24.05.1981 - İbrahim As. Kurban Hadisesi, Allahı Tesbih Etmek

24.05.1981 - İbrahim As. Kurban Hadisesi, Allahı Tesbih Etmek
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Sebbihi'llâhe miete tesbîhatin fe-innehâ ta'dilü leki miete rakabetin tu'tikihâ min veledi İsmaîl.
Baş tarafını okuduğum hadis-i şerifte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz tesbihlerin faziletleri hakkında bizi irşat ediyor. Bu hadis-i şerifi Ümmü Hâni radıyallahu anhâ rivayet eylemiş. Râviyesi o. Ümmü Hâni hazretleri Hz. Ali kerremallâhu vecheh hazretlerinin kız kardeşidir. Bu hadisi Peygamber sallallahu ve aleyhi ve sellem Efendimiz' in îrad buyurmasının sebebi şu olmuş:
Bir gün demiş ki;
Kultü: Yâ Resûlallah, kebüre sinnî. "Ey Allah'ın elçisi, ey Allah'ın Resûlü! Yaşım büyüdü, ihtiyarladım." Ve rakka azmî. "Kemiklerim ihtiyarlıktan eridi, inceldi." Fe-düllenî alâ amelin yüdhilini'l-cennete. "Bana bir amel, yapılacak bir iş tavsiye eyle, ben onu yaptığım zaman o amel beni cennete soksun."
"Benim cennete girmeme sebep olacak bir [amel] bana tavsiye buyur, yâ Resûlallah!" demiş.
Onun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu tavsiyede bulunmuş.
Bakalım bu tavsiye ne imiş?
Sebbihi'llâhe miete tesbîhatin. "Allah-u Teâlâ hazretlerine 100 defa tesbih eylersin."
Tesbih, sübhanallah demek. Sübhâne rabbiye'l-azîm, sübhâne rabbiye'l-a'lâ, sübhanallah, sübhanallâhi ve bi-hamdihî... İçinde sübhanallah geçen sözlerin hepsi -uzun cümle, kısa cümle- birer tesbihtir.
Mânası; "Yâ Rabbi! Sen her türlü noksandan münezzehsin. Her vasfın en kâmil, en tam. Senin noksanın, kusurun, eksiğin yok. Yaptığın işlerin hepsi çok güzel. Her şeyin en güzel, en olgun, en yüksek, en çok derecede sende mevcut yâ Rabbi! Sende hiçbir kusur, eksiklik görmek mümkün değil; seni her türlü noksandan, eksiklikten, hatadan, kusurdan, kudretsizlikten, güçsüzlükten, bilmezlikten tenzih eylerim; sen böyle şeylerden berî ve münezzehsin yâ Rabbi!" demek.
Bu kısa cümle bu kadar güzel mânaları ihtiva ediyor. Tabii dillerin özellikleri bu, her dilin kendine göre tabirleri var. Nasıl bizde de bir küçücük söz büyük mânalar ihtiva ederse; bazen bir atasözünün, bir halk tabirinin bir-iki cümlesi, bir-iki kelimesi satırlarla, sayfalarla söylenecek sözü bize anlatıyor, iş bitiyor. Sübhanallah da böyle güzel bir [söz.]
"İhtiyarladım, artık kemiklerim inceldi. Bana beni cennete sokacak bir amel öğret." dediği zaman Peygamber Efendimiz o akrabası olan, amcazâdesi olan Hz. Ali Efendimiz' in kız kardeşi olan Ümmü Hani’ye demiş ki:
"100 defa tesbih çekersin. Sübhanallah, sübhanallah, sübhanallah... diye 100 defa söylersin."
Fe-innehâ. "Zira bu tesbihat." Ta'dilü leke miete rakabetin tu'tikihâ min veledi İsmaîl. "Çünkü bu senin çekmiş olduğun tesbihler senin için Hz. İsmail'in soyundan, onun evlâdından 100 tane köleyi azat etmek kadar sevap kazandırır."
Hz. İsmail, Hz. İbrahim aleyhisselâm'ın meşhur oğlu ve peygamberlerden. Ne kadar itaatli ne kadar güzel huy sahibi ki İbrahim aleyhisselâm diyor ki:
"Oğulcuğum! Rüyamda seni kesiyor gördüm, seni kestiğimi gördüm. Rüyamda bana böyle bildirdiler."
Kâle yâ ebeti'fal mâ tü'meru. "Ey babacığım! Emir olunduğun şeyi yap. Yani kesmen gerekiyorsa kes." Setecidünî inşâallâhu mine's-sâbirîn. "İnşaallah sen beni sabredicilerden göreceksin. Sabredeceğim, sana itiraz etmeyeceğim. Feryat figan da etmeyeceğim, karşı da gelmeyeceğim." diyor.
