23.06.1996 - Gazap, Öfke

23.06.1996 - Gazap, Öfke
Euzübillâhimineşşeydânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvetine’l haseneti Muhammedini’l Mustafa ve alâ âlihî ve sahbihi ve men tebiahü bi ihsânin ilâ yevmi’l cezâ. Emmâ ba'd;
Fa'lemu eyyühe'l-ihvân fe inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerra'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr ve bi's-senedili muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İnne'ş-şedîde külle'ş-şedîd ellezî yemlikü nefsehû ınde'l gadab.
Şedîd; şiddetli demek. Şedit; Arapça'da şiddet kelimesinden geliyor. Şiddetli demek ama
kuvveti çok olan pehlivanlara derler. Araplar pehlivanlara şedit derler.
İnne’ş-şedîde külle’ş-şedîd
Tam manasıyla pehlivan olan insan tam manasıyla gücü kuvveti yerinde olup da önüne kim geliyorsa devirecek gibi olan şiddetli kuvvetli olan pehlivan olan insan kimdir?
Ellezî yemlikü nefsehû ınde’l gadab
“Gazap anında, gazaplandığı zaman kendisine nefsine sahip olabilen kimsedir.” Pehlivan odur.
Şimdi insanın bir normal durumu var. Tamam. Karnı tok, keyfi yerinde. Sinirlenmiyor.
Birisi şaka yapsa, fesuphanallah diyor, gülüyor, geçiyor filan. Bu normal hal. Bir de kızdığı, gazaplandığı durum var. Öfke diyoruz biz. Gazabın Türkçesi öfke. Öfkelendiği zaman var. Damarları şişiyor. Yüzü kıpkırmızı kesiliyor. Yumrukları sıkılıyor. Çok fena. Eyvah. Adam öfkelendi.
“Şimdi ne yapar?”
“Vallahi belli olmaz. En iyisi uzak dur şöyle. Tedbirini al. Kızdı.”
İnsan kızdığı zaman, öfkelendiği zaman tabii ani kararlar verir. Çok şiddetli işler yapabilir. Kavga çıkabilir.
Ne yapacak?
O öfkeli zamanında kendisini tutabilecek bir irade kuvvetine kavuşmuş olması lazım. İradesi kuvvetli olması lazım. İnsan öfkelendiği zaman kendisini nasıl tutar? İradesiyle kendisini tutar.
Hazreti Ömer Efendimiz asabi bir insandı. Halife olmuş, insanlar meclisine geliyorlar. Abdullah İbni Abbas radıyallahu anh da genç sahabe ama Kur'an'ı çok iyi biliyor. Âlim Fazıl, kıymetli.
Hazreti Ömer Efendimiz de onu severmiş, meclisine yanına alırmış. Yani yüksek bir meclis artık hani reisicumhurun filan, bakanların meclisi gibi oluyor yani. Hazreti Ömer'in yanına
Abdullah İbni Abbas birisini de götürmüş. “Gel halifenin toplantısına gidiyoruz. Sohbetine gidiyoruz. Evine gidiyoruz. Sen de gel.” Demiş. Gitmişler. Adam “Ya Ömer, sen emîrül-mü’mininliği iyi yapmıyorsun. Bize adaletle muamele etmiyorsun.” demiş. Hoppala.
Yani Hazreti Ömer'e bu söylenir miydi? Yok böyle bir şey. Adaletiyle tanınmış bir insan.
Sen bize güzel adaletli muamele etmiyorsun deyince Hazreti Ömer Efendimiz bir sinirlenmiş, yani öfkelenmiş, yani gazaplanmış. Bir gazaplanmış. Şöyle bir davranmış. Eline geçirdi mi adamı haklar. Çünkü boyu posu yüksek. Hazreti Ömer Efendimiz boylu poslu bir insandı. İri bir kimseydi. Abdullah İbni Abbas diyor ki “Ya emîrül-mü’minin sen bu cahilin kusuruna bakma, aldırma buna.”
Çünkü Allah-u Teala hazretleri Kur'an-ı Kerim'de;
“Ve â’rıf ani’l câhilîn” buyuruyor. Cahillere aldırma. Yüz çevir onlardan buyuruyor. “Ya emîrül-mü’minin bu cahildir” diyor. Hazreti Ömer o ayeti duyunca şöyle sakinleşiyor, oturuyor.
Bu nedir? Gazaplandığı, öfkelendiği halde kendisini tutmaktır. Bunu yapabiliyor musun? İşte asıl pehlivan yapabilendir.
