09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü

09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
el-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Kemâ yenbeğî li-celâli vechihî ve li-azîmi sultânih. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ecmaîne't-tayyibîne't-tâhirîn.
Emmâ ba'd:
Biz Müslümanız.
"Müslümanız" dediğimiz zaman müslümanı hıristiyandan, yahudiden, budistten, brahmanistten, daha başka -buralarda yaşayan, duyduğunuz- dinî yollardan ayıran en büyük özelliğimiz ne?
Biz Allah'ın birliğine inanıyoruz. Bu çok önemli! Allah bir; şerîki nazîri yok. Kâinatın, âlemlerin sahibi, rabbi Allah... Biz O'na ibadet ediyoruz, O'na inanıyoruz. el-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîn. Âlemlerin rabbi; yerleri, gökleri, yıldızları, ayları, güneşleri, kehkeşanları yani samanyoluları, nebülözleri yaratan, bütün bu âlemin sâhib-i hakîkîsi, yöneticisi Allah'a inanıyoruz. Bunu çok candan, çok severek, çok içten bir inançla benimsemişiz. Allah için canımızı veririz. Allah bizi yarattı; canımızı veririz, malımızı veririz, her şeyimizi veririz. Bu en önemli... Allah'a, Allah'ın birliğine inanıyoruz.
"Başkaları da inanıyor..."
Hayır! İşi iyice birbirinden ayıralım, belli olsun:
God ile Allah aynı değil.
Neden aynı değil?
Çek bir hıristiyanı karşına, God dediği zaman o neyi kastediyor, sor. Maksudu ne, kastettiği ne?
O God dediği zaman Hz. İsa'yı kastediyor; benim düşündüğüm âlemlerin Rabbini düşünmüyor. Jesus -ingilizcedeki teleffauzu neyse- onu düşünüyor, "tanrı" diye ona tapınıyor.
Demek ki o benim inancımda değil, ben onun inancında değilim. Ben Hz. İsa'yı tanıyorum ve seviyorum ama onun gibi değil... O Hz. İsâ'nın tanrı olduğunu sanıyor; ben Allah'ın kulu olduğunu biliyorum. Meryem validemizin oğlu, Allah'ın kulu. Meryem validemiz de Allah'ın kulu. Çok büyük fark var. O müşrik, o Allah'a tam inanamıyor. Allah'ın kullarından bir tanesini tanrı sanıyor. Onun anası, Meryem'i de "tanrı doğuran ana" diye yarı tanrı tanıyor. Allah'ın bir meleğini, Cebrail'i de yine tanrı sanıyor. Trinite diyor, Arapçası teslis... Biz öyle şeylere [inanmıyoruz.]
Yahudiler de bir Yehova tutturmuşlar; sanki Yehova yahudilerin kabile tanrısı gibi... Âlemlerin tanrısı olduğunu kabul edip de bütün insanları kardeş olarak kabul etmiyorlar, bir. İkincisi, âhirete inanmıyorlar. O da bize yaramaz.
Budistler; Buda'ya tapıyorlar. O da olmaz. Heykelini kendileri yapıyorlar, karşısına geçip kendileri tapıyorlar. Gözümle gördüm, o da bize yaramaz.
Brahmanizm de yaramaz.
Burada İsveç'te, Stocholm'de gördük. Ellerine zilleri almışlar, kafalarını tıraş etmişler, [tepesinde] bir tutam saç bırakmışlar. Zilleri çala çala çarşıda tabur hâlinde birileri gittiler geldiler...
"Bu tâife ne tâifesi?" dedim.
"Bunlar Krişna dinine mensup dediler."
Hay Allah müstehakınızı versin! Bunlar da bize yaramaz.
Ben şu kâinatı yaratan, beni yaratan, şu kâinatın sahibi, bu kâinatı yöneten Allah'a inanıyorum. Bizde bu çok kuvvetli bir inanç! Çok sağlam bir inanç, en doğru inanç ve tam doğru inanç! Başkaları ile mukayese bile edilmez!
Bu bir. Biz müslümanız.
Biz bunu güzel anlatırsak bütün kâinat müslüman olur. Yani bütün dünya üzerindeki insanlara bunu güzelce anlatabilirsek hepsi müslüman olur.
Şimdi bir kısmı Müslümanlığa düşman. "Müslüman" deyince -köpeğin karşısında kedi sırtını kamburlaştırır, tüyleri dikleşir veya kirpinin yanına bir düşman geldiği zaman tüyleri diken diken olur. - tüyleri diken diken oluyor.