İtaate bak! Allah-u Teâlâ hazretleri karşısında can ne imiş, boyun veriyor... "Babacığım, nasıl emrolunmuşsan öyle yap, vur boynuma bıçağı." diyor. Öyle bir zât-ı celil...
Peygamber Efendimiz' in dedelerinden... Peygamber Efendimiz Hz. İsmail aleyhisselâm'ın soyundan geldi.
Onun için Kurban Bayramı’nda kurban kesiyoruz ya, o zamandan töre olmuş.
Allah-u Teâlâ hazretleri imtihan ediyor. Ötekisi kesmeye kalkıştı, berikisi itaat etti. Şu itaatin yüksekliğine bak ki Allah-u Teâlâ hazretleri emrediyor, sevgili oğlunu kesiyor. Tabii onun da nice nice hikmetleri var... Hz. İsmail aleyhisselam öyle kıymetliydi ki; sonradan doğdu, sonradan oldu... İbrahim aleyhisselâm'ın çocuğu olmadı, olmadı, olmadı, ondan sonra oldu... Uzun hikâyeler... Öyle kıymetli oğul...
Allah-u Teâlâ hazretleri kendi sevgisinin önüne hiçbir sevginin geçmesini istemez; sadece Allah-u Teâlâ hazretleri sevilecek. İmtihan ediyor. Hz. İsmail doğdu, Hz. İbrahim aleyhisselam ona çok büyük sevgi duyuyor; itaatkâr, tertemiz bir genç yavru...
"Bakalım benim için bu evlâdından da vazgeçecek mi?" İmtihanın büyüklüğüne bak!
Allah korusun... Çok zayıf mahluklarız... Küçük küçük imtihanlar olur; hastalık olur, malımıza bazı arızalar gelir, başımıza bazı sıkıntılar gelir... Bazı insanlar feryâd-u figan ediyor, hemen isyana yöneliyor. Halbuki sabredecek.
Peygamberler Allah'ın en sevgili kulları olduğu halde nasıl imtihanlar geçiriyorlar. Onlar ondan büyük oluyor, o imtihanlara karşı takındıkları tavırların büyüklüğünden büyük insan oluyorlar. İnsan durup dururken büyük olmaz.
Hz. İbrahim aleyhisselam misafir olmadan sofraya oturmazmış. Allah sevgisinden, Allah korkusundan gözü daima yaşlı imiş. Evvâhun halîm. Çok ah-u figan eden, gözü yaşlı, rakîk, hassas, zarif, nazik bir kimseymiş İbrahim aleyhisselam...
O da davası için canını feda etti. O da ateşe atılmaya razı oldu. Allah-u Teâlâ hazretleri ateşlerden döndürdü, İbrahim aleyhisselâm'ı ateşe yaktırmadı. Onun da nice imtihanları var.
Koca bir şehir, koskoca bir belde ahalisi bir tarafa, İbrahim aleyhisselam bir tarafa. Ötekiler; ailesi, çevresindeki yakınları, halk, ahali, hepsi puta tapıyor. O puta tapmadı. Putlara boyun eğmedi. Uzun mücadeleler sonunda onlar bir gün şehirden uzaklaştığı zaman put hanelerine girdi, hepsinin putlarını parçaladı, baltayı da götürdü büyük putun başına astı. Döndüler geldiler, baktılar ki putlar perişan olmuş.
"Kim yaptı bunu?"
Men feale hâzâ bi-âlihetinâ? "Bizim putlarımıza, tapındığımız mabutlara, ilahlara bu işi kim yaptı?"
Dediler ki:
"İbrahim denilen bir yiğit delikanlı var, o hep aleyhinde konuşup duruyordu, yapsa yapsa o yapmıştır."
Feten-fetâ; yiğit, delikanlı...
"Yapsa yapsa o yapmıştır."
Getirdiler, insanların huzurunda sorguya çektiler.
"Bunu bizim putlarımıza sen mi yaptın ey İbrahim?"
"Sorun büyüğüne, eğer konuşursa sorun, o söylesin." dedi. Dediler ki:
"Biliyorsun ki bunlar konuşmaz."
"Madem konuşmaz, madem kendisini müdafaa edemez, madem başına gelen zararı defedemez, kendisine bir fayda sağlayamaz; ne diye taparsınız be adamlar?.." demek istedi.
Tabii cevap yok.
Böyle makul söze cevap mı olur? Cevap yok. Cevap olmayınca ne olur?
