İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

26.11.1997 - Miraç Tebriği

26.11.1997 - Miraç Tebriği
Günün Sohbeti

26.11.1997 - Miraç Tebriği

15.01.2026
19 dk 32 sn

Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtuhu aziz ve sevgili Akra dinleyicileri,

Hepinizin Miraç kandilinizi candan tebrik ederim. Allahu Teâlâ hazretleri Miraç gecenizi, kandilinizi kutlu eylesin, mübarek eylesin. Nice nice mübarek kandillere, günlere, fırsatlara, sevap kazanma, rahmete erme vesilelerine uyanık müslüman olarak erişmeyi nasip eylesin. Sonunda rızasına nâil olup, cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip ve müyesser eylesin.

Önce tabii Miraç kandili nedir, Miraç nedir; onu bilmeyenler bilsin, bilenler de daha iyi tanısın diye onu anlatmam lazım.

Miraç, Peygamber Efendimiz'in hayatında vukû bulmuş olan çok büyük bir olaydır, çok müstesnâ bir olaydır. Yani beşerden hiç kimseye nasip olmamış olan bir olaydır. Peygamberlerden de sadece Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e, bu kadar şumüllü, bu kadar müşahedesi engin ve geniş Miraç sadece Peygamber Efendimiz'e, nasip olmuştur. Çok muhteşem bir ikrâm-ı ilâhîdir. Çok mübarek bir hadisedir.

Nedir bu hadise?

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hicretten bir yıl önce, Receb ayının 26'sını 27'sine bağlayan gecede; Mekke-i Mükerreme'deki Mescid-i Haram'ın civarından Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'ya, mucize olarak, bir peygambere nasip olan olağanüstü bir olay, hadise, fevkalâde müstesna bir mazhariyet olarak bir gecede gitmiştir.

Ondan sonra Kuds-ü Şerif'te, peygamberân-ı izâm salavâtullahi ve selâmuhû aleyhim ecmaîn hazretlerinin, yani peygamberlerin ruhâniyetleriyle toplantı yapmış ve onlara imamlık eylemiştir.

Ondan sonra yedi kat semavâtı ziyaret edip, geçip cenneti, cehennemi, Sidreti'l-Müntehâ'yı görmüştür. Cebrâil aleyhisselam ile, meleklerle konuşmaları olmuştur.

Ondan sonra Allahu Teâlâ hazretlerinin Arş-ı A'lâ'sına, huzur-u izzetine varmıştır. Allahu Teâlâ hazretleriyle mükâleme şerefine ermiştir. Hâl-i hayatında, daha vefat etmemiş bir beşer olarak, en yüksek makama çıkarak, böyle bir şerefe mazhar olmuş; Allahu Teâlâ hazretlerini âşikâre görüp, selamına, hitâbına, sitâb-ı müstetâb-ı bî-nihâyesine mazhar olmuştur. Ondan sonra da dönmüştür.

Ümmetine bu Miraç'ın, bu olağanüstü olayın gecesinde hatırası, hediyesi olarak, yolculuk dönüşü yoldan dönenlerin evde olanlara getirdiği hediye gibi, biz ümmetine beş vakit namaz farziyetini getirmiştir. Beş vakit namaz Miraç gecesinde farz olmuştur. Bakara suresinin âhirindeki Âmene'r-rasûlü 285 ve 286. âyet-i kerîmeler nâzil olmuştur.

Böyle bir mübarek olay; yani Peygamber Efendimiz'in bir gece içinde, leylen yani bir gece gibi kısa bir zamanda, Mekke-i Mükerreme'den Kuds-ü Şerif'e, -coğrafya bilenler mesafeleri düşünsünler işin olağanüstülüğünü anlamak için. Yani Suudi Arabistan'dan Suriye'ye bir gecede gelivermesi, ondan sonra da semalara yükselmesi, urûc eylemesi, ondan sonra da fevkalâde müstesna müşâhedelere ermesi hadisesi, çok güzel bir olay.

Neden olmuştur?

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Mekke'de müşriklerin kendisini kabul etmemesinden, inkâr etmesinden, tekzip etmesinden, yalanlamasından, ayetlere inanmamasından, hak yola gelmemesinden, İslâm'ı kabul etmemelerinden ve ayrıca müslümanlara yaptıkları baskılardan, işkencelerden, zulümlerden, edepsizliklerden, kâfirliklerden, müşrikliklerden çok üzülmüş, fevkalâde kederli olmuştu.

