İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın

07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
Günün Sohbeti

07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın

05.02.2026
15 dk 5 sn

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri;

Allahu Teâlâ hazretleri her türlü mübareklikten, kutsallıktan, bereketten, rahmetten, nimetten cümlenizi azamî derecede istifade eden kullarından eylesin. Rahmetine gark etsin, nimetlerine mazhar eylesin. İki cihanda aziz ve bahtiyar olun... Bugünkü konuşmamda Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in ilimle ilgili hadîs-i şerîflerinden bahsetmek istiyorum.

Selman Efendimiz, Selmânu'l-Fârisî radıyallahu anh'ten, Ebû Nuaym el-İsfehânî'nin rivayet ettiği üçüncü bir hadisi okuyorum, ilimle ilgili.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuşlar ki;

Nevmün alâ ilmin hayrun min salâtin alâ cehlin.

Ne kadar hoşuma gidiyor bilseniz, böyle hadisleri okudukça nasıl zevk alıyorum. Anlatırken de hoşuma gidiyor, siz de dinlerken muhakkak zevk duyuyorsunuzdur.

Nevmün alâ ilmin. "İlim sahibi olarak, bilerek uyumak, -nevm, uyku demek- ilim üzere uyumak." Hayrun. "Daha hayırlıdır." Min salâtin alâ cehlin. "Cahillik üzere namaz kılmaktan daha hayırlıdır."

Cahilce namaz kılmak, bilerek uyumak... İki şey var. Bilenin bilerek uyuması, cahilin cahilce uyumayıp namaz kılmasından daha hayırlıdır.

Bunu biraz açıklayalım.

İnsan mesela geceleyin ne yapar?

Ortalık karardı, yatsı namazını kıldı, belli bir zamanda gece uykusuna yatar. Ama İslâm'da geceleyin kalkıp ibadet etmek sevap. Geceler uzun... Uzun geceler yatılmaz, bir bölümünde kalkılır, teheccüt namazı kılınır, tevbe edilir, istiğfar edilir. Kulun Mevlâsı ile münacaatı olur; yalvarması, yakarması, duası olur. Gözyaşı olur, samimi, ihlâslı ibadetler olur geceleyin.

Peygamber Efendimiz bunları bize hadîs-i şerîflerde öğretiyor, "Kalkın, gece namazı kılın." diye. Ama her şeyin bir usulü var, zamanı var. Ne zaman kalkacağız, ne zaman yatacağız, ne kadar uyuyacağız, nasıl hareket edeceğiz?

Alim bunu bilir; hudutlarını, zamanını, şeklini bilir. Alim yatsı namazından sonra yatar.

Biliyorsa, bu konuları bilen bir insansa ne yapması lazım?

Yatsı namazından sonra yatması lazım, belli bir çalışma yaptıktan sonra. Yani günün evvelinde gündüzün birikmiş yorgunluğundan kurtulmak için istirahat etmesi lazım. Gecenin evvelinde yatar. Sonra gecenin bir bölümü geçtikten, dinlendikten sonra kalkması lazım. Yani tamamı değil, uykusunun hepsini bitirdikten sonra değil; uykusunu bölerek kalkması lazım. Bu da önemli bir husus. Kalkar, abdestini alır, teheccüt namazı kılar, dualarını yapar, zikirlerini, tesbihlerini çeker, ondan sonra yine yatar. Yani yatabilir. Bunun sıhhate çok faydası var. Sonra sabah namazının vakti gelince yine kalkar, abdestini alır, sabah namazını camide kılmaya dikkat eder. Çünkü yatsıyla sabah namazını camide kılmak çok önemli. Peygamber Efendimiz bunlara çok teşvik eylemiş, bunlara gelmek lazım, bu namazları camide kılmaya gayret etmek lazım. "Gelemeyende münafıklık alameti vardır." diye tehlikeye de işaret buyurmuş. Allah korusun, insanın münafıklar gibi bir durumda olması iyi bir şey değil.

Şimdi böyle yapması lazım.