“Yapamıyorum hocam. Sinirlendim mi tabakları kırıyorum, sandalyeleri kırıyorum. Camların çerçeveleri kırıyorum.”
Birisinin evine gittik. Kapıların ortaları kontrplak oluyor. Baktık göçmüş orası. Çocuk öfkelenmiş karete yapmış kapıya. Pat bir tane patlatmış. Kapıyı göçürmüş. Kırık kapı. “E niye yaptın bunu?” “İşte sinirlendim de ondan yaptım.” Sinir böyle yaptırıyor insana. Kapı pencere, cam çerçeve kırdırır. Ama doğru değil. Hatta ne yaptırır? İnsanı, Müslümanı katil yapar.
Dinimizde öfkeli olmamanın adı nedir?
Halim selim olmak. Halim. Halim insan, Hilim sahibi insan nedir? Sinirlenilecek yerde sinirlenmeyen insandır. Başkası olsa sinirlenir bu sakin davranıyor.
Sakin. Sinirlenmiyor. “Ya mübarek bak sen burada yanılıyorsun” filan diyor. Vaziyeti idare ediyor. Düzeltiyor. Halim.
Halim selim olmak, hilim sahibi olmak İslam'da çok kıymetlidir.
Ne yapacağız? Senin ne olduğunu kim bilir? Senin evinde senin durumunu soran bilir. Ya bu adam, bu hacı amca nasıldır? Hanımına sorsalar, çoluk çocuğuna sorsalar senin ne olduğun o zaman anlaşılır. Sen kendinin ne olduğunu pek anlayamazsın. Ama evdekiler yaka silkiyorsa, Allah sabır versin bize diyorsa, neler çektiğimi bir ben bilirim bir Allah bilir diyorsa, demek ki sen sinirlisin, öfkelisin. Demek ki zulmediyorsun, haksızlık yapıyorsun.
Nasıl olması lazım Müslüman'ın?
Halim Selim olması lazım. Peygamber efendimiz gibi olması lazım. Olamaz ya
ama Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimizi örnek alması lazım. On sene hizmet etmiş olan kimseye bir kere ağır söz söylememiş. Ne kadar güzel. Evet işte o huyu alacaksın. “Niçin bunu böyle yaptın?” veya “Niçin bunu yapmadın?” Dememiş.
Geciktiği zaman azarlamamış. Bu nedir? Halimliktir.
İbrahim aleyhisselam da halimdi.
İnne İbrâhîme le-evvâhün halîm
“İbrahim. Aleyhisselam da halim selim bir insandı.” Gözü yaşlıydı. Kalbi yumuşaktı. Merhametliydi. Lut kavmini azap melekleri gelince;
“Yücâdilûne fî kavmi Lût” diyor. Allah-u Teâla hazretleri Kur'an-ı Kerim'de öyle bildiriyor. Lut kavmine bu helak gelmesin diye İbrahim aleyhisselam bizimle mücadele etti diyor. Ama Allah severek söylüyor yani. Bizimle mücadele ediyor.
Neden?
“Aman ya Rabbi yapma. Affet. İşte öldürme. Toprağı altüst etme, mahvetme, büyüksün ya Rabbi, affet.”
“Yapacağım.”
“ Yapma ya Rabbi.”
Yani mücadele ne demek? Çekişmek demek. Yalvarıyor. Gözyaşı döküyor. Neden? Merhametli. Gözü yaşlı.
Peygamber efendimize de
“Ya Resulallah şu müşriklere beddua et. Allah kahretsin bunları.” diyorlar.
“Hayır. Ben lanetçi bir peygamber olarak gönderilmedim. Merhametli bir peygamber olarak gönderildim diyor.”
Söylese melekler mahvedecek. “Ya Resulallah emret şu şehrin altını üstüne getireyim” diye Cebrail aleyhisselam geliyor. “Yok onlar cahil, bilmiyorlar benim peygamber olduğumu. İşin sonucunu bilmediklerinden cahilliklerinden yapıyorlar. Bir zaman gelir anlarlar. Hayır.” diyor. Azabı istemiyor.
Onun için işte halim selim olmak, merhametli olmak, kızmamak, yumuşak olmak, peygamber huyları bunlar. Güzel huylar. Bunlara sahip olacağız. Evimizde tatlı bir geçim olacak. Hanımımız bize Allah razı olsun diyecek, dua edecek. Ayrıldığımız zaman özleyecek
ölsek arkamızdan ağlayacak, öldü de kurtuldum ya şundan demeyecek.