O kederli zamanında, hani ikrâm-ı ilâhî imtihandan sonra geliyor, mihnetten sonra safa geliyor. El-ferecü ba'de'ş-şiddet derler; yani o sıkıntıların telâfisi olsun, Habîb-i Edîb'inin yüzü gülsün, gönlü şen olsun, mamur olsun diye, Allahu Teâlâ hazretleri Peygamber Efendimiz'e bir ikram olarak; "Gel Habîbim sana âşık olmuşam!" diyerek Miraç'ı ona ihsan etmiştir. Yani bir tesellîdir, bir gönül almadır. Allahu Teâlâ hazretlerinin Peygamber Efendimiz'i sevindirmesi bahşişidir, ikrâmıdır ki tariflere sığmaz. Muazzam, muhteşem bir ikrâm-ı ilâhîdir. Olay bu.

Peygamber Efendimiz o zaman peygamberliğinin on ikinci yılında idi. On üçüncü yılında da biliyorsunuz Medine-i Münevvere'ye hicret etmek zorunda kalmıştı. Tabii Allah'ın mukadderâtı ama müşriklerin edepsizliği, baskısı, hattâ öldürmeye niyet etmeleri yüzünden, doğduğu beldesini, sevdiği Mekke'sini terkederek Medine-i Münevvere'ye göçmek zorunda kalmıştı.

Onun da sebebi; hicretin (bi'set olması gerek) on birinci yılında, her sene olduğu gibi Mekke'ye gelenleri ziyaret edip, panayıra gelip mal satanlarla, kabilelerle konuşa konuşa, onları İslâm'a davet ediyordu. Hepsi, "İyi, doğru söylüyorsun ama, biz seni kabul edersek, müslüman olursak, Kureyş bize darılır, kızar; ondan sonra bütün imkânlarımız mahvolur. Kureyş'in arazisinden bir daha geçemeyiz, Şam ticaretini yapamayız." diye reddediyorlardı.

Bakın bunları anlatırken aklıma neler geldi: Şimdi yirminci yüzyılda müslüman ülkelerin yöneticileri birleşemiyorlar, İslâm'a yardımcı olamıyorlar.

Arabistan'ın kabileleri de müslüman olacaklar ama, Peygamber Efendimiz'in tavsiyesini kabul edecekler ama, Kureyş'ten korkuyorlar. "İtibarlı bir kabile, toprakları önemli bir yerde; işte oradan öbür tarafa geçemeyiz." diye müslüman olamıyorlar. Herkesin maddî bir hesabı var, müslüman olamıyor, ama kaybediyor. İşte imtihan bu aziz ve sevgili kardeşlerim, bu arada bunu cümle-i mu'tarıza diyoruz, parantez içinde diyorlar şimdi, açıklayalım.

Allahu Teâlâ hazretleri herkesi imtihana zorlar. Herkes sonunda imtihan olur. Hakîkaten bir takım yükler karşısına dizilir. Allah imtihan eder, herkesi böyle bir imtihana iter, o imtihanın kenarına getirir. Onun için, herkesin başına bu olayların Allah tarafından getirildiğini bilmesi, imtihan olduğunu unutmaması, imtihana güzel cevap vermeye çalışması lazım! Bu arada bunu hatırlatıyoruz, peygamber Efendimiz'in hayatından söz ederken...

Efendimiz'i kabileler kabul etmediler, kabul etmediler; on bir yıl uğraştı, çok az bir müslüman var. Olan müslümanları da Kureyşliler baskı altında tutuyorlar, işkence ediyorlar. Bazılarını şehit ettiler, işkence ederken öldürdüler. Müşrikler aynı zamanda katil oldular. Baskının her çeşidi devam etti. Kız vermediler, kız almadılar, evli iseler boşandılar. Çocuğu müslüman olmuşsa, reddettiler, evlerinden attılar. Köleleri işkenceye tabii tuttular, sattılar vesaire.

