28.07.2000 - Allahın Sevdiği ve Sevmediği Kimseler

28.07.2000 - Allahın Sevdiği ve Sevmediği Kimseler
Es Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh
Aziz ve sevgili dinleyiciler Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi, ihsanı, ikramı hem dünyada hem âhirette sizlerle olsun, sizin olsun. Cenâb-ı Hak cümlenizi sevdiklerinizle iki cihan saadetine erdirsin.
Selman radıyallahu anh'ten o mübarek sahabiyi çok seviyorum, Allah şefaatine cümlemizi erdirsin.
Önce mübarek metnini okuyalım:
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuş:
Mâ min şey’in ehabbü ila’llâhi azze ve celle min şâbbin tâibin ve mâ min şey’in ebgadu ila’llâhi min şeyhin mukîmin alâ meâsîhi ve mâ fi’l-hasenâti hasenetün ehabbü ila’llâhi min hasenetin tu’melü fî leyleti’l-cumuati ev yevmi’-cumuati ve mâ mine’z-zunûbi ebgadu ila’llâhi min zenbin yu’melü fî leyleti’l-cumaati ev yevmi’l-cumuati.
Mâ min şey’in ehabbü ila’llâhi azze ve celle. "Pek azîz ve pek celîl olan Allahu Teâlâ hazretlerine daha sevimli hiçbir şey yoktur."
Kimden?
Min şâbbin tâibin. "Tevbekâr, tevbe etmiş, doğru yolda yürüyen bir genç çocuktan, bir delikanlıdan."
Ve mâ min şey’in ebgadü ila’llâhi. "Ve Allah'ın en çok kızdığı, daha başka, daha çok kızdığı bir şey yoktur." Min şeyhin mukîmin alâ meâsîhi. "Yaşına rağmen Allah’a isyanda devam eden, ısrar eden, yapmayı sürdüren yaşlı kimseden."
Hadîs-i şerîfin öbür taraflarını açıklamadan önce bunu açıklayalım:
Birinci cümlede "tevbekâr gencin Allah'ın en sevgili kulu olduğu" belirtiliyor; "Ondan daha sevgilisi yoktur." diye bildiriliyor. İkinci cümlede de "günahta ısrar eden ihtiyarın Allah’ın en çok kızdığı kimse olduğu" bildiriliyor.
Şâbbün; "delikanlı, erkek çocuk" demek ama "hanım kız" için de, "yeni yetişme kız" için de hüküm aynen öyledir.
İkinci cümledeki şeyh; Arapça’da "saçı başı ağarmış, yaşlı kimse" demek: "Saçı başı ağardığı halde hâlâ günahlarda ısrar ediyor; tevbe etmemiş, Hak yoluna dönmemiş, Cenâb-ı Hakk'ın rızası istikametine yönelmemiş, hâlâ günahları yapan" demek.
Demek ki gençlerimiz günahlardan uzak durursa hatta günah işlemişse bile tevbe eder de; "Yâ Rabbi! Bundan sonra yapmayacağım, senin iyi kulun olacağım!" derse Allah’ın en sevgili kulları arasına giriyor, en sevdiği kişi oluyor. Ondan daha çok sevdiği yok.
Neden?
Çünkü o delikanlının, o gencin arzuları kuvvetli. Cibilliyeti, yaratılışı, tabiatı gereği, delikanlılık çağı; bir cevherli çağ, heyecanlı çağ. Hayat tecrübesi daha az, duyguları da çok kuvvetli. O zaman o delikanlı kendisini günahlardan alıkoyarsa veyahut ayağı bir kaydı, yanıldı, şeytana uydu da günah işlediyse bile "Yâ Rabbi! Ben bir kusur işledim, beni affet!" diye tevbe ederse -ki burada tâib deniliyor, tevbe eden- Cenâb-ı Hakk'ın yoluna dönerse, girerse Allah'ın en sevdiği kimse oluyor.
Demek ki gençler Cenâb-ı Hakk'ın yolunda yürümeye gayret etmeli! Hata etmişse bile hemen tevbe edip Cenâb-ı Hakk’ın yoluna girmeli! Cenâb-ı Hakk'ın sevgisini kazanmak kolay değil. Allah indinde en sevgili insan olmak çok zor bir şey! Gençler kolayca o makamı yaklayabiliyorlar.
Onun için umumiyetle bizim derslerimizi dinleyenler genç delikanlılardır, üniversite öğrencileridir, istikbâlin çok büyük hizmet yapacak kimseleridir, genç kızlardır; Allah hepsinden razı olsun. Hepsine çok büyük saygı duyuyorum, dualar ediyorum.
Demek ki onlar tevbekâr olur, hatalardan günahlardan uzak durur; delikanlılık çağında başkalarının yaptığı yaramaz işleri, yaramazlıkları, günahları, hataları yapmazlarsa çok sevap kazanacaklar, Allah’ın sevgili kulu olacaklar, evliyâsı olacaklar. Çok güzel bir şey.
Hatırlıyorum, ben lisede okurken sanki divan edebiyatında, Osmanlı edebiyatında şarabı, selvi boylu güzelleri metheden şiirlerden başka şiir yokmuş gibi hep onları okuturlardı. Ben de kızardım, nefret ederdim. Sonra halk edebiyatından okuta okuta illa vaizeye, hocaya, dine çatan, vaizi kötüleyen şiirleri okuturlardı. Ona da kızardım!
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın aslında bunlara müdahale etmesi lazım: "Burada bizim mesleğimize, din adamları mesleğine karşı saygısızlık var. Bu metinler konulmasın!" diye Diyanet'in Millî Eğitim Bakanlığı’na müracaat etmesi lazım, benim görüşüme göre. Çünkü orada vaizi kötülüyor.
"Vaiz cehennemi anlatmış."
Tabi anlatacak; çünkü Peygamber Efendimiz bildiriyor, çünkü Kur’ân-ı Kerîm bidiriyor. "Günah işlerseniz cehenneme gidersiniz!" diye ikaz etmek bir vazife. Onunla alay ediyor! Veyahut "İçki içmeyin! Karşı cinsle gayrimeşru ilişkilere girmeyin!" demiş; onunla alay ediyor. Bu konuların çıkarılması lazım.
Eski edebiyatımızda; divan edebiyatımızda, halk edebiyatımızda gençlere güzel yönler gösterecek, ufuklar açacak çok daha güzel nice parçalar bulunabilir. Ama maalesef Millî Eğitim Bakanlığı da bunları ayıklamamış, bizlere okutturmuşlardı. Ben şahsen o zaman üzülürdüm. Onları söyleyenleri sevmezdim, kızardım. Sanki dinle, camiyle, vaizle alay etmek hünermiş gibi öğretiliyor. Sanki şarap, içki içmek teşvik ediliyor. Sanki gayrimeşru arkadaşlar edinmek matahmış gibi anlatılıyor; edebiyat dersinin içinde öyle öğretiliyor gibi oluyor.
Halbuki usta eğitimcilerin, ustaca bu konuları çıkarıp güzel konuları, gençlere yüksek ülküler aşılayacak parçaları seçmeleri ve öğretmeleri lazım! Mesela bu hadîs-i şerîf öyle güzel bir şey:
Bir gencin tevbe etmesine, tevbe ettiği zaman kazanacağı güzel mükâfatlara dair bir konu. Bunları anlatmak lazım ki çocuğun ayağı kaymasın, annesine babasına isyan etmesin, okuldan kaçmasın, yaramazlık yapmasın, tembellik yapmasın, terbiyeli bir aile çocuğu olarak yetişsin; sonra namusuna leke düşürmesin.
Mesela Türkiye’deki bazı kardeşlerimiz övünürler. Bazı zümrelerin mensupları; "Biz eline, beline, diline sağlam insanlarız!" diye söylerler. Onlar da öyle söylüyor, biz de öyle söylüyoruz; din, akıl ve mantık da öyle söylüyor. İyi bir vatandaş olmak için de öyle olmak lazım. Binaenaleyh onların teşvik edilmesi lazım.
Yanlış teşviklerin de sessizce veya seslice; "Bunlar yanlıştır." diye çıkarılması gerekir. Edebiyat dersleri meyhane kokmamalı, içki kokmamalı, gayrımeşru ilişkilerin teşviki olmamalı! Her şey tabii çizgi içerisinde, edep ve ahlâk dairesinde olmalı.
Tabi gencin arzuları çok kuvvetlidir. Başında kavak yelleri eser. Radyoda, televizyonda, gazetede müstehcen, porno yayınlar vesaire ile teşvikkâr da olunursa o ortamda tamamen bozulur. Ailesi çok üzülür. Topluma zararlı olur, başarılı olamaz, iyi bir iş tutamaz. Anasının, babasının parasını yer. Araba yarışı yapar, arabayı çarpar, birbirleriyle tokuşturur. Bunları hep gazetelerden okuyorsunuz.
Onun tevbekâr olması çok önemli! Siz siz olun tevbekâr delikanlılar, genç kızlar, hanımlar, genç beyler, centilmen beyler, kibar kişiler olun. Allah'ın sevgili kulu olmayı da kazanın.
Bir de yaşlanmış, saçı sakalı ağarmış adam hâlâ günahta ısrar ediyor. Bu da çok çirkin bir şey.
Neden?
Çünkü zaten yaş yaşamış, eğriyi doğruyu öğrenmiş. Zaten duygularının esintili çalkantılı zamanları geçmiş, durulmuş, sakinleşmiş. Bunun hâlâ günahta ısrar etmesi, gençlere kötü örnek olması ve kendisini toparlayamaması toplum için büyük zarar, son derece kötü bir şey. Onun için Allah ona da çok kızıyor. Günahta ısrar edip devam eden saçı başı ağarmış adam, Allah'ın en kızdığı kimsedir.
Herkesin bunu da göz önünde bulundurması lazım. Günah işleyen kişilerin kendi kendisine demesi lazım ki: "Şu yaşa geldin, emekliliğin yaklaştı, saçın başın ağardı. Çocukların evlendi, torunlara kavuştun, karıştın. Hâlâ bu gidiş nereye? Nereye doğru gidiyorsun? Nedir bu senin hâlin?" diye kendi kendisine ciddi ciddi sorması lazım!
Böyle işleri yapanların, önce kendi kendisine aklını başına devşirmesini telkin etmesi, söylemesi lazım. "Vazgeç bu yoldan, ne zaman uslanacaksın ey deli gönül? Doğru yola gel, Cenâb-ı Hakk'ın kızdığı kul olmaktan yakayı paçayı kurtar! Allah’ın sevdiği kul olmak varken en kızdığı insan durumunda olup da huzuruna böyle bir halde gitmek ne kadar yanlış." diye birilerinin kendi kendilerine söylemesi lazım.
Allah hepinizden razı olsun.
Hepinizi Peygamber Efendimiz’in şefaatine erdirsin. Fitnenin, fesadın, küfrün, şirkin, günahın çok olduğu şu asırda Peygamber Efendimiz’in sünnetine sarılıp sünnet-i seniyyesi yolunda, Kur’an yolunda yürüyüp şehit sevapları kazanmayı Allah cümlemize, cümlenize nasip eylesin.
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh.
28.10.1994 -
Ayıplarını Görmek, Nefs
28.06.1996 -
En Cömert Allahtır
