İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

29.10.1992 - Tebliğ Çalışmaları

29.10.1992 - Tebliğ Çalışmaları
Günün Sohbeti

29.10.1992 - Tebliğ Çalışmaları

01.11.2025
13 dk 20 sn

Eûzubillahimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdüllâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben mübâreken fîhi alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtü vesselâmü alâ hayri halkıhî seyyidinâ ve senedinâ ve mededinâ ve üsvetine'l-haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l-cezâ.

Emmâ ba'd:

Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor kitabını ve bütün öğrencilerin bildiği Bayrak şiirini yazmış olan rahmetli Arif Nihat Asya bir derviş idi, zarif bir insandı. Benim ilâhiyat fakültesinden profesörüm rahmetli Necati Lugal hocam, kış gününde trenle yataklı vagonda İstanbul'a gidiyormuş, Arif Nihat Asya ile yan yana düşmüşler. Bana, döndüğü zaman dedi ki;

Hayret ettim, sabaha kadar ibadet etti! Sabaha kadar zikir ve ibadet etti!

Nur içinde yatsın, cümle geçmişlerimizle beraber Allah rahmet eylesin.

Onun bir şiirinde diyor ki;

Kulluğundan, rızandan hariç umûr verme bana.

Duası böyle..

Kulluğundan, rızandan hariç umûr verme bana.

Ufuk ufuk açılan lâyezâl fecrini ver, fücûr verme bana.

Halka, mahlukata sevgiden gayrı kusur verme ilahî, kusur verme bana.

Mâlum; sevgi, sadece muhabbetullah olur, Allah'a olur. Gayriyi sevmek kusurdur. Ama o gayri, Allahu Teâlâ hazretleri ile ilgili bir gayri olursa o ilgi dolayısıyla o da seviliyor. Mesela; Kur'ân-ı Kerîm. Ama Kitabullah olduğu için seviyoruz. Mesela; Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz. Mahluk ama Resûlullah olduğu için seviyoruz. Yani Allah celle celâluhû ile ilgisi olduğu zaman sevgiye de hak kazanıyor. Ama o bir mutasavvıf edâsıyla, biliyor ki; masivallah sevilmez, sevilmemeli; ama onun da bir bakıma teşvik edilen, dinimizde yeri olan bir sevgi olması dolayısıyla da; "Halka, mahlûkata sevgiden gayrı kusur verme ilahî, kusur verme bana." diye dua ediyor.

Muhterem kardeşlerim!

Muhtelif yaşlarda bulunuyoruz, ömrün rüzgar gibi geçtiğini biliyoruz. Hepimiz şahsî heveslerimizin, isteklerimizin ötesinde bir şeyler yapmak teşneliğini -susuzluğunu- içimizde duyuyoruz. Su isteği gibi, çölde susuz kalmış bir insanın su aradığı gibi şu fâni ömrümüzde "Rabbimizin rızasına uygun acaba ne yapabiliriz, O'nun dergahına layık amel işleyemeyiz ama ne yapabiliriz" diye onun çırpınışları içinde karınca kararınca çalışmalar yapıyoruz.

Bu çalışmalar içinde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in verdiği ölçüye göre bu çalışmaların en kıymetlisi, Ümmet-i Muhammed'e faydası en çok dokunanıdır. Sonuç itibarı ile Ümmet-i Muhammed'e yaptığımız çalışma ne kadar fazla fayda sağlıyorsa, o zaman çalışmamız o kadar güzel bir çalışma, hayırlı bir çalışma olmuş oluyor.

Üzerinde doktora çalışması yaptığım bir Osmanlı âlimi vardı. Yüz hadis ve 100 hikayeden müteşekkil bir manzum eser meydana getirmiş. Manzûme ama hadîs-i şerîflerin izahı. Diyor ki; "Bu sana ölmez oğuldur ey Hatip!" Kendisi Hatipoğlu. "Kitap sana ölmeyen bir evlat gibidir, arkandan senin yâdını yaptıracak bir şeydir."

