03.02.1992 - Mutasavvıfların Kıymeti, İslam Hayat Dinidir

03.02.1992 - Mutasavvıfların Kıymeti, İslam Hayat Dinidir
Bismillâhirrahmânirrahîm.
el-Hamdulillâhi Rabbi'l-âlemin alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidi'l-evvelîne ve'l-âhirîn tâci ruûsinâ ve tabîbi kulûbinâ Muhammedini'l-Mustafâ ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin zevi's-sıdkı ve'l-vefâ.
Emmâ ba'd:
İslâm'da, Kur'an'ı ve Peygamber Efendimiz'i en iyi anlayan zümre mutasavvıflardır. Zaten hepsinin hayatını incelediğimiz zaman görüyoruz; aynı zamanda müfessirdir, aynı zamanda hadisçidir, aynı zamanda fıkıh alimidir, bu konularda kitaplar yazmıştır. Aynı zamanda fiîlen mürebbîdir, terbiyecidir, terbiyeyle meşgul olmuştur; yani eğitimcidir, eğitimin başında, müessesenin başında olan insandır.
En uygun öğretme tarzı da bu tarzdır. Çünkü Peygamber Efendimiz konferans yoluyla insanlara İslâm'ı öğretmeye çalışsaydı öğreti hayattan soyutlanmış olacaktı. Halbuki Peygamber Efendimiz etrafına insanları almış, bir topluluk meydana getirmiştir, bir cemiyet teşekkül etmiştir. Bu cemiyetin içinde günlük yaşam beraber sürmüştür. Camide toplu bir yaşayış vardır. Sosyal hayat son derece kuvvetlidir. Ve o sosyal hayatın içinde gelen bilgiler ile, âyetlerle, Efendimiz'in müslümanlara tavsiye ettiği hususlarla hayat İslâmîleşmiştir. Hayat İslâmca yaşanmıştır, Peygamber Efendimiz tarafından ve Kur'anca yaşanmıştır sahâbe-i kirâm tarafından. Ve bu örnek olmuştur.
Terbiye metodu aynıdır. Peygamber Efendimiz etrafına sahabesini toplamıştır, İslâm'ı onlara bir toplu, beraber hayat tarzı içinde anlatmıştır. Bu, üniversitedeki akademik yaşantı gibi değildir. Profesör gelir, kürsüde dersini verir gider ama talebesini -çoğunu- tanımaz bile. Temayüz etmiş bazı talebelerini bilir, bazılarını tanımaz bile. Bu o tarzda eğitim değildir. Gecesi gündüzü beraberdir, yemesi içmesi beraberdir. Bu beraberlik içinde hayat nasıl sürülecek, o öğretilmiştir.
İslâm zaten hayatı yaşama tarzıdır. Yani hayat ya İslâmca, Kur'anca yaşanır ya da gayri İslâmca, Kur'an'ın dışında bir yaşayışla yaşanır. İslâmca yaşama tarzıdır ve sevap kazanmak kaynakları sadece namaz, oruç, hac, zekât değildir. Hayatın bütün faaliyetleri bir müslüman için -Kur'an'a göre yaşadığı zaman, Peygamber Efendimiz'in yolunda yaşadığı zaman, İslâm'a uygun yaşadığı zaman- bir ibadet olur.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
"Doğru sözlü, emniyetli, güvenilir bir tüccar kıyamet gününde peygamberlerle, şehitlerle beraber haşrolacak."
Yani bir tüccar ama peygamberlerle ve şehitlerle beraber haşrolacak; mertebesi yüksek oluyor. Ticaret de sevap olabiliyor.
el-Kâsibu habîbullah.
"Kesb ü ticaret eyleyerek, kazanç sağlayarak geçimini temin edenler Allah'ın sevgili kullarıdır."
Çünkü başkasının sırtına yük olmuyor; bir iş yapıyor ve işinin karşılığını alıyor.
Askerlik yapar, sevap kazanır; nöbet tutar, sevap kazanır; ticaret yapar, sevap kazanır.
Evlilik sevaptır. Hatta "Evlilik münasebeti sevaptır." diyor Peygamber Efendimiz.
Sahabeden bir kimse diyor ki;
"Yâ Resûlallah! İnsan nefsinin arzusunu tatmin ediyor, bu da mı sevaptır?"
"Tabii, meşru yoldan tatmin edildiği için sevaptır. Ya gayrimeşru yoldan tatmin etmeye kalksaydı? -Zina olsaydı, flört olsaydı...- O zaman günah olacaktı. Onun için bu yoldan olması sevaptır." diyor.
İşte İslâm budur. Yani hayattır.
Hayatın her faaliyeti zihniyete göre sevap kazanma mevzuu olabilir.
İslâm hayat dini, fıtrat dini, akıl ve mantık dini olduğu için İslâm'da anneye babaya hürmet etmek, itaat etmek sevap oluyor. Askerlik faaliyetleri sevap oluyor. Evlilik faaliyetleri sevap oluyor. Ticarî faaliyetler sevap oluyor. Başka bir dinde böyle bir şey yok; İslâm'ın özelliği.
Demek ki İslâm bir zihniyettir ki nereye gelirse, ne zaman kullanılırsa o iş bir ibadet haline geliyor. Tasavvuf da işte aynı metodu uygulayarak aynı tarzda bu işi sağlama yolu.
Allah her türlü bildiğimiz bilmediğimiz şerlerden korusun. İki cihanda aziz ve bahtiyar eylesin.
Allah hepinizden razı olsun.
es-Selâmu aleyküm.
03.02.1992 -
Nefis Terbiyesi
03.02.1992 -
İslam Dininin Diğer