Bilmeyen insanın bu konudaki yanlış hareketlerini anlatalım:

Bütün gece kalkıp namaz kılıyor, ibadet ediyor.

Hatası ne?

Hatası aşırılığında. Yani bu kadar demedi ki Peygamber Efendimiz; ölçülü bir şekilde namaz kılmasını söyledi. Onun için burada bir hata oldu; çok aşırı yapması. Çünkü insanoğlunun çeşitli görevleri ve hayatında yapması gereken çeşitli işler var. Onların hepsini bir tarafa bırakıp hepsini etkileyecek şekilde ibadete düşkünlüğü aşırılık olur, âhireti için dünyasını feda etmek veya dünyasını ihmal etmek olur. Bu tavsiye edilmiyor, dengeli götürmek tavsiye ediliyor. İşte cahilce bir davranış mesela...

Veyahut kimisi geceleyin uyumuyor, çalışıyor, tesbih çekiyor, zikir yapıyor, namaz kılıyor... Sonra uykusu geliyor; evde namazı kılıyor, camiye gitmeden erken vaktinde kılıyor, yatıyor, uyuyor. Çünkü uykusu geldi.

Bu da doğru değil. Çünkü sabah namazının camide kılınmasının 27 kat fazla sevabı var. Onu yapmıyor. Mesela cahilce hareket bu...

Veyahut kalkıyor, namaz kılıyor ama sûrelerden haberi yok, namazın nasıl kılınacağından haberi yok. Hatta abdesti bile doğru dürüst almasını bilmediğinden abdesti sağlam ve sahih bir abdest değil. Kalkıyor namaz kılıyor, kalkıyor namaz kılıyor, kalkıyor namaz kılıyor, ondan sonra da o namazının bir hayrını görmüyor; çünkü cahil.

Onun için nasıl olması lazım?

Alim olması lazım. Alim yeri gelince yatar.

Neden?

Uyku da ilerideki çalışmalar için insanın birikimini sağlıyor. Vücudunun kuvvetlenmesini sağlıyor. Yatması lazım.

Demek ki "Alimin uykusu, cahilin cahillik üzere namaz kılmasından daha iyi olur." diye Efendimiz bu hususlara işaret ediyor.

1400 yıl önceden Efendimiz ne kadar ince konuları ortaya koymuş ve ümmetine ne kadar güzel öğretmiş. O bakımdan her şeyi bilerek, yerinde ve gerektiği miktarda yapmak lazım. İlaç bile gereken ölçüsünden fazla alınınca insanı zehirleyebiliyor veya zararlı olabiliyor. Vitamin bile, faydalı bir hap veya şurup fazla alındığı zaman birtakım vitamin fazlalığından -doktorlar söylüyor- birtakım hastalıklar meydana geliyor. Demek ki her şeyin bilinerek ve ölçülü yapılması lazım.

Ölçülülüğe söz gelmişken, o halde bir de ölçülülükle ilgili Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten bir hadîs-i şerîfi size nakledivereyim. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hakkında buyuruyor ki;

Nehâ ani'ş-şöhreteyni Peygamber Efendimiz iki şöhretten men etti, yasakladı, "Şunları yapmayın." diye şöhret celbedici iki davranışın yapılmamasını tavsiye buyurdu, yasakladı.

Neymiş bu iki şöhret?

Rikkatü's-siyâbi ve ğilâzuhâ. "Elbiselerinin çok ince olması veya çok kalın olması." Ve lînuhâ ve huşûnetuhâ. "Çok yumuşak olması veyahut çok sert olması." Ve tûluhâ ve kısaruhâ. "Çok uzun olması ya da çok kısa olması."

Peki, nasıl olacak? Öyle de olmayacak böyle de olmayacak, nasıl olmasını tavsiye buyuruyor Efendimiz?

"Bunların hepsi şöhrettir." diyor. Dikkat çekici, herkesin acayibine giden bir şeydir demek istiyor.

Velâkin sedâdün fîmâ beyne zâlike. "Bu ikisi arasında ölçülü olmak." Ve'ktısâdun. "Orta yolda, aşırılıktan, ifrat ve tefritten uzak bir şekilde gitmek, ölçülü gitmek."