Biz de bir sadaka-i câriye olsun, arkamızdan bizden sonra da sevap kazanmamıza vesile olsun diye çalışmalar yapıyoruz. Bu Ümmet-i Muhammed'in salihlerinin umumî arzusu, umumî temayülü. Dünyanın her yerinde biz böyleyiz. Müslüman kardeşlerimizle bir şeyler yapmak istiyoruz. Bu yapmak istediğimiz şeyler içinde en faydalı olanını bulmaya çalışıyoruz.

Muhterem kardeşlerim!

Bir insanı doyurabiliriz. Ama bir günün üçte biri yetiyor bu doyurma. Yani üç öğün yemek yeniliyor, üçte biri. Elbise alabiliriz, yıpranıyor…

Hayır yolları içinde, insanlara [yapılan] hayrın çeşitleri içinde onları Allah'ın yoluna kazanmak, Allah'ın yoluna çekmek, sırât-ı müstakîme getirmekten daha güzeli yok! Bir insan eğer sizin vasıtanızla hidayete ermişse, sırât-ı müstakîme girmişse ya da sırât-ı müstakîmde yürüyen bir insan sizin vasıtanızla hayırlı bir şey yapmışsa, siz de onun yaptığı o hayrı işlemiş kadar sevap alıyorsunuz.

Ed-dâllü ale'l-hayri ke-fâ'ilihî.

Bu da bir umumi kâide. Yani, "Vesileler de asil fâiller kadar; kılavuzluk edenler, delalet edenler, vesile olanlar, sebep olanlar da asıl fâiller kadar sevap kazanıyor."

Onun için insanların ömür boyu faydalar üretecek bir insan hâline gelmesine çalışmak, hidayetine vesile olmak, irşad olmasına, doğru yola gelmesine, âsî ise tevbekâr olmasına sebep olmak en önemli çalışma oluyor. İmansız ise, imanı tanıması en önemli çalışma oluyor.

Cemaatü't-Tebliğ'den uzun sakallı bir hoca kardeşimiz vardı. O anlatmıştı, ben de çok severim onun bu anlattığı hadiseyi. Cemaatü't-Tebliğ, muhtelif yerlere irşad için heyetler halinde çıkan insanlar. Sonra gittikleri yerlerden de ana merkezlerine dönüyorlar, orada yıllık toplantılarını yapıyorlar, yaptıkları çalışmaların sonuçlarını inceliyorlar. Doğru yola kazandıkları insanları getiriyorlar, onları o cemiyetle tanıştırıyorlar. Mesela, Bangladeş'te toplantı yapıyorlar, Bangladeş'in başkanı da geliyor toplantıya... Büyük alanlarda muazzam toplantılar yapıyorlar.

Hani Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri için söylerler. "Mânevî makamların hangisine yükseldiysem önümde bu Türkmen kocasını" gördüm diye. Yunus Emre'yi söylemiş diye, menkabede böyle [geçiyor]. Yani kendisi [o makama] yeni çıkmış, kendisinden evvel Yunus'un daha önce oraya çıktığını, kendisinden ileride olduğunu gördüm diye söylemiş tarzında bir menkabe var.

Ben kardeşiniz de, âciz ve nâçiz bir kardeşiniz olarak nereye gittiysem bu Cemaatü't-Tebliğ'i gördüm, nereye gittiysem!.. Bizden önce gitmişler, tanımışlar, yerleşmişler, mescit yapmışlar... Yani ister beğenelim, ister kızalım, ister sevelim, ister sevmeyelim -çünkü sevmeyen kardeşler de var, biliyorum, politik çalışma yapmıyorlar diye sevmiyorlar. Niye politik çalışmalar yapmıyorlar diye- ama ben onlar vasıtası ile müslüman olmuş çok insan gördüm.

Siz topluma bir tane müslüman kazanabildiniz mi?

Birisini eliniz tutup da İslâm'a çekti mi?

Ama ben onlardan çok gördüm.

Avustralya'da bir kırmızı sakallı, uzun boylu, çarşafa bürünmüş veya battaniyeye bürünmüş Pakistanlı kılıklı birisini gördüm; sevimli, nurlu. Arapça sordum, cevap verdi. Sonra İngilizce konuştuk, devam ettik. Avustralyalı'ymış. Kökten, asıldan İngilizmiş ama müslüman olmuş. Bu kardeşlerimiz sayesinde, çalışmaları sayesinde müslüman olmuş ve ismi Mark iken Ekrem ismini, Peygamber Efendimiz'in sıfatını almış.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hayatına baktığımız zaman bütün çalışmalarının insanları doğru yola çekme çalışması olduğunu görüyoruz.