Niye kızıyorsun, niye korkuyorsun?
İslâm, Allah'ın razı olduğu din.
İnne'd-dîne inda'llâhi'l-İslâm.
Allah'ın sevdiği din!
Mantıkla İslâm onların karşısına çıktı mı yok oluyorlar, kayboluyorlar, kaçıyorlar. Tarihte bunun misalleri çok... Ne zaman müslümanlarla hıristiyanlar karşılıklı gelmiş bu meseleyi konuşmuşlarsa müslümanlar yenmiş.
Mesela Hindistan'da İngilizler'in düzenlemesiyle, papazlarla müslüman alimler arasında dinî konuları müzâkere ve münâzara etmek için büyük bir toplantı tertiplemişler. Demişler ki;
"Bir tarafa biz geleceğiz, bir tarafa siz adamlarınızı çıkartın, şu meseleleri konuşalım:
1. Tanrı; mâbud, ibadet edilen varlık hakkında siz ne diyorsunuz, biz ne diyoruz, ortaya koyalım.
2. Peygamber; Allah'ın gönderdiği vazifeli kimseler hakkında siz ne diyorsunuz, biz ne diyoruz, bunu müzâkere edelim.
3. Kitap; Allah'ın indirmiş olduğu, vahyetmiş olduğu kitap konusunda siz ne diyorsunuz, biz ne diyoruz?
4, 5, 6, 7... çeşitli konularda [tartışmışlar].
Yenilmişler, münâzaradan kaçmışlar. Kilise papazlara tamim, genelge göndermiş; "Bundan sonra müslümanlarla halka açık konuşma yapmayın, sakın ha!"
Neden?
Yenilirsiniz, dayanamazsınız; müslümanların sağlam inancı karşısında, pırıl pırıl bilimsel mantığı karşısında tutunamazsınız.
Amerika'da oturan Yaşar Bey diye bir mühendis kardeşimiz vardı. Su gibi İngilizcesi var, anadili gibi güzel konuşuyor, herkes hayran kalır. Oradaki İslâmî çalışmaları esnasında bir hahamı, bir piskoposu, bir hocayı halkın huzurunda konuşmaya davet etmişler. Gün tespit etmişler. Salon hınca hınç, tıklım tıklım dolmuş. Haham konuşmuş, piskopos konuşmuş, hoca konuşmuş... Mısırlı bir hocaymış. Sonuç: İslâm'ın zaferi! Ötekilerde bir şey yok; zaten kalmamış, zaten değiştirilmiş. İslâm'ın kesin zaferiyle bitmiş.
Haham konuşmaya başlamış, âhireti inkâr etmiş.
Yahudiliği kendim incelemedim. Ne diye inceleyeyim?
İslâm bana yeter!
Ama haham orada çıkmış, âhiret inancı olmadığını söyleyince piskopos ayağa kalkmış;
"Aziz kardeşim, sen bunu nasıl inkâr edersin? Ahd-i Atik'te..."
-Yani Kitâb-ı Mukaddes'in Tevrat kısmı, birinci bölümünde... Onlar şimdi Tevrat'la İncil'i yan yana [koyuyorlar]. Yahudiler'in ayrı [kitabı] var ama İncil'in başında da Ahd-i Atik var, Tevrat bölümü var.-
"... orada şu âyet var, bu kelime var. Sen âhireti nasıl inkâr edersin?" demiş, kapışmışlar.
Haham âhirete inanmıyor!
Halbuki olur mu? Bu dünya ne ki; işte 70-80 yıl yaşıyor, herkes ölüyor. Yanlış inançlara saplanmış, kesin...
İslâm'ın güzelliği gün gibi ortaya çıkmış.
Biz Allah'ın varlığında ve birliğinde, elhamdülillah bilimsel olarak cümle cihanı ikna ederiz.
Allahu teala hazretleri tevfikini cümlemize refik eylesin. Sevdiği, razı olduğu amelleri işlemeye muvaffak eylesin. Hülasa-i meal işin sonunda sevdiği kul olmayı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği razı olduğu kul olarak varmayı nasip eylesin. Cennetiyle cemaliyle müşerref olmayı nasip eylesin.
03.02.1992 -
Tasavvufun Kuran Ve
00.00.1994 -
Tasavvuf, Güzel Ahlaklı