Nihayet on birinci yılında Medine'den gelen müslümanlara İslâm'ı anlatınca Peygamber Efendimiz, onlar kabul ettiler. Peygamber Efendimiz'e bağlandılar; Birinci Akabe

Ondan sonra on ikinci yılda, Medineliler daha geniş bir heyet halinde geldiler. Tekrar onlar da bey'at ettiler; İkinci Akabe Bey'atı... On iki kişi, Medine-i Münevvere'nin mübarek insanları... "Yâ Rasûlallah, biz sana inandık. Geçen sene arkadaşlarımızın kabul ettiği gibi biz de seni bağrımıza basıyoruz, başımızın tacısın. Buyur bizim şehrimize gel!" dediler.

İşte bu Miraç hadisesi İkinci Akabe Bey'atı'nın olduğu yılda, Recebin 26'sını 27'sine bağlayan gecede oldu. Baskılar da iyice artmıştı. Bir sene sonra da artık yetmiş üç kişi geldiler, Üçüncü Akabe Bey'atı yapıldı. O sene artık hicret vâki oldu.

Demek ki Miraç hadisesi, hicretten bir yıl önce, Efendimiz'in gönlünü şad etmek için, Allah tarafından kendisine bir ikram olarak, ama eşsiz, emsalsiz, bir muhteşem ikram olarak bahşedildi. "Gel Habîbim!" diye Allahu Teâlâ hazretleri ona, yedi kat semayı, cenneti, cehennemi, âhiretin hallerini gösterdi. Peki bu kadar muhteşem bir olay..

Tabi herkes bunu hemen kabul edemez. Kabul edemediler, Peygamberimizin zamanında da Efendimiz kendisine emrolunan şeyleri açıklamak vazifesiyle vazifeli olduğu için, ne geldiyse, ne başına vâki olduysa anlatıyordu tabii olağanüstü olan hadiseleri de; etrafındaki kafirler, müşrikler reddediyorlardı. Zamanında da kabul etmeyenler oldu, belki şimdi de zihni takılanlar olur.

Onun için, evvela mesela bir de müslümanların arasında bir âdet yayıldı; "Sen bu sözü söylüyorsun ama televizyonda falanca adam çıktı da böyle dedi, senin sözünün delili ne?" Yani onlara delil, kaynak sormuyorlar. Olsun, bize sorsunlar, biz de kaynakları söyleyelim.

Miraç'ın, İsrâ'nın kaynağı Kur'ân-ı Kerîm'dir. İsrâ, yani Miraç gecesinde Peygamber Efendimiz'in Mekke-i Mükerreme'den Kuds-ü Şerîfe bir gecede Burak'a binerek olağanüstü bir hızla geçivermesi. İşte bu İsrâ kısmı, Miraç gecesinde. İsrâ, geceleyin seyahat etmek demek. Efendimiz nereye seyahat etti?

Mescid-i Haram'dan, Kâbe-i Müşerrefe'nin yanından Kudüs'e. Onun için gece seyahatine Arapça'da İsrâ deniyor. İsrâ, Miraç mucizesinin dünya üzerinde cereyan eden mekân değiştirme kısmı... Ondan sonra da Kuds-ü Şerif'te peygamberlerin ervâhı ile buluşması, görüşmesi, ondan sonra yedi kat semaya urûc etmesi... Urûc etmek ne demek?

Yükselmek demek. Yedi kat semaya yükseldiği için Miraç deniliyor. Miraç kelimesi de urûc kelimesiyle ilgili. Yani yükseltme vasıtası, aracı, cihazı, aleti demek. Yani Allahu Teâlâ hazretleri kudretiyle Peygamber-i Zîşanımız yedi kat semaya ve daha ilerilere de yükseldi.

Şimdi bu sözü yirminci yüzyılın çağdaş insanı olarak düşünelim! Bakın uzaya bir uydu fırlatıyoruz. Bir füzenin ucuna uydu yerleştiriliyor, füze ateşleniyor. Bir gümbürtü, bir ışık, bir duman, müthiş bir süratle füze gökyüzüne fırlıyor, ondan sonra da ileriye gidiyor. Dünyanın atmosfer dediğimiz hava tabakasını geçiyor, fezâ denilen havasız olan kısma geliyor. Oradan gidiyor gidiyor, işte Ay'a yaklaştı filan diyoruz.