İn aleyke ille'l-belâğ.

"Senin üzerine ancak tebliğ etmek vazifesi vardır ey resûlüm" diye Kur'ân-ı Kerîm'in gösterdiği tarzda İslâm'ı anlatmak, tanıtmak, yaymak, insanları İslâm'a çekmek, doğru yola kazanmak için çalışmış. Peygamberliğinin, vazifesinin özü, ana istikameti, temeli bu!..

Ve bu çalışmasını kahır çekerek, Taif'e gittiği zaman taşlanıp topuğu yaralanmak sûreti ile, hiç kimse kendisine iltifat etmeyip bir bağ evine sığınmak tarzında; Hacılar Mekke'ye ziyarete geldiği zaman, cahiliye devrinin âdetleri üzerine Mina'da, Müzdelife'de, Arafat'ta İslâm'ı gelen heyetlere anlatarak, onları İslâm'a çağırarak; kavminden büyük ezâlar görerek, ablukalar altına alınarak, ibadetleri engellenmeye çalışmasına rağmen kendisine caydırıcı pek çok teklifler de, cazip teklifler de yapıldığı halde; "Bir elime kameri, bir elime güneşi verseniz, bir elimde ay, bir elimde güneş, her türlü imkânı sağlasanız bu davadan vazgeçmem, bu benim vazifem." diye söyleyerek bu tebliğ, irşad, imanı talim ve insanları doğru yola çekme çalışmasını Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hayatı boyunca yaptı. Onun için tebliğ ve irşad çalışması, okuma, yazma, ilim, İslâm'ın en sevaplı faaliyetlerinden biri olarak hadis kitaplarımızda anlatılır.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in yetiştirdiği müslümanları; yetişecek insanlara rehber olsunlar diye muhtelif kabilelere gönderdiklerini biliyoruz. Yemen'e, Bahreyn'e, bu kabilelere çeşitli öğretmenler, kurrâlar, dini öğretecek, muallimlik yapacak kimseler gönderdiğini biliyoruz. Kendisi Medîne-i Münevvere'ye hicret etmeden önce, yıllar önce Musab b. Umeyr, Es'ad b. Zürâre gibi rıdvanullahi aleyhim ecmaîn vazifeli sahabinin oraya gönderildiğini biliyoruz.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bundan sonra İslâm'a onları davet etmek için başka ülkelerin hükümdarlarına da mektuplar yazdı. Mesela; Bizans imparatoru Heraklius'e, Mısır hükümdarı Mukavkis'e, Habeş imparatoruna, Bahreyn emirine, Sasanî imparatoruna mektup yazdı. Ve Veda Haccında; "Tebliğ ettim mi yâ Rabbi? Şahit ol yâ Rabbi!" diyerek ömrü boyunca İslâm'ı yaymak için çalıştığını bize bir numune hayat olarak göstererek âhirete irtihal eyledi.

Ümmet-i Muhammed'in salihleri, ellerindeki her imkân ve o zaman için mevcut olan her çare ile Allah'ın dinini her yere yaydılar. Böylece İslâm dini okyanusları geçti, adalara ulaştı, kıtaları geçti, Cebeli Tarık'ı geçti Fransa'ya ulaştı.

Mecmuamızın bir sayısında, okuyucularımız hatırlayacak. Sekizinci asırda İngiltere kralı; Lâ ilâhe illallah Muhammedun resûlullah yazılı para basıp kullanmış. Sekizinci asırda İngiltere kralı böyle para kullanmış, bunu biliyoruz.

Allah hepinize bu hususta büyük katkılarda bulunmayı nasip etsin. Bu sûretle de büyük sevaplar kazanmayı, Allah'ın rızasına ermeyi, huzuruna sevdiği, razı olduğu kullar olarak varmayı nasip ve müyesser eylesin.

 

Bi-hürmeti esrâr-ı sûreti'l-Fâtiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA