00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri

00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
Bismillâhirrahmânirrahîm
Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Kemâ yenbeğî li-celâli vechihî ve-li azîmi sultânih. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ecmaîne't-tayyibîne't-tâhirîn.
Emmâ ba'd:
İslam’ın sahtesi var, peygamberimizin sahtesi var, Kur’an-ı Kerim’in sahtesi var, altının sahtesi var, elmasın sahtesi var... Neden? Şeytan var, şeytan kandırıyor, şeytan aldatıyor, şeytan insanları yanlış yola çekmeye çalışıyor, şeytan gibi insanlar var, İslam düşmanları var, İslam’ı karıştırmak isteyenler var, İslam’ın mensuplarını kapmak isteyenler var. Kuzucukları yemek isteyen kurtlar var. Onun için sahte yollar da var. Çare? Çare, Allah’a sığınmak, gözünü açmak, Kur’an’a sarılmak, Peygamber Efendimizin sünnet-i seniyyesine uymak.
Bizim evimize birisini getirdiler, babam getirdi, tanıdık birisinin damadıymış da onun için getirdi. Filanca büyük zatın, sohbetinde duymuş ki şöyle, böyle. Dedim: “Evladım, hiç aslı, esası yok. Ne ayette var ne hadis-i şerifte var”. Söylediği sözlere delil isteyin, dedim. Bir laf söylemiş, abuk sabuk. Sorun bakalım, ayette hadiste yeri var mı? Fıkıhta, Akaid’de, din kitaplarında yeri var mı? Yok. Biliyorum yok, uydurma, batıl inanç.
Adamın birisi Denizli’de çıkmış. Etrafına toplanmış insanlara "sabah namazını kılmayın" demiş. "Ee niye kılmayalım?" Denizli’deki arkadaşlar anlatıyor. Niye kılmayalım? Allah bana öyle söyledi. Sana Allah Kur’an-ı Kerim’de kılın demişken, Peygamber Efendimize kılın demişken sana Allah namaz kılmayın der mi? Sana şeytan demiştir onu. Şeksiz şüphesiz şeytan demiştir. Sen kim oluyorsun da Allah’ın beş vakit namazını kaldırabiliyorsun. Bunun böyle olduğunu gören bir insanın, onun etrafında bir saniye durması vebal olur. Neden? Yanlış yolda.
Onun için Hz. Ali Efendimiz diyorki, çok güzel bir söz, benim çok hoşuma gider: “La tarifil Hakka bir-Rical, irfil Hak tarif ehle.” "Adamlara bakıp da hakikati onların ağzından öğrenmeye kalkma, hakikati öğren kimin hakikat ehli olduğunu o zaman anlarsın." Bir ölçü yok mu? İnsanı bir tartmak yok mu? Yani kim doğru, kim eğri? Türkiye’deki falanca yazar, doğru mu eğri mi? Bunun bir ölçülmesi yok mu? Bir adamın bir teraziye vurulması yok mu? Tartılması yok mu? Bir kontrolü yok mu? Var. Neye göre tartılacak? İman terazisinde tartılacak, Kur’an ile tartılacak, hadis-i şerif ile tartılacak, ona aykırıysa olmaz.
"Peki hocam, tamam, şimdi, hop, geldik asıl meseleye... Ya keramet gösteriyorsa böyle bir adam?" O keramet göstermesi hokkabazlıktır. Keramet gösterse de göstermese de yolu yanlış oldu mu kıymeti yok. Hint fakirleri, bir takım olağanüstü şeyler gösteriyor. Japon rahipleri, bilmem samuraylar, bilmem neler, bir takım şeyler yapıyorlar, görüyoruz. Havada dokuz takla atıyor, bilmem ne yapıyor, bedeni kabiliyetleri var. Kıymeti yok. Bizim rehberimiz Peygamber Efendimiz'dir ve Kur’an-ı Kerim’dir. Biz ona sımsıkı sarılacağız. Allah öyle emrediyor, Peygamber Efendimiz öyle vasiyet etmiş. "Benden sonra size arkamda Kur’an-ı Kerim’i ve sünnetimi bırakıyorum" diye. Ona sarılacağız, öyle kurtuluruz. Her yerde, her zaman, her çeşit laflar duyulabilir, söylenebilir. Namusunda aleyhinde konuşanlar var, namus neymiş? Geri kafalılıktır. Helal’inde aleyhinde bulunanlar var. Helal neymiş, haram neymiş. Sen getir ben yiyeyim diyor. Sen haramı getir diyor bana diyor, faizi ben çatır çatır yiyeyim diyor. Bizim ölçümüz nedir? Kur’an-ı Kerim’dir, hadis-i şeriftir. Onun için Elhamdülillah, Allah’a milyon kere, milyar kere, sonsuz kere hamd-ü senalar olsun ki, biz ehl-i sünnet vel cemaat. Yani Peygamber Efendimizin sünneti yolundayız ve cadde-i kübra-i imandayız. Bütün müslümanların ana caddesindeyiz, sapık böyle yamuk bir yol değiliz, takva yoluyuz, Kur’an-ı Kerim yoluyuz, hâl yoluyuz, kemâl yoluyuz, güzel ahlak yoluyuz, salih amel yoluyuz. Yani bizim tutturduğumuz yol, bu yoldur. Elhamdülillah, Allah’a hamd-ü senalar olsun, Allah bizi sevdiği yolda daim eylesin.