Bazı adamlar ne oluyor? “İl eyisi, ev ağusu.” bizim köyün tabiri bu. Söylemesi zor da onun için ağır ağır söylüyorum. Dilim şaşıracak yani. İlin iyisi yani başkalarına iyilik yapıyor. Evin de ağusu eve gelince zehir zemberek.
Kırıyor, döküyor, vuruyor, azarlıyor filan. Öyle olmayacak. Nasıl olacak? Herkesi memnun edecek. Herkesi kendisinden hoşnut edecek, gönül alacak. Kalp yapacak. Dua kazanacak, sevap kazanacak.
Hanımına da öyle. Hanıma da iyilik yapılır mı? Tabii yapılır. Hanımına iyilik yapılır. İnsanın çocuğuna yaptığı iyiliktir. Bağış bağıştır, sevabı çoktur. Öyle olacağız. Sevap kazanmaya çalışacağız, gönül kazanmaya çalışacağız. Kalp yıkmamaya çalışacağız. Mühim olan bu.
Bundan sonraki iki hadisi şerif aynı konuda;
İnne’ş-şemse ve’l kamere lâ yenkesifâni li-mevti ehadin. Ve-lâ li hayâtih. Velâkinnehümâ ayetâni min âyâtillâhi yühavvifû bi-himâ ıbâdehû. Fe-izâ raeytüm zâlike fe-sallû ved’û hattâ yenkeşifâ mâ biküm.
Buhari de Müslim'de İbni Mace'de, Ahmed ibni Hanbel’de pek çok kaynakta olan bir hadisi şeriftir. Siz de duymuşsunuzdur.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Güneş ve ay birisinin ölmesi üzerine, yaşaması üzerine tutulmaz. Birisini öldü diye ay tutulması olmaz, yaşıyor diye ay tutulması olmaz. Ölümüyle, hayatıyla ilgili değildir.
Ay ve güneş Allah'ın iki azametini gösteren delildir. Güneş var, ısıtıyor bizi. Güneş olmadığı zaman donuyoruz. Hiç olmazsa mahvoluruz. Hayat olmaz. Hayatın bir sebebi. Güneş bize Allah'ın bir büyük ikramı.
Ay da öyle. Ay'ın da faydaları var sayısız hikmetleri var. Bunlar Allah'ın iki ayetidir. Allah'ın ayetlerinden iki ayettir. Allah bu ay ve güneş tutulması olduğu zaman kullarını korkutuyor tabii. Kullarına bir korku geliyor. Eyvah! Gündüz aydınlıkken birden güneş tutulunca ortalık bir karar veriyor. Eyvah kıyamet mi kopacak? Bilmem ne filan. Çünkü insan anlıyor ki bir olağanüstü hadise cereyan ediyor. Korkuyor tabii.
Ben bir kere Almanya'da Münih'teyken öğlen oldu ikindi vaktinde şöyle daha akşama bir iki saat var. Hava bir karardı. Bir karanlık oldu. Bir karanlık oldu. Ödüm patladı.
Eyvah dedim kıyamet mi kovacak? Yani bu vakitte bu kadar kararmazdı. Bulutlar geldi filan. Çok korktum. Ha insan korkuyor.
Fe-izâ raeytüm zâlike
“Böyle ay tutulması, güneş tutulması gördüğünüz zaman ne yapacağız?”
Fe-sallû “Namaz kılın.”
Buna ne derler?
Salâtü’l husûf, salâtü’l kusûf
“Ay tutulması namazı, güneş tutulması namazı.” Allah-u ekber dersin. Ay’ı Güneş’i yaratan Rabb'ine ibadet edersin. Ya Rabbi beni her türlü afetlerden koru dersin.
Yani gökten bir kuyruklu yıldız kuyruğundan ışık çıkarta çıkarta gelse gelse gelse güm diye Dünyamıza çarpsa ne olur? Kıyamet kopar iş biter. Tamam. Olabilir. Olmaz değil.
Geçtiğimiz senelerde telaşlandılar. Falanca kuyruklu yıldız Dünya’nın yakınından geçecek. Onu biraz sallayacak dediler. Hani tır falan geçtiği zaman böyle büyük bir otobüs falan insanın yanından geçtiği zaman hızlı geçince şöyle bir sallıyor insanı. Arabasını da sallıyor.
Onun gibi yani. Sallayacak diye korktular. Eyvah dediler. E olmadı yine. Olabilirdi. Dünya’ya olmaz da sana gelir. Sırf sana gelir. Sana bir şey olur. Güm gidersin. İnsan öldü mü onun kıyameti kopmuş demektir. Sen aklını başına topla. Kork.