İktisad demek burada, "aşırılıktan uzak olmak" demek.

Demek ki bir insan çok ince elbise giydi mi, tabi bu ince elbise o zamanda kolay yapılmıyordu, ipekli filan oluyordu. İşte onu giyince çalım satacak, övünecek, beğenecek, sağa sola caka, fiyaka yapacak. Bunun için Peygamber Efendimiz onu tavsiye etmemiş. Demek ki elbisesiyle övünmek, övünmek için aşırı güzellikte elbise giymek, Efendimiz tarafından uygun görülmüyor. Veya ğilâzuhâ, elbisenin kalın olması;

"Ben kırk yamalı elbise giyiyorum, bak kalın elbise giyiyorum."

Bu da tersine şöhret. Yani çok güzel giyinene de dikkatler toplanır, herkes bakar; çok hırpanî giyinene de herkes bakar. İkisi de aşırı, ikisi de doğru değil. Veyahut çok yumuşak giyiniyor.

"Aman efendim ne kadar yumuşacık, böyle kaymak gibi, pamuk gibi..." Veya çok sert; "İşte ben böyle dünyaya önem vermeyen bir insanım, işte böyle hasır gibi şeyi, haşır huşur giyerim..."

O da doğru değil. Kimisi çok uzatıyor, yerlerde sürünüyor, arkasından eteklerini tutuyor iki kişi, öyle peşinden gidiyorlar. Bu da doğru değil. Öyle böbürlenerek, övünerek eteklerini sürüklemeyi Efendimiz yasaklamış.

Sonuç itibariyle böbürlenmeyi, çalım satmayı, maddiyâtla övünmeyi istemiyor Efendimiz.

Ve kısaruhâ, kimisi de kısa giyiyor. Mesela Suud'daki kardeşlerimiz, müslümanlar, bakıyoruz, işte bazılarının giyimleri var; çok kısa giyinir. Yani kısa, böyle avret mahallerini açacak mânasında kısa değil; sofuluktan, dindarlıktan dolayı, bakarsınız giyimleri dizlerine doğru, bacaklarının baldırları, kılları filan görünür. Onu öyle dindarlık diye şey yapıyorlar. Tamam, Peygamber Efendimiz "Yerde de sürünmesin." dedi ama bak işte, fazla kısalığını da tavsiye buyurmuyor.

Velâkin sedâdün fîmâ beyne zâlike. "Bu ikisi arasında sevimli, ölçülü bir kararda, kıvamda duracak ve aşırılıktan uzak olacak." diye bildiriyor.

Tabi bunların hepsi nereden çıkar?

Dini ve her konudaki bilgiyi iyi bilmekten çıkar. Onun için araştırma, inceleme yapmamız lazım, bir konudaki kitapları karıştırmamız lazım.

Hâsılı, ilme sımsıkı sarılmalıyız. Üniversitelere sarılmalıyız, üniversiteler açmalıyız. İlim müesseselerine sarılmalıyız, ilim müesseseleri kurmalıyız. Kendimiz de bilgimizi arttırmaya çalışmalıyız.

Bazen hoşuma gidiyor, Amerika'da gezdiğim zaman da gördüm: Arkadaş profesör olmuş, üniversitede iş kazanmış, ders veriyor. Hoşuma gidiyor, bak başarı kazanmış Amerika gibi bir ülkede ve orada ders veriyor diye. Tabi bir bakıma da üzülüyorum; o cevherler oraya faydalı oluyor. Gelseler bizde faydalı olsalar, yani ülkemize yararlı olsalar diye temenni ediyoruz.

Tabi ülkenin yöneticilerinin de böyle ilim adamlarının ülkeye gelmesini sağlayacak ortamı hazırlaması lazım. Kolaylığı göstermesi lazım. İtibar etmesi, ilgi göstermesi lazım... İlgi göstermiyor veya aşırı birtakım şeyler yüklüyor, adam Amerika'dan buraya gelmek istemiyor.

