dinî hakikatlerini beğenmiyor, kimisi çocuklardan, gençlerden kimisi afyona, içkiye, kimisi zinaya müptela olmuş; müslümanım diyen kızlar erkekler kılıfına uyduruyorlar, çaresini buluyorlar, imam nikâhı diyorlar. Şeytan bir çeşit aldatıyor, çok dikkat etmek lazım. Nikâhı yapıyor, tamam biz nikâhlandık, karı kocayız diyor, ondan sonra da bozuşuyorlar. Ayrılacaklar, adam diyor ki, "Ben de seni sevmiyorum, ben de senden ayrılmak istiyorum ama inadımdan senin nikâhını sana vermeyeceğim." Kız kalıyor ortada; karı koca da olmuşlar, adam boşamıyor da resmen nikâhları da yok. Al sana bir fitne. Kafası kızıyor gidiyor başka bir talibi çıkıyor evleniyor. Haydi bakalım ayıkla pirincin taşını. Başkasının karısı, oldu başkasına karı…
"Hocam sen imam nikâhına karşı mısın?" diyorlar.
Böyle ters kullanımlara karşıyım. İmam nikâhı bereketli, güzel mübarek bir şey ama böyle uydurma kullanımlara karşıyım.
Konya'da bir arkadaşın evine iki genç gelmiş, kendi aralarında nikâh yapmışlar. Karı koca demişler ama daha resmî bir şeyleri yok. Allah saklasın neler oluyor, neler duyuyoruz; ondan sonra insanlar ne sıkıntılara düşüyor.
Allah fırak-ı dâlleden, sapık fırkalardan etmesin.
Peki bu 73 fırkadan hangisi cennete gidecek?
Peygamber Efendimiz, "Ashabımın yürüdüğü yoldan yürüyenler cennete girecek." diyor.
Anladınız mı şimdi, bizim neden ders kitabı olarak hadis kitabı okuduğumuzu? Neden biz size hadis kitabı okuyoruz?
Çünkü Peygamber Efendimiz' in yolu cennete götürecek yol, çünkü biz sizi sünnet-i seniyyeye tâbi kılacak şekilde yetiştirmek istiyoruz.
Birisi bir resim çektirmiş, bu seyahatte öğrendim. Bir başkası da o resmi almış, yandan arkasına bakıyormuş.
"Ne yapıyorsun?" demiş.
"Ben bunun arkasındaki maneviyatı ne durumda, işin manevi cephesini anlamak için bakıyorum." demiş.
Aptal adam, manevi tarafı resmin arkasına bakılarak anlaşılmaz ki.
Ama işte böyle, ortaya çeşit çeşit kafada, tipte, acayip acayip şeyler çıkıyor.
Eğrisini doğrusundan ayırt edecek ölçü ne?
Kur'ân-ı Kerîm bir; Peygamber Efendimiz' in sünnet-i seniyyesi iki. Bunlara sarılırsan Peygamber Efendimiz bize her şeyi öğretmiş. Onları okursan kurtulursun, okumazsan deccalin fitnesine, ahir zamanın fitnesine, hayatın fitnelerine takılırsın, hem de kaybedersin. Fitneden selametle de çıkmasını beceremezsin çünkü ayet bilmiyorsun, hadis bilmiyorsun. Ayet hadis bilmiyorsun, adam da cafcaflı, fiyakalı, kravatlı, edalı, havalı, -havalı apollo- yüksek perdeden konuşmalı, atmalı tutmalı, keramet iddialı; istersem ben gökten yağmur yağdırırım, istersem şöyle yaparım böyle yaparım vesaire filan… Tabii millet de kalıyor.
Allah bizi her türlü fitneden korusun. Bizi Efendimiz' in yolundan ayırmasın. Biz Efendimiz' i seviyoruz. Peygamber Efendimiz' in sünnetini, hadis-i şeriflerini seviyoruz; Allah bizi Efendimiz' in yolundan, ahirette yanından ayırmasın.
23.06.1996 -
Gazap, Öfke
22.09.1996 -
Adaletli Kadı, Kabir