Daha önceden gönderilmiş bazı füzeler var, onlar da Ay'ı geçmişler de, Venüs yıldızının yakınına gelmişler, oradan fotoğraf göndermeye başlamışlar. Bu yıldızın nasıl olduğunu resimlerden biraz daha iyi anlamak mümkün oluyormuş. Kaç yıl önce? Üç yıl önce, beş yıl önce... Ben tarihleri hatırımda tutmuyorum ama yıllar geçmiş, füze hâlâ gidiyor. Son derece hızla, füze hızıyla gidiyor.

Hatta ne diyoruz? Bazı arabalarda böyle bir mekanizma var, gaz pedalına basınca birden hızlanıyor araba, roketleme diyoruz ona... Bir bastığın zaman araba hızlanıyor, tehlikeli durumdan sıyrılıyor. Öndeki arabayı geçiyorsa, karşıdan da araba geliyorsa, sıkışmadan geçiveriyor. Neden? Roketlemeye bastı, hızla geçti.

Roket şimdi üç yıl gitmiş, hâlâ Venüs yıldızının kenarından geçiyormuş. Bakın yıllar geçiyor. İnsanın yirminci yüzyılda yakaladığı çağdaş, ileri imkânlarla sürat bu kadar... Ama Peygamber Efendimiz yedi kat semayı geçiyor. Yedi kat sema ne demek?

Âyet-i kerîmede:

Velekad zeyyenne's-semâe'd-dünyâ bimesâbîha

Allahu Teâlâ hazretleri birinci kat semayı yıldızlı sema eylemiş. Yani yıldızların olduğu sema sadece birinci sema... Velekad zeyyenne's-semâe'd-dünyâ. En yakın semayı. Semâe'd-dünyâ ne demek? Edna gök demek, yani yeryüzüne en yakın gökyüzünü yıldızlarla donattık. Demek ki bu yıldızların olduğu birinci sema. Bu birinci semadan ötede yıldızsız altı sema daha var.

Ondan sonra;

Vesia kürsiyyühü's-semâvâti ve'l-ard.

Allahu Teâlâ hazretlerinin Kürsî'si semâvatı ve arzı kuşatmış. Ondan sonra Arş-ı A'zam da Kürsî'yi kuşatmış ki, Arş-ı A'zam'ın büyüklüğünü artık Arş-ı A'zam ne demek? En büyük arş demek. Arş-ı A'zam'ın büyüklüğünü buradan tasavvur edelim!

Amerikalılar bir roket göndermiş, üç yıl sonra, beş yıl sonra Venüs gezegeninin yanına gelmiş, Samanyolu'nun yani dünya'nın içinde bulunduğu yıldız serpintisini çıkıp başka bir galaksiye doğru gidebilmesi için yirmi bin yıl geçmesi gerekiyormuş.

Bu kadar büyük mesafeler sadece birinci semada iken, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem yedi kat semayı geçiyor, daha ötelere gidiyor. Arş-ı A'zam'a vâsıl oluyor, Allahu Teâlâ hazretlerinin huzur-u izzetine dahil oluyor.

Biraz çağdaş bilgilerimizle, tarihî kitaplarda rivayet edilen bilgileri birleştirirsek, olayın muazzamlığı anlaşılır. Şimdi fizikçiler bunu bilirler, Einstein olsaydı bilirdi. Einstein da kuvvetli bir yahudi imiş, kapı kapı dolaşıp Yahudilik için, yahudilerin emelleri, müesseseleri için bağış toplarmış.

Onların üniversite hocaları, alimleri kendi dinleri için böyle çalışıyorlar, Allah bizim de alimlerimize, profesörlerimize, ilim adamlarımıza da İslâm için çalışmayı nasip eylesin... Einstein'dan örnek alsınlar. Büyük fizikçi; makro kozmos, mikro kozmos, yani büyük âlem, küçük âlem, kâinatı ve atom alemini iyi bilen bir alim.

O zaman ışık hızıyla gitmesi lazım, ışık hızından hızlı bir hızla gitmesi lazım!.. Tabii o zaman, bir cisim ışık hızıyla gittiği zaman ne oluyor?