Fatiha’da da öyle dua ediyoruz. “Sıratallezine en amte aleyhim, ğayril mağdubi aleyhim veladdallin” Ya Rabbi, bize kendisine in’amda, ihsanda, lütufta bulunduğun kulların yolunu göster, o yola sok bizi. “Gayril mağdubi aleyhim” Senin gazabına uğramışların yoluna değil. “Veladdallin” Sapıtmışların yoluna değil. Allah’ın gazabına uğramışların yoluna Rabbimiz bizi saptırmasın, sapıtmışların yoluna Allah bizim ayağımızı kaydırmasın. Allah bizi yolunda daim etsin. Çok şükür, Elhamdülillah, onun için bizim yolumuz, ilim yoludur. İlim ışıktır, ilim ışık olduğundan karanlık bir nokta kalmaz, basacağın yeri görürsün, sağlam yürürsün. Işık olmadığı zaman, insan çukura düşer. Hatta uçuruma düşer, kuyuya da düşer, uçuruma da düşer. Yaralanabilir, ölebilir de. Karanlık bir nokta kalmıyor. Elhamdülillah, ilmin ışığında öyle gidiyoruz. Allah'ın ve Resulullah'ın emirlerini tutma yolunda gidiyoruz. Hakikî tasavvuf budur.
Tasavvufun sahteleri vardır. Yanlışları vardır. Neden? Çünkü bizden önceki dinlerin mensupları arasında da tasavvuf vardı, o kalıntılar var. Bozulmuş. Elbette o kalıntıların tesiri var. Ondan sonra İslam dini dünyanın her tarafına yayılmış: Anadolu'ya, Hindistan'a, Afrika'ya, Avrupa'ya, Asya'ya,... Oralardaki insanların kültürlerinin yalan yanlış olanları. Hepsi ya İslam'a tam uymuş ya da biraz uyamamışsa sapıtmış oluyor. Doğru yol bizim yolumuz. Niye? Çünkü bizim büyüklerimizin hepsi aynı zamanda büyük hadis alimi, büyük tefsir alimi, büyük fıkıh alimi, büyük akaid alimi... Hepsi! Mesela bakın, hadis ilminin en büyük zatları bizim Orta Asya'dan. Şimdiki Özbekistan'daki bölgelerden gelmiş. Çok yüksek, çok büyük ilim varmış. Ve şimdi biz bunların eserlerini neşrediyoruz, dergilerimizde size veriyoruz. Mesela Kitabü'z Zühd Ve'r Rekaik Abdullah İbn Mübarek Hazretleri'nin. Yani böyle hadis ile uğraşmış olduklarından, hakkı batıldan ayırmada çok sağlam durmuşlar ve biz Elhamdülillah o sağlam yoldayız. İmam Buhari'lerin, İmam Müslim'lerin, İmam Tirmizi'lerin böyle büyüklerimizin o yoluyla yürümüş gelmiş olduğumuzdan Kur'an-ı Kerim ve sünnet-i seniyyeye uygun sapasağlam yoldayız. Allah'a hamd-ü senalar olsun. Allah-u Teâlâ Hazretleri bizi ilim-irfan yolundan, marifetullah, muhabbetullah yolundan ayırmasın.
Tasavvuf ile ilgili söylenecek çok sözler var. En son sözü söyleyeyim: Tasavvuf sevgi ve aşk yoludur. Bu işler kuru bilgi ile hiçbir zaman hiçbir yerde olmamıştır. İslâm'a en büyük hizmeti ancak âşık-ı sâdıklar yapmıştır. Öyle aşk, sevgi olmadan ne fedakarlık olur, ne sabır olur, ne başka şey olur...
