04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme

04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
Sevgili Akra dinleyicilerim; Allahu Teâlâ hazretleri bu güzel mübarek günün hayırlarından feyizlerinden cümlenizi azami derecede istifade ettirsin.
Allahu Teâlâ hazretleri âlimlere, fakîhlere [çok değer yüklüyor.]
İslâm hukukunu iyi bilen insanlara fakîh diyoruz yani alim ama bilgisi sağlam ve doğru.
Birçok konuda herkesin birçok sözü var. Bu çeşitli ilimlerde bizim karşılaştığımız bir olaydır. Üniversitedeki hayatımızdan da biliyoruz; doktora yapılır bir konuda, o konu üzerinde çeşitli görüşler olabilir, doktora yapılmış olmasına rağmen karşıt fikirde olan insanlar çıkabilir.
Mesela, vitaminler faydalı mıdır, zararlı mıdır?
İlaçlar kullanılmalı mı, kullanılmamalı mı?
Ziraat için sunî gübre toprağı zehirliyor mu, iyi mi, kötü mü?
Bunların münakaşası yapılıyor ve hepsi aletlerle ölçülerek, istatistiklerle, ilmî çalışmalarla, kendisinin ortaya attığı iddiasını teyit etmeye çalışıyor. Çeşitli fikirler çıkabilir [ama] sonunda âlimlerin ispat ettiği taraf kazanır ve o gerçek olarak kabul edilir. Yanlıştan dönülür düzeltmeler yapılabilir.
Dinin üzerinde de herkes çeşitli sözler söyleyebilir, biz bunlardan etkilenmemeliyiz. Mesela, Allahu Teâlâ hazretleri hakkında ileri geri sözler söyleyen olabilir, varlığı hakkında kabul edenler, etmeyenler olabilir. Allahu Teâlâ hazretlerinin niceliği, niteliği ve sıfatları konusunda çeşitli dinlerin çeşitli görüşleri var. Ama ilim ve araştırmalar ortada. Sonra Kur'ân-ı Kerîm'in ortaya koyduğu gerçekler, âyet-i kerîmeler, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in söylediği sözlerle eski dinlerin hatalı tarafları anlatılmış, yanlış, bâtıl, bozulmuş olan inançları gayet güzel ifade edilmiş.
Şimdi bunlar böyle güzel ifade edilmişken, İslâm namına "Müslümanız" diyen toplulukların içinden bir takım insanlar çıkar da âyetleri reddederse, Allah'ın emrettiği şeylerin yapılmasını "Yapılmasa da olur." gibi bir şeyle karşılarsa "Allah'ın yasakladığı bir takım haramları da yapabilirsiniz, mahsuru yoktur, devir yirminci yüzyıldır." gibi bir takım safsatalarla yaptırmaya çalışırsa, tâbi olmaz.
Bunların karşısında halkın hakem olması ve ilme değer vermesi lazım. Karşısındaki insandan yaptığı şeyin din, kuran ve hadis yönünden delilini sormasını lazım ve eğer yanlışsa o şahsa prim ve destek vermemesi lazım. Hatta tebessüm etmemesi, dosdoğru gerçeği söylemesi lazım.
Aziz ve muhterem kardeşlerim;
Dinimizde dikkat edeceğimiz en önemli şey; ibadetimizin güzel olması için, müslümanlığımızın güzel olması için en çok dikkat edeceğimiz şey bunlardır.
Ben bir hayli üzüldüm bu anlatılanlara. Bâtıl, yanlış olan bir şeyi, bir takım geveze insanların, böyle yaldızlı, yalan sözlerle halkı aldatmasına üzüldüm.
Muhterem kardeşlerim, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in bu konuda pek çok hadisleri vardır. İslâm dini laf ebelerini sevmiyor. Yani cafcaflı söz söyleyen, edebiyat parçalayan insanları sevmiyor.
"Doğru söz sözün en güzeli, hakkı olduğu gibi sade ve açık bir şekilde ifade eden sözdür." diyor.
Onun için laf cambazlarını, hakikatleri edebiyatın güzellikleri, edebi sanatın cambazlıklarıyla örten kimseleri tenkit ediyor. Peygamber Efendimiz bunların doğru olmadığını beyan ediyor. Onun için hepinizden bu hususta uyanık olmanızı istiyorum rica ediyorum.
Bir kimse din namına bir şey söylediği zaman, o kimsenin selâhiyetini düşünün. Bu konuda bilginliği nedir, ne kadar okumuş, dinî ilimleri tahsil etmiş mi, etmemiş mi, ümmî mi, cahil mi?