Fizikçiler bunu bilirler. Mekan kalmıyor, zaman kalmıyor, ancak fizikçilerin anlayabileceği, yüksek matematikçilerin anlayabileceği bir duruma geliyor. Öyle bir hal ile yedi kat semayı geçmiş oluyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz. Yani Miraç'ın nasıl olduğunu anlamak lazım!

"Miraç nasıl oldu, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem rüyada mı gördü?"

Hayır!

"Niye 'hayır' diyorsun? Nereden biliyorsun?"

Çünkü, rüyada gördüm deseydi, müşriklerin hiçbirisi itiraz etmezdi, "Tamam rüyada görmüş, görebilir." derlerdi. Rüyada her şey serbest olduğundan, her şey görülebildiğinden kimse rüyada görmeyi garipsemez. Demek ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, "Bizzat gördüm, ruhumla, bedenimle aynen gördüm." dediği için, böyle şey olmaz diye hop oturup hop kalkmışlar, boyuna itiraz etmişler. Demek ki rüya değil...

Sonra İsmâil Hakkı Bursevî hazretlerinin çok güzel bir tefsiri var, Rûhu'l-Beyan isimli; keşke okuyabilse kardeşlerimiz. Çok büyük alimlerimiz çok güzel eserler yazmışlar; ruhları şâd olsun, makamları a'lâ olsun. Kutbül-aktâb İsmâil Hakkı Bursevî hazretleri diyor ki; "Ayet-i kerimede buyuruluyor ki:

Sübhanellezî esrâ bi-abdihî leylen mine'l-mescidi'l-harâmi ile'l-mescidi'l-aksâ

"Kulunu götüren", abd, yani kul. Abd iki şeyden müteşekkildir: Ruh ve cesetten müteşekkildir. Ruh ve cesetle gittiğine bu kelimenin kullanılması dahi şahittir." diyor. Daha başka şahitler de mevcut.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bedeniyle gitti. Bu kadar hızla gidince ne olur?

Işıklaşır, ışıktan başka bir hal alır, nûrânîleşir, öyle aşar bu mesafeleri. İşte hadis kitaplarındaki, çok kıymetli eski kitaplardaki kuvvetli, sağlam bilgileri, şimdiki fizik bilgisiyle de birleştirerek olayı anlamaya çalışalım!

Kur'ân-ı Kerîm'de Miraç ile ilgili hangi sure var?

İsrâ sûresi var.

Bismillâhirrahmâni'r-rahîm:

Sübhanellezî esrâ bi-abdihî leylen mine'l-mescidi'l-harâmi ile'l-mescidi'l-aksâ..

Diye başlayan İsra suresinin başında Allahu Teâlâ hazretleri bildiriyor ki; Peygamber Efendimiz bir gecede Mekke'den Kudus-ü Şerif'e gitti. Âmenna ve saddaknâ. Biz de Ebû Bekr-i Sıddîk hazretlerinin yolunda, onun tilmizi, onun müridi, onun talebesi, onun torununun torununun torununun bendesi olarak söylüyoruz ki, "Âmennâ ve saddaknâ, evet, bir gecede gitmiştir."

Evet, birisi İsrâ suresinin Sübhanellezî esrâ.. diye başlayan ayeti, kesin Miraç mucizesinin tasdikçisi. Başka?

Bir de on yedinci cüzde en-Necm sûresi var. Necm, yıldız demek Arapça'da. Ve'n-necmi izâ hevâ.. diye başlıyor sure, onun için Necm sûresi denilmiş.

İmanı anlayıp, Allah'a güzel kulluk edip, sevgili kulu olabilenlere ne mutlu!

Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi, cümle Ümmet-i Muhammedi, tevfikını refîk ederek hak yolda dâim eylesin. İmandan sonra küfre düşürmesin, izzetten sonra zillete uğratmasın. Kabulden sonra reddettiği, kovduğu kullarından eylemesin. Mü'min olarak yaşayıp, mü'min olarak ölmeyi nasip eylesin. İnsaflı, iz'anlı insanlara da İslâm'ın güzelliğini anlayıp müslüman olmayı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği mü'min-i kâmil olarak varıp, cennetiyle, cemâliyle müşerref olmayı müyesser eylesin, bu mübarek kandil hürmetine.

Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtuhû aziz ve sevgili Akra dinleyicileri.

 

 

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA