04.06.1995 - Hastalığa Sabrın Mükafatı

04.06.1995 - Hastalığa Sabrın Mükafatı
Aziz ve muhterem kardeşlerim
Allah-u Teâla hazretleri hakkı ve hayrı söylemeyi nasip etsin. Doğruluktan ayırmasın. Sevdiği razı olduğu sözleri söylemeyi, sevdiği işleri yapmayı, sevdiği şekilde ömür geçirmeyi, huzuruna sevdiği razı olduğu bir kul olarak varmayı nasip eylesin.
Enînü'l-marîdı tesbîhun ve sıyâhuhû tehlîlün ve nefesühû sadakatün ve nevmühû ale'l-firâşi ibâdetün. Ve tekallübühû min cânibin ilâ cânibin keennemâ yükatilü'l-abdü fî sebîli'llâh. Yekûlu'llâhü sübhânehû li-melâiketihî üktübû li-abdî ahsene mâ kâne ya'melü fî sıhhatihî fe-izâ kâme sümme meşâ kâne ke-men lâ zenbe lehû.
Bu hadîs-i şerîfi Deylemî ve Hatib-i Bağdâdî, Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet etmişler.
Bu da müjdeli hadîs-i şerîf, hastalara müjde.
Peygamber Efendimiz sallalahu aleyhi ve sellem ne buyurmuş?
Bu konuda, aynı mânada başka hadîs-i şerîfler var. Ama bu hadîs-i şerîfi Ebû Hüreyre radıyallau anh rivayet etmiş.
Buyuruyor ki;
Enînü'l-marîdı tesbîhun. "Hastanın enîni, tesbihtir."
Enîn ne demek?
"İnlemek" demek.
Hastanın iniltisi nedir?
Tesbîhun. "Sanki eline tesbih almış da, dervişlik yapıyormuş gibi, şakır da şıkır, şakır da şıkır öyle tesbih çekiyormuş gibidir."
Hastanın iniltisi tesbihtir, bir.
Ve siyâhuhû tehlîlün.
Hasta başka ne yapıyor?
"Ah ah ah" diyor ya, siyâh ne demek? "Sayha vurmak, feryat etmek" demek.
Hasta bazen bağırıyor ya; "Yandım Allah!" diyor. Acıyor tabi, sancı bir saplanıyor; "Ah!" diyor, ister istemez. Demeyecek ama dayanamıyor. "Ah ah ah!" yapıyor ya, işte o.
İnlemesi tesbihtir, feryadı lâ ilâhe illallah'tır, tehlîldir. Lâ ilâhe illallah demek gibi sevaptır.
Sonra?
Ve nefesühû sadakatün. "Nefesi sadakadır."
Her nefesi sadakadır.
Ve nevmühû ale'l-firâşi ibâdetün. "Yatağında uyuması, sızması ibadettir."
Çok ızdırab çekti zavallı, şimdi iğneyi bastık buduna, ondan sonra uyudu. Uykusu ibadet. Kendinden geçti, mışıl mışıl uyuyor, alnı boncuk boncuk ter, tamam, ibadet sevabı alıyor.
Ve tekallübühû min cânibin ilâ cânibin keennemâ yükâtilü'l-abdü fî sebîlillâh. "Yatakta bir o tarafa bir o tarafa dönmesi, sanki kul Allah yolunda cihad ediyor gibi sevaptır."
Sanki "Ya Allah!" demiş de düşmanla çarpışıyor gibi sevaptır.
Yekûlu'llâhu sübhânehû li-melâiketihî. "Allah Sübhânehû ve Teâlâ hazretleri, meleklerine buyurur ki." Üktübû li-abdî ahsene mâ kâne ya'melü fî sıhhatihî. "Şu kulumun sıhhatliyken yaptığı ibadetlerin en güzellerini yapıyormuş gibi, şimdi buna sevap yazın."
Camiye giderdi ya, hatim indirirdi ya, oruç tutardı ya, tesbih çekerdi ya, erkenden camiye tıpış tıpış gelirdi. Burada cüz okunur, onu dinlerdi ya. Hani böyle sıhhatliyken, ne ibadet ehli bir adamdı ya. Tamam, "Ey meleklerim! Onun en güzelini; hangi gün en güzeli, en sevaplı ise onu yapıyormuş gibi yazın."
Sıhhatliyken yaptığı şeyleri yapıyormuş gibi, sevapları defterine yazın.
"Camiye gitti, hatim indirdi, oruç tuttu, sadaka verdi, kabir ziyareti yaptı, hayır yaptı, hasenât yaptı, gibi o sıhhatliyken yaptığı şeyleri, hangi gün en iyiyse, en güzelini yapıyormuş gibi yazın!" buyurur meleklere, Allahu Teâlâ hazretleri.
Fe-izâ kâme ve meşâ. "Hastalığı geçip iyi olup yataktan kalkar da yürürse." Kâne kemen lâ zenbe lehû. "Hiç günahsız insan gibi olur."
Günahları silinir, Allah hepsini siler. Defterde günah kalmaz, hepsini siler. Hiç günahsız gibi olur. Başka rivayetlere göre; "Anasından doğduğu gün gibi olur."
Ve başka hadîs-i şeriflere göre, Allah buyururmuş ki;
"Hadi, günahlarının hepsini sildim." Fe'ste'ni bi-amel. "İşe yeniden başla, pırıl pırıl hadi bakalım. Eskiler silindi, bundan sonra günah işleme!"
O bakımdan hastalık, insanın günahlarını temizleyen, affettiren, bağışlatan, bir sebep oluyor. İnsanlar bazen hastalanır bazen sıhhatli olur. Hastalığın bazısı küçük olur bazısı büyük olur, bazısı amansız olur.
Onun zamanına yetişmiş, derviş kardeşlerimiz, ağabeylerimiz Bizim Hasib Efendimiz'i anlatıyor. Misafirler geldiği zaman güleç güleç konuşurmuş onlarla, sohbet edermiş. "Allah'a ısmarladık" deyip, en son misafir evinden çıktı mı, başlarmış inlemeye.
Misafirin yanında gık demezmiş, ızdırabını, hastalığını hiç belli etmezmiş. Prostatı varmış; herkes gittikten sonra inim inim inlermiş. O zaman serbest kalıyor.
Hastalıktan sevap kazanmanın çaresi nedir?
Şikâyet etmemek, sabretmektir. Bazen amanlı hastalık olur, bazen amansız hastalık olur. Allah bazen; "Günahları affolunsun." diye, yatakta uzun zaman yatırır, öylesi de olabilir.
Tabi biz Allah'tan ne istiyoruz?
Âfiyet istiyoruz, sıhhat istiyoruz, selamet istiyoruz, huzur istiyoruz, mutluluk istiyoruz, sıhhat afiyetle yaşamak istiyoruz, iman-ı kâmil ile ölmek istiyoruz; "Çok ızdırap olmasın." diyoruz.
Hocamız da (Mehmed Zahid Kotku) kendi üslubuyla öyle dua ederdi:
"Yâ Rabbi! Az ağrı, âsân ölüm, kâmil bir iman ile."
Ölümün de çeşidi var; günlerce çırpınır durur, adamın canı çıkmaz. Kimisinin canı zor çıkar.
Az ağrı. Ağrı sızı yok. Az ağrı, kolay, âsân bir ölüm ve kâmil bir iman ile yâ Rabbi, kelime-i şehâdet getire getire ölmeyi nasip etsin.
Hocamız (Mehmed Zahid Kotku) odasında yatıyordu. Başucundaydık. Öğleye yakın bir saatte, başı şöyle oluverdi:
İnnâ li'llâh ve inna ileyhi râciûn.
Bir hafta önce Hicaz'dan gelmişti, hemen üç dört gün sonra yatağa düştü, ondan sonra da hani; "üç gün yatak, dördüncü gün toprak" demiş dedelerimiz, öyle de oldu, iki üç gün yattı.
Bir gün hasta bakıcıyı banyoda ağlarken gördüm. İdrarını yaptırmışlar; sırf kan. Hasta bakıcı onu gördü, vaziyeti anladı. İdrar sırf kan.
Ne demek?
Böbrek vazife yapmıyor. Baktım, banyoda ağlarken gördüm. Kendisi odada yatıyor da, şişeleri banyoya getiriyorlar yıkıyorlar. Hasta bakıcıyı orada ağlarken yakaladım. Vaziyeti öyle anladım.
Az ağrı, âsân ölüm, kâmil bir iman ile ölmek. Tabi bazen ölüm olur, Allah çektirmesin, dert verip derman aratmasın. Kimseye muhtaç eylemesin, kapı kapı gezdirmesin, merde namerde el açtırmasın.
Eskiler ne güzel dualar etmiş böyle, candan, hayat tecrübesi olan, süzme, güzel güzel dualar etmişler.
Bu hadîs-i şerîften ne anlıyoruz?
Hasta olabilirsin.
"İyi insanlar da hasta olur mu? Evliyâ da hasta olur mu? Allah'ın Peygamberleri hasta olur mu?"
Olur ya, sevabı çok. Sevap kazandırmak için Allah bazen onları böyle hasta eder Hasta yatar; aylarca, yıllarca hasta yatanları olur. Hasta yatabilir, olur.
"Allah'ın sevgili kulu da ızdırap çeker mi?"
Çeker. Eyyûb aleyhisselam'ı duymadın mı sen?
"On sekiz yıl hasta olmuş." diye rivayet var.
Hadi on sekiz olmasın, güzel hatırın için on iki yıl olsun, hadi biraz daha tenzilat yapalım sekiz yıl olsun, hadi biraz daha yarıya indirelim dört yıl olsun, yahu dört yıl olsa üç yıl olsa bile az mı?
Senelerce bütün vücudu yara olmuş, şehirden çıkarmışlar. Eyüp aleyhisselam'ı çöplüğe, mezbeleye atmışlar. İnsanların yanında değil. İnsanlar yanına yanaşamıyormuş, çöplüğün başına geliyorlarmış, "yazık, adamcağız çok fena" diye uzaktan acıyarak bakıyorlarmış.
"Bize de bulaşır." diye korkularından yanına yanaşamıyorlarmış. Senelerce sabretmiş. Vefalı hanımı, mübarek hanımı -Allah şefaatlerine erdirsin- yanına gelir gidermiş, yiyecek verirmiş.
Ne ızdırap!
Ama Eyyûb aleyhisselam sabredermiş, gık demezmiş. Tenini kurtlar yermiş, kurtlanmış. Kurtlar düştükçe onun üstüne koyarmış. Malı varmış, Allah malını almış. Evladı varmış, evlatlarının hepsi gitmiş. Sıhhati varmış, sıhhati gitmiş; hepsine sabretmiş.
Eyyûb aleyhisselam sabır timsali, mübarek insan! Bazen öyle olur, bak Allah'ın sevgili kulları neler çekiyor?
Sen de ne yapacaksın?
Her zaman sıhhat isteyeceksin, âfiyet isteyeceksin.
En güzel dua ne?
Allâhümme innî es'elüke afve ve'l-âfiyete dâimeten fi'd-dîni ve'd-dünya ve'l-âhire.
"Yâ Rabbi! Ben sende daimi âfiyet istiyorum, hem dini konularda, -dinim, itikadım sağlam olsun, bozuk olmasın kafam yamuk olmasın, kalbim kara olmasın.- fi'd-dîni ve'd-dünyâ hem dünyam güzel olsun, dünyada da sıkıntı çekmeyeyim."
Allah saklasın Sırp'ın eline düşsem, Ermeni'nin, Rum'un, zulmüne uğrayan o insanlar Trakya'dakiler Çeçenistan'dakiler, Sırbistan'dakiler, Bosna Hersek'tekiler… Allah imdatlarına yetişsin, yardımcı olsun.-
"Hem dünyam iyi olsun, hem de âhiretim. En mühimi âhiret ama hem dünya hem âhiret. Hem rûhen, hem bedenen, hem sıhhaten."
"Allah sıhhatli âfiyetli eylesin." diyoruz.
Diyoruz ama bizden istemek, Allah'tan da takdir etmek. Nasıl takdir ederse...
Bazen hastalık, bazen acı hastalık, bazen ızdıraplı hastalık, ne yapacaksın?
Şikâyet etmeyeceksin, tahammülsüzlük göstermeyeceksin, tepenin tası atmayacak, mandal pıt diye patlamayacak, çıkmayacak. Haddini bileceksin; "Sevaplar kaçmasın." diye sabredeceksin.
Doktor kardeşlerimiz bu hadîs-i şerîfi yazsınlar, çoğaltsınlar, hastalarına versinler. Hastanede ilaçtan evvel; "Sana bir şey vereceğim." desin, alsın bunu versin, hasta da biraz mütesellî olsun, değil mi?
Allah hepinizden razı olsun.
Fâtiha-ı Şerîfe mea'l-Besmele.
04.06.1995 -
Hz. Hasan ve
00.12.1999 -
Peygamber Sevgisi, Camilerin