Bizde deniliyor ki; bir insan ümmî olduğu halde, Allahu Teâlâ hazretlerinin evliyasından olmuşsa, sevgili kulu olmuşsa, bazı şeyleri bilebilir. Doğru, gerçekten Allahu Teâlâ hazretlerinin kudretine nihayet yoktur. Bir insanı elbette dinin hakikatlerine âşinâ kılabilir. Onun gönlüne bir takım gerçekleri söyleyebilir.
Ama hiçbir velî cahil değildir. Büyüklerimiz "Allah hiçbir cahili velî edinmemiştir" diyor. Eğer velî edinmişse, onu cahil bırakmamıştır, öğretmiştir. O, kitapları karıştırmadan dahi gerçekleri söyler. Netice itibariyle ağzından çıkan söz yanlış olmaz; doğru olur, gerçek olur.
Şimdi bakıyorsunuz; çok yaldızlı sözler söylüyor, belki güzel giyiniyor, kravat takıyor, güzel tıraş olmuş, başına fötr şapka giymiş, ayakkabıları boyalı, pantolonu jilet gibi ütülü, gösterişli olabilir. Ama söylediği sözler eğer Kurân-ı Kerîm'e ve hadîs-i şerîfe uymuyorsa kıymeti yoktur ve öyle insanlara tâbi olarak Allahu Teâlâ hazretlerine güzel ibadet edilmez.
Allah'a en güzel ibadet; dini iyi bilerek, doğru bilerek yapılır. İnsan doğru olarak, sünnet-i seniyyeye muvâfık olarak, Kur'ân-ı Kerîm yolunda, Peygamber Efendimizin açtığı yolda, az ve sade bir ibadet bile yapsa, büyük sevaplar kazanır da; sünnet-i seniyyeye aykırı, dînin ruhuna aykırı, dini bozan, yanlış istikametlerdeki çalışmalardan, ibadetlerden bir sevap almaz. Aksine büyük veballer yüklenir, günaha girer. Böyle kimselerin de etrafında toplanmak ve onlara yüz vermek de doğru değildir.
Bazıları da diyorlar ki;
"Biz aşkullahı, muhabbetullahu anlatıyoruz. İşin dış şekline, zâhiri amellere ne lüzum var."
Eğer onlara lüzum olmasa idi Allahu Teâlâ hazretleri onlar hakkında ahkâm indirmezdi. Eğer zâhir önemli olmasaydı kadınların tesettürünü, örtünmesini Allahu Teâlâ hazretleri emretmezdi. Her meselede dinin bir zâhire ait hükmü vardır; o da önemlidir. Bir de bâtına yönelik hükmü vardır; o da önemlidir.
Abdest aldığımız zaman mesela zâhiren bedenimizi yıkıyoruz; bu da önemli. Yüzümüz temiz oluyor, terimiz gidiyor, elimiz, ayaklarımız temiz oluyor. Gusül abdesti aldığımız zaman terimiz gidiyor, pırıl pırıl tertemiz oluyoruz, evet bu zâhir. Ama bir de abdestin manevi, bâtınî faydaları var; günahları dökülüyor insanın, ruhu sâfîleşiyor. Zâhiri de, bâtını da var. Ama zâhir de bâtın da inkar edilmez. Allahu Teâlâ hazretleri her şeyi zâhiriyle bâtıniyle, görünen görünmeyen yönleriyle, yerli yerinde hikmetle emretmiştir. Allahu Teâlâ hazretlerinin emrinin büyük önemi vardır.
Kur'ân-ı Kerîm'de Allah'ın emri olarak namaz o kadar emredildiği halde bazı beyler namazı küçümsüyorlar dudak büküyorlar; "Bu zâhirî ameldir." diyorlar. "Asıl [olan], insanın gönlünün temiz olmasıdır." diyorlar. İyi, güzel ama namaz kılmak gönlün temiz olmasına götüren bir ameldir. Ve namazın da kendine göre bâtınî pek çok esrarlı faydaları var.
İşte bu misaller gibi çeşitli şekillerde; safsatalarla, velev basit gibi görünen, dinin bir ahkâmını, sağlam sahih bir hadîs-i şerîf ile tespit edilmiş olan bir hususunu bile bir insan inkâr ederse, onun öyle dinî liderlikle, evliyalıkla, vesaireyle ilgili olması mümkün değildir. O şeytanın dostudur. Şeytanın insanların içinde kılık değiştirmiş hizmetkarıdır, ajanıdır.
İnsanları dinden soğutmaya, Kur'ân-ı Kerîm'in yolundan ayırmaya çalışıyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in müslümanlara vermek istediği formu, deforme etmek istiyor. Onlara öğretmek istediği şekilleri inkar ediyor. Binaenaleyh bu gibi insanlara asla yüz vermemek lazım, yüz vermek de bir vebaldir ve onlara hatalarını söylemek lazım.
