22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi

22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
el-Hamdü li'l-lâhi rabbi'l-âlemîn alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidinâ ve senedinâ ve mededinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.
Emma ba'd.
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbu'l-lâh ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasıli ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl.
Kâne lâ ye'külü's-sûme ve le'l-basale ve le'l-kürrâse min ecli enne'l-melâikete te'tîhi ve ennehû yükellimü Cibrîle.
Rivâyet yine Enes radıyallahu anh'ten. ''Peygamber Efendimiz sarımsak yemezdi, soğan yemezdi, pırasa yemezdi çünkü kendisine melekler geliyordu. Melekler, bunların kokusundan müteezzi olduklarından, hoşlanmadıklarından bunları yemezdi. Ve kendisi Cebrail aleyhisselam ile konuşuyordu, ona vahiy geliyordu. Onun için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bunları yemezdi ve ötekileri rahatsız ediyor diye; ‘Bunları yiyenler bizim mescidimize, namaz kılma mahallerimize gelmesin.' derdi.''
Sarımsak fena bir gıda değildir, soğan fena bir gıda değildir; faydaları vardır. Sarımsak tansiyonu tanzim eder, fevkalade güzeldir. Soğanın birçok besleyici, güzel tarafları vardır. Ama İslâm temizliğe önem veriyor, cemaate önem veriyor; başkasını üzmemeye, taciz etmemeye rahatsız etmemeye, gönül yapmaya, gönül hoş etmeye, insanları sevindirmeye çok önem veriyor. Onun için; ''Yerse yesin ama camimize gelmesin.'' diyor. O zaman da tabi mümkün olduğu kadar yememek gerekiyor. Yani cami vaktinde yememek, dikkat etmek gerekiyor. Ama hiç yememek gibi bir yasak değil, haramlık değil de cemaati taciz etmesi bakımından uygun olmayan bir şey.
Kâne lâ ye'külü müttekien ve lâ yeta'u akıbehû racülâni. ''Peygamber Efendimiz yemek yerken yaslanmazdı.''
Arkasına dayanıp yastığa kurulup divana uzanıp da yatanları bilirsiniz, duyarsınız. Tarihten Romalılar'ı okuyoruz; divanların üzerinde otururlar, yatar vaziyette çeşitli meyveleri yiyecekleri yerlermiş. Tıka basa doyunca boğazlarını gıcıklattırır, onları çıkarır yine yerlermiş. Bu İslâm dışı şeyin ne kadar çirkin olduğunu buradan anlayabilirsiniz. Efendimiz yaslanarak yemezdi. Yemek yerken önünde, arkasında iki kişinin yürümesine müsaade etmezdi. Hani muhafız gibi, koruma gibi arkasından yürünmesine müsaade etmezdi. Ashabını önünden gönderir, kendisi arkadan yürürdü. En önde çalımlı çalımlı yürürler ya, Efendimiz'in öyle bir hali yoktu.
Kâne lâ ye'kulü min hediyyetin hattâ ye'mure sâhibehâ en ye'küle minhâ li'ş-şâti'lletî ühdiyet lehû.
Ammar radıyallahu anh'ten rivâyet edilmiş. Peygamber Efendimiz kendisine getirilmiş bir yiyecek hediyesini getiren kimseye; ''Buyur, sen ye.'' demeden yemezdi. Çünkü Hayberli bir yahudi kadın ona zehirli bir koyun getirmişti. Ondan ağzına bir aldı; Cebrail aleyhisselam onun zehirli olduğunu bildirince çıkardı. Öyle bir zehirleme durumu Peygamber Efendimiz'in başından geçmişti. Hatta vefatının o zehrin uzun zaman devam eden tesiriyle olduğuna dair rivâyetler vardır. ''O Hayber'deki etin çiğnemiş olduğum lokmasının acısını şuramda her zaman hissederim.'' derdi. Demek ki içinde öyle bir izi, tesiri kalmış. Onun için birisi kendisine bir hediye getirdiği zaman; ''Buyur önce sen tat, ye bakalım.'' diye ona yedirtirdi. Bu; ''Herhangi bir suikast bahis konusu olmasın.'' diye yapılması gereken şeylerden biridir. Bazen böyle şeyler oluyor. İnsanın yiyeceğine çeşitli şeyler koyabiliyorlar. Çeşitli suikastler olabilir. Tabi bunlara karşı böyle büyük, tanınmış kimselerin tedbirler alması gerekiyor.