Aşk olacak ki, Allah sevgisi olacak ki canını görmeyecek insan!
O sevgi nasıl hâsıl olur?
Zikrullah ile hâsıl olur. Tasavvuf ile hâsıl olur.
Onun için tasavvuf sevgi yoludur. Aşk yoludur. Sevgi küçük kalır söz olarak.
Tasavvuf aşk yoludur. İslam da aşk yoludur.
Kuru bilgi insanda münakaşa uyandırır. "Ha, öyle mi? Pekâlâ... Öteki alim de böyle demiş ama?" Kuru bilgi insanda münakaşa fikri uyandırır. O öyle demiş, bu böyle demiş. Kuru bilgi insanda, kıyl-ü kâl uyandırır. Onun için büyüklerimiz demişler ki: "Öyle fazla kıyl-ü kâle dalmayın, fazla münakaşaların içinde bulunmayın. Çünkü insan şaşırır.
Bizim fakültede biz eğitim metodunu incelerken, bazı has kardeşlerimizle konuşuyoruz. Bizim ilahiyat fakültesinde dersler var: İlkçağ Felsefesi. Ne öğretiliyor burada? Sümerlilerin dinleri, Yunanlıların dinleri, mitolojiler bilmem ne... Ortaçağ Felsefesi, Yakınçağ Felsefesi, Yeniçağ Felsefesi, Dinler Tarihi... E ne olacak? Budizmi inceleyecek, Hıristiyanlığı inceleyecek, vesaireyi inceleyecek... Ee sonra? "Efendim mezhepler tarihi, İslam'da çeşitli yollar, ekoller" vesaire... Yahu sen bunların hepsini şöyle bir tarafa it, bana İslam'ın aslını esasını öğretsene önce! Hayır o öğretilmiyor. Her türlü teferruat, her türlü dinler, felsefeler öğretiliyor, öğretiliyor, öğretiliyor... Dört sene, beş sene çocuk okuyor okuyor... Sonra? "Evladım hadi bakalım bir aşr-ı şerîf oku." "Ee evladım sen ne biçim ilahiyat fakültesi mezunusun?
Ben doçent iken gittim askerliğe... Tuzla Piyade Okulu'da doçent olarak gittim. Talebelerim karşıladılar beni "Oo hocam hoş geldin! Seninle beraber askerlik mi yapacağız?" filan... Böyle askerlik yaptık biz. Bazı talebelerim kaçıyordu benden. Tuzla Piyade Okulu'nda onlar da, başka bölükte öğrencim, kaçıyordu. Neden? Namaz kılmıyor, içki içiyor. İlahiyat mezunu... Neden? Bir insana bir çok şeyi öğretirsen aklı dağılır. İlk önce gerçeği bir öğret bakalım. Hakkı bir öğret. Ana [yolu] bir öğret. Bizim medreselerde usul öyleymiş. Dört sene, senelerce hakkı öğretirlermiş, ondan sonra en son senelerde mezheplerin arasındaki konuları, ihtilafları bahis konusu ederlermiş. Ondan sonra adam zaten kendi mezhebinin doğruluğunu bildiği için, onların değerlendirmesini yaparmış. Yani mu'tezileler tamam sapık bir yoldan, falanca sapık bir yoldan diyebilirmiş. Şimdi bizim ilahiyat fakültesinde onu okuturken, bunu okuturken kimisi mutezili oluyor, kimisi kerrâni oluyor, kimisi bilmem ne oluyor... Kemal Hoca bilir işte hepsini. Her birisi bir başka telden çalıyor. Hocaları da öyle... Hocaların içinde ne tipler, ne adamlar var. Neden? Kuru bilgi, insanda bir şey meydana getirmiyor. Aşk lazım! Aşk! Ne diyor şair onun için:
İlm kesbiyle pâye-i rif'at
Ârzû-yı muhâl imiş ancak
Aşk imiş her ne var âlemde
İlm bir kîl ü kal imiş ancak
Ne varsa hayatta işin aslı, esası, özü aşk'mış diyor. Ötekisi dedikoduymuş diyor. Sen işin özüne gel bakalım! İslam'ın hakikatine gel bakalım! Allah'ı bir tanı bakalım! Bir Allah'a aşık ol, o zaman gerçek müslüman oluyorsun.Öyle olmadığı zaman islamî bir görev verilse bile onu suistimal ediyor. Cebine para sağlıyor. Caminin parasını cebine atıyor adam! Müezzin kasayı açıyor. Neden? Aşk olmayınca olmaz da ondan. Kuru bilgi ile olmuyor da ondan.