Bir insanın yanlışlığı, bir tek hadîs-i şerîfin karşısında diretmesinden dahi anlaşılır.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi boşuna kürek çekmekten korusun. Çalışıp çalışıp da sonunda eline insanın hiç bir şey girmemesi çok acıdır, hüsrandır. Peygamber Efendimiz ikaz ediyor; "Nice geceleyin kalkıp ibadet eden, gece namazı kılan insan vardır ki, eline geçen sadece uykusuz kalmaktır. Nice gündüzleri akşamlara kadar oruç tutan insan vardır ki, akşama kârı sadece aç ve susuz durmaktan ibarettir. Yani Allah onun o ibadetini kabul etmemiştir." buyuruyor.
Bir de insan güya bir tasavvufî yola giriyorum diye böyle bâtıl, zındık, Râfızî, doğru yoldan sapmış bir yola girer, bir de iyi dindarlık yapıyorum sanarak ömrünü geçirip sonunda da eli boş kalırsa hakikaten çok acı olur.
Onun için bu konuda çok uyanık olmanızı ve Kur'ân-ı Kerîm'in hakemliğine başvurmanızı, o teraziyle, o ölçüyle insanları tartmanızı, çok ehemmiyetle sizlere ikaz ediyorum, ihtar ediyorum.
Allahu Teâlâ hazretleri belki insanlara farzları eda ettikten sonra amellerin az olmasından dolayı bir ceza, herhangi bir mahsur [günah] yazmaz. Ama akidesi bozuk oldu mu, ana meselelerde hata etti mi, o zaman yaptığı şeyler de tamamen boşa gider.
Hebâen mensûrâ "Amelleri hebâ olur, âhirette de çok ziyan eder."
Onun için fıkha önem verelim. Yani dini doğru anlamaya [gayret edelim] ve şeriatın ahkâmına saygı duyalım. İster farz olsun ister vacip, ister sünnet, ister müstehab, bunların hepsine çok riayetkar olalım. Haramlardan, mekruhlardan şiddetle kaçınalım ve kim din namına bir söz söylemek istiyorsa, onun selâhiyetini soralım.
"Sen ne kadar selâhiyetlisin bu konuda?" diye, bu bir.
İkincisi de;
"Söylediğin sözün delili nedir?" diyelim ki yanlışlara ve şeytanın ajanlarının avucuna düşmeyelim, doğru yoldan sapmayalım. Ömrümüzün sonunda;
"Vay bizim yolumuz yanlışmış, ömrüm boşa geçmiş." diye bir durum olmasın.
Buradan da şu kâideyi çıkartıyoruz; sözümün sonunda onu da belirteyim. Siz aşk, şevk ve samimiyetle Allah'tan;
"Ya Rabbi! Beni şaşırtma, doğru yoldan ayırma, böyle iyi bir şey yapıyorum sanarak yanlış işler yapmaktan, doğru yolda gidiyorum sanarak yanlış yola sapmaktan koru." diye aşk ile yalvarırsanız, Allahu Teâlâ hazretleri size bir vesile ile yanlışınızı anlatır ve samimi iseniz sizi doğru yola çeker. Ama doğrular anlatıldığı halde kulak tıkarsanız, o zaman cezanız ağır olur. Allahu Teâlâ hazretleri ikazları tutmadığınız için ondan sonra sizi artık ikaz etmez. Burnunuzun doğrusunda gidip sonunda pişman olursunuz.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi dinde doğru yol üzerinde, sırât-ı müstakîmde, sebîl-i reşatta, hak yolda eylesin. İtikadımızda bozukluğa düşmekten korusun ve dinî anlayışlarımızda yanlış bâtıl fırkaların, sapık cahil insanların, dini bilmediği halde biliyormuş gibi halkın önüne çıkan sahtekârların şerlerinden korusun.
Her şeyin aslını, özünü, hâlisini, hakikisini nasip eylesin. Ömrümüzü rızasına uygun, şeksiz şüphesiz Kur'ân-ı Kerîm'in yolunda ve Peygamber Efendimizin izinde geçirmeyi cümlemize nasip eylesin. Öyle bir ömür geçirmek nasip etsin ki; sonunda geriye dönüp baktığımız zaman, âhir ömrümüzde pişman olmayalım, memnun olalım, mutlu olalım.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi hayatımızdaki güzel niyetlerimizle, yaptığımız karınca kararınca âmâl-i sâliha ve hayrât ü hasenât ile rahmetine nail eylesin. Cennetiyle, cemaliyle cümlemizi, cümlenizi müşerref eylesin. Allahu Teâlâ hazretleri iki cihanda gönüllerinizin muratlarını ihsan eylesin sevgili ve değerli Akra dinleyicilerim.
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh.
02.01.1983 -
Hz. Ademin Tevbesi