Peygamber Efendimiz'in çok güzel tedbirleri vardır. Mesela birisini komutan tayin ediyor, emrine askerler veriyor, bir de mektup veriyor. ''Medine'den üç gün yola gideceksin, filanca yere gelince bu mektubu açacaksın.'' diyor. Mektupta talimat var, vazife var. Vazifeyi nerede yapacaklarına, nereye gideceklerine dair bilgi mektubun içinde. Ne güzel tedbir. Medine'den söylese, adam açsa öğrense, karısına söyleyecek, akrabasına söyleyecek. Oradan oraya yayılacak. Onun için üç günlük mesafeden sonra açmasını söylüyor; Efendimiz'in güzel tedbirlerinden.
Kâne lâ yetetayyeru ve lâkin yetefe'elü. ''Peygamber Efendimiz bir şeyin uğursuzluğunu ileri sürmezdi. ‘Bu şey uğursuzdur. Bundan şöyle kötülük olacak.' diye şomluk yapmazdı, fenaya yormazdı. Hayr yorumu yapardı, güzel şeye yorardı.''
Halk arasında uğursuzlukla ilgili çeşitli söylentiler vardır. Mesela;
''Bir yere giderken insanın önünden kedi veya köpek geçerse o gideceği iş iyi olmayacak.''
Bunu nereden çıkardın?
Şuradan bu tarafa kedi geçti. ''Tam gideceği sırada yukarıdan baykuş öttü; tamam bu iş fena oldu, eyvah bugün uğursuz olacak. Tam da böyle dolunay halindeyken baykuş öttü, eyvah yarın yandık.''
Ne yanması ya! Hiç bir şey yok, nereden çıkarıyorsun bu uğursuzlukları. İnsanoğullarının böyle tarihten birikmiş saçma sapan batıl itikatları, inançları vardır çeşitli uğursuzluk inanışları vardır. Efendimiz böyle yapmazdı. Yalnız tatlıya, güzele, iyiye yorardı. Mesela Hudeybiye anlaşması yapılacağı zaman Kureyşli taraf Kureyşliler'in başında Sehl isminde bir zâtı gönderdiler. Sehl adındaki şahsın emrinde bir heyet geldi, Peygamber Efendimiz'le anlaşma yaptılar. Ondan sonra Hudeybiye anlaşmasına göre Peygamber Efendimiz Medine-i Münevvere'ye döndü. Peygamber Efendimiz; ''Gelen kimsenin adı Sehl. Sehl kolay demek. İnşaallah işimiz kolay olacak.'' dedi. Güzele yormak dediğimiz şey bu. Efendimiz hayra, güzele yorardı; şomluk, uğursuzluk yapmazdı, söylemezdi. Bu da bize bir ibrettir.
Kâne lâ yete'ârru mine'l-leyli illâ ecra's-sivâke alâ fîhi.
İbni Ömer radıyallahu anhümâdan rivâyet edilmiş. ''Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem geceleyin uyandı mı muhakkak dişlerine misvak sürerdi. Geceleyin uyandığı zaman mutlaka ağzını misvaklardı.''
Peygamber Efendimiz'in dişleri pırıl pırıl parlardı. Ağzını açtığı zaman inci gibi parıldardı, etrafa ışıkları saçılırdı; dişleri çok güzel, çok temizdi. Peygamber Efendimiz ağız temizliğine büyük bir ehemmiyet vermişti. Bu meselenin üstüne o kadar güzel eğilmişti ki; ağaç dallarının uçlarının liflenmesiyle, ezilmesiyle, tel tel olmasıyla sahabe-i kiram dişlerini böyle fırçalarlardı ve dişlerinde hiç rahatsızlık olmazdı. Diş etleri gayet güzel olurdu.