Tabii namaz kılacaksın.
Fe-sallû
“Namaz kılın.”
Ved’û hattâ yenkeşife mâ-biküm
“Hatta başınıza gelen bu Ay tutulması, Güneş tutulması geçinceye kadar dua edin” diye buyuruyor Peygamber Efendimiz. Sahih bir hadisi şerif.
Bundan sonraki hadisi şerifi de Hazreti Aişe anamız rivayet etmiş.
İnne’ş-şemse ve’l kamera ayetâni min âyâtilllâh. Lâ yehsifâni li-mevti ehadin ve-lâ li hayatih. Fe-izâ raeytüm zâlike fed’ullâhe ve kebbirû ve sallû ve tesaddakû yâ ümmete Muhammed. Vallahi mâ min ehadin eğyeru minellâhi in yeznî abduhû ev teznî emetuhû yâ ümmetü Muhammed. Vallahi lev te’lemûne mâ a’lem ledahiktüm kalîlen vele bekeytüm kesîran. Allahümme he'l belleğtü.
Bu da bu konuda ikinci hadisi şerif oldu. Onun da izahını yapalım. Hazreti Ayşe anamızdan; Buhari, Müslim, Neseî, Ebu Davut vesair kaynaklar Ahmet ibn Hanbel, İmam Malik Muvatta'sında rivayet etmiş.
İnee’ş-şemse ve’l kamera ayetâni min âyâtilllâhi
“Hiç şüphe yok ki Güneş’te Ay'da Allah'ın varlığının, kudretinin belgesi, delili olan Allah'ın ayetlerinden iki ayettir.”
Lâ yehsifâni li-mevti ehadin ve-lâ li hayâtih
“Birisinin doğması, ölmesi üzerine bu
ay tutulması, güneş tutulması olmaz.”
Demin söylemeyi unuttum. Peygamber Efendimizin oğlu İbrahim vefat ediverince (doğan oğlu) güneş tutulmuş. İnsanlar “Ah, Peygamber Efendimiz’in oğlu öldü diye güneş tutuldu.” demişler.
Peygamber Efendimiz o zaman hemen minbere çıkmış. “Ay ve Güneş birisinin hayatıyla ölümüyle ilgili olarak tutulmaz. Onlar Allah'ın ayetlerinden gökteki alametlerinden birer alamettir.” diye buyurmuş.
Peygamber Efendimiz’in (sas) nasıl çağlar ötesi insanların anlayabileceği bir şeyi zamanında nasıl söylediğini, nasıl İslam dininin ilme irfana sadık olduğunu, ilim dolu olduğunu, ilme uygun olduğunu anlayın.
Evet, birisinin hayatıyla ölümüyle ilgili olarak tutulmaz bunlar.
Feizâ raeytüm zâlike
“Ay tutulması veya Güneş tutulması gördüğünüz”
Fe’dullâh
“O zaman Allah'a dua edin.”
Fe-kebbirû
“Allahu ekber, Allahu ekber deyin.”
Ve-sallû
“Peygamber Efendimiz’e salat-u selam getirin.” Salatü selam tabii insanı kurtarır. Allah'ın resulüne salatü selam getirmek. Veyahut “ve sallû” namaz kılın demekte olabilir.
Tekbir getirin, namaz kılın manası da olabilir.
Ve tesaddakû
“Fukaraya hayır verin, sadaka verin.” Az sadaka çok belayı defeder.
Sen bir hayır verirsin, bir iyilik yaparsın. Allah kabul eder. Bağışlar. Burada da Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Ve tesaddakû
“Sadaka verin.” Tasadduk edin. Neden? Bir fakirin gönlünü alırsın. Allah da o gönül almadan dolayı senin işini rast getirir, hastalığını geçirir. Ömrüne bereket verir. Çok şeyler olur. Onun için hayır yapmaya alıştırın kendinizi. Çoluk çocuğunuzu da alıştırın. Para vermeye alışın. Kazanmaya alıştığınız gibi kâra alıştığınız gibi Allah yolunda para verip de sevap kazanmaya da alışın. Allah-u Teala hazretleri bizi Allah'ın emirlerini tutan yasaklarından kaçınan, gazabından korkan, rahmetini uman, rahmetini kazanmaya çalışan cehenneme düşmemeye, cennete girmeye gayret eden gayretli, şuurlu, akıllı, basiretli, uslu, edepli Müslümanlar eylesin.
23.06.1996 -
İhtiyar Zinakar, Kötü
22.09.1996 -
Fitne
