28.02.1997 - Kuran-ı Kerim Okumak, Kuran-ı Kerim Allahın Ziyafetidir, Meclislerde Allahı Zikretmek ve Anmak

28.02.1997 - Kuran-ı Kerim Okumak, Kuran-ı Kerim Allahın Ziyafetidir, Meclislerde Allahı Zikretmek ve Anmak
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Size bu konuşmamda beş hadîs-i şerîf okumayı tasarladım. Hayırlısıyla, Allah nasip ederse onları size anlatacağım.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki;
Küllü müeddibin yuhibbu en tü'tâ me'dübetehû ve inne edebe'llâhi'l-Kur'ânu fe-lâ tehcurûhu.
Bu hadîs-i şerîf de değişik bir şeye işaret ediyor ama konuyu bütünleyecek bir hadîs-i şerîf.
Küllü müeddibin. "Her ziyafet veren kişi."
Müeddib, "me'dübe veren kimse" mânasına burada. Me'dübe veya me'debe de "ziyafet" demek. Bir insanın yemek hazırlayıp, tatlılar hazırlayıp, insanları çağırıp da onlara ikramda bulunmasına ziyafet diyoruz ya, işte bu ziyafeti yapan kimseye müeddib derler, yani "ziyafeti veren" demek.
Her ziyafeti veren kimse ziyafetine davetlilerin gelmesini ister. Çünkü hevesle hazırlamıştır, davetlilerin hoşuna gidecek ikramları hazırlamıştır. Davetine kimse gelmezse, "Hay Allah!" der, kapıda eli böğründe kalır, "davetlilerim gelmedi" diye üzülür. Sonra da gördüğü zaman yakalarına yapışır; "Ben seni çağırdım, gelmedin; küstüm, darıldım sana!" diye sitem eder, serzenişte bulunur. Herkes ziyafetine gelinmesini ister. Evet, bu bir umumi duygudur. Ziyafet çekenler davetlilerinin ziyafetine gelmesini isterler. Doğru, Efendimiz'in tespitine göre hepimiz öyleyiz. Ama bunu nereye bağlayacak Peygamber Efendimiz?
Buyuruyor ki;
Ve inne edebe'llâhi'l-Kur'ân. "Allah'ın ziyafeti Kur'ân-ı Kerîm'dir."
Bakın ne kadar önemli. İsterseniz bunu, bir levha halinde duvara asalım, çok güzel. Allah'ın ziyafeti Kur'ân-ı Kerîm'dir.
Fe-lâ tehcurûhu. "Kur'ân-ı Kerîm'i terk etmeyin, Kur'ân-ı Kerîm'le ilginizi kesmeyin." Okumayı, anlamayı, dinlemeyi, öğrenmeyi ihmal etmeyin demek.
O halde bu hadîs-i şerîf çok önemli bir nasihat oldu size, bu mübarek günde.
Ne yapacağız bundan sonra?
Zamanımızın bir bölümünü Kur'ân-ı Kerîm'e ayıracağız.
Bu konuşmamı duyan herkes bugünden itibaren gününün bir zamanını aziz ve şerif, kelâmullah Kur'ân-ı Hakîm'e ayıracak.
"Ey Kur'ân-ı Kerîm, sana zamanımın şu vaktini ayırdım. Bu saatte seninle meşgul olacağım. Başka hiç kimseye söz vermeyeceğim, konuşma yapmayacağım, ziyaret etmeyeceğim. Edersem de bu saatte yine seninle olan ilgimi kesmeyeceğim. Seni okuyacağım, seni öğreneceğim, seni ezberleyeceğim, seni anlayacağım, seni konuşacağım!" diye lütfen, Allah'ın ziyafeti olan Kur'ân-ı Kerîm için bir zaman ayırın. Her gün Kur'ân-ı Kerîm okuyun. Kur'ân-ı Kerîm'i rafa kaldırmayın, arkanıza atmayın, yere atmayın, üstüne basmayın, ahkâmını çiğnemeyin, Kur'an'a karşı gelmeyin. Allah'ın kelâmıdır, Allah'ın ziyafetidir, onu okuyunca bu ziyafetten istifade edin. Kur'ân-ı Kerîm, sımsıkı sarıldığınız zaman sizi cennete götürecek olan Allah'ın ipidir. Ona sarıldığınız zaman cennete gideceksiniz. Onu ihmal etmeyin.
Bunu niye böyle sıkı sıkı, döne döne size söylüyorum?
Müslüman kardeşlerimin durumunu bildiğim için söylüyorum. Hepimiz müslümanız, hem de tanıyorum. İyi insanlar, temiz insanlar, iyilik yapmayı seven insanlar. Ama Kur'ân-ı Kerîm ile ilgisi, çalışması, Kur'ân-ı Kerîm öğrenmeye aşkı, şevki, Kur'ân-ı Kerîm ile meşguliyeti istenilen, özlenen, tavsiye edilen durumda, seviyede değil. Kendinizi ölçün. Etrafınızdaki müslümanları, arkadaşlarınızı teraziye koyun, tartın bakalım; Kur'ân-ı Kerîm ile ilgili çalışmaları ne kadar?
Maalesef az; ezberi az, okuması zayıf, bilgisi eksik, Kur'ân-ı Kerîm'in ahkâmına âşinalığı yok, yasaklarından kaçınmıyor, emirlerini tutmuyor. Birçok hata, birçok kusur, bir çok ihmal... Onun için Allah'ın Kur'an'ına sımsıkı sarılın.
Bundan sonra herhalde artık bir saat mi ayırırsınız, iki saat mi, kendi durumunuza göre her gün Kur'ân-ı Kerîm'e bir zaman ayırın, ezberleyin, öğrenin, öğretin, Kur'an üzerinde çalışın.
Nihayet size sonuncu hadîs-i şerîfi okumak istiyorum, bugünkü sohbetimde. Bu da Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyorlar ki;
Küllü meclisin yüzkerismu'llâhi teâlâ fîhi tehuffu bihi'l-melâiketü hattâ enne'l-melâikete yekûlûne zîdu zâdekümü'llâh ve zikrü yes'adu beynehüm ve hüm nâşirû ecnehatehüm.
Bu da gözünüzün önüne bir mübarek, ilâhî, kutsal sahne serecek bir hadîs-i şerîf. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;
Küllü meclisin. "Her bir toplantı ki." Yüzkerismu'llâhi teâlâ fîhi. "İçinde Allah'ın adı zikredilir."
"Meclis" deyince biz bugün, Arapça'da meclis, "oturma yeri", "oturum" demek. İki kişi, üç kişi de bir arada otursa orası meclistir. Yani topluluk, insanların toplandığı, oturduğu, konuştuğu, yârenlik ettiği, gruplaştığı yere de "meclis" derler. Oturmaya da "meclis" derler. Hem ism-i mekân olur hem mastar-ı mîmi olur, hem ism-i zaman olur, yani "oturum" demek.
Her bir oturum ki Allah'ın ismi onun içinde anılıyor, melekler onu sararlar, kuşatırlar, ihata ederler, çevresine toplanırlar.
Yüzkerismu'llâhi teâlâ fîhî.
Allah'ın isminin anılması nasıl olabilir?
Eline tesbih alıp Allah Allah, lâ ilâhe illallah demekle olur, Allahu Ekber, sübhanallah, elhamdülillah demekle olur. Veyahut Allah'ın dininin anlatılması ile olur, Allah'ın ahkâmının öğretilmesiyle olur. İslâmî ilimler, dinî ilimler, ilâhî ilimler konuşulmasıyla olur. Sohbetin konusu Allah oluyor, Allah'ın ismi anılıyor. Ama burada "isim" kelimesi geçtiğine göre sanki eline tesbih alıp Allah Allah demek önde gibi görünüyor.
Böyle Allah'ın isminin zikredildiği meclisleri melekler ihata ederler. Severek, hayran hayran etrafına toplanırlar. Ve melekler derler ki;
Zîdu zâdekümü'llâh. "Zikri çoğaltın, yani Allah'ı zikretmeyi daha çok yapın, Allah da size ikramı arttırsın, arttıracak."
Onun için "daha çok zikredin, daha çok zikredin" diye melekler teşvik ederler. Daha ziyade zikredin. Hani bazen insanlar toplanıyor, ortadaki bazılarını seyrediyorlar, coşuyorlar, beğeniyorlar, daha istiyorlar, onun gibi yani. Melekler de "Zikri arttırın, Allah da ikramını size arttıracak, arttırır. Onun için zikri daha çok yapın." diye teşvik ederler. Ve zikir onların arasından yükselir. Onlar böyle kanatlarını germiş vaziyette açmışlar, gölgelemişler o meclisi, kaplamışlar, koruyorlar, gölgelendiriyorlar. "Onların arasından zikir göklere, dergâh-ı izzete yükselir." diyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.
Aziz ve sevgili kardeşlerim!
Zikir Kur'ân-ı Kerîm'de çok yerde geçiyor, yüzlerce hadîs-i şerîfte de var. Çok önemli bir iş.
Neden böyle çok zikir yapılması tavsiye ediliyor?
Bu bir eğitim usûlüdür. Bir şeyin çok söylenmesi, çok tesir yapmasına sebep olur.