O zaman zorbalık olur. Mantık bittiği yerde, karşısında mağlup olursa hasım o zaman başlar kaba kuvvete, zorbalığa...
"Bunu yakın da mabutlarınıza yardım edin." dediler.
Ama Allah-u Teâlâ hazretleri ateşin de sahibi, her şeyin sahibi; İbrahim aleyhisselâm'ı ateşe yaktırmadı.
Yâ nâru kûnî berden ve selâmen alâ İbrâhim. "İbrahim aleyhisselam için soğuk ol ve selametlik ol ey ateş!" dedi.
Nasıl bir şekilde olduysa...
Bir mühendis arkadaşımız var, izah ediyor, diyor ki:
"Dağlar gibi odunları birden tutuşturursan dumanı çöker. Dumanı çöktüğü zaman oksijensizlikten ateş yanmaz, böylece kurtulur."
Ama nasıl kurtulursa kurtulsun, biz onun inceliğini bilmiyoruz. Allah-u Teâlâ hazretleri, o kadar ateşi yaktılar, mancınıkla attılar ama İbrahim aleyhisselâm'ı yaktırmadı, kurtardı ya, netice itibarıyla mühim olan o... Sevdiği kulunu nasıl korudu, kurtardı?..
O da canını ortaya koyarak Allah-u Teâlâ hazretlerine bağlılığını [gösteriyor.]
Halîlullah, "Allah'ın samimi dostu" mânasına. Halil, "samimi dost" demek. "Allah dostu." İbrahim aleyhisselâm'ın vasfı Halîlullah. İsmail aleyhisselâm'ın vasfı Zebîhullah. O da Allah'ın kurbanı, o da kurban olacaktı ya, sonradan Allah-u Teâlâ hazretleri [kurban olarak koç gönderdi.]
Bir kitapta okudum, rivayete göre melekler İbrahim aleyhisselam hakkında sormuşlar:
"Yâ Rabbi! Neden bu zatı kendine halil ittihaz eyledin, samimi dost eyledin?"
"Gidin sorun bakalım." demiş.
Melekler insan suretine girmişler, gitmişler. İbrahim aleyhisselam sürülerin başında sürüleri otlatmaktaymış. Ama o kadar çok sürüsü varmış... Kitapta uzun tasvir ediliyor...
İbrahim aleyhisselâm'a;
"Bunlar kimin?" diye soruyorlar.
"Allah'ın ama ben bekçisiyim. Sen de Allah de sana üçte birini vereyim." diyor. Allah diyor.
"Üçte birini bağışladım." diyor.
"Bir daha Allah dersen üçte birini daha veririm." diyor.
Koca sürüler, yani her tarafı, dağı taşı tutmuş sürüler... Bir kere daha Allah diyor.
"Öteki üçte birini de verdim." diyor.
"Bir kere daha dersen hepsini, tamamını veririm." diyor. Bir kere daha Allah diyor.
"O zaman hepsini, bütün sürüleri sana verdim."
"Bir daha Allah dersen kendimi de sana bağışlarım, kendim de senin kölen olurum." diyor, "Allah dedi..." diye.
Melekler geliyorlar;
"Yâ Rabbi! Hakikaten dostunmuş, neden dostun olduğunu anladık." diyorlar.
İşte İbrahim aleyhisselam böyle kıymetli bir zât. İsmail aleyhisselâm'ın evlâdı da öyle kıymetli; çünkü o sülaleden Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz gelecek, öyle kıymetli bir sülale.
O sülaleden bir insan herhangi bir şekilde bir yere köle olduysa, onun o kölelikten kurtarılması daha kıymetli bir şey oluyor. Lâlettâyin bir insan değil; Allah yanında makbul olan bir aileden, asaletli bir aileden.
"Ondan 100 tane köleyi azat etmiş gibi sana sevap verilir." diyor.
Peygamber Efendimiz, Ümmü Hâni radıyallahu anhâ'ya;
Va'hmedi'llâhe miete tahmîdetin. "Allah-u Teâlâ hazretlerine 100 defa da hamd eyle."
Elhamdülillah'ın mânası; "Yâ Rabbi! Her türlü övgüler, metihler, senalar sana layıktır, sana şâyestedir, sana râcidir, sana gider. Ben neyi methetsem halikı sensin, sonunda seni methetmiş olurum. Her türlü övmeler sana layıktır." demek.
Sübhan olunca Allah, noksandan münezzeh olunca elbette kendine hamd da edilecek; çünkü kusursuz olan, her bakımdan tam olan methedilir.
"100 defa da Allah'a hamd et." diye tavsiye ediyor.
Fe-innehâ ta'dilü miete feresin müsrecetin mülcemetin tahmilîne aleyhâ fî sebîlillâhi."Bu hamdler, Allah yolunda cihat etmek üzere üzerine bindiğin, dizginlenmiş, eğerlenmiş 100 tane ata bedeldir."
Allah yolunda insanın harp malzemesi, cihat malzemesi hazırlaması... At, savaşmaya hazır malzeme, o zaman en kıymetli şey; bugünün tankı mı diyelim, o kadar önemli bir şey. Atlı oldu mu insan, hem de eğerlenmiş, dizginlenmiş, harbe hazırlanmış oldu mu gayet kıymetli oluyor.
"Senin 100 defa hamd etmen harpte kullanılmak üzere hazırlanmış 100 tane at yerine geçer." diyor.
Devam ediyor:
Ve kebbiri'llâhe miete tekbîretin. "Allah-u Teâlâ hazretlerine 100 defa tekbir getir."
Tekbir de Allah-u Ekber demek.
Allah-u Ekber’in mânası da "Allah-u Teâlâ hazretleri sonsuz azamet, celal, kibriya sahibi." demek. Yani "Sonsuz derecede ulu ve büyük Zât-ı celil." demek. Allah-u Ekber demek, "Hiçbir şeyle mukayese edilemeyecek kadar Allah-u Teâlâ hazretleri azamet sahibidir, uludur, yücedir, yüksektir, büyüktür." demek.
"100 defa Allah-u Ekber derse..."
Fe-innehâ ta'dilü leki. "Bu senin için muadil olur." Miete bedenetin mukalledetin mütekabbeletin. "Boyunlarına süsler takılmış ve Allah tarafından kabul olunmuş 100 kurbanlığa muadildir."
Ve hellili'llâhe miete tehlîletin. "Ve Allah-u Teâlâ hazretlerine 100 defa da tehlil getir."
Tehlil de lâ ilâhe illallah demek; "Allah'tan başka mabut yok. Tapılacak, sevilecek, gönül bağlanacak, ibadet edilecek varlık yok; sadece Allah-u Teâlâ hazretleri var." demek.
"Bunu da 100 defa söylersen..."
Fe-innehâ temleu mâ beyne's-semâi ve'l-ardi. "Bu, sema ile arzın arasını doldurur."
O kadar azametli, o kadar sevap bakımından yüksektir ki bunun sevabı sema ile arzın arasını doldurur.
Ve lâ yurfau yevme izin li-ehadin amelün efdalü minhâ. "Ve insanların hesaplarının görüldüğü, amellerinin tartıldığı, muhasebelerinin yapıldığı, bahtiyarların cennete, mücrimlerin, kusurluların, suçluların, kabahatlilerin cehenneme sevk edildiği o gün, hiçbir kimse için daha faziletli bir amel yükseltilmez, o mizanın olduğu yere getirilmez..." İllâ en ye'tiye bi-misli mâ eteyti. "Ancak senin yaptığın gibi yapanın durumu müstesna."
"Senin yaptığın şeyi aynen yapmışsa ne âlâ, yapmamışsa bu kadar, bunun derecesine yükselecek bir şeyi kimse yapamamış olur. Mizanda en çok ağır çekecek bir ibadettir." diye, Peygamber aleyhi's-salâtu ve's-selam Efendimiz böyle tavsiye buyurmuş.
Bu hadis-i şerif sahih, sağlam bir hadis-i şeriftir. Bak sevgili akrabasından, sevdiği bir kimseye Peygamber Efendimiz neler tavsiye ediyor.
Bak, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bunları böyle tavsiye buyurmuş.
Demek ki insan her gün 100 defa sübhanallah dese, 100 defa elhamdülillah dese, 100 defa Allah-u Ekber dese, 100 defa lâ ilâhe illallah dese... Bir rivayette de;
Ve lebbi'llâhe miete telbiyetin. "100 defa da Allah'a telbiye getir." diyor.
Telbiye de hacca gidenlerin bildiği bir ibâredir. Lebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, inne'l-hamde ve'n-ni'mete leke ve'l-mülk lâ şerike lek diye bütün hacılar buradan yola çıktığı andan o yere varıncaya kadar, her vadiye inişte, her yokuşu çıkışta, her toplulukla karşılaştıkça bu sözleri söylerler. "Yâ Rabbi! Ben senin emrindeyim, senin fermanının karşısında el pençe divan durmuşum, bel bağlamışım. Sen emir buyur, ben senin emrini yerine getirmeye âmâdeyim." mânasına geliyor.