Orada bir arkadaş;

"Hocam burada laboratuarın anahtarı elimde, istersem geceleyin gidiyorum, bilgisayarın başına oturuyorum, istersem laboratuarda deneylerimi yapıyorum, istersem çalışmamı tamamlıyorum. Hiç kilit yok. Her şey elimin altında. İtimat var. Hepsini yapabiliyorum. Odam var, çalışmam var, mâlî imkân var. Türkiye'ye gittiğim zaman şimdi kaç arkadaş beraber oturacağız, ne olacak? Sonra burada üniversiteler bütün gece açık, istifade imkânları çok. Yeter ki insan çalışmak istesin." diye anlatıyor.

Ben de doktora yaptığım, doçentlik çalışmaları yaptığım zamandan bilirim. Kütüphanelere gittiğim zaman, yazma eser kütüphaneleri ve diğer millî kütüphanelere gittiğim zaman, kütüphanelerin belli zamanda kapanması beni çok üzerdi. Tam çalışacağım, "Hadi bakalım ver kitabı, kütüphanenin kapanma saati geldi." Çok üzülürdüm. Şimdi Amerika'da bu rahatlığı görünce, o eski günleri hatırladım.

İlmi kolaylaştırmak lazım. Çok çalışmak lazım ve ilmi uygulamamız lazım. Arkadaşlara her zaman söylüyorum, diyorum ki;

"Bir şeyler icat edin."

Tabi bu icat da çarşıdan peynir ekmek almak gibi bir şey değil ama biraz da latife olsun diye söylüyorum. "Bir şeyler icat edin." diyorum. Ben bile oturduğum yerden, kalktığım yerden, bir şey yerken, bir şey içerken bile bak bir şey icat ediyorum. "Şu meşrubatı, şunu şuna kattım, bak güzel oldu." diyorum, gülüyorlar arkadaşlar. Siz de biraz bir şeyler icat edin.

Ne demek istiyorum?

İlim öğrenin, öğrendiğinizi uygulayın. Yeni bir şeyler düşünün, onu yapmak için teşebbüslerde bulunun. Çünkü bir ülkenin insanları başlı başına bağımsız bilimsel çalışmalar yapacak duruma gelmezse o ülke gelişmez. Yani ilim yönünden başka bir ülkeye bağımlı olmadan, kendi başına istediği araştırmaları yapabilmeli.

Tabi bütün insanlar birbirlerine muhtaç. Dünya üzerinde kendi dalında çalışan bütün öteki insanları da tanıyacak, takip edecek ama kendisi de laboratuarında, müessesesinde, araştırma kurumunda müstakil araştırma yapıp, kimsenin bilmediği bir şeyi de ortaya çıkartıp o çalışmayı yapabilecek. Bunlar olmadan yirmibirinci yüzyılda başarı sağlayamayız.

Onun için benim temennim, dileğim Türkiye'nin dışına taşmamız lazım. Almanya'da, Amerika'da, ilmin ileri olduğu yerlerde kuruluşlar kurmamız lazım. Kurumlaşmamız lazım. Yerleşmemiz lazım. Oranın ilmini Türkiyemiz'e aktarmamız lazım.

En yeni bilgileri en taze kaynağından alıp en süratli şekilde sizlere ulaştırmamız lazım. Siz dinleyicilerimize, siz kardeşlerimize, halkımıza, milletimize, kültürümüze, dinimize faydalı olmak için çok çalışmamız lazım. Onun için buralarda da mutlaka müesseseler kuracağız.

Elbirliğiyle bu yarışta kimsenin gerisinde kalmadan başarılı olacağız, yükseleceğiz, ilerleyeceğiz. Herkese faydamız olacak inşaallah. Hem dünyamız hem âhiretimiz mâmur olacak, temennim bu.

Allah hepinizden razı olsun. Hepinize bu aşkı, bu şevki Allah ihsân eylesin. Böyle aşk ile, şevk ile çalışmak nasip eylesin. Sıhhat, afiyet versin. Üstün başarılar versin. İki cihanda aziz ve bahtiyar olun.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
08.08.1997 - Merhamet, Acıma, Topluma Merhamet
21.10.202417 dk 9 sn
AKRA