Mermerin üstüne bile su damlaya damlaya orasını oyuyor. Dağlarda koca koca kayalar, granitler, arasından dereler, nehirler aktıkça onları kesiyor, oyuyor, vadiler meydana getiriyor. Dağları kesiyor, kayaları eritiyor. Asırlar geçiyor tabii bu işlerin olması için ama neticede zamanla neler olduğunu görüyorsunuz. İşte böyle güzel bir şeyi çok tekrar ettiğiniz zaman insanın ruhuna da öyle tesirler oluyor. Bu bir. Yani insanın ruhu o tesirlerden büyük etkiler alıyor. İnsan ruhu Allah'ı zikrede ede Allah'ı unutmayan, Allah'ı seven bir insan haline geliyor. Yani Allah sevgisinin, muhabbetullahın meydana gelmesinin yolu. Bu bir eğitim, muhabbetullah eğitimi.
Allah'ı sever misin?
"Sevmez olur muyum, canım feda."
Herkes böyle der, yani inançlı insanlar Allah için canını feda eder. Ecdadımız cephelerde her zaman seve seve canını feda etmişler. İşte o Allah sevgisi, o muhabbetullah zikirle hâsıl olur. Onun için zikir çok önemli. Ayrıca çok sevaplı. Ayrıca çok kolay. Çünkü hasta, yatalak, felçli insan bile olsa zikir yapabilir. Ayrıca çok şerefli. Çünkü kul Allah'ı zikredince Allah da kulunu zikreder. Allah'ın kulunu zikretmesi, kulun çok büyük lütuflara ermesine sebep olur. Demek ki Kur'ân-ı Kerîm'le ilgili çalışmalar yapacaksınız, cenneti isteyeceksiniz, cehennemden kaçınmaya çalışacaksınız.
Bir de bulunduğunuz toplantılarda Allah'ı anacaksınız, Allah'ı zikredeceksiniz. Herkes Allah'ı tanıyacak, bilmeyenler de tanıyacak, sevecek, Allah'ın yoluna gelecek, Allah'ın sevdiği insan olacak. Bütün insanlar evliyâ olacak, olgun insan olacak, dünya güllük gülistanlık olacak.
Olur mu, olmaz mı?
Tabii o, insanların sözleri tutmasına bağlı. Emirleri tutarlarsa olur, tutmazlarsa kendileri bilir. Çünkü kimse kimseye kötülük edemiyormuş. Herkes ne yaparsa kendisine yapıyormuş... Yani iyilik yaparsa sevabı kendisine geliyor, kötülük yaparsa günahı kendisine geliyor.
Diyelim ki bir adam birisini öldürdü. Şimdi öldüren insan ötekisini öldürdü.
Öldürdüğüne mi zarar verdi?
Hayır. Öldürülen insan mazlum olduğu için o cennete girecek, öldüren insan âhirette cezasını çekecek. O halde asıl zalim kendisine haksızlık etmiş oluyor, kendisine zulmetmiş oluyor, kendisini mahvetmiş oluyor.
İyilik yapsa?
Falancaya iyilik yaptı, Allah iyilik yaptığı için ona mükâfat verecek. Aslında kendisine iyilik yapmış oluyor. Kimse kimseye zarar veremiyor. Bu dünyada kimse kimseye zarar veremez. Onun için de kimseden korkmamak lazım, Allah'tan korkmak lazım, Allah'a bağlanmak lazım. Çünkü isterse, öldürse bile mazlum olarak öldü mü insan cennete girecek. Asıl zalim ağlasın haline ki zulmetti de, günaha girdi de cehennemi boylayacak. Sırp ağlasın, Yunan ağlasın, Rus ağlasın yaptıkları zulümlerden dolayı... Mazlumlar, şehitler cennete girecekler. Bu dünyada böyle oldu ama âhirette mükâfatını görecekler.
Allahu Teâlâ hazretleri hepimizin gözünden perdeleri kaldırsın, gerçekleri derin mânasıyla, ilâhî mânasıyla görmeye hepimizi muvaffak eylesin. Hakkı hak olarak görüp uymayı nasip eylesin. Batılı batıl olarak görüp ondan sakınıp korunmayı nasip eylesin. Sonunda cenneti kazanmayı nasip eylesin. Cehenneme düşmekten kurtulmayı nasip eylesin.
Allahu Teâlâ hazretleri temenni ediyoruz ki hepimizi hem dünyada hem âhirette aziz ve bahtiyar eylesin. İki cihan saadetine mazhar eylesin. Afiyet üzere eylesin. Hem sıhhat versin hem huzur ve saadet versin. Hem dünyada versin hem âhirette versin.
Bi-lütfihî ve keremihî ve bi-hürmeti habîbihî Muhammedini'l-Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem.
Allah hepinizden razı olsun.
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
28.02.1997 -
Peygamber Efendimize İtaat,
27.10.1995 -
Zikrin Faydaları, Zikri
