27.12.1981 - Hüzünlü Olmak, Açlık, Saf Tutmak, Kan Aldırmak, Zeytinyağı, Kabak, Mercimek

27.12.1981 - Hüzünlü Olmak, Açlık, Saf Tutmak, Kan Aldırmak, Zeytinyağı, Kabak, Mercimek
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Aleyküm bi'l-huzni fe-innehû miftâhu'l-kalbi. Kîle: Yâ Resûlallah! Keyfe'l-huzn? Kâle: Ecî'û enfüseküm bi'l-cû'i ve azmiûhâ.
Sadaka Resûlullâh fîmâ kâl ev kemâ kâl.
Metnin okumuş olduğumuz hadis-i şerifte Peygamberimiz Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz buyuruyor ki;
Aleyküm kelimesi; "Size tavsiye ederim, boynunuza borç olsun, bir vazife telakki edin, bunu böyle yapın." mânasına gelen bir tabir.
Aleyküm bi'l-huzni. "Size hüzünlü, mahzun olmayı tavsiye ederim."
Boynu bükük, kalbi kırık olmayı tavsiye ederim. Hani Yunus'un bir ilahisi var, diyor ki;
Derviş bağrı baş gerek.
Orada geçen baş "kafa" mânasına geliyor sanılıyor. Halbuki baş burada "yara" demek. Bağrı başlı, "bağrı yaralı" demek. O devirde öyle…
Dervişin bağrı yaralı olacak, kırık gönüllü olacak.
Bir hadis-i kutside Allah-u Teâlâ hazretleri; "Ben kalbi, gönlü kırıkların, mahzunların yanındayım." buyuruyor.
Böyle göbeği şiş, gamsız, kasavetsiz, tasasız insan olmak yerine, şöyle zarif, mahzun bir kimse olmak lazım. Çünkü
Hemmü'l-âhireti nûrun bi'l-kalb. "Ahiret gamı, kalpte nurdur."
Ahiretin tasası, çekilmeye değer bir tasadır.
"Size, hüzünlü olmayı tavsiye ederim." diyor Peygamber Efendimiz.
Onun üzerine soruyorlar ve izah ediyor.
Fe-innehû miftâhu'l-kalbi. "Çünkü bu hüzün, kalbin anahtarıdır. Hüzünlü olmak gönlün anahtarıdır."
Demek ki gönüller, kapılar gibi kilitli olabiliyor ve bir şey girmiyor, bir şey çıkmıyor. Kilitli olunca istifade mümkün olmuyor.
Bir başka hadis-i şerifi de hatırlıyoruz ki orada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyuruyor:
"Kalpler de demirin paslandığı gibi paslanır."
Nasıl demir, o pırıl pırıl demir, pas tutarsa işlemez olursa kalp de paslandığı zaman çalışmaz. Gönlü çalışmadığı zaman da insan, merhamet nedir bilmez, duygu nedir bilmez, hassaslıktan uzaktır, kaba sabadır, kırıcıdır. Ahiretin maarifini, maarif-i ilâhiyye'yi kabul etmez, idrak etmez, mârifetullaha layık olan gönül, işe yaramaz bir hâle gelir. Onun pasının silinmesi, zikrullah ile namaz kılmakla, ölümü düşünmekle olur, ahiretin gamını, tasasını çekmekle olur.
Efendimiz onun için burada da;
"Size mahzun olmayı tavsiye ederim. Çünkü hüzün, mahzunluk kalbin anahtarıdır." buyuruyor.
Demek ki tecelligâh-ı İlahi’nin mahalli olan, tecelligâh-ı ilâhî olan, Allah-u Teâlâ hazretlerinin eltâfının, lütuflarının tecelli ettiği yer olan, nazargâh-ı ilâhî olan kalbin anahtarı buymuş.