Biliyorsunuz misvakın çeşitli ağaçlardan yapılması mümkündür. Mesela ceviz ağacının dalından bile olur. Ama asıl çölde yetişen bir bitkinin kökü var ki o kökten çıkarttın mı misvakın; hafif tuzlu, baharlı, karabiber gibi ağıza bir acılık hissi veren, çok sevimli bir tadı vardır. O asıl misvak. İnsan dişlerini öyle misvakladığı, fırçaladığı zaman o madde diş etlerinin hastalıklarına iyi gelir. Misvakın içindeki ecza, diş etlerini fevkalade tedavi ediyor. Ankara'da tanıdığımız bir diş hekimi var. Araştırıcı bir diş hekimi, bu işin tetkikini yapan bir kimse, ilim adamı; o söylüyor. Diş hastalığı olan insanlar misvak kullandığı zaman geçiyormuş. Misvak kullananlarda öbür insanların yüzde doksanında görülen diş hastalıkları görülmüyor. Mesela diş köklerinde iltihap, piyore denilen bir hastalıktan bahsetti. O piyore hastalığı misvak kullananlarda olmuyor. Böyle diş kökleri iltihaplanıyor, dişi sallanıyor, ikide birde kanama oluyor; ona gayet iyi geliyor. Misvak, çok faydalı bir ilaç.
"Hocam bu misvakı kullanmasak, diş fırçası kullansak olmaz mı?"
Diş fırçası da olur. Peygamber Efendimiz; parmak da olur, el-esâbiu ecri mecre's-sivâk. ''Parmaklarla dişleri temizlemek de misvak gibi sevap kazandırır.'' Misvakın yoksa parmağınla dişlerini fırçalar gibi temizleyebilirsin. Eğer diş fırçası kullanacaksan, domuz kılı olmamasına dikkat edeceksin, bir; diş macunlarının içinde de haram malzeme olmamasına dikkat edeceksin, iki. Onun için sentetik kıllı diş fırçaları daha iyi oluyor. Çünkü domuz kılı olma ihtimali yok. Eskiden kıl fırça daha iyi gibi bir laf söylüyorlardı. Fakat bizim burada diş tabibi kardeşlerimiz var, onlar da bilirler; kılların içinde kıl kanalı vardır. İnsanoğlunun ve başka mahlûkların kılları yekpare değildir; içinde bir ayrıca, kılın kanalı vardır. Eğer kıldan yapılmış bir diş fırçası olursa o kanala mikroplar yerleşiyor, mikrop yuvası oluyor
Onun için sentetik malzemeyle olması lazım veyahut doğrudan doğruya misvak kullanmak lazım. Misvak kullandığı zaman da misvakın ucunu kalem gibi ikide bir de tıraşlamak lazım. Onu da millet bilmiyor. Tıraşlamak lazım ki o eczası hep aşağı doğru yenilenmiş, kullanılmış olsun. Misvakla kılınan namaz misvaksız kılınan namazdan 70 kat daha sevaplı. Ağzının hastalıklarını geçiriyor, meleklerin hoşuna gidiyor, Allah'ın rızasını kazanmaya vesile oluyor. Misvak güzel bir şey. Bir arkadaşımızın diş etleri yaraymış, dokunsa kanıyormuş, abdest alsa bir türlü abdestini tamamlayamıyormuş, diş etlerinin rahatsızlığından dolayı acıyormuş, sonunda; ''Misvak kullandım, geçti.'' dedi. Onun üzerine o diş tabibi arkadaş; ''Otur bakalım şu koltuğa.'' dedi oturdu o da, başını arkaya dayadı, ağzını bir açtı, diş tabibi dişlerine baktı, hayret etti; ''Allah Allah!'' dedi. ''Biz de görelim.'' diye eğildik, onun ağzına baktık. Ben ömrümde o kadar güzel diş, o kadar hoş renkli, sevimli, pembe, güzel diş eti görmedim. Kanayan yaralı bir diş eti varken misvak kullana kullana güzel olduğunu bizzat kendisi söyledi. Demek ki Resûlullah'ın tavsiye ettiği her şeyde bir güzellik var.
Allahu Teâlâ hazretleri her işimizi Efendimiz'e uydurmayı bize kolaylaştırsın. Sünnet-i seniyyeyi ihya eyleyip şehit sevapları kazanmamızı nasip eylesin.
Fâtihâ-i şerîfe mea'l-besmele.
04.11.1994 -
Din Hakkında Konuşanları
06.01.1992 -
İslam Merhamet ve
