23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır

23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillahi Rabbi'l-âlemin. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn. Ve men tebi'ahû bi ihsânin ilâ yevmi'd-din.
Tasavvufta; müridin gayeye ulaşması için yapması gereken işlerden birisi, zikirdir. Eline tesbihi alacak, zikri yapacak.
Neden?
Çünkü Allahu Teâlâ hazretleri ,Kur'ân-ı Kerîm'de zikri çok yerde emretmiş. Zikir kelimesi 200 kusür yerde geçiyor, 80 küsur yerde emrediliyor... Ben tam liste çıkartacağım kendim sayacağım ama saymadım, çok emrediliyor.
E Allah'ın emrini tutmayacak mıyız!?
Allah zikredin diyor, zikredeceğiz. O bakımdan tabii, zikri yapmak mecburiyeti var. Namaz kılın dediği için namazları kılıyoruz, oruç tutun dediği için oruçları tutuyoruz, hacca gidin dediği için nice zahmetlerle, masraflarla hacca gidiyoruz. E zikir dediği zaman da zikredeceğiz.
Allah zikredin diyor mu Kur'ân-ı Kerîm'de?
Bakın okuyayım. Türkçe olmadığı halde anlayacaksınız.
Bismillahirrahmânirrahîm.
Yâ eyyühellezîne âmenü'zkürüllâhe zikran kesîrâ.
"Ey iman edenler, Allah'ı çok zikredin." O zaman çok zikredeceksiniz. Çaresi yok.
Vezküri's-me rabbike bükraten ve asîlâ.
"Sabah akşam Allah'ın adını zikret."
Niye, niye emrediyor Allah?
Tabii Allah'a niye diye sorulmaz. Çünkü nasıl isterse öyle yapar ama sebebini anlamak için sorulur; neden acaba Allah emrediyor?
Fe-z kürûnî ezkürküm ve'ş-kurûlî ve lâ tekfürûn.
"Siz beni zikrederseniz ben de sizi severim, ben de sizi zikrederim." diyor Allah. Ben Allah diyeceğim, Allah da beni zikredecek. Şerefin büyüklüğüne bakın! İşin güzelliğine bakın!
Şimdi böyle olunca; böyle yapa yapa kulun gönlünde paslar, kirler gidiyor.
Çünkü zikir;
Elâ bi-zikrillâhi tatmainni'l-kulûb.
Kalbin içindeki o kötü duyguları atıyor. Yavaş yavaş, yavaş yavaş temizliyor; insanın gönlü, kalbi pırıl pırıl bir kalp oluyor. O zaman insan, Allah'ın sevgisine doğru gidiyor. Allah'ın sevdiği bir kul oluyor. Allah'ın sevgisi, içinde beliriyor.
Yunus Emre'nin şiirlerini okuyun; baştan aşağı hep muhabbetullahtır, aşkullahtır. Mevlânâ hazretlerinin koca divanını okuyun, binlerce beyti hepsi aşkullahtır, muhabbetullahtır. İşte o muhabbetullah olsun diye [bu çalışma yapılıyor.]
Hani nasıl emme basma tulumba da böyle böyle yaptıkça tangur tungur, çangur çungur, çangur çungur, çangur çungur..foşş..ha, su geldi. İlk başta tıngır tıngır oluyor, daha tulumbanın borusu boş. Çekiyorsunuz çekiyorsunuz, tangur tungur, tangur tungur bir metal sesleri geliyor, ondan sonra kovaya su şarıl şarıl, şarıl şarıl akmaya başlıyor, seviniyorsunuz, tamam, tulumba suyu çekti diye.
İşte öyle olduğu için; insanda Allah sevgisi meydana geldiğinden, Allah'ın da insanları sevmesi, Allah'a karşı insanın duygularıyla ilgili olduğundan bu iş yapılıyor.
Allah seni seviyor mu, sevmiyor mu diye merak edersen ölçü ne?
Sen kalbinden Allah'a nasıl bağlısın, Allah'ı ne kadar seviyorsun; işte ölçü o. Yani senin Allah'a karşı bağlılığın, sevgin; Allah'ın seni o kadar sevdiğini gösteriyor. Çok daha fazla ama o ona bağlı, insanın içindeki duygulara bağlı. İşte o duygular meydana gelsin, kalbi nurlansın diye zikir emrediliyor.
Tasavvufun başka işleri emrediliyor da kişi sonunda nefsini yenen bir insan hâline geliyor. Nefsine hakim olan, kızmayan, nefsinin haram olan isteklerini yapmayan, helal olan işleri, emirleri de yapma diye engel olmasına aldırmayan, çekil önümden diyen, nefsine hakim olan, nefsini yola getiren insan hâline getiriyor. O zaman öyle olunca Allah'a itaat oluyor, isyan olmuyor, Allah hidayet veriyor, cennetin anahtarını veriyor, sevgili kulu oluyor, cennete gidiyor. Yani işin aslı, mekanizması, esası, kökü bu.
Tasavvuf deyince çok laf söyleyen insanlar çıkmıştır, çok kitaplar yazılmıştır, çok şâşâlı, gösterişli, edâlı, özentili, mübalağalı şeyler olmuştur. İşin edebiyatı başka... İşin özü, aslı, temeli, ana noktası, ana yolu budur işte. Böyle olduğu zaman Allahu Teâlâ hazretlerinin sevdiği kul olur.
[Allah'ın] sevdiği kul olunca ne olur?
O zaman her şey oluyor. "Ben bir kulumu sevdim mi gören gözü, işiten kulağı, söyleyen dili, tutan eli, yürüyen ayağı olurum." diyor. Yani her türlü olağanüstülükler kendisinde oluyor, bir de âhirette cennetlik oluyor. Bu dünya mühim değil. Âhirette ebedî saadeti kazanıyor, cennetlik oluyor.
O halde tasavvuf, tekrar özetlemek gerekirse; cennet yoludur, takvâ yoludur, Kur'ân-ı Kerîm yoludur, Peygamber Efendimiz'in sünnet-i seniyesinin yoludur.
Ama lafı değil. Lafa, kâl derler, hâli. Yani uygulaması. Kâl değildir, hâldir. Lafı herkes bilir, söyler. Herkes buraya çıkar konuşur. Hatta bir Alman müsteşriki getirseniz, -Anna Mariya Şimel, geçenlerde mükâfat verdiler,- getirin, Mevlânâ'yı filan çok okumuş, bilir, anlatır. Yetmez... Söz mühim değil uygulaması mühim, hâli mühim, hâlinin güzel olması mühimdir. Onun da ihlaslı olması mühimdir.
Bilecek, bildiğini uygulayacak, uygulamasını ihlasla yapacak; o zaman Allah'ın sevdiği bir kul olacak. Buna göre hareket edin.
Bu nasihatler hatırda kalabilecek nasihatlerdir. Kur'an'a sarılmak, hadîs-i şerîfe sarılmak, takvâ yolunda yürümek, ihlaslı olmak, zikirlerinizi yapmak...
es-Selamualeyküm ve rahmetullah ve berekatuhu…
02.05.1997 -
Alimliğin Önemi, Alimlerin
08.08.1997 -
Merhamet, Acıma, Topluma