Kalbin de vazifesi var. Gözün vazifesi görmek, elin vazifesi tutmak, dilin vazifesi söylemek…
Kalbin, gönlün vazifesi de Allah-u Teâlâ hazretlerini bilmek. Allah-u Teâlâ hazretleri var, bir! Bize, bizden daha yakın, her şeyi ihata etmiş. Her şeyin mülkü O'nun elinde, her şey O'nun kudretiyle oluyor. Bize karîb, mucîb… Biz O'ndan uzağız, O bize yakın. İşte anahtarı; hüzün!
Soruyorlar:
Kîle: Yâ Resûlallah! Keyfe'l-hüzn? "Bu mahzunluk nasıl olacak?" Kâle ecî'û enfüseküm bi'l-cû'i. "Açlıkla, gönlünüzü acıktırın."
Aç durun, oruç tutun.
Ve azmiûhâ. "Ve susuz durun."
"Aç, susuz durun da gönlünüzü acıktırın biraz. O zaman mahzun olursunuz."
Açlığın, aç durmanın, oruç tutmanın, pek çok faydasından birisi, en büyük faydalarından birisi de budur. İnsan oruç tuttu mu mide boşalıp kalp, gönül çalışmaya başlar. Onun için Peygamber aleyhisselatü vesselam Efendimiz bunu tavsiye etmiş. İnsanın şehvetini kırar, nefsinin azgınlığını durdurur, arzularını keser, boynunu büker, fukaranın hâlini anlatır. Düşünme fırsatı verir. Keyfini kaçırır, biraz ahiret gamına düşürür. Onun için orucu yalnız Ramazan'dan Ramazan'a değil de belirli fasılalarla tutmaya devam etmek lazım.
Aleyküm bi's-saffi'l-evveli. "Size ilk safı tavsiye ederim."
İlk safa yetişmeye, ilk safa dâhil olmaya gayret edin.
Bu nasıl olacak?
En arkadan gelip herkesin omzunu eğdirip atlayıp en öne gelmek değil. Bunun mahzuru da var, günahı da var. Mesela "cuma günü böyle yaparsan yasak" diye, haberler gelmiş. Camiye erken geleceksin, mihraba en yakın yere oturacaksın, tesbih çekeceksin, gözünü kapatacaksın, Allah'ı anacaksın, günahını düşüneceksin, ahiretin tasasını çekeceksin; o vakti öyle değerlendireceksin. İlk safın faydası öyle bulunur. Yoksa başkasının hakkını çiğneyerek kolay kolay bulunmaz. O kibarlık ediyor, zarafet gösteriyor, fedakârlık ediyor, biz en arkadan en öne gidiyoruz. Doğru değil. Nerede yer bulursa orada kılacak. Eğer ön safın faziletini biliyorsan ona kıymet veriyorsan erkenden gelirsin. Ön saf dolar, ondan sonra ikinci saf dolar, ondan sonra üçüncü…
Cami cemaatine Allah-u Teâlâ hazretlerinin rahmeti gelir. İmamdan başlar, imamın arkasından sağına soluna, arkaya doğru gider. Önden başlar ve ortadan devam eder. Onun için insan yeni bir safa başlayacağı zaman buna göre hareket edecek…
Bazıları bilemiyorlar; bu bilgiler okumakla, dinlemekle öğrenilir. Camiye geldi, öndeki saf tamamen dolmuş, kendisi yapayalnız kaldı.
Şimdi nerede saf duracak?
Tam orta yerde duracak. Çünkü rahmet oradan tenzil oluyor. Kenarda durursa daha sonra gelenler kendisinden daha çok alırlar, alırlar, alırlar… O sonraya kalır. Ortada duracak; gelen bir sağına bir soluna, bir sağına bir soluna devam edecek. O saf öyle tamamlanacak.
Peygamber Efendimiz; "Size ilk safı tavsiye ederim." derken "Cami boşsa arkalarda da durmayın, öne gelin, ön safı doldurun." demek istiyor.
"İnsanın attığı adımların en hayırlısı, öndeki safı doldurmak için atılan adımdır." diye de bir hadis-i şerifte geçmişti.