İşte, tasavvuf aşk yoludur.
Bir de en son onun söyleyelim de... Daha söylenecek çok şey var ama hiç olmazsa söylenecek şeyler eksik kalmasın.
Onun için İslam tarihinde kime bakarsan, çok büyük hizmet eden, çok güzel başarılı işler yapmış, hepsi âşık-ı sâdıklardır! Ne varsa onlarda var...
Ötekiler kuru lafla vakti geçirmişler. Ne varsa bizim o bağrı yanık, Allah sevgisiyle gece gözlerinden pınar gibi yaşlar akan, başını secdeden kaldırmayan insanlarda var. Gece öyle, gündüz hizmette. İbrahim Ethem Efendimiz Hazretleri, sabahtan akşama kadar çalışırmış da akşam kazandıklarıyla zembillerle yiyecek-içecek getirirmiş arkadaşlarına ikram edermiş. Tasavvuf o işte! Tasavvufun çok tarifleri var burada, vakit olsa okusak. Ne kadar güzel sayfalarca şiir yazmış. Keşke ezberlesek de...
Bir tanesi çok hoşuma gidiyor:
Tasavvuf yâr olup bâr olmamaktır,
Gül-i gülzâr olup hâr olmamaktır.
Ne demek?
Tasavvuf; yar olacaksın, dost olacaksın, seveceksin kardeşini ama yük olmayacaksın. Sırtından geçinmeyeceksin. Kesesinden istifade etmeyeceksin.
Tasavvuf yâr olup bâr olmamaktır
Bâr, "yük" demektir Farsça'da. Bargir de yük taşıyan hayvana derler,beygir yapmışız.Bar-ı giran ağır yük demek.
Gül-i gülzâr olup hâr olmamaktır.
Gül olmaktır tasavvuf, diken olmamak. Gül güzel kokar diken batar, kanatır. Gül hoşa gider.
Tasavvuf gül olmaktır; diken olmamaktır. Tasavvuf dost olmaktır; yük olmamaktır.
Tasavvufun çok tarifleri var, çok güzel. Ve misalleri var. İşte büyük mutasavvıflar Abdülkadir Geylanî Efendimiz, Bahaüddin Nakşibend Efendimiz....
Prensiplerimiz ne kadar güzel: Halk içinde Hak'la olmak. Hiçbir zaman Hak'tan ayrılmamak. Halvet der ercümen olmak. Sadece camide ibadet etmek değil de daima halkın içindeyken de ibadet halinde olmak. Ne güzel prensip. Hûş der dem prensibi; her an şuurlu olmak. Gafletle vakit geçirmemek. Daima Allah'ı zikretmek.
Tasavvuf İslam'ın özüdür, aslıdır, içidir.
Yani ana çekirdeğidir. Fıstığın ta kendi iç tarafıdır, bademin orta göbeğidir. Karpuzun ortasıdır, kabuğu değildir. Cevizin dışı değildir, içidir. Ve çok önemlidir. Eski devirde de çok önemli olduğu gibi şu anda da çok önemli. Bir insanın İslam'a güzel hizmet etmesi için, tasavvufi eğitim görmesi lazım ki güzel hizmet edebilsin. Yoksa gösteriş olur, palavra olur. Hizmetin güzel olması, insanın güzel yetişmesinden sonradır. Temiz ahlaklı olmasından sonradır. Namuslu olmasından sonradır. Gayretli olmasından sonradır. Dürüst olmasından sonradır. Takva ehli olmasından sonradır.
Allah-u Teâlâ Hazretleri her şeyi çok iyi biliyor, insanın gönlünü en iyi biliyor. İhlaslı olan, riyâsız olan, halisâne olan ameli kabul ediyor.
Tasavvuf , ihlâs yoludur.
Öyle olursa insan İslam'a hizmet eder.
Kâmil insan olmaya muvaffak eylesin. Kâmil insan olup da kemalli güzel âmâl-i saliha işlemeye muvaffak eylesin.
Bihürmeti habihi Muhammedinil Mustafa vebihürmeti esrârı sûretil-fâtiha!
06.01.1992 -
İslam Merhamet ve
13.11.1992 -
Mehmed Zahid Kotku