Bunu da ilave etmiş. Bir rivayette de bu varmış.
İnsan bunları böyle söylerse demek ki çok büyük ecirlere mazhar oluyor.
Onun için, Allah-u Teâlâ hazretlerini zikretmeyi, tesbih, tahmid etmeyi, tekbir getirmeyi, lâ ilâhe illallah demeyi, Allah demeyi kimse hor görmesin, küçük görmesin.
Geçen gün elime bir el yazması kitabın fotoğrafları geçti. 40 tane hadis toplamış. Hepsini de âlimâne bir şekilde izah etmiş. Hepsi de Allah-u Teâlâ hazretlerini zikretmenin Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz tarafından nasıl tavsiye edildiğini ne kadar mühim olduğunu ne kadar büyük neticeler hâsıl ettiğini, ne kadar büyük sevaplar kazandırdığını ifade ediyor.
Peygamber aleyhi's-salâtu ve's-selâm Efendimiz diyor ki:
"İlmi kimden aldığınıza bakın; çünkü bu ilim dindir."
Onun için, bilgiyi kimden aldığınıza bakın. Size birisi bir laf söylediği zaman neye dayanarak söylüyor? Bu hususta konuşmaya hakkı, salahiyeti var mı? Mesleği müsait mi? Bilgisi müsait mi? Takvası müsait mi? Art niyeti yok mu? Hakikati mi söylüyor, yoksa kandırmaya mı çalışıyor?
Buna dikkat edin. Çünkü Allah'ın hikmeti, imtihan dünyası olduğu için çatlak ses de çıkıyor, doğru ses de çıkıyor, eğri söz de çıkıyor, yalan da çıkıyor, doğru da çıkıyor; kendini bilen de söylüyor, bilmeyen de söylüyor.
O halde bize ne düşüyor?
Allah'a sığınıp, Allah-u Teâlâ hazretlerine iltica edip hakkı çok titiz bir şekilde aramak. Her şeyin aslını sormak. Her şeyin kaynağını öğrenip dinî bilgimizi hadis-i şerife, ayet-i kerimeye dayandırmak; hurafeye dayandırmamak, onun bunun ileri geri sözüne dayandırmamak. Kur'ân-ı Kerîm'i öğrenmek, hadis-i şerifi öğrenmek. Aksi takdirde yanıltırlar, şaşırtırlar.
Burada bir şeye işaret etmişim, onu da size izah edeyim. İlginizi çekeceğini tahmin ediyorum.
Bazı hadis-i şeriflerde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz miktar söylemiş, mesela; "33 sübhanallah de, 33 elhamdülillah de." demiş.
Ne olacak; bu rakamdan biraz fazla yaparsam ne olur acaba?
Hatm-i hâcegân var malum; 7 Fatiha, 100 salavat-ı şerife, 79 elem neşrah leke, 1001 İhlâs-ı Şerif, 7 Fatiha, 100 salavat-ı şerife... Bu da öyle.
Peygamber Efendimiz' in daha başka tavsiyeleri de var.
Adet zikrettiği zaman durum ne olur?
Burada iki çeşit kanaati Gümüşhaneli rahmetullâhi aleyh zikretmiş.
Bazı alimler demişler ki:
"Nasıl her anahtar her kapıyı açmazsa, ille dişlerinin sayısı uyması lazım, girintisi çıkıntısı uyması lazım geliyorsa, ne demişse Resûlullah Efendimiz, o rakam aynen tatbik edilmeli ki kapı açılsın."
Yani anahtarın kilide uyduğu gibi böyle benzetme yapmış. Benim hoşuma gitti.
"Miftah-anahtar gibidir, ancak o adede çok riayet edilmesi lazım." demiş.
Bir kısım ulema da demiş ki:
"O miktarı yaptıktan sonra aynı cinsten olan fazlalık ziyan etmez; çünkü hayır değil mi söylenen sözler? Hayır. O hayır birazcık daha fazla oluverse, asıl rakam, yapılması gereken rakam tamamlandığı için üstündeki de onun fazileti olur, ilavesi olur, ziyan etmez."
Ve diyor ki;
Ve hüve esahhu. "Daha sahih yani doğru olan kanaat budur."
Demek ki insan böyle rakam zikredilmiş olan zikirlerde, tesbihatta o rakamları tutturmaya çalışmalı. Ama ulemanın "Fazla olursa ziyan etmez." dedikleri daha sahihtir. Bunu da bilgi olarak size nakletmiş olalım.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
27.12.1981 -
Hüzünlü Olmak, Açlık,
22.02.1981 -
Rüyanın Önemi, Sahih