Demek ki boşsa ön safı dolduracağız. Doluysa ön safa yetişmek için bir dahaki vakitte camiye daha erken geleceğiz. Kendimizi Allah'a, Allah'ın evinde boyun büküp kulluk etmeye alıştıracağız. Usul, erkân bilmez, sohbet adabını bilmez kimseler olmayacağız.
Hani insan bir eve gider de ne konuşacağını bilmez, oturur; ev sahibi ona bakar, o ev sahibine bakar.
Edep mi? "Allah" diye de bir şey var, Allah-u Teâlâ hazretlerine karşı âdab var. Nasıl hareket etmek lazım?
Uzletin edebi var. Yalnız kaldığın zaman Mevlâ'ya nasıl müracaat edeceksin? Nasıl yalvaracaksın, nasıl yakaracaksın? Bunlar da birer terbiye işi, muaşeret işi.
Ve aleyküm bi'l-meymeneti. "Size sağ tarafı tavsiye ederim."
Peygamber Efendimiz sağ tarafı, safların sağ tarafını ve her şeyde sağ tarafı tercih ederdi.
El-Eymenü fe'l-eymenu. "Önce sağdaki girsin, ondan sonra yine nispeten sağda olan girsin."
Müslüman hep sağ ile başlar. Sağ ile yer, hayırlı yerlere sağ ile girer. Safın da sağ tarafı daha çok sevaplıdır.
Ve iyyâküm ve's-saffü beyne's-sevârî. "Direklerin arasındaki yerlerde saf tutmayın, oraya girmeyin, ondan sizi menederim." diyor.
Direklerin arasında tam olmuyor. Safın boydan boya olması, cami boyunca olması makbul. Direklerle kesilmiş, küçücük aralarda olmasını Peygamber Efendimiz uygun görmemiş.
Sevârî, direk kelimesinin cem'i, çoğulu.
"Direklerin arasında saf tutmayın, yarım oluyor, kısacık oluyor. İki direk arasında olan saf, ötekiler gibi boylu boyunca olmuyor."
Bu hadis-i şerifi, İbn Abbas radıyallahu anh rivayet etmiş. Safların adabına dair bir hadis-i şerif.
Aleyküm bi'l-amâimi. "Size sarıkları tavsiye ederim." diyor Peygamber Efendimiz. Sarık sarmak tavsiye ediliyor.
"Başa sarılan o sarıkları -amâme, amâim veya emâme, emâim- sarın; onları giyin."
Fe-innehâ sîme'l-melâiketi. "Çünkü o, meleklerin kıyafetidir."
Sarıklar, meleklerin kıyafetidir.
Ve erhû ileyhâ halfe zuhûriküm. "Ve sarığın ucunu, sırtınızın ortasına, arkasına sarkıtın."
Sarık sarılacak, ucu da arkaya sarkıtılacak, bu hadis-i şerife göre tavsiye böyle.
"Sarıkla kılınan namaz sarıksız kılınan namazdan 70 kat daha sevaplıdır." diye hadis-i şerif de var.
Aleyküm bi'l-ğanemi fe-innehâ min devâbbi'l-cenneti fe-sallû fi merâhihâ ve'msehû rağâmehâ.
"Size koyunu tavsiye ederim çünkü o cennet mahluklarındandır, cennet hayvanlarındandır.
Hani koyun yavaştır. Yunus'un şiirinde nasıl geçiyor:
Koyundan yavaş gerek.
Yavaş bir hayvandır, öyle pek hareket etmez. Her şeyi de bereketlidir. Çabucak üreyiverir, yününden istifade edilir, eti tatlıdır, hoştur, sütü güzeldir, kuzusu sevimlidir.
"Size koyunu tavsiye ederim." buyuruyor.
Koyun beslemek ile deve beslemek arasında bile insanın huyuna tesir etmesi bakımından fark vardır.
Koyun sahipleri mütevazı olurmuş. Deve sahipleri mütekebbir olurmuş.
Nasıl oluyorsa meslekler, meşguliyetler huylara böyle tesir ediyor. Bunun için koyunu tavsiye ediyor.
"Onların barınaklarında namaz kılabilirsiniz." diyor Peygamber Efendimiz.
Ve'msehû rağâmehâ. "Koyunların bulunduğu yere mesh yapabilirsiniz."
"Bu mübah" mânasına geliyor. Mübah olduğunu gösteren bir emir! Demek ki koyun mübarek bir hayvanmış. Peygamber Efendimiz bizi onu beslemeye teşvik ediyor.
Aleyküm bi'l-hacâmeti fî cevzeti'l-kamâhdeveh fe-innehâ devâün min'esneyni ve seb'îne dâen ve hamsetü edvâ' mine'l-cünûni ve'l-cüzzâmi ve'l-barasi ve vecai'l-edrâs.
Peygamber Efendimiz;
"Size hacamat yaptırmayı tavsiye ederim. Kan aldırmayı tavsiye ederim. Başın arkasından ense tarafından kan aldırmayı tavsiye ederim." buyuruyor.
Bunun, gözün şişkinliğine ve daha başka, -burada sayılan bazı hastalıklar var- rahatsızlıklara faydası olduğunu sıralıyor.
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuş:
Fe-innehâ devâün min'esneyni ve seb'îne dâen. "72 hastalığa şifadır." Ve hamsetü edvâ' mine'l-cünûni ve'l-cüzzâmi ve'l-barasi ve vecai'l-edrâs. "Beş tane hastalık daha vardır ki onun da devasıdır: Cünuna, baygınlık, delilik, arızi deliliğe, cüzzama, cüzzam illetine, baras illetine, diş ağrısına faydası vardır." diye Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hacamatı tavsiye etmiş.
Aleyküm bi-hâzihi'ş-şecereti'l-mübâraketi zeytü'z-zeytûni. "Size şu mübarek ağacı tavsiye ederim."
Şeceretün, "ağaç" şecere-i mübâreke dediği "zeytin ağacı"dır.
Kur'ân-ı Kerîm'de Nur suresinde:
Allâhu nûru's-semâvâti ve'l-ard. Ayeti kerimesinde de öyle geçiyor. Bu mübarek ağacı size tavsiye ederim. Bu zeytinin yağını tavsiye ederim.
Fe-tedâvev bihî. "Onunla tedavi olunuz." Fe-innehû musihhatün mine'l-bâsûr. "Çünkü bu basura sıhhat kazandırıcı bir hasseye sahiptir."
Zeytinyağının pek çok şifası vardır. Bugün tıbben de kabul edilmiş şifaları vardır. Zeytinyağı birkaç çeşittir. Bir kere zeytinyağının natürel olması lazım. Kupe veya riviera gibi çeşidi oluyor. Kaynatılmış, kimyevî muamele görmüş, içinde birtakım işlemler olmuş olursa o zaman vitamini, gıda değeri gidiyor. Tabii olacak. Torbanın içine konulmuş, cendereye girmiş, sıkılmış, suyu çıkmış, başka hiçbir kimyevî muamele görmemiş. İnsan bunun düşük asitlisini alırsa asidi az olanını alırsa işte o, hakiki şifalı zeytinyağıdır. Ötekiler kimyevî muamele görmüşlerdir, o kadar şifa yoktur ama yine de bu akan yağlar, vücuda katı yağlardan daha çok faydalıdır. Mesela "Sana" gibi, 'Vita" gibi, içine hidrojen geçirilip katılaştırılmış dondurulmuş olan yağlar, vücut hararetinde erimiyor, damarlarda da kalabiliyormuş. Damarların içinde zerreler hâlinde yapışıp kalabiliyormuş. Onun için sıhhate uygun değil. İnsanda damar sertliği varsa yaşlanmışsa o yağları kullanmamaları tavsiye ediliyor. Onun yerine, akıcı yağları tavsiye ediyorlar.
İşte bu zeytinyağı onların başında gelen güzel bir yağdır. Siz de fırsat buldukça -hem memleketinizin mahsulüdür- evinizde de bu yağı kullanmaya gayret edin. O donmuş yağlar pek sıhhate elverişli değildir. Lehinde aleyhinde çok yazılar yazılıyor. Netice itibariyle onları eve sokmak herhalde sıhhî bakımdan iyi bir şey değil.
"Dört tane beyazdan sakının." diyorlar. İnsan biraz yaşlandı mı, şişmanladı mı? İşte birisi şeker; şeker de zararlı oluyor. Un; fazla unlu gıdalar yediği zaman zararlı oluyor. Yağ. Bir tanesi daha var; tuz, tuz da fazla olduğu zaman zararlı.
Bu zeytinyağı şifalı yağlardan biridir.
Aleyküm bi'l-elbâni'l-bakari. "Size, sığırların, inek ve sair cinsinin sütlerini tavsiye ederim." Ve sümnânihâ. "Ve onların yağlarını tavsiye ederim."
Sığırların sütlerinden elde edilmiş o cinsini, "büyük baş hayvan" dediğimiz, onların sütlerinden elde edilen yağları tavsiye ederim.
Ve iyyâküm ve lühûmehâ. "Etlerini yemekten sakınınız. Sizi sakındırırım, etlerini yemeyin." Fe-inne elbânehâ ve sümnânehâ devâün. "Çünkü sütleri ve yağları şifadır." Ve lühûmühâ dâün. "Etleri hastalıktır."
Koyunun eti biraz hafifçe oluyor da sığırın eti pek iyi olmadığı için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz öylece bildirmiş.
Aleyküm bi'l-hüleyleci'l-esvedi. "Size 'Hint eriği' denilen, bir çeşit meyveyi, -onun siyah, sarı, beyaz cinsleri varmış- kara hüleyleci tavsiye ederim."
Çilek gibi, erik gibi bir meyve imiş.
Fe'şrabûhü. "Bunu içiniz." Fe-innehû min şeceri'l-cenneti. "Çünkü bu cennet ağacındandır." Ta'mühû mürrün ve hüve şifâün min külli dâin. "Tadı biraz acıdır ama her hastalığa şifadır."
Hint eriği, çilek gibi bir şey.
Mısır'da bulunan, okuyan arkadaşlarımız diyorlar ki bu orada satılır; suyun içine konulur, karıştırılınca çabuk erir ve içilir, şifalıdır.
Aleyküm bi'l-kar'i. "Size kabağı tavsiye ederim."
"Bir çeşit kabağı, tavsiye ederim."
Fe-innehû yezîdü fi'd-dimâği. "Çünkü bu, insanın dimağını açar. Dimağını arttırır, baş ağrısını giderir." Ve aleyküm bi'l-ades. "Size mercimeği tavsiye ederim." Fe-innehû kuddise alâ-lisâni seb'îne nebiyyen. "70 peygamberin ağzından methedilerek kutsallaştırıldı."
Pak, temiz, iyi ve faydalı bir gıda olduğu eski peygamberler tarafından da bildirilmiş.
Mercimek de kıymetli bir gıdadır. Arkadaşlarımız Ramazan'da itikâfa girdiği zaman onlara mercimek çorbası, mercimek lapası yedirirlerdi. Usuldendir, akşamleyin mercimek lapası yedirirlerdi. Geceleyin de itikâfta olanlara 21 tane üzüm… O iri üzümlerden, çekirdekli üzümlerden 21 tane üzüm yedirirlerdi. Son on gün itikâfta böyle bir beslenme şekli vardır.
Gıdanın da insana faydası, zararı, tesiri var. Maneviyata dahi tesiri var. Hele haram olursa çok büyük tesiri var. Bir de gıdanın cinsinin insana tesiri var. Onun için itikâfa girene o mercimeği yedirmelerini, şimdi burada anlıyoruz. Çünkü 70 peygamber tarafından iyi bir gıda olduğu beyan edilmiş, güzel bir gıda.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
27.12.1981 -
Kuru Üzüm, Hardal,
24.05.1981 -
İbrahim As. Kurban